İçeriğe geç

ALACAĞIN OLSUN 2

Bölüm 6 · 12 dk okuma

ALACAĞIN OLSUN 2

Bölüm 6

BÖLÜM-6

Efsun’un o kararlı duruşu odadaki tüm havanın rengini değiştirmişti. Artık acı çekme veya hastane odasında mahsur kalma lüksümüz yoktu. Karşımızda bizi yok etmeye yemin etmiş bir sermaye grubu, elimizde ise onların en zayıf noktasını gösteren o mimari projeler vardı.

"İyi de," dedi Arda, kollarını kavuşturup düşünceli bir şekilde hastane odasının ortasında adımlarken. "Biz bu dosyaları polise ya da savcılığa doğrudan götüremeyiz. Sancarların eli her yerde uzun. Dosya adliyeye girmeden 'kaybolur', biz de bir kez daha kazara (!) hayatımızı kaybederiz."

Poyraz başını sallayarak onayladı. "Arda haklı. Devletin içindeki o sızıntıları temizlemeden resmi yollardan sonuç almamız imkansız. Önce onları köşeye sıkıştıracak, kamuoyunun önüne atacak bir kaos yaratmalıyız."

Efsun, yatağımın kenarına biraz daha yaklaştı. Gözlerinde o mimarlık projesini çizerken sahip olduğu o titiz, kusursuzluk yanlısı ışık parlıyordu. "Resmi yollardan değilse, dijital dünyadan yürürüz," dedi, sesinde hırslı bir tonla. "Üniversitede üzerinde çalıştığımız o son proje... Sadece binaların imar yolsuzluklarını değil, o projelere ruhsat veren imza yetkililerinin, hayali şirketlerin ve Sancarların holdingine akıtılan o kara paranın tüm şemalarını içeriyor. Buna mimarlıkta 'mavi baskı' (blueprints) derler. Tüm sistemin şemasını gösterir."

Doğrulmaya çalıştım, sırtımdaki dikişlerin acısını unutup Efsun'un masaya koyduğu tablet ekranına odaklandım. "Efsun haklı," dedim, zihnimdeki tüm tasarım detaylarını birleştirerek. "O binaların projelerini çizerken, o bodrum katlarındaki ruhsatsız eklemeleri, normalde asla onaylanmayacak o kolon kaydırmalarını tek tek kaydetmiştik. Eğer bu projeyi ve arkasındaki para akışını bağımsız mimarlık platformlarına, yabancı investigative (araştırmacı) gazetecilik ağlarına ve sosyal medyaya aynı anda sızdırırsak... Sancarlar o binayı ayakta tutamaz."

Aras, cebinden çıkardığı şifreli bir flash belleği yavaşça komodinin üzerine bıraktı. "O verilerin ana kopyası burada. Babam ve adamları bu belleğin sadece okul ödevine ait olduğunu sanıyorlar. İçindeki şifreleme katmanlarını ancak bizim fakültedeki kodlama altyapımız çözer. Ama bunu hastaneden yapamayız."

Duman, elini Aras'ın omzuna koydu ve o her zamanki koruyucu, net tavrıyla söze girdi: "Hastaneden çıkış planını öne çekeceğiz. Doktorlar ne derse desin, Baran ve Belinay taburcu olmasa bile bu odadan güvenli bir başka noktaya geçeceğiz. Poyraz ve Arda dışarıdaki güvenli evi ayarlayacak. Ben de hastaneden kaçış lojistiğini hallederim."

O an, odadaki herkesin yüzünde aynı kararlı ifadeyi gördüm. Biz sadece o tırın altında can vermekten kıl payı kurtulmuş gençler değilik; biz, o düzeni temelinden sarsacak mimarlardık.

Haziranın sıcağı camdan içeri vururken, o küçük hastane odasında masamızı kurmuştuk. Sancarlar imparatorluklarını betonla ve parayla kurmuş olabilirlerdi; ama biz o betonun nasıl çatlayacağını çok iyi biliyorduk.

