Oy ve yorumlarınız benim için çok kıymetli dostlar.
Keyifli okumalar♥️
Kara gözlünün getirdiği iç çamaşırları ve lacivert pijama takımını giyerek dağıttığım yatağı düzeltmiştim. Saatlerce uyuyamamış, düşünmekten beynim yorulana kadar düşünmüştüm. Şimdilik boyun eğiyormuş gibi rol yapmaktan başka şansım yoktu. İki saatlik uykunun sonunda biri demir kapımı tekmeleyip sıçrayarak uyanmama sebep olmuştu.
Mavi tulumu giyindikten sonra apar topar beni çekiştirerek dışarı çıkarmıştı. Beni iterek diğer sırayla dizilen mavilerin içine attı. İçimden bu adi herife saydırmaya başladım. Şimdilik uslu durup göze batmamaya çalışacaktım.
Önümüzde dikilen üç siyahlı adam kendilerini tanıtmaya başladılar.
"Evet, sevgili yeni ekip üyelerimiz. Bu gün ki eğitimde ben ve arkadaşlarım ilgileneceğiz sizinle. Umarım bütün kurallara uyar, canınızı yakmak zorunda bırakmazsınız bizi." Ekip üyesiymiş hiç bir zaman bu dediğin gercekleşmeyecek adi herif. Kimbilir bu insanları yetiştirip ne tür bir kirli işlere alet ediyorlar. Ben devletine bağlı bir polisim, bir hayin değilim. Er yada geç bu örgütü, kim yada kimlerin başında olduğunu bulacaklar. Ben de canım pahasına da olsa, bu örgütü yok etmek için herşeyi yapacağım.
"Hey sana diyorum savcının koruması?" Duyduğum sesle irkildim. "Beni öldürecek gibi bakıyorsun." Karşımızdaki konuşan adam ne zaman dibime kadar geldi anlamadım. Bir el hareki yaparak diğerlerinin gitmesini işaret etti. Bana iyice yakınlaşıp aramızda az bir mesafe bırakarak durdu.
"Gözlerin çok keskin bakıyor. Çok güzel, ama bir okadarda sert bir yüzün var. Aynı zamanda da çok çekicisin."
"Saçmalamayı kes de ne istiyorsun? Onu söyle" dedim. Benden bahsetmesi hiç hoşuma gitmemişti.
"Koruma" dedi iç çekerek. "Şimdi neden buradayım diye düşünüyorsun. Burası neresi? Benim gibi bir korumanın, yada bir polisin burada ne işi var?" Sözünü kesmeyip neler anlatacağını duymak istiyordum. Evet ben neden buradaydım?
"O sert görünen surat ifadenin arkasındaki merakı, korkuyu, endişeyi görebiliyorum." Omuz silkerek kaşlarını kaldırıp indirdi. "Ne yazık ki o savcın olacak herif işlerimize burnunu sokmasaydı şimdi komada olmazdı. Ve şoförü ölmezdi."
"Ne zamana kadar bir fare gibi bu delikte saklanıp işlerinizi yürütmeyi düşünüyorsunuz" dedim aklıma gelen kara gözlünün benim için kullandığı fare tabirinden esinlenerek. "Önünde sonunda yakayı ele vereceksiniz".
Tebessüm eden suratı birden ciddileşti ve bir adım daha atarak aramızdaki mesafeyi iyice kapatıp, "seninde ölüm emrin çıkmıştı. Peşine taktığımız adamların çoğunu öldürmeyi başardığın için, senin gibi güçlü bir karakteri örgütümüze kazandırmanın iyi bir fikir olabileceğini düşündük. Seni burada güzelce uysallaştırıp bize çalışan bir ajan olmanı sağlayacağız. Aksi taktirde senin sonunda, bize karşı gelenlerin sonu gibi olması kaçınılmaz bir son" diyerek kulağıma doğru iyice yanaştı. Bir sır verir gibi, "ama bu güzelliğin yaşayıp benim olması için herşeyi yapacağım."
Suratımı ekşiterek geri çekildim. Onun o pis nefesini solumak istemiyordum. Hafif çekik kahve gözleri vardı. Boyu kara gözlünün boyu kadar uzundu. Sanırım 1.90 vardı. Ben 1.75 olmama rağmen onlardan baya kısa görünüyordum. Sırası gelince onunda icabına bakacaktım. Şerefsiz bana göz koymuştu anlaşılan. Uslu durup cevap vermedim. Tabiki şimdilik.
