İçeriğe geç

Akıl hastanesi: sürgün

Bölüm 3 · 12 dk okuma

Akıl hastanesi: sürgün

Bölüm 3

3-) ☆°TAŞA DÖNMÜŞ HAYALLER°☆

Ölüm; bir varoluşmudur? Yoksa, edebiyen yok oluşmudur?

Geceleri gündüzlere kıyasla daha çok severdim. Nefret etmediğim nadir şeylerden biriydi geceler.

Ama gecenin kuytularına gizlenmiş karanlık beni oldum olası tedirgin etmiştir.

Ne saçma değil mi? Geceler huzur verici ama karanlık çok rahatsız edici.
Oysaki karanlık çöktüğünde gece olur...

Bu nefret duygusu her geçen gün beni biraz daha bitiriyordu. Ben bunu istememiştim ki. Ben doğduğum günden bu yana her şeyden nefret etmeyi hiç bir zaman istememiştim ki.

Bir insan kendinden nefret etmek ister mi hiç? Elimde değil. Annemin beni bıraktığı o günden bu yana ben iyi değilim. Içimdeki nefret büyüdükçe soğuyorum kendimden, varımdan yoğumdan.

Bir kuşun bana ne gibi bir zararı dokunabilir ki? Bir karıncanın taşıdığı ekmek kırıntısı neden gözüme batabilir?

Yemin ederim Allahım ben istemedim. Ben böyle biri olmayı hiç bir zaman istemedim.

İnanın bana bunu tüm kalbimle, içtenlikle söylüyorum.

Burası kesinlikle normal şartlar altında yaşanılacak bir yer değil. Burada bir hayvanı bağlasan durmaz. Ama burada akıl sağlığı zaten bozuk olan, burada kaldıkça daha da bozulacak olan insanlar kalıyor.

Sanırım artık bende burada kalıyorum.

Içimde karşı koymakta oldukça güçlük çektiğim, arkama bile bakmadan kaçmak isteyen bir dürtü var. Ve ben zor duruyorum.

Kasevetli yerlerden nefret ediyorum...

Arkama bile bakmadan kaçsam, çok mu şeyce olur?

Korkakça mı?

Evet korkakça.
Bunu ablam için yapmalıyım. Onun yerinde ben olsaydım ablam bir an bile tereddüt etmezdi. Ama ben korkağım abla. Seni bıraktığım gibi bulamamaktan da korkuyorum mesela...

Sırtıma dokunan elle duran adımlarımı tekrardan hareket ettirdim.
Ben buraya Ali abi ile geleceğimi düşünürken o benimle klinikte vedalaşmıştı.

Bunun sebebi eğer Ali abi de benimle buraya kadar gelirse, vedalaşmam daha zor olurmuş. Genelde hastalarda uyguladıkları bir prosedürmüş bu.

Yani burada başıma bir şey gelse hiç bir şekilde çıkışım yok buradan. Ali abi de beni bulamaz çünkü hastane şehrin dışında, dağın başında ,izbe bir yerde.

Cinler periler burada cirit atıyordur.

"Acaba bu ormanın adı perili orman felan mı?" Durkasayıp yanımdaki görevli adama baktım.
Ama o hiç bir mimik haraketi dahi göstermeden, ağzını açma gereği bile duymdan olduğu yerde durdu.

"Geçmiş olsun." dedim hüzünlü bir sesle.

"Zor olmalı sizin için."

Adam anlam vermeyen bir yüzle bana bakıyordu. Kendimi açıklamam gerekiyor sanırım. Hadi ama bu çok sıkıcı...

"Yani dilinizin olmaması, birde duyma da problem yaşamanız zor olmalı. Yoksa sorduğum soruya cevap verirdiniz."
Adam gözlerini pörtletmiş doğruca bana bakıyordu. Sanki amcan babanı doğurmuş demişim gibi bakıyordu.