*

Babam Boran Sancar’ın hastane bahçesindeki o buz gibi uyarısı kulağımda çınlayıp duruyordu. Ama Efsun’un o haklı öfkesiyle odada kopan fırtına, zihnimdeki tüm sis perdesini aralamıştı. Babam bana bu kazanın bir "mesaj" olduğunu söylemişti; evet, doğru bilmişti ama meselenin asıl yönünü benden saklamıştı ya da o da bu karanlık oyunun sadece bir piyonuydu.

Odanın ortasında plan yaparlarken, kapının önünde durup ellerimi başımın arasına aldım. Babama karşı içimde o eski, soğuk mesafe vardı ama ona tamamen düşman olmak... Hayır, bu hikayenin akışını bambaşka bir çıkmaza sokardı. Zaten babamla aramızdaki o gergin ipi tamamen koparacak değilim; aksine, bu işin arkasında kimin olduğunu birlikte çözmemiz gerekiyordu.

Duman, hararetli bir şekilde Efsun’un tabletindeki şemaları incelerken başını kaldırdı ve bana baktı. "Aras," dedi, sesi bu kez suçlayıcı değil, kararlıydı. "Baban sana bu tırın Sancarların emriyle çıktığını söylüyor ama emin misin? Ya babanı da bu işe alet eden, daha büyük bir güç varsa?"

Arda, ellerini masaya dayayıp kaşlarını çattı. "Duman haklı. Sancarlar bu şehrin en eski ve köklü ailelerinden biri. Ama son bir yıldır piyasayı kasıp kavuran, her ihalede önümüze çıkan o yeni holding... Varlı Holding ve patronu Kenan Varlı. Bütün bu rant projelerinin, o sahte imar planlarının arkasında asıl onlar var."

Zihnimde şimşekler çaktı. Babamın bana o gün bahsettiği o "masanın" asıl lideri Sancarlar değil, sonradan türeme o açgözlü ortaklardı. Babam belki de o kazanın arkasındaki gerçek azmettiriciyi korumaya çalışıyor ya da Sancarlar da bu komploya alet ediliyordu.

Yavaşça masaya yaklaştım, ekrandaki verilere baktım. "Babam bana o gün 'Bu bir mesajdı' dediğinde," diye başladım, sesim odadaki herkesin dikkatini çekerken, "Sancarların bu masada harcandığını ya da hedef gösterildiğini ima ediyordu. Babam kötülerin arasında olabilir, ama bu işi doğrudan bizim ailemize yıkmaya çalışan başka bir el var. Kenan Varlı ve o ekibi... Bizi ve Sancarları aynı anda bitirmek istiyorlar."

Efsun, gözlerini bana dikti. Öfkesi hâlâ taze idi ama mantığı da devreye girmişti. "Yani," dedi, "senin baban bu işin tetikçisi değil, o da bu tezgâhın kurbanlarından biri mi?"

"Tam olarak öyle," dedim başımı sallayarak. "Eğer babama karşı körü körüne bir savaş başlatırsak, asıl suçlular ellerini kollarını sallayarak gezmeye devam eder. Babamla ben bu masada karşı karşıya gelmeyeceğiz. Aksine... Sancarların gücünü, o Kenan Varlı denilen adamın imparatorluğunu yıkmak için kullanacağız."

Baran, yatakta doğrulup o analitik zihniyle gülümsedi. "Mükemmel bir plan," dedi. "Kenan Varlı bizim mimari projelerimizi çalmak ve o arazileri peşkeş çekmek için o tırı üzerimize sürdü. Sancarlar ise bu durumun farkında bile değildi ya da harcanmak isteniyorlardı. O zaman oyunun kuralı değişiyor."

