Günler birbirini kovalıyordu. Zaman, kimseye acımadığı gibi, ölümün adeta aralarında köprü olduğu bu arkadaşlığa da acımamıştı.
Marwell, çok sevilen ve babasının miras bıraktığı tüm değerlere sahip çıkan bir adamdı. Herkes onu çok sever ve sayardı. O, yaşarken kazandığı paranın büyük bir kısmını ihtiyacı olan ailelere ayırır, mutlaka hayır dua alırdı. Kaç kız çocuğunun eğitim hakkını üstlenmiş, bundan kimseye bahsetmemişti.
O gün Marwell’in cenazesinde hep onun ne kadar iyi bir insan olduğundan bahsedildi. Acıların eskittiği büyük köşkte çok fazla insan vardı. Ethan, dünyası başına yıkılmış bir halde elinde kalan son şeye sıkı sıkı sarılmıştı. Bu, bir zarftı ve Marwell bu zarfı Ethan için bırakmıştı.
Acı haberi alır almaz kimse tutamadı Ethan’ı hastanede. Norman ile beraber son kez vedalaşmak için koşturarak geldiler Marwell’in evine. Ethan, eve son gelişini hatırlıyordu. Bu evden sağ çıkmaz diye taksi parasının üstünü bile almamıştı taksiciden. Şimdi yine bu eve ölüm için gelmişti.
Marwell’in cenazesi yoktu odada. Odanın tam ortasında duran eski halının üzerinde kanla kaplı yatak örtüsü duruyordu. Yatağın baş ucunda Marwell’in kullandığı ilaçlar ve bir bardak özenle dizilmişti. Kahve rengi ahşap çalışma masasının üzerinde ıslak bir günlük vardı. Bu Marwell’in günlüğüydü ve son defa bu günlüğün ağlayarak yazıldığı belliydi. Kan büyük boy aynaya kadar sıçramıştı. Odanın genel havası çaresizlik ve acıyla doluydu. Neşeli ve kahkahalı anların yerini derin sessizlik almıştı.
Ethan gözleri dolu dolu bir sağa bir sola bakıyordu. İşlerin nasıl bu hale geldiğini düşünürken suçluluk duygusu ağır basıyor, nefes alamaz hale geliyordu. Bir süre odanın ortasında dağınık eşyaların yarattığı kaosa daldı. Gözlerinde biriken yaşlarla çalışma masasına oturdu. Ağlayarak günlüğü sayfalamaya başladı.
Marwell’in tüm iç savaşlarını görmek acı veriyordu Ethan’a. Arkadaşının birkaç kutu ilaç ile iyileştiğini sanırken, Marwell’in ruhunun sessizce ve acı çekerek ölmesi onu mahvediyordu. Marwell aslında uzun süredir sessizlik ve çaresizlik içinde boğuluyordu. Fakat Ethan bunu hiç fark etmemişti. Tam bu noktada Marwell’in çektiği acıyı hafifletemediği için derin bir pişmanlık duyuyordu Ethan.
Günlüğün hemen yanında düzgünce katlanmış bir zarf vardı. Elleri titreyerek aldı Ethan zarfı. İçinden arkadaşının ona bir mektup bırakmaması için yalvarıyordu; ama bu, Marwell’in Ethan’a söylemek istediği son cümlelerdi. Cesaretini toparlayamadı ve hıçkırarak ağlayarak elindeki mektuba baktı. Bu mektubu burada değil, başka bir yerde okuyacaktı.
Odadan çıkarken son kez Marwell’in yatağına kaydı gözleri. Bu trajik manzarayı hiç bir zaman unutamayacaktı. Bu yatak onun için arkadaşının mezarıydı ve Ethan bir kez daha ölümle sınavda olmanın acısını yaşıyordu.
Marwell’in cenazesi onun iyiliğine yakışır bir şekilde devam ediyordu. Cenaze töreni evin büyük salonunda düzenlenmişti. Her yer siyah ile kaplanmıştı. Oda loş ışıklarla aydınlatılmıştı. Dört bir tarafta Marwell’in fotoğrafları yer alıyordu.
