Herkese merhabalar sevgili güzel minnak okuyucularım. Nasılsınız ? Umarım her şey yolundadır. Bölümümüze başlamadan önce söyleyeceklerim ve bir de sorum olacak .Bu kitap fazla bölüm olduğundan ve benim kafam karışabilme ihtimali olduğundan 100. bölümden sonra ikinci kitap devam yazmayı düşünüyorum bilginize. İyi okumalar.
İngiltere'nin bir çok köşesinde cadı ve büyücüleri , isimlerini birçok farklı ülkelere yaymayı başarmışlardır. Çoğu cadı tarihi , cadıların yakılması cadı avı vb, britanya bölgesinde yayıldığı ve oraya özgü bilinmektedir.
Gerçekte ise bu sadece büyük bir alaydan başka bir anlamı yoktur. Genç Cadı ve Büyücüler , çoğu zaman Muggle ismi verdikleri insanların kafalarını karıştırmayı çok severlerdi. Özellikle kafayı sıyırmaya yakın büyücüler birkaç kez yakılmayı şu cümlesi ile tanımlamıştır. " Bu harikaydı! Her zaman gıdıklanmanın bu yönünü denemelisiniz!"
O zamanların işleri daha yetkisi elinde bulunduramamış sihir bakanı ise , varlıklarını gizleme konusunda yeni katı kurallar getirmiş ve bu olayları gerçekleştiren herhangi cadı ve büyücüye ömür boyu Azkaban hapishanesi biletini vermişti.
Diğer ülkelerde ki cadı ve büyücüler de buna büyük katkı sağlamış sonunda sihi bakanı önemli noktalara gelebilmişti.
Çeşitli aileler , bu denetimin özel hayatın ve özgürlüğün kısıtlamalarından hiç de memnun olmamışlardı. Yine de Malfoy , gibi aileler bakanlığa ve elbette Muggle soylu ailelerine yalakalık yapmışlar sonunda da hazinelerine hazine katmalarını başarmışlardı. Yine de içlerine biriktirdikleri öfkeyi kusup mahkemede bulunmalarını engelleyememişlerdi.
Malfoy kardeşler , Astrid , Henry ve Pandora Malfoy kardeşler Muggle aileye işkenceden sanık karşısına çıkartılmıştı . Paraları bol itibarları yüksek Malfoylar bu davadan temiz ayrıldılar.
Birde işleri gizli yürüten aileler ve onlara karşı savaşmayı ilke edinmiş düşman aileler vardı. Bu aileler genellikle bakanlıktan uzakta varlıkları fiziki olması dışında neredeyse kimse yaptıklarının farkında değildi.
Panoptikon ailesi , bilinen seri katil yapımcısı , yaptıkları işleri en çok benimseyen ailelerden di . Farklıydılar ve kimsenin güçleri ile karşılaştırılmasını sevmezlerdi. Düşman kavramı bile onlara layık olan insanlar içindi. Karşılarına aldıkları kimse ve ne yapıyorlarsa yaptıklarına değmeliydi.
En büyük düşmanları ise Churchill ailesiydi. Hiç sevmezlerdi onları. Her parçaları zıtlardı. Churchill aile üyeleri en çok seherbaz , şifacı vb alanlarında başarıları ile bilinmişlerdi. Aile üyeleri Panoptikon ailesinin yanı sıra koyu renkler dışında saçları kızıl veya sarı gözleri parlak ela yada açık kahverengi . Ezberleri kuvvetli insanlardı. Bunun dışında Panoptikon ailesinin çok kıskandığı ve sahip olmak istedikleri bir özellikleri daha vardı.
Birçok nesil Churchill ailesi ' Koruyucu ' sıfatı alan insanlarla doluydu. Bir koruyucu olmak , seçilmiş bir insan olmak gibiydi. Kimsenin sahip olmadığı sihirli güçler ve yetenekler hayata bir adım önde başlamasına neden olurlardı.
Panoptikon ailesi bu yetenekleri kendilerine geçmesi için her şeyi yapmışlardı. Yalnız bu özellikten istemedikleri tek şey verilen görevlerdi. Çünkü hiçbir Panoptikon kendini feda edercesine bir başkasını koruyamazdı .
