Bu sabah güneşe gözlerimi açmam bile bana bahşedilen bir hediye gibi geliyordu.
Bir gün bende sabahı göremiyecektim işte o zaman ona kavuşmak bu kadar zor olmayacaktı.
Aşağıdakilerin sesleri geldiğinde bende hemen akşamdan hazırladığım pantolon gömlek ve ceketi üzerime geçirdim banyoya gidip işlerimi de hallettikten sonra aşağı indim.
Küçük Badeye bile salonun ortasında oturtmuş olan Duygu beyaz gömleğini ilikliyordu.
Oda yerinde duramadığı için hep düğmeler kayıyordu.
Onur ve Demir de hazırlanmıştı.
Birlikte mutfak adasının önünde durmuş kahve içiyorlardı. Ahu da yanlarında telefonu ile ilgileniyordu.
Duygu daha pijamaları ile Badeyle ilgileniyordu. En sonun da Demir dayanamayıp "Duygu sen git üstünü giyin ben bu yaramaz kızla ilgilenirim. Hadi."
Duygu hemen kafasını sallayıp hızlıca yukarı merdivenlerden çıkarken bana da günaydın demeyi unutmadı.
Bende durduğum merdivenlerden inip kahve almaya yöneldim.
Bade beni gördüğünde "Teyzee günaydınnn." Dedi kocaman gülümsemesiyle.
"Günaydın küçük yaramaz sana da günaydın." Dedim. Onur hemen yanıma gelip "Nasılsın?" Dedi.
"İyi her zaman ki gibi. Sen?"
"Bende öyle."
Bu her zaman ki gibi ve iyi kelimeleri bazı insanlar tarafından nasıl yapmacık kullanılıyorsa bu diyalog da kulağa öyle geliyordu.
Duygu da giyinip eline bir bardak kahve aldığın da Badenin de sabah sabah kahve içme perileri geldiği için ona da çikolatalı süt yapıp kahve diye içirmiştik. Onur ben ve Ahu da gülmemek için ağzımız tuttuğumuz da küçük Bade Duyguya "Anneee ağzımın kenarında kahve mi var ona mı gülüyorlar?" Demişti ağlamaklı bir sesle. Sonra biz kahkahalarla gülmeye başladığımız da "Boş ver onları Annecim çocuklar işte." Demişti Duygu bize karşın.
Bazen çocuklardan çok çocuk olduğumuz doğruydu fakat bu kahve şakası böbreğimi vererek gülmeme ve moralimi düzeltmeme yetmişti.
•••
Arabadan inip Badeyi kucağıma aldığımda baş komutan ve bütün teşkilat buradaydı. Bizimkiler selamlaşırken bende Badeyle ilgileniyordum.
"Teyze Alper ve Kuzey abiyi ben göremedim hiç onlar beni görüyorlar mıdır?"
Bu kızın kalbi beni benden alıyordu. "Elbette görüyorlardır ve inan bana seni çok seviyorlardır bile."
Dedim.
"Bende onları çok seviyorum Teyzecimm." Dedi boynuma sarılarak.
Baş komutan bana bakıp gülümsediğin de "Akasya nasılsın kızım iyi misin?" Baş selamı verdim.
"İyiyim komutanım siz nasılsınız?"
"Bende iyiyim kızım şu terörü yendik Allah'ın izniyle daha iyiyim."
Badenin ne zaman müdahale edeceğini merak ettiğim için sesiz kaldım.
"Ben benn bana sormadınız komutan!"
Utançtan yanaklarım alev almıştı.
" Duygunun ve Demirin yaramaz kızı Bade sen nasılsın bakalım?" Komutanın yaptığı tanıma güldüğüm de "Bende iyiyim komutan." Diyip bizim gibi baş selamı verdi.
Duygu da sonunda gelip beni bu saçma diyalogdan kurtardı.
"Bade gel kızım artık sana yemek getirdim gel yemek ye." Dedi.
Bade koşup annesine gittiğinde. Komutana sessizce kusura bakmayın dedi.
Bizde teşkilatın ve mezarların oraya yürümeye başladığımız da çok kalabalık olduğunu görmüştüm. Sadece biz yoktuk halk da vardı herkes dua ediyordu.
Kimisinin oğlu babası Annesi kızı vardı...
Hüzünlüydü ama bir yandan da kahramanlıktı.
Baş komutan yanım da durup ağlayan ve dua edenlere baktı. "Alper ve Kuzey bir plan yapmıştı. Vefatlarından bir gün önce harekattan bize haber gönderdiler ajanlar aracılığıyla. Anlaşmayı düşmanlarla yapıp kendilerini feda edeceklerdi." Boğazım düğümlendi.
"Esirler ve bilgiler ve sizler için anlaşmaya başvurdular hem daha fazlasını elde edecekleri için yanlış yaptılar. Durdurmaya çalıştım bütün olasılıkları söyledim ama bilirsin Kuzeyi ve Alperi burunlarının dikine gitmeyi severler. Adamlar anlaşmayı bozdular esirleri öldürdüler sadece bilgiler bize ulaştı ve şantaj engellendi. Kuzey ve Alper esir alındıktan sonra bilgi sızdırdıklarını öğrendiler. Ajanlar kurtarmaya çalıştı ama çok geçti.
Eğer sizde ordan zamanın da çıkmasaydınız sizin içinde bir son yazılabilirdi."
Biraz durdu söylediklerini sindirmemi bekledi fakat bunlar kenara atılıp kabullenilecek şeyler hiç değildi olamazdı. Benden bizden habersiz başka bir plan kurmak yasal bile değildi.
İçimden lanet okudum.
"Ardından iki üç gün sonra teşkilatın bir kilometre ötesinde bedeninde yaralar vurulmuş halde olan Alperi bulduk. Neyse ki yaşıyordu ama Kuzey öldürülmüştü." İkinci. Üçüncü. Dördüncü ve beşinci lanet okumamdı. Alper yaşıyordu. Alper yaşıyordu!
Kuzey ise o gökyüzündeki yıldız ise çoktan... yüreğim burkuldu. Hem Alperin yaşamasına çok sevinen yanım bir yandan d Kuzeyin ölü olduğuna artık ikna olan yanım hiç bir şey hissetmiyordu.
"Alper... Nerde peki ? Saklanıyor mu? Bir salatalığı var mı?"
Kafasını salladı. "Hayır sakat değil bize çabuk ulaşmıştı neyse ki kan bulmayı başardık. Sizle iletişime geçecektir merak etmeyin. Sadece oda atlatmaya çalışıyor. Psikolojik yardım alıyor. Eminim atlatmıştır. Orda yaşadıklarını bir kez Allah bilir ama cezalarını verdiğimiz için daha hafiflemiş hissediyorum kızım.
Yakında emekli olacağım ve ailenin ve şehitlerimizin hakkını aldığım için kendimi rahat hissediyorum huzurla öleceğim için şanslıyım." Dedi.
Sindiriyordum. Bunu yapıcaktım ama bizimkilerin de bunu bilmeye hakkı vardı. Yıllar sonra gerçeklerin gün yüzüne çıkması... Komutanımızın bizden bunca yıl bu sırrı saklaması...
Doğru düşünemiyordum.
Komutan sırtımı sıvazlayarak"Sonra görüşürüz kızım kendine iyi bak." Dedi sadece kafamı sallamakla yetindim.
Emek vererek yazıyorum destek olur musun 🪻🖤