Ethan üzgün, gözleri hüzünle bakan kalabalığın içinde biraz dolandı. Marwell’in arkadaşları, yardım ettiği kişiler, Ethan’ın tanımadığı onlarca kişi vardı salonda. O an Marwell’in yokluğunu tüm benliğinde hissetti. Derin bir nefes almadı bu sefer. Kendine çökmek için izin verdi.
Son olarak Marwell’in tabutu sevenlerinin omuzlarında taşınarak mezarlığa doğru yola çıktı. Cenaze aracı, Marwell’in en sevdiği yerden, evinin hemen yakınındaki çiçekli büyük bahçesi olan kilisenin önünden geçti. Tabut toprakla buluşurken Ethan ve tüm yakınları Marwell ile sessizce vedalaştılar.
Katılımcılar mezara son çiçeklerini bırakıp dağılıyorlardı. Norman, Ethan’a gitmeleri için ısrar etse de, Ethan Marwell’in mezarının başından ayrılmadı. Dostuna son bir veda edeceğini anlamış olan Norman daha fazla ısrar edemedi. Onları yalnız bıraktı ve Ethan’ı arabada beklemeye başladı.
Ethan mezarın yanında dizlerinin üzerine çöktü. “Marwell,” dedi titrek bir ses tonuyla. Gözyaşlarını tutamadı.
“Seninle olan tüm anılarımızı, tüm sohbetlerimizi, tüm kavgalarımızı hatırlıyorum. Küçükken dizime ketçap sıkar sana düştüm şakası yapardım. Kan olduğuna inanır, benim için endişelenirdin. Ama parmağımı bandırıp tadına baktığımda hep gülerdik. Yıkayınca hiç ketçap kalmazdı, ‘kan bitti’ derdik. Şimdi de yıkayalım tüm odanı, ama sen gel. Olmaz mı?”
Ethan perişan haldeydi.
“Senin gibi bir kardeş kaybetmek, Marwell, benim için hayatın en büyük kumarıydı. Sana söz verdiğim gibi, hayatı senin öğrettiğin gibi yaşayacağım. Anılarımızı, anılarını hep sana layık şekilde yaşatacağım. Sana söz veriyorum.”
Ethan, elleriyle yerden destek alarak ayağa kalktı. Yorgun ve bitkin görünüyordu. Gözyaşlarını sildi.
“Huzur içinde uyu, dostum. Umarım gittiğin yerde bize göz kulak olursun...”
Bir süre mezarın başında sessizce durdu. Yüzüne çarpan rüzgar, gözyaşlarıyla birleşiyordu. Geri dönmeye karar verdiği her adımda, Marwell’e karşı vicdan azabı hissetmeye başlamıştı. Tüm anıları gözünün önündeydi ve Marwell’in yokluğunu derininde hissediyordu.
Ethan, arabaya ulaşmıştı artık. Geride bir dünya bıraktığının farkında bile değildi. Gözü sürekli Marwell’in mezarının olduğu yöne bakıyordu. Boş boş etrafa bakınıyordu. Norman, derin bir ah çekti; oğlunun mahvoluşunu izleyen bir baba edasıyla.
"Biraz su iç," diyerek elindeki su şişesini Ethan’a uzattı. Ethan, bakışlarını şişeye dikti ve daha kurumayan gözleri yine doldu.
“İki bardak kahve bir ölümü getirebilir miymiş yani, Norman?”
Gözünde son kez kahkahalara boğuldukları hastane anısı canlandı. Elinde iki kahve bardağıyla odaya gelen Marwell, artık hayatta yok muydu yani? Ethan, bunu kabullenemiyordu ve her sorgulayış, cehennem azabı gibiydi.
Gözlerini boşluğa dikmiş, öylece bakıyordu. Mektup cebindeydi, fakat açıp okumaya cesaret edemiyordu. Ruhu, Marwell’in son sözlerini bilmeye hazır değildi. Acı, Ethan’ın zihnini bulandırmıştı ve bu ona daha fazla acı veriyordu.