Konuşmamızın ardından biz de diğerlerine katılmış, önce antrrenman yapıp sonrada bir çok parkurdan geçerek eğitim alıyorduk. Adının Korkut olduğunu öğrendiğim ve onların deyimiyle diğer iki eğitmenin emirlerini yerine getiriyor, sesimizi çıkartmamaya çalışıyorduk. Onların suyundan giderek, bir yandanda etrafı inceliyordum. Buradan bir çıkış yolu bulmalıydım.
Devasa binanın her yerini çevrelemiş oval şeklindeki meydana bakan balkonunda gözlerimi gezdirdim. Çok sayıda koruma etrafı ve bizi gözetliyordu. Yanlış bir hareketimiz de her an bizi vurabilirlerdi. Gözlerim istemsizce kara gözlüyü aradı. Ama hiçbir yerde görünmüyordu. Neden onu görmek istiyorsam artık. Buradaki hiç kimseye güvenmemeliydim. Sadece buradaki mi, sevdiğim insanların hayin olduğunu düşündükçe içimi tarifsiz bir sıkıntı kaplıyordu. Boğulacak gibi oluyordum.
Devrim abi, Defne kimbilir daha kimler vardı bu örgütün içinde. Bir yanım saçmalıyorsun Yasmin onlar senin kaç yıllık ailen gibiler diyor, bir yanım bu satten sonra kimseye güvenme diyor. İçime giren sıkıntıyla derin bir nefes alırken, Korkut ile göz göze geldik. İğrenç bir şekilde yeşil gözlerini bana dikmiş sırıtıyordu.
"Her konuda gayet başarılısın Yasmin. Sana hayran olmamak mümkün değil" diyerek terden yüzüme yapışmış, atkuyruğu saçlarımdan firar etmiş saçlarımı düzeltmek için elini yüzüme doğru uzattı. O daha dokunmadan geri çekildim.
"Bana dokunmak için zaman kolluyorsun eğitmen. Sınırlarını zorlamzsan iyi edersin."
"Demek öyle? Sınırlarımı zorlarsam ne olur?"
"Ne mi olur?" İkimize de cevap veren kişiye döndük. "İşine dön Korkut. Kızı rahat bırak." Yüz ifadesi çok sert bakıyordu. Sanki her an Korkut'un üzerine atlayacak gibi.
"Seni ilgilendiren bir durum yok Kuzey" diyerek kara gözlüye doğru yürüyüp önünde durdu. Demek ismi Kuzey'di. "Söylesene neden bu kadar öfkeli bakıyorsun? Yoksa seninde mi gözün var bu afette?" Pis pis sırıtıyordu. Ağzının üzerine bir tane çarpmak vardı şimdi ama onları böyle izlemek daha ilginçti.
Kuzey hiç beklemediğim şeyi yaparak, Korkut'un suratına kafasını geçirdi. Korkut acı dolu inlemeyle arkaya doğru savrulurken, ben gözlerim şaşkınlıkla açılmış olanları izliyordum. Kuzey bize doğru gelen adamlara başıyla işaret ederek, "revire götürün şunu" dedi. Demek sözü geçen biriydi Kuzey. Belliki bana karşı zaafı vardı. Bunu kullanmalıyım. İnsan yeni tanıştığı kişiye duygusal hisler beslermiydi?
Ben Korkut'u sürükleyerek götürenlerin ardından bakarken, düşüncelerimden sıyrılarak Kuzey'e döndüm.
Kaşları çatık bir şekilde beni inceliyordu. Göz kırparak başımı yana doğru salladım. "Hayırdır" der gibi.
Sert ifadesinden ödün vermeden, "kimse ile haddinden fazla yakınlaşma yok" dedi.
"Pardon?" Dedim sorar gibi. "Beni kaçırıp böyle bir sürü karizmatik adamın içine getiriyorsun birde onlar ile flörtleşmeme karışıyorsun." Bu şekilde çıkışmam onu afallatmıştı. Sert bakan kara gözleri şimdi şaşkınca bana bakıyordu.
Biz hala birbirimize bakarken bir çığlık sesiyle irkildim. Ses çaylaklardan yani mavililerin oluşturduğu kalabalıktan geliyordu. Hiç beklemeden hızlı adımlarla kalabalığı iterek sesin sahibine ulaşmaya çalıştım. Elindeki jopu havaya kaldırmış eğitmen, yerde başını kolları arasına almış iki büklüm yatan kıza tam vuracağı anda jopu tuttum. Eğitmen öfkeli bir şekilde, "sen karışma çaylak" dedi. Onu dinlemeyerek hızla ittim.