Bu yüzden bir çok şey yapmışlar bu yaptıkları yüzünden Churchill ailesi ile aralarının daha da açılmasına sebep olmuşlardı. Çünkü kimse aile üyelerini kaçırma , zorla hamile bırakma veya güçlerini çalmaya çalışmaktan hoşlanmazlardı.
Sonunda yaptıklarının meyvesi vermişti .11yy dan sonra torunları bir çok yetenek sahibi doğuyorlardı. Böylelikle , yaptıkları katilden hayallere sığmayacak dehşetleri farklı fantezilere dönüştü.
----------------------------------------------------------------------------------------------
1876 senesinin sombahar mevsiminde solan ağaçların yaptıkları , ufak esintiyle yere düşüp etrafa savruldu. Bu güzel manzarayı izleyen orta yaşlarında olan bir adam derin nefes alıp vererek hayal alemlerine dalmıştı.
Orta yaşlı ama genç görünümlü adam sarışın ela gözlüydü. Boyu uzun gözü keskindi. Ağacın arkasında sinsice gizlenen genç bir kadını fark etmiş ama bunu belli etmeyerek uçuşan yaprakları izlemeye devam diyordu.
Genç kadın ise büyük bir arzuyla bakıyordu adama. Evli olmasına rağmen eline geçecek kocaman bir fırsat çıkmış gibi bakıyordu avına. Kadın derin nefes alıp vererek adamı boydan topuğa kadar süzdü . Sonra da yüzük parmağında takılı aile sembolü işlenmiş zümrüt yüzüğünü çıkartarak cebine koydu. Asası kolunun içinde montunun arasına saklamıştı. Uzun , siyah kıvırcık saçlarını elini daldırarak düzeltmeye çalıştı. Ardından sinsice saklandığı ağaçtan çekilerek adamın arkasına gelebilecek pozisyona ayarladı kendini . Sonra da hızla koşarak adamın sırtına atlamış elini boynuna sarmıştı.
Ardından silahını kullandı . Kırmızı dudaklarını oğlanın kulaklarına değdirerek fısıldadı . Sesi arzu ve şevhet doluydu.
" Beni özledin mi?"
Adam hiçbir tepki vermeden kızı tek eliyle indirmeden önce şunları söyledi.
" Sen ve özlemek kelimesi yan yana gelmesi büyük zıtlık yaratıyor , Alice"
Alice , darılmış gibi dudaklarını büzerek gözlerini kırpıştırdı.
" Bu büyük bir haksızlık ama Victor! Özel geçirdiğimiz zamanı düşününce çok eğlendiğimizi düşünmüştüm."
Victor sinirle kaşlarını çatarak Alice'i ittirdi.
" Beni sadece güçlerimden dolayı ele geçiren sensin! Senden hiçbir zaman hoşlanmadım ve hoşlanmaya da niyetim yok! Daha önce verdiğin çabaların boşa çıkınca yaptın bunları ve ben senin gereken cezanı almanı sağlayacağım."
Alice kıkırdadı , biraz yürüdü.
" Bu imkansız sevgilim sonuçtu kanıt yok. Ayrıca benim gibi çekici bir kadının ifadesi her çözüme bedeldir..."
" Güzelliğini fazla abartıyorsun Alice. Bu dünyada herkes için güzel olamazsın. Eninde sonunda yaşlanıp kaybedeceksin."
Alice de bu sefer kaşlarını hoşnutsuzca çatmıştı. Hiç kimsenin güzelliği hakkında olumsuz yorum yapmasına katlanamazdı. O kişi arzuladığı biriyse.
" Bu belki olabilir... Ama bende sadece güzellik yok. Bu yüzden kimse o dize getiririm onu." bembeyaz elini Victor'un göğsüne koyması ile Victor geri çekilerek yürümeye başladı. Alice hızla koşarak aceleyle oğlanı engelledi.
" Sana söylemek istediğim bir şey var!"
" İlgilenmiyorum."
"Pişman olacaksın Victor!"
" Umrumda değil."
Alice , söyleyeceği şey için tam hamlesini yapacakken Victor buğarlaşarak ortadan kayboldu.
Alice'in güzel dudaklarından birkaç kaba küfür çıktığında rahatlamak için kısa bir süre duraksadı ve elini şişmiş karnının üzerine koydu.
Babası cidden bu sefer onu öldürecekti.