Bir omzumu silkip adamı beklemeden kapıdan içeriye girdim. Cidden üzüldüm be adama. Oy kıyamam. Beter olur inşallah.

İçeriye adımımı attığım ilk andan itibaren buradaki herkesten ve herşeyden nefret etmeye başlamıştım.

Buranın mimarı burayı hangi kafayla yapmış acaba? Mümkünse Allah onunda belasını versin ...

Saatler birbirini kovalarken buraya adım atalı iki satten fazla oluyordur sanırım. Yapacak başka bir işim olmadığı için; bu nefret edilesi oda da, bu nefret edilesi yatağın üzerinde oturmuş boş boş duvarı izliyorum.

Buraya gelmeden önceki planım neydi inanın bende bilmiyorum. Aklımda olan ve odaklandığım tek şey ablamı kolundan tutup buradan götürmekti. Ama hiç bir şey düşündüğüm gibi olmadı. Olmayacakta sanırım.

Bin bir güçlükle hazırladığım valizimi tabiri caizse kapkaçcı gibi benden koparıp almışlardı. İçinde bir kaç parça kıyafet, kişisel bakım ürünlerinden bazıları ve zar zor bırakmaları için ikna ettiğim iki tane test kitabım hariç tüm valizi boşaltmışlardı. Bari kaktüsümü verselerdi...

O değil de bari valizimin ağzını kapatmak için bu kadar uğraşmasaydım. Hatırlıyorum da ecel terleri dökmüştüm.

Bu sabah 08.32 civarı

Şunu da koyayım. Hayır bu orada lazım olmaz... Şunu mutlaka koymalıyım.

Bu valizin ağzı neden kapanmıyor ki? Alt tarafı bir kaç kıyafet, saç maşam, kaktüs saksım, beş miydi altı mıydı tam olarak hatırlayamadığım ayakkabılarım, olmazsa olmaz orta boy yastığım ve bir kaç yiyecek şey.

Ha birde belki ders çalışırım diye yanıma aldığım test kitaplarım.

Abarttım mı ki birazcık? Aman gerekli olmasa almazdım herhalde.
Gerekli ki aldım yani.

Çalan zille beraber sabır dilenerek kapanmayan valize ters bir bakış atıp kapıyı açmak üzere yatak odamdan çıktım.

Bu kapıyı çalacak tek kişinin Ali abi olduğunu bildiğim halde kapının deliğinden bakmadan edemedim.

"Ağaç oldum be kızım, hadi açsana şu kapıyı."

Onu daha fazla kapıda bekletmemek için kolu indirip kapıyı açtım.

Kapıyı açtığım gibi bana selam sabah vermeyen adam sadece "sonunda" diyerek salona doğru ilerledi.

Onun arkasından bıraktığı boşlukla tuhaf tuhaf bakışırken silkelenip kendime gelmeye çalıştım.

"Sağol ya bir senin tribini yemediğim kalmıştı, onu da daha demin sayende yemiş bulundum."
Dedim kapıyı kapatırken kendi kendime.

Ayaklarımı sürte sürte peşinden giderken o benim yarım saattir uğraşıp kapatamadığım valizimi kapatmış söylenerek odadan çıkıyordu.

Kapıdan çıkmasına müsaade etmeyip omuzumu kapıya yasladım.

"Sen hayırdır ya? Böyle bir afralar tafralar felan. Kırılıyorum ama." Dedim sahte bir üzüntüyle.

"Kes sesini de çekil önümden. Hem bunlar az olmuş sen komple binayı yerinden söküp götürseydin. Allahım yarabbim uğraştığım işlere bak, sen sabır ver."

Beni omzumdan itekleyip oluşturduğu boşluktan valizle beraber zorlanarak da olsa geçti. Sonra da kapıyı açıp valizi yere bırakarak gözlerini gözlerime dikti.

"Hadi hadi oyalanma da gidelim bir an önce. Işim gücüm var benim."