Duman elini uzattı, hepimizin elleri bir kez daha o masanın üzerinde birleşti. Babamla olan bağlarım kopmamıştı; aksine, bu ortak düşmana karşı şimdi içeriden ve dışarıdan kuşatma vaktiydi. Haziranın o sıcak öğleden sonrasında, hedefimizi tam 12'den seçmiştik: Sancarlar değil, asıl caniler cezalandırılacaktı.

*

(Duman'ın Anlatımından)

Ortak düşmanın Kenan Varlı olduğu gerçeği, odadaki tüm dengeleri ve stratejimizi tamamen değiştirmişti. Artık hedefimiz karanlıkta savrulan kör bir intikam değil, Varlı Holding’in o sahte imparatorluğunu temellerinden sarsacak kusursuz bir operasyondu.

Baran, tabletin ekrandaki mimari çizimler ile finansal veri akışını yan yana getirerek derin bir nefes aldı. "Kenan Varlı’nın bu vurgunu tek başına yapması imkansızdı," dedi, sesindeki o analitik netlikle. "Şehir hastanesinin arkasındaki o rant projeleri, imar değişiklikleri ve bizim o tırla sıkıştırıldığımız o viraj... Hepsi tek bir merkeze çıkıyor. Varlı Holding, bizim projelerimizdeki açıkları kullanarak o arazileri ele geçirmek istiyordu."

Aras, kollarını kavuşturmuş, pencereden dışarıdaki hastane bahçesine bakıyordu. Babası Boran Bey’in ona anlattığı o eksik cıvatalar şimdi kafasında yerine oturmuştu. "Babam haklıymış," diye mırıldandı Aras, yüzünde hafif bir rahatlama ama bir o kadar da tehlikeli bir gülümsemeyle. "Sancarlar bu masada sadece birer figürandı. Kenan, bizi ve Sancarları birbirimize kırdırıp tüm pastayı tek başına yutmak istiyordu. Ama hesap etmediği bir şey var..."

Efsun, Aras’ın yanına yaklaşıp elini onun omzuna koydu. "Bizim hâlâ ayakta olduğumuzu hesap edemedi," dedi, gözlerindeki o kararlılıkla. "Kenan Varlı’nın o devasa holdingi, bizim çizdiğimiz o sahte projelerin üzerine kurulu. Eğer o 'mavi baskıyı' ve aralarındaki o gizli para transferlerini doğru kanallara sızdırırsak, o kule kendi üzerine çöker."

Poyraz, kapının arkasından koridoru kontrol edip içeri hızla adımladı. "Arkadaşlar, hastaneden çıkış planını hızlandırmamız lazım. Doktorlar Baran ve Belinay için birkaç gün daha diyor ama dışarıda Varlı’nın adamlarının hastane çevresinde dolandığına dair haberler alıyorum. Burada uzun süre güvende değiliz."

Arda, cebinden çıkardığı anahtarları havada çevirip sırıttı. "Şehrin dışındaki o müstakil ev tamamen hazır. Poyraz’la her şeyi ayarladık. Baran ve Belinay’ı dikkat çekmeden oraya nakledebiliriz. Orası bizim yeni kalıcağımız yer olacak."

Ben, yatağın kenarında toplanmış olan ekibe baktım. Herkesin gözünde o nisan ayazının bıraktığı o acı izler hâlâ taze idi, ama şimdi o izler yerini çeliğe dönmüş bir iradeye bırakmıştı.

"O zaman planı başlatıyoruz," dedim, sesim odada yankılanarak. "Aras, babanla iletişimde kalmaya devam edecek; Kenan Varlı’nın içerideki hamlelerini bize haber verecek. Biz hastaneden güvenli bir şekilde çıkıp o karargaha yerleşeceğiz. Baran ve Efsun o dijital dosyaları ulusal basına ve bağımsız hukukçulara servis etmek için son kodlamaları yapacak."