-------------------------------------------------------------------------------------------------
Victor , kendisini adım adım ele geçirdiğini sandığı kadından kurtulmak için uzun vadilere buharlaşmıştı. Hiçbir zaman zayıf olmamıştı. Küçük yaşlarından beri özel kıdemli profesörler tarafından eğitiliyordu. Ailesi , bu Dünyaya yayılmış en eski köklerdendi. Neredeyse ölümsüzlüğü yakalamışlardı. Büyük büyük dayısı altı yüz yaşındaydı. Yani .... bu büyük ailenin en küçüklerinden ve üzerine vazife olarak önemli bir unvan aldığından , çok şey bekleniyordu.
Her ne kadar , beklentilerinin karşılığını vermiş olsa da zaman zaman bu yük altında ezileceğini ya da çıldıracağını düşünüyordu. Düşündüğü bu hassas noktasını kadın kullanmıştı. Alice Panoptikon.
Panoptikon ailesinin nesiller boyunca hem akraba olduklarını hem de düşman olduklarını çok iyi biliyordu yakışıklı adam. Bir sürü savaşlar yapmış ve kayıplar vermişti. Ama bu savaşlar kimsenin farkına varamayacağı şekilde olur , biter ve yeniden başlardı. Bu böylece devam ederdi. Hiçbir zaman savaşın bittiğine tanık olmamış sadece duraksamalar olmuştu . Hepsi o kadar.
Ilık esen sonbahar rüzgarının yüzüne ve bedenine yalayıp geçmesine izin verdi. Alice'in dediklerini düşündü. " Yalan söylüyor " diye düşündü. Ama kadının beden dilini okuyunca söylediklerinin doğruluğundan emin olamadı. Belki de gerçekten doğruyu söylüyordu ? Yine de doğru olsa bile asla birlikte olamazlardı. Aileleri , şu anda bulunduğu konum onun için tehlikeliydi . Hatta canından bile olabilirdi. O zaman canını ortaya koyacağı bir kumara neden girişmişti?
Alice , titreyerek evinin bulunduğu kasabanın uzaklarında yaşlı ağacın altına bir süre oturarak düşüncelere daldı. Şu anda çok tehlikeli bir oyunun içine girdiğinin farkındaydı ve ne yapıp edip kazanmalıydı yoksa..... çok sevdiği evliliği mahvolduğu gibi taptığı babası onu öldürecekti. Annesi ise onun ölmesi için elinden geleni yapacağını biliyordu. Karnında büyümekte olan fetüsün sancıları ve hamileliğin getirilerini ailesinin gözünden kaçmayacağı aşikardı. Bir sürü güç etmek için üreme yolunu seçmişlerdi çünkü. Anne ve babası kendisi dışında yirmi iki tane çocuğu daha vardı. Kardeşleri ve büyük kardeşleri dışında ortada kalmış fazlalık gibi hissediyordu. Zeus ile evliliği onun hızla başa geçmesine yardımcı olabileceğini düşünmüştü.
Her zaman ateşli öfke ile dolu olan bedeni soğuk korkuyla sarmalarken bu tanımadığı duyguları hazmetmeye çalıştı.
" Bu bebeği yok etmem lazım..." dedi sesli düşünerek.
Alice , derin düşüncelere dalmak için hafıza kabuğuna çekilmeye karar vermişti. Böylece her yönden düşünebilecekti. Bebeği aldırmak hızlı bir çözüm yolu olurdu yine de babasının getirisi olan gücü bırakmakta istemiyordu. Bu büyük bir ziyan olurdu. Ama eğer.... ama eğer bebeğin Zeustan olduğu inanılırsa işler değişirdi. Panoptikon ailesi nesiller boyu tek tip fiziki özellikli insanlar doğurmuştu. Eğer çocuk kendisine benzerse her şey değişir kimse de anlamazdı.
Bir süre daha oturduğu ağacın altında sakinleşmeye çalışırken aklına gelen planı uygulamak için biraz daha düşünmeye karar verdi.
8 Ay sonra
Alice 8 ay önceki uyguladığı planı çok iyi idare etmiş sonunda ilk çocuğunu doğurmuştu. Bir erkekti ve ve en sevdiği , güçlü bulduğu yıldızın ismini vermişti . Leon .Ne Zeus ne de babası onun düşman çocuğundan hamile kaldığını bilmiyorlardı. Bebek ise her ne kadar ufak Victora benzese bütün Panoptikon özelliklerine sahipti .