Bu ince ruhum asla ama asla bu muameleyi hak etmiyor!

Bir şey demeden askılıktan kabanımı alıp uslu çocuklar gibi peşine takıldım. Onun bu afralarının tafralarının sebebini biliyorum da neyse...

Ah be Ali abi, sende olmasan bu hayatta tutunacak dalım kim olacak?
Kahretsin ki onu da şimdiden özlemeye başlamıştım. O bana baba eksikligimi unutturuyordu.

İçimdeki bu boşluk hissi de ne böyle? Abla? Varlığını hissedemiyorum... sana doğru adım attığım her an benden daha çok uzaklaşıyormuşsun gibi hissediyorum.

Lütfen gitme. Her neredeysen orada sapasağlam bir şekilde beni bekle. lütfen...

Kapının tıkırtısı, dalan bakışlarımı oraya doğru çevirmemi sağlamıştı.

"İlaç saati." İçeriye gelen görevli kadın yatağın ucuna tepsiyi bırakıp doğruldu. Onun her hareketiyle beraber bakışlarımda onu takip ediyordu.

"İyileşmen ve buraya daha çabuk adapte olabilmen için bu ilaçları eksiksiz içmen gerekiyor tatlım."

Onun üzerinden kısa bir süre çektiğim bakışlarımı tekrar yavaşça kadına doğru çevirdim.

"İyi bir kadınmışsınız gibi rol yapmanıza gerek yok hanımefendi." Bakışlarımı kaçırıp yatakta oturur pozisyonda kollarımı bacaklarıma doladım.

Hala gitmemekte ısrarcı kadına bayık bakışlarımı çevirdim.

"İlaçlar için sağolun, odadan çıkarsanız memnun olurum."
Karşımdaki kişi otuzlu yaşlarının ortasında, hafif tombul, gözlerini yerinden oyup misket oynamak isteyeceğim türden sinsi bakışlara sahip bir kadındı.

"İlaçlarını içtiğini görmem gerek tatlım.Bizlere zorluk çıkarmayacağını umuyorum. Yoksa istenmeyen şeyler yaşanabilir."

"Hay tatlın batsın tatlım." Dişlerimin arasından söylenmemi duymazdan gelen kadın kaşlarıyla tepsiyi işaret etti.

Oflayarak kollarımı kavuşturduğum yerden ayırıp tepsiye doğru uzandım.
Tepside toplam beş hap ve bir bardak da su vardı.

"Bunları içmek zorunda mıyım?"

Kadın eğer biraz daha bekleyip içmezsem beni öldüreceğini açıkça belli ederken burada kendimi baskı altında hissediyorum. Bu yasaklanmalı derhal.

Şey rica etsem biri bu kadını benim yerime dava edebilir mi?

Mecburiyetten ağzıma attığım haplar teker teker boğazımdan geçip giderken artık midem bulanmaya başlamıştı. Baskı altındayım burada midemin bulanması çok normal.

"Her zaman böyle uslu bir kız ol tatlım. O zaman iyi geçinebiliriz." Bana gülümseyip tepsiyi alarak kapıya doğru ilerledi.

Sanki senin gibi kokoşla iyi olmak isteyen var da.

Kapıyı kapatıp ardından bir de kitleyince bende şanteller attı.

"Hah! Cidden mi? Bu hastaneyi yakıp kül etmemi istiyorsunuz herhalde! Bunun başka bir açıklaması olamaz!"

Sinirden ağlamamak için kendimi zor tutuyorum. O kadının saçlarını yolup bu hastaneye sıkı bir temizlik yapmamak için kendimi zor tutuyorum.

"Lan! İlaçlar?" Allah kahretmesin ilaçları unuttum.

Elim midemde koşarak tuvalete doğru ilerledim. Hemen klozetin kapağını açıp kafamı eğdim.

Ama bir sorun vardı. Nasıl kusacağım ki ben?