Norman yavaşça arabayı çalıştırdı ve yola koyuldular. Yol boyunca ikisi de konuşmadı. Sessizlik, içlerindeki hüznü daha da derin hâle getiriyordu. En kötüsü de buydu. Norman bir yandan araba kullanıyor, diğer yandan göz ucuyla Ethan’a bakıyordu. Onu ilk kez böyle görmüştü.
Eve vardıklarında Norman, Ethan’a arabadan inmesi için yardım ediyordu. Ethan adım dahi atamaz hale gelmişti. Küçükken karıştığı kaza, onun hayatının en feci anıydı. Hep o olaydan daha fazla canını hiçbir şey yakmaz sanıyordu, ama öyle değildi.
Zar zor evine çıktı ve salondaki büyük kahverengi koltuğa bedenini bir çuval gibi bıraktı. Sanki bedeni ona ait değildi. Asla kendini kontrol edemiyordu. Her yer ona Marwell’i hatırlatıyor, zihni onunla olan anıları işkence gibi gözünün önüne seriyordu. Bir süre öylece oturduktan sonra ayağa kalktı ve salondan uzanan koridora geçti. Koridorun hemen sonunda banyo vardı. Cebindeki mektubu yere bıraktı ve saniyeler içerisinde kıyafetleriyle beraber kendini soğuk suyun kollarına bıraktı. Soğuk su, Ethan’ı üşütmüyordu. Her damla, düşünmekten alev alan beynine ilaç gibi düşüyor, Ethan yüreğinin yangınını söndürmeye çalışıyordu. Suyun etkisiyle kapattığı gözlerini açtı. Bedeninin uyuşukluğu azalıyordu ve artık Ethan, olayları idrak etme noktasındaydı.
Bir süre daha suyun altında öylece durdu. Soğuk suyun etkisiyle düşünceleri bir nebze de olsa hafiflemişti. Islak kıyafetlerini değiştirmeye mecali bulamadan duştan çıktı. Gözü, yerde bıraktığı mektuba takıldı. Yavaşça mektuba doğru yürüdü ve yere oturdu. Zarfı eline aldı. Uzun uzun inceledikten sonra derin bir nefes alarak ıslak elleriyle zarfı açtı. İçindeki katlanmış kağıtta aklındaki tüm soruların cevaplarının acı verici bir şekilde yazıldığını biliyordu.
“Sevgili Ethan,
Eğer bu mektubu okuyorsan, artık benim yer yüzünde yaşayan bir canlı olmadığımı kabul etmenin zamanı gelmiştir demektir. Bu satırları yazarken kalbim, ruhumdan daha fazla acıyor. Çünkü sana böyle bir acı sorumluluğu yüklediğim için keder duyuyorum. Sen benim en iyi dostumsun. Seninle geçirdiğim her anımı neşe ile hatırlıyorum, her sırrımı güvende hissediyorum, her acımı iyileşmiş görüyorum. Benim için kendini üzme. Çünkü ben hiç olmadığım kadar huzurluyum dostum.
Geride bıraktığım hatıralarım, yaptığım iyilikler, anılarım sana emanet. Aramıza bir gökyüzü alıyorum. Fakat unutma, ben her zaman seni izliyor olacağım ve sen bilmesen de tüm hayatın boyunca başardığın her şey ile gurur duyacağım. Ne zaman bir yıldız kayarsa, bil ki bu dünyada senin için bir dilek tuttum.
Sevgilerle,
Marwell.”
Mektubun etkisiyle Ethan’ın yüreği huzur ile dolmuştu. Sıkı sıkı göğsüne bastırdı, dostundan ona kalan onlarca hatıradan en sonuncusunu. Gözlerini kapattı ve yüzünden akan birkaç damla yaşın eşliğinde fısıldadı:
“Sana söz veriyorum, Marwell. Senin için yarım bıraktığım her şeyi tamamlayacağım, bu yolculuğa senin yarım bıraktığın hayatından başlayarak devam edeceğim. Sana söz veriyorum..”