"Bırak kızı lan" diye bağırdım. Eğilerek korkudan tir tir titreyen ürkek kıza sarıldım. Vurmuştu kıza lanet herif. İkinci jopun benim üzerime geleceğini düşünürken, adam geri çekilmişti. Onu durduran başımızda dikilen Kuzey'di anlaşılan.
Bakışlarımı kollarımda titreyerek ağlayan kıza çevirdim. Yere eğdiği başını kaldırarak bana baktığında şok olmuş gözlerimle ona baktım. İçli içli ürkekçe ağlayıp gözlerini gözlerime sabitledi. "Sen? Dedim sorarak. Bu Defne'nin partide beni tanıştırdığı kızlardan biriydi.
"Gizem" dedi kendini bana hatırlatmak için. Kollarından tutarak onu yerden kaldırdım. Yürürken bacağının aksadığını farkedince kolunu boynuma dolayıp, ona destek oldum. Biraz olsun kalabalıktan uzaklaştırıp duvar kenarına oturttum. Bende yanına oturup ayaklarımı uzattım. Üzerimizde kirli tulum ve terden tenimize yapışmış saçlarımız, bu şekilde sefilleri andırıyorduk.
Gizem masum bir şekilde gözlerime bakarak, elinin tersiyle gözyaşlarını sildi. Böyle küçük bir kız çocuğunu andırıyordu. Ama nedense ondan şüphe etmekten kendimi alamıyordum. Artık kimseye tam anlamıyla güvenemezdim. Dağınık saçlarını kulağının arkasına sıkıştırıp burnunu çekti. "Teşekkür ederim. Beni kurtardığın için."
"Arkadaşlarında buradamı?" Dedim gözlerimi kısarak.
"Bilmiyorum. O gece bir şekilde bayılmışım. Gözlerimi açtığımda bir çok kişiyle birlikte bu binanın çatısında yerde uzanıyordum. Sonrası bildiğin gibi." Bir şey söylemeden onu izliyordum. "Sanki bana inanmıyor gibisin" dedi dikkatlice gözlerime bakarak.
İç çekerek, "seni tanımıyorum. Güvenmek zorunda değilim. Sende onlardan biri olabilirsin. Sonuçta o kadar kalabalığın içinde neden sen, ben bir de" diyerek ileride dikilmiş bize bakan bir çif kara gözlere baktım. "Kuzey, buradayız. Diğerleri nerede?"
"Şüphelenmekte haklısın. Bizi neden buraya getirdiler? Bize ne yapacaklar? Beni de bu çok korkutuyor." Dudaklarını büzmüş, ela gözleri o kadar masum bakıyordu ki, gönlümü kazanmak üzereydi.
"Hey siz ikiniz? Çay kahvede istermisiniz?" Bu konuşan Gizem"e vuran eğitmendi. Kaşlarımı çatarak baktım çok bile müsade etmişlerdi yalnız kalmamıza. Bu durum kanıma dokunuyordu. "Kalkın, şimdi temizlenme zamanı." Ne diyordu bu herif. Sırıtarak bize bakıyordu. Yerimden kalkarak doğruldum. Diğerlerinin yanına gitmek için eğitmenin yanından geçerken kolumu çekiştirerek tutan Gizem'e baktım.
"N'olur beni yalnız bırakma" dedi kısık sesiyle. Aldım başıma belayı. Sesimi çıkarmayıp yoluma devam ettim.
Benim boylarda fiziği gayet güzel ama göğüsleri bir okadarda orantısız vücuduna büyük gelen bir kadını takip ediyorduk. Üzerindeki siyah kıyafetler, o yürüdükçe bütün kıvrımlarını belli ediyordu. Binaya girdiğimizde bize gösterdiği büyük alana girdik. Karşımızda iki kapı vardı. Kadın bize dönerek, "kadınlar bu taraftan" diyerek sol kapıyı işaret etti. Yanına gelen bir erkek ise sağ tarafı göstererek, "erkekler de bu tarafa dedi.