"Bir şeyler yapmam lazım. Şu lanet ilaçlar kanıma karışmadan kurtulmam lazım. Allahım yardım et."

Korkuyorum anne, nerdesin?

Bir elimle arkamdan saçlarımı tutup diğer elimin parmaklarını da kusmak için ağzıma soktum.

"Öğkk"

"Hadi kızım ya! Alt tarafı kusacaksın!"

Tekrardan iki parmağımı ağzıma sokup boğazıma doğru ittirdim.

Kusmak hiç bu kadar zor olmamıştı yemin ediyorum.

Sonunda boşalan miğdemle rahatlayarak belimi duvara yaslayarak kayıp yere oturdum.

"Kusmaktan bile korkan bir kız mı, ablasını bulup kurtaracak?" Hıçkırıklarımın arasından zar zor konuşuyordum ama canım çok yanıyordu. Ölecek gibi hissettiriyordu...

"Acizsin kızım işte! Korkaksın! " Ellerimle yüzümü kapatıp hıçkırıklarımı susturmaya çalıştım.

"Yemin ediyorum böyle olmak istemezim." Saçlarımı çekiştirmek bile nafileydi. Beni bu kabustan uyandırmaya yetmiyordu.

"Allahım bir yol göster lütfen. Al sök içimdeki şu acıyı. Lütfen."

Biraz sakinleştikten sonra ayağa kalkıp musluğu açtım. Yüzüme her soğuk suyu çarpışımda bir parçam daha kopup gidiyordu sanki.

Yok olmak istiyorum.

Bedenimi taşıyacak gücüm olmadığı için zar zor ayaklarımı sürüyerek odaya girdim.

Bu kutu gibi yerde her ne kadar oda namına bir şeyler göremsemde.

Kutunun içerisinde eski püskü bir yatak, kanepe olmaktan çıktığına neredeyse emin olduğum tek kişilik bir kanepe, basit ve eski bir dolap ha birde öylesine koyduklarına karar verdiğim ufak bir kitaplık.

Onun dışında duvarda asılı bir saat ve yıpranmış bir halı.

Nefes bile almakta güçlük çektiğim bu yerde bir an bile durmak istemiyorum. Ablamı bulup hemen çıkmak istiyorum.

Ama odadan dahi çıkamıyorum. Camım var ama hava alabilmek için kafamı bile çıkartamıyorum.
Özgürlük çok yakın ama uzanıp onu elde edemiyorum.

Anne? Çok mu iğrenç bir bebektim ki beni öylece bırakıp gittin?

Ama bebekler iğrenç olmaz ki anne. Beni sevmemen için çok sebebin vardı ama bu onlardan biri değil, değil mi?

Zaman akmamak için bu kadar ısrarcıyken sonunda gece olmuştu. Gün boyunca odama 'tatlım' dışında kimse gelip gitmemişti. O da sadece ilaç vermek için gelmişti.

Bu gün her şey oldukça normal ve sıkıcı geçmişti. Tüm günümü ya uyuyarak, ya da kitapların sayfalarını karıştırarak geçirmiştim. Kitap okumak yada test çözmek gibi bir eylemde kesinlikle bulunamamıştım. Çünkü gün boyu hoparlörden gelen şu saçma sapan müzik bir türlü susmak bilmemiş ve sinirlerimi yeterince bozmuştu.

Amaçları biz rahatlayalım, keyiflenelim diye olabilir ama kesinlikle rahatlatıcı felan değil. Aksine huzursuz edici ve adeta bizleri bir şeylere hazılamak için açmışlar gibiydi.

"İyice sıyırdım ya rabbim! Sence Aybel, bir müzik nasıl ve niye seni bir şeylere hazırlasın?"

Duvardaki saatten satin 10'a vurduğunu gördüm. Sanırım artık yatma vakti gelmişti.