Baran, yatakta başını salladı ve kararlı bir şekilde gülümsedi. "Kenan Varlı bize o tırı çarparak durdurabileceğini sandı. Ama onlara kimin durması gerektiğini göstericeğiz."

*

(Baran'ın Anlatımından)

Hastaneden ayrılma vakti gelmişti. Poyraz ve Arda’nın şehrin dışındaki o sakin bölgede ayarladığı müstakil ev, bizim için artık sadece bir sığınak değil, Kenan Varlı’ya karşı kuracağımız karargah olacaktı. Doktorlar Belinay’ın ve benim taburcu olmamız için birkaç gün daha ısrar etse de, burada daha fazla bekleyemezdik; tehlike kapıdaydı.

Duman, hastane koridorlarında dikkat çekmeyecek bir ambulans ve transfer aracı ayarlamıştı. Belinay sedyeyle dikkatlice taşınırken, ben de dikişlerimin sızlamasını umursamayarak yavaşça ayağa kalktım. Efsun ve Aras dışarıdaki lojistiği sağlarken, odaya girmesi gereken tek bir kişi kalmıştı: Hivda.

Kapı aralandı ve elinde su şişesiyle Hivda içeri girdi. Bizi ayakta, çantalarımızı toplarken görünce eli havada kaldı. Şişe neredeyse parmaklarının arasından kayıp düşecekti.

"Ne... Ne yapıyorsunuz siz?" dedi, sesindeki şaşkınlık ve korku birbirine karışmıştı. "Baran, doktorlar daha dün yataktan kalkamayacağını söylüyordu! Nereye gidiyorsunuz?"

Derin bir nefes aldım, ona doğru birkaç adım attım. Yüzümdeki o ciddi ifadeyi bozmamaya çalışarak ellerini tuttum. Elleri buz gibiydi. "Hivda, sakin olman gerekiyor. Beni dinle ve sakın panik yapma."

"Nasıl sakin olayım Baran? Kaçırılıyormuşsunuz gibi davranıyorsunuz!" Gözleri dolmuştu, ama o gözlerdeki öfkeyi ve endişeyi çok iyi biliyordum.

"Kaçmıyoruz," dedim yumuşak ama net bir sesle. "Aksine, bizi o tırın altına atanların karşısına çıkmak için gidiyoruz. Hivda... Bilmen gerekiyor. O kaza bir tesadüf değilmiş. Kenan Varlı adında bir adam, bizim üniversitede hazırladığımız o projeleri ele geçirmek ve o arazileri ele geçirmek için üzerimize o tırı sürmüş. Sancarlar bile bu işin içinde figürandı."

Hivda’nın nefesi kesildi. Birkaç saniye boyunca kelimeleri sindirmeye çalıştı. "Kenan Varlı mı? O... O adamın adı geçen projeler defalarca haberlere çıktı. Siz nasıl bulaştınız buna?"

"Çünkü hazırladığımız o mimari planlar, onun tüm o illegal imar oyunlarını ve kara para aklama trafiğini ifşa ediyordu," diye araya girdi kapının eşiğinde duran Efsun. "Bizi susturmak istediler ama başaramadılar."

Hivda bana baktı. Gözlerindeki o korkunun yerini yavaş yavaş o bildiğim, dik ve savaşçı irade aldı. Elimi daha sıkı tuttu. "Beni de götürüyorsunuz, değil mi?" dedi, itiraz kabul etmeyen bir ses tonuyla. "Seni bir daha o hastane odalarında, o makinelerin sesiyle yalnız bırakacağımı sanıyorsan yanılıyorsun, Baran."

Gülümsedim. Başımı salladım. "Seni arkada bırakmak mı? Asla."

Duman dışarıdan seslendi: "Arabalar hazır, çıkmamız lazım!"

Hivda, omzuma destek olmak için kolunu belime doladı. Efsun, Belinay’ın yanına koştu. Aras ve Arda öncülük ederken, haziran akşamının serinleyen havasına doğru hastaneden adım attık. O gizli yolculuk başlarken, artık hepimiz aynı ateşte yürüyen birer yoldaştık.