Gösterilen yere girdiğimizde aralarında bir paravan dahi olmayan sırayla dizilmiş duşlar vardı. Karşılarında ise bizim için konulmuş yeni tulum ve iç çamaşırlarının olduğu büyük bir masa. Sayımız erkeklere göre daha azdı ama sayımızca duş olmadığı için sırayla yıkanmalıydık. Tam bir askeri kampı hazırlamışlardı. Yönümü tekrar konuşan kadına çevirdim.
"Duşlarınızı aldıktan sonra temiz kıyafetlerinizi giyinin. Daha sonra yemekaneye gideceksiniz. Her bir kişinin duş alması için beş dakikası var. Bu arada ismim Parla. Bir sonunuz olduğunda benimle konuşacaksın."
"O yüzden böyle parlıyorsun demek. İsminin hakkını veriyorsun" dedim alaylı ve sakin bir ses tonuyla.
Gereğinden kalkık kaşlarını daha çok kaldırarak bana döndü. Önündeki kadınları iterek dimdik omuzlarıyla karşımda dikildi. Boya olduğu her halinden belli olan, benim saçlarımdan daha koyu saçları vardı. Kahve gözlerini kısarak, "ne dedin sen?" Diye sordu.
Omuz silkerek, "hiç. Sadece isminizin hakkını veriyorsunuz" dedim onu süzerek. "Görüntünüz de isminiz gibi parlıyor."
Kaşlarını çatarak, "lavbaliliği sevmem. Senin arkadaşın değilim. Senin üstünüm. Bundan sonra ukalalılık edersen ceza alacaksın." Cevap vermedim ama onu da kara listeme yazdım.
Duşunu alan giyinirken, diğeri duşun altına giriyordu. Kimisi suyun altında hıçkırarak ağlarken, kimisi söylenip duruyordu. Buradaki herkesin iyi kötü bir hayatları vardı. Hepsini benim gibi sevdiklerinden ayırıp hayatlarından koparmışlardı. Birileri bu olaya müdahale etmez ise, kimbilir başımıza neler gelecekti. Hangi pis işlerinde bizi kullanacaklardı.
Giysilerin çıkarıp bir duşun altına girdiğimde, akan sıcak suyla gözlrimi kapattım. İşte buna çok ihtiyacım vardı. Bir anlığınada olsa bulunduğunm durumu unutup, sıcak suyun beni rahatlamasına adapte oldum. Bir anlığına da olsa huzur iyi gelecekti. Ama koluma değen bir şey huzurumun içine etmişti. Aniden gözlerimi açmamla burnumun dibindeki Gizem ile göz göze geldik.
Artık öfkelenmeye başlıyordum. "Senin ne işin var dibimde" dedim kaşlarımı çatarak.
"Şey. Seninle yıkanabilir miyim?"
"Şansını bu kadar zorlama istersen. Seninle ilgilendiğime beni pişman etme. Hadi şimdi başka duşa." Dudaklarını büzerek yanımdan ayrıldı.
Temiz tulumumu giyinmiş, tarak olmadığı gibi kurutma makineside olmadığı için ıslak saçlarımı serbest bırakmıştım. Şimdi ise Parlay'ı takip ederek yemekhaneye gidiyorduk. Yanımda yürüyen Gamze yine koluma girmeye çalışırken, bakışlarımla onu uyarmıştım. Yemek salonuna girdiğimizde mavili erkekler ve siyahlılarda buradaydı. Siyahlılarda gözlerimi gezdirdiğimde içlerinde bir kaç tane kadın vardı. Boşta kalan masalara yerleşirken, gözlerim istemsizce Kuzey'i arıyordu.
Önümüze konulan yemeği yerken karşımda oturan kumral kadın arkamdaki bir noktaya bakarak, "bayılıyorum şu adama. Çok yakışıklı" dediğinde arkamdaki o noktaya baktım. Kuzey dikilmiş bizim masaya bakıyordu. Gözgöze geldiğimizde gözlerini kırpmadan baktı bir süre. Bende onun gibi gözlerimi çekemedim. Sanki beni ona doğru çeken bir çekim vardı aramızda. Neydi şimdi bu hissettiğim. "Saçmalama Yasmin önüne dön. Seni böyle bir cehenneme getirmiş biri için bağzı hisler besleyemezsin. "Kuzey'den bakışlarımı az önce konuşan kişinin sesi böldü.
"Buraya getirildiğim için çok kötü hissediyordum ama artık çok şanslı hissediyorum." İç çekerek, "bir şekilde onu kendime aşık etmeliyim. Baksanıza oda pür dikkat buraya bakıyor."