Buraya geldiğim ilk an girişteki görevli bana ilaç saatlerini, yemek saatlerini, seans saatlerini vs. Felan kısa bir şekilde açıklamıştı.

Söylemeden geçemeyeceğim ama o adamda tam bir nefret abidesiydi. Biçimsiz burnu, sürekli çatık kaşlarıyla bende pek iyi bir izlenim bırakmamıştı.

Yazık ona. Burnundan getirmeden bu hastaneden gitmeyeceğim sonuçta...

Kanepeden kalkıp ışığı kapattım. Burada rahat bir uyku uyuyamayacağımın bilincinde olsam da yorgundum ve uyumak istiyordum.

Yorganı kaldırıp çoraplarımı çıkartarak yatağın içine girdim. Rahat bir yatak asla beklemiyordum. Bu yüzden belime batan yayları kolaylıkla görmezden gelebildim.

"İyi geceler Aybel."

Bir sarsıntı içerisindeyim. Bir şey patileriyle ,beni yattığım rahatsız edici yerden kaldırmaya çalışıyor, Arada bir de yüzüme patisini vuruyordu.

Patisini mi? Sonra yavaş yavaş gözlerimi aralıyorum. Önce her şey puslu ve görünmez. Sonra yavaş yavaş netleşiyor gözümde.

Kapkara bulutlarla kuşanmış gökyüzü selamlıyor beni. Sonra uğursuz olduğumu haykırır gibi öten kargaları görüyorum. Bir daire şeklini almışlar ve öterek dönüyorlar. Bu görüntü beni anında ürkütüyor.

Burnuma bir koku geliyor ama o an bunu pek önemsemiyorum. Algılarım hâlâ tam olarak açılmamışken, ötüşen kargaların dışında bir de başucumda havlayan kap kara bir köpekle karşılaşıyorum. Yattığım yerde sürünerek kaçmaya çalışıyorum ama nafile adım atamıyorum.

Koku artık daha yoğun bir şekilde yokluyor beni. Burnumun direğinin sızladığını hissediyorum. Neredeyim ben?

Bir anda tüm ilgi benim üzerimden çekiliyor ve kuşlar gaklayarak bir yere doğru hızla uçmaya başlıyorlar. Onları takip eden köpekte hırlayarak aynı tarafa doğru koşmaya başlıyor. Anlam veremiyorum ama çok fazla da düşünmüyorum.

Burnumu yakıp kavuran kokuya artık daha fazla dayanamıyorum ve güçlükle de olsa ayağa kalkmayı başarıyorum. Ama bir gariplik var. Doğa dile gelmiş gibi, her yerden bir ses geliyor. Merakıma yenik düşüp kargaların uçtuğu tarafa doğru başımı çeviriyorum.

"Aman Allahım." Dehşetle bağırmamak için ağzımı kapatıyorum.

Korkuyorum. Her zaman ki gibi ben yine korkuyorum. Ama bu sefer haklı sebeplerim var.

Kapkara gökyüzüne doğru yükselen gri dumanlar var. Burası cayır cayır yanıyor. Kocaman alevler var. Çok korkutucu.

Hastane yanıyor. Evet, evet daha bu gün geldiğim o akıl hastanesi cayır cayır yanıyor.

Beni dehşete düşüren buranın yanması değil ki! Burnumu sızlatan yoğun yanık et kokusu. Çok kötü kokuyor. Dayanamayacağım kadar kötü kokuyor.

Tam arkamı dönüp hızla buradan uzaklaşmayı düşünüyorum ki aklıma gelen şeyle gözlerim dolmaya başlıyor.

"Abla?"
Tekrar ateşlere dönüyorum yüzümü. Görünürlerde kimsecikler yok. Tam Ablamı bulmak için bir adım atıyorum. Yüzüme kocaman bir alev püskürüyor. Korkuyorum ama ablamı da bulmak istiyorum.