*

Şehrin gürültüsünden uzak, etrafı çam ağaçlarıyla çevrili o müstakil evin bahçesine yanaştığımızda, içimdeki o boğucu hastane kokusu nihayet yerini temiz ve serin bir rüzgara bıraktı. Poyraz ve Arda evi çoktan güvenli hale getirmişti. Belinay’ı dikkatle üst kata, hazırlanan dinlenme odasına taşıdık. Baran da Hivda’nın desteğiyle içeri girdiğinde, hepimizin yüzünde aynı yorgun ama kararlı ifade vardı.

Oturma odasının ortasındaki büyük ahşap masaya, üniversitede gece gündüz çalıştığımız o büyük ekranlı dizüstü bilgisayarı yerleştirdik. Masanın etrafına toplandığımızda, artık sadece hayatta kalmaya çalışan gençler değil, bir operasyonu yöneten birer stratejisttik.

"Evet," dedim, ellerimi masaya dayayıp ekibe bakarak. "Buradayız, güvendeyiz ve elimizde Kenan Varlı’nın imparatorluğunu çökertecek o dijital koz var. Ama bu dosyayı doğrudan internete atamayız. Güvenlik duvarları bizi bulabilir ya da Varlı Holding bu sızıntıyı anında silip izimizi kaybettirebilir. Profesyonelce hareket etmeliyiz."

Aras, cebinden çıkardığı şifreli flash belleği masaya koydu. "Babamla son bir kez telefonda konuştum," dedi, sesi hafifçe titreyerek ama kararlıydı. "Kenan Varlı şu sıralar belediyedeki o yeni imar ihalesi için büyük bir imza törenine hazırlanıyor. Bütün dikkatleri o törende ve medya önünde. Yani şu an en zayıf ve en kibirli olduğu an."

Baran, Hivda'nın getirdiği sıcak kahveden bir yudum alıp masaya yaklaştı. Zihnindeki o mimari ve stratejik planlar anında devreye girmişti. "Harika bir zamanlama," dedi. "Eğer o imza töreninden hemen önce, Varlı Holding’in projelerindeki o sahte ruhsatları, rüşvet çarkını ve bizim o tırla sıkıştırıldığımız arazilerin gizli imar planlarını ulusal basındaki o güvendiğimiz bağımsız gazetecilere aynı anda servis edersek... Tören tam bir skandala dönüşür."

Duman kollarını bağlamış, pencereden dışarıyı izliyordu. Başını çevirip bize baktı. "Peki bu servisi kim yapacak? İz bırakmamamız gerekiyor."

Poyraz sırıtarak öne atıldı. "Onu da bana bırakın. Üniversitedeki o kodlama kulübünden kalma birkaç güvenli proxy ağı ve yurt dışı tabanlı sunucular var. Dosyayı öyle bir noktadan fırlatacağız ki, kimse kaynağını bulamayacak; doğrudan Kenan Varlı’nın masasına bir bomba gibi düşecek."

Arda, masanın üzerindeki haritaya parmağıyla vurdu. "Ben de sahadayım. Varlı’nın o ihale binasının etrafındaki güvenlik kameralarının kör noktalarını ve basın mensuplarının giriş saatlerini çıkardım. Medyanın o haberi anında kapması için ekibimi yönlendireceğim."

Hivda, Belinay’ın durumunu kontrol edip aramıza katıldı. Gözlerinde o kararlı ateş parlıyıyordu. "Ben de Baran’ın ve Belinay’ın yanında olacağım ama bu işin halkla ilişkiler ve sosyal medya yayılım kısmında ben de varım. O sesin duyulmasını sağlayacağız."