Yanımda oturan Gizem iyice bana yapışarak, "şu kadın sinirlerimi bozmaya başladı" dedi. "Oysaki ben sizi birbirinize yakıştırmıştım."
Kaşlarımı çatarak ona döndüm. "Gevezeliği bırakta yemeğine dön."
"Ama Kuzey iyi birine benziyor."
"Bana kendini yaka paça Kuzey'in önüne attırma."
"Tamam bir şey demiyorum" diyerek önüne döndü. Sesi mırıltılı bir şekilde çıkarak, "neden böyle katısın" dedi. "Gerçi senin gibi olmayı çok isterdim. Belki o zaman kendimi koruyabilirdim."
Kimseye aldırış etmeden önümdeki tatsız tutsuz yemeğe adapte olmuştum. Buradaki hiç kimse umrumda değildi. Gizem'in masumluğu dikkatimi çeksede, onunla yada başka birileriyle duygusal bağ kurmamalıydım. Çünkü çıkış yolunu bulduğum gün, bu devasa binayı yaktığımda, ardıma bile bakmayacağım.
Birinin masamıza ellerini sesli bir şekilde koymasıyla sol tarafıma döndüm. Bu Gizem''e vuran şahıstı.
"Bakın burada kimler varmış. Korkak güvercin ve onun özel koruması." Koca gövdesini masaya daha çok yayarak bana doğru eğildi. "Savcının korumasıyken böyle bir yerde bir zavallının koruması olmak nasıl bir duygu?" Aldırış etmeden önümdeki yemeğimi yemeğe devam ettim. Beni kışkırtmaya çalışıyordu.
"Ne o, sendemi korktun benden?" Diyerek kahkaha atmaya başladı. Onun gibi bir çok kişide keyiflenmiş gibi kahkaha atıyordu.
Birden büyük yemekanede Kuzey'in sesi yankılandı. "Yeter, herkes yemeğini yesin. Furkan sen de yerine otur." Demek bu gereksizin adı Furkan'dı. Seninle de sonra hesaplaşacağız Furkan."
"Bu zavallıları neden koruduğunu anlamıyorum Kuzey. Onlar da birer zayıf halka. Burada zayıf halkalara neler oluyor biliyorsun" dedi Furkan, doğrulmuş bir kaç masa ileride oturan Kuzey'e bakıyordu. Sonra tekrar bana dönerek, "aklın varsa şimdi şu anda bize katılırsın." Bakışlarını bütün maviler de gezdirerek, "içlerinde en yetenekli sensin. Yanındaki korkak da dahil, diğerlerini korkunç bir son bekliyor olabilir. Kararın evet se seni masamıza bekliyoruz." Eliyle siyahların oturduğu masayı işaret etti.
Bütün siyah ve maviler yemeklerini bırakmış, pür dikkat bana bakıyorlardı. Sanki vereceğim cevap onlar için çok önemliydi. Hiç böyle bir teklif beklemiyordum. Yüz ifademde hiç mimik oynamıyor, tepkisizce bakışlarımı onlarda gezdiriyordum. İçimde ise büyük bir savaş vardı. Hangi seçim benim için daha iyi olurdu. Gizem ile gözgöze geldik. Her zaman ürkek bakan kız, tepkisizce bana bakıyordu.
Mavilerle devam edersem akibetim ne olacak belli değil. Belki de buradan hiç kurtulamayacağım. Yada Furkan'ın dediği gibi beni de korkunç bir son bekliyor olacak. Siyahlara katılmam daha mantıklı görünüyor. Kendimi koruma altına aldırıp, onlar ile samimiyeti kurabilirim. Ayrıca burada neler döndüğünü öyrenip emellerime daha kolay kavuşurdum.
Küzey'e çevirdim bakışlarımı. Bu adamda çözemediğim bir şeyler vardı bana karşı. Gözlerini kırpmadan bana bakıyordu.
Artık bir cevap vermeliydim. Başımı kaldırarak Furkan'nın sevimsiz suratına baktım. Verebileceğim en uysal cevabı vermeliydim. "Beni rahat bırak" dedim. Mavilerden helal bee cesur kız gibi övgü sözleri yükselirken, Furkan suratını ekşiterek, "yanlış karar verdiğini anladığında çok geç olacak çaylak" dedi.
Umarım bölümü beğenmişsinizdir.
Bir sonraki bölümde buluşmak üzere.
Hoşça Kalın♥️