Dumanlardan dolayı kamaşan gözlerimi korumak için gereksiz hir çaba gösterip ellerimi siper ediyorum. Tam o sırada alevlerin içinde bir siluet beliriveriyor. Ne gariptir ki ışıl ışıl parıldıyor. Bu bana bir anda güneşi anımsatıyor. Bir kaç dakika sonra ancak tamamen seçebiliyorum yüzünü. Ayak bileklerine kadar gelen bembeyaz elbisesinin içerisinde parıl parıl parıldayan ablamı görüyorum.

Niyedir bilmem bir anlık bakışlarım kendi üzerime çevriliyor. Onun ki gibi bembeyaz bir elbise var üzerimde. Ama bir farklılık seziyorum kendi kendime.

Benim elbisem yırtık pırtık ve yer yer kanla dolu. Her yerim, yara bere içerisinde buluyorum kendimi. Sebebini kavrayamasamda fazla üzerinde durmadan ablama odaklanıyorum tekrardan.

"Abla?" Diye mırıldanıyorum özlemle. Ama o, o kadar mesafeye rağmen beni duyuyor.

"Küçüğüm?" Daha fazla dayanamayıp ona kavuşmak için anında koşmaya başlıyorum. Ama nafile. Her adımım da o benden daha fazla uzaklaşıyor.

"Abla bekle!" Diye bağırıyorum çaresizlikle.

"Aybel kurtar beni! Aybeeel!"

Ben daha ona ulaşamazken o bir anda alevlerin içerisinde kayboluyor. Etrafımda dönerek onu aramaya kalkışıyorum ama yok. Hiç bir yerde yok.

"Ablaa!"

" sedaa!" Nefes nefese kalmış bir şekilde yatakta doğrulurken odanın üzerime üzerime geldiğini hissediyorum. Beynimde hala onun sesi yankılanıyor.

Kurtar beni Aybel!
Kurtar beni!
Aybeel!

Daha fazla kendimi tutamayıp hıçkırıklarla ağlamaya başladım. Nerdesin seda? Başın dertte mi?

Yardım et Allahım. Yalvarırım yardım et. Kurtarayım onu. Çekip çıkartayım onu bu karanlıktan.

Elim yüzümde hıçkırıklarla ağlamaya devam ederken bir anda bir çığrış duydum. Hayır bu sefer rüyada değildim.

"Yardım edinn! Bırak beni pislik herif! Bırakın benii!"

Yan odadan geldiğine emin olduğum seslere bir türlü anlam verememiştim. Bir kadın sesi sürekli yardım istiyordu. Bağrışlar, çağrışlar havada uçuşuyordu.

Ben daha olayları idrak edememişken bir anda siren sesi çalmaya başladı. Bağrışlar asla susmuyordu.
Sesler o kadar rahatsız ediciydi ki kulaklarımı kapatmama rağmen hala güçlü bir şekilde duyuyordum.

"Susun artık Allahın cezaları!" Bıktım hepinizden. Keşke gerçekten yansanız hepiniz..

"Susuun!" Dinen göz yaşlarım tekrar akmaya başlarken ben sanırım nöbet gibi bir şey geçiriyordum.
Nefes alamıyorum. Ellerimle bir gram olsun nefes alabilmek için boğazımı ellerimle çizmeye başladım. Belki boynum açılırsa nefes alabilirim.
Ama hayır. Işe yaramıyor ki.
Nefes alamıyorum. Boğuluyorum.

"S- susun. Yalvarırım susun..."

Anne, kabus gördüm çok korkuyorum. Başımı okşayıp ' geçti kızım, Korkma.' Demeyecekmisin?

Bölüm sonu

1 yorum

  • Merhaba ben bu kitabın yazarıyım. Bölümlerin devamı burada olmayacak zaten wattpadde mevcut eğer kitabımı beğendiysen seni de orada görmekten çok büyük bir memnuniyet duyarımm.