Babası , hamile olduğunu öğrendiğinde - elbette Zeus'dan - çok mutlu olmuş artık köşelere itilmek yerine kardeşlerinden ön plana çıkartılmıştı.
Hamilelik boyunca tek sinir olduğu konu ise Zeus'un davranışlarıydı. Severek evlendiği bu genç adam için gün geçtikçe içinde gömdüğü kini gün yüzüne çıkıyor ve onu yok etmek istiyordu.
Victoria yani Victor'un ikizi olan güzel kızıl saçlı kadına hala aşık olması sinirini daha da geriyordu. O kadını öldürmeyi çok isterdi. Grindelwart'a yardım ve yataklığı en çok Panoptikon ailesinin verdiği gibi en fazla zarar da Churchill ailesi vermişti ve o kadın bir Churchill idi. Kocası Zeus'a olan kinini hiçbir zaman unutmayacaktı. Yaptıklarını da .
Victoria Churchill olarak katılması uzun zaman almış genç , güzel zeki bir kadındı . Kızıl saçları ve güzel gri ela gözleri ise insanı büyülüyordu. Hayatı ise ... hiç başladığı gibi değildi. Dediğim gibi, Victoria uzun senelerdir Churchill ailesini tanımadı. Onlarla tanıştığında ise başka bir kalıp olan ismi almıştı. Victoria Churchill. Eski ismini hiçbir zaman anmak istemediğini söylerdi. Victoria'ya göre geçmişi bırakıp geleceğe odaklanmanın en iyi yolu eskileri bırakıp yenilerini yaratmaktı. Bu saç şekli , görünüş hatta isim bile olabilirdi.
İkiz kardeşi Victor'u bulduğu zaman az kalsın tüm aileyi katletmesi ile çok derin bir yanlış anlaşılmadan son anda geri çekilmişti. Yoksa içinde derin pişmanlık izleri kalırdı.
Grindelward ile savaşın başlangıç döneminde , tam bir çapulcuydu . Tarafsızdı ve sadece işine geleni yapardı. Bir ailenin üyesi değildi ama ne olduğunu da çok iyi bilirdi. O da nesiller gibi kutsal bir güç almıştı. Öğrendiğinde ' Koruyucu' sıfatı onu yeni dönemin kapısını açmıştı. O zamanlar çok gençti ama yaşadığı yerdeki halk erken öldükleri için erken yaşlar da da otuz yaşında bir birey kadar hızlı yaşamışlardı.
Şimdi ise ikiz kardeşinin evlenmesine şahit oluyordu. Ona sahip olduğu gibi elinden uzaklaşıyordu. Aslında bu o kadar doğru sayılmazdı . Çünkü zaten aralarında bir ikizin sahip olması gereken bağdan acizlerdi. yani teknik olarak onu kaybetmenin acısını hissetmiyordu ama yine de içinde derin bir üzüntü vardı.
Her nasılsa tesellisi boldu. Seneler boyu işkenceden sonra 'kendi' ailesini kurmuştu. Artık bir Churchill sayılmazdı ama yine de onlara bağlıydı. Ayrıca bir ay sonra doğuracağı kızı vardı.
Karnını okşayarak mutlulukla kardeşinin insanların arasında eşi ile ne kadar mutlu olduğunu izledi. Ardından bebeğine mırıldandı. " Ah benim minik Esmeraldam . Bu günler çok yakın tıpkı seni kucağıma alacağım zamanki gibi."
Geç oldu . Özür dilerim. Lütfen beni dövmeyin. Ama öyle bir tıkanıklık ve moral bozukluğu yaşadım ki ne yazacağımı bilemedim. Yani özür dilerim.
Size her bölüm başı soru yazacağımı söylemiştim şimdi Yüzsüz gibi soracağım sfdsdgdgdfgd
Sizce , bu iki ailenin arasındaki garip bağ hakkında ne düşünüyorsunuz ? Sizce bu geçmiş aile ilişkilerinde Freya , Tom , Christian , Alice ve Zeus arasında gelecekte ne gibi şeyler bekliyor ?