Herkes görev dağılımını yaparken, ben ekranın başındaki dosyalara baktım. O tırın camlarımızı paramparça ettiği o gece gözümün önüne geldi. Bizi o yoldan silmek istemişlerdi ama şimdi biz, onların kurduğu o devasa beton kuleyi tek bir tuşla yerle bir edecektik.

"O zaman," dedim, enter tuşunun üzerine parmağımı koyarak, "oyun başlasın."

Büyük ekrandaki kodlar ve imar planları arasında kaybolmuşken, odadaki yoğun hava birden bire gelen o garip sesle bölündü.

Arda, ellerini karnına bastırmış, yüzünü ekşiterek derin bir 'gurultu' eşliğinde sandalyede iki büklüm olmuştu. "Arkadaşlar," dedi, sesi neredeyse inilti gibi çıkarak, "tamam, Kenan Varlı’yı bitiriyoruz, harikayız, müthişiz ama benim mimari projelerden önce mideme biraz beton dökmem lazım. İçerideki tüm kolonlar yıkıldı, açlıktan ölüyorum."

Odadaki herkesin dikkati bir anda dağıldı. Nisa, oturduğu köşeden hafifçe gülümseyerek gözlerini devirdi. "Arda, daha eve gireli kaç saat oldu? Kesin yine çantanda sakladığın o bayat krakerleri bitirmişsindir. Senin miden değil, dipsiz kuyap maşallah."

Arda, Nisa’ya karşı savunmaya geçerek ellerini iki yana açtı. "Nisa, yapma ama! Hastane köşelerinde çorba koklaya koklaya mitemiz kurudu. İnsan biraz, 'Ardacığım nasılsın, canın bir şey çekiyor mu?' der."

Duman, arkasına yaslanıp kollarını göğsünde bağladı, yüzünde o hafif alaycı ama rahatlamış gülümsemeyle başını salladı. "Valla Arda haklı," dedi Duman. "Siz burada plan yapıyorsunuz ama benim de midemden sesler gelmeye başladı. Açım aç, bildiğin aç."

Açelya, mutfak kapısından başını uzatıp ellerini beline koydu. "Duman, Arda, sesinizi buradan duyuyorum ama sanırım durumun farkında değilsiniz. Bu eve apar topar geldik; dolapta sudan başka bir şey yok. Evde yemek namına gram bir şey bulamazsınız, önce bir markete gidip alışveriş yapmamız lazım."

Ortamdaki o gergin, savaş odaklı hava birdenbire dağılmış, herkesin yüzüne o tanıdık, neşeli gülümseme geri gelmişti.

Aras, masanın üzerindeki flash belleği dikkatlice cebine koyarken ayağa kalktı. Gözleri bana doğru kaydı; yüzünde o yumuşak, sıcak ifadeyle bana baktı. "Eğer açlıktan burada birbirimizi yemeye başlayacaksak," dedi Aras, hafifçe sırıtarak, "biri markete gitmeli. Efsun, benimle gelir misin? Hem biraz temiz hava alırız hem de bu açlar ordusunu doyuracak bir şeyler buluruz."

Hivda, yanı başımda duran Baran’a gülerek baktıktan sonra başını salladı. "Gidin gidin, yoksa Arda bu gidişle bilgisayar kablolarını kemirmeye başlayacak."

Efsun olarak içimdeki o son ayların korkusu, ilk defa bu kadar hafiflemişti. Aras’a baktım, başımı salladım. "Tamam," dedim, "gidelim. Ama benden söylemesi, Arda’nın listesini eline verirsek marketin bütün reyonlarını boşaltmak zorunda kalırız."

Aras’la birlikte evin serin koridoruna yönelirken, arkamızdan gelen kahkahalar ve Arda’nın "Sütlaç almayı unutmayın!" sesleri eşliğinde kapıdan dışarı adımı attık. Haziran akşamının o tatlı esintisi yüzümüze çarptığında, ilk defa her şeyin gerçekten yoluna girebileceğine inandım.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.