Oylarınızı esirgemeyin canlar.
Yorumlarınızı bol bol yaparsanız çok sevinirim.
Keyifli okumalar💙💙💙
Bütün ekip, arabalardan inerek büyük deponun yakınlarında pusu kurmuştuk. Az sonra yapacağımız operasyon için Devrim'den işaret bekliyorduk. Son bir haftayı aşkın bir süre içinde tam üç ayrı adrese baskın düzenlemiştik. Bu seferki baskınımız, çok sayıda silah ve mühimmat dolu büyük bir fabrikayı andıran depoydu. Tek tek yeraltı örgütlerini ifşa ediyor hepsini çökertiyorduk.
Sağımda, kendinden emin bir şekilde dimdik duran Kuzey, yandan bir bakış atarak, "yanımdan fazla uzaklaşma maviş" dedi.
"Sensiz üç ayrı operasyona katıldım, hiçbirinde yanımda sen yoktun. Şimdi çocukmuşum gibi davranma. Ayrıca benim korunmaya ihtiyacım yok" dedim gözlerimi devirerek. Diğer operasyonlarda yoktu, bu gece bize nasıl katıldı bilmiyorum. Dediğine göre görevdeydi. Ama görevi hakkında bana hiçbir açıklama yapmıyordu. Bu duruma saygı duyuyordum. Ekiptekilerinde bu görevden haberi yoktu. Demekki gizli kalması gerekiyordu.
Kolunu belime dolayarak beni kendine çekti. "Hala kırgınmısın bana?" Evet, içten içe kırgındım. Ama bu yakınlığı, beni izlerken ışıldayan gözleri bütün kırgınlığımı alıp götürüyordu. "Bana kırılma mavişim, sevdiğim." Ya bu adam bütün sinirlerimi alıyordu. Kendimi tutamayıp gülümsedim. "Görev olmasa senden bir an bile ayrı kalmam sevdiğim. Bir süre, böyle idare edeceğiz."
"Çifte kumrular, burada bile sırnaşıyorsunuz."
Kuzey kaşlarını çatarak yanımızda dikilen Selim'e baktı."Sana ne lan? Nerde nasıl hareket edeceğimizi sanamı soracağız?"
Selim muzipçe gülümseyerek, "birazdan operasyon başlayacak, dikkatinizi dağıtmayın diye söylüyorum" dediğinde Kuzey başıyla ilerideki abisinin yanında duran Defne'yi işaret etti. "Bizimle vakit öldüreceğine, Defne'nin yanına git onunla ilgilen." Kaşının birini kaldırarak Selim'e dik dik baktı ve "yoksa Devrim'den mi tırsıyorsun?" Dedi.
Selim afallayarak, "ne alaka oğlum" derken Kuzey Selim'in üzerine gitmeye devam etti. "Bence elini çabuk tut. Daha ne bekliyorsun. Git Defne'yi abisinden iste. Amma uzattınız bu kaçamak sevgililik olayını." Kuzey'in böyle konuşmasına çok şaşırmıştım. Ondan hiç beklemediğim bir konuşmaydı.
Arkadaşlar, hazırmısınız?" Devrim'im sesiyle hepimiz ona döndük. "Başlıyoruz. İsmini saydıklarım, deponun çevresini dolaşarak arka kapıdan baskın yapacak. Kuzey, Yasmin, Gizem, Selim, Ceyhun, Emre, Tekin siz arka kapıdan. Geri kalanlar benimler birlikte ön kapıdan gireceğiz. Eylül ve Gurur, sizde dış güvenliğimizi sağlayacaksınız." Eylül, geldiğimizden beri elindeki cihazla deponun etrafını drone ile inceliyordu. Gurur ise her zamanki gibi kulaklığını takmış arabadan dışarı doğru sarkan bacakları üzerindeki laptopla bir şeyler yapıyordu. "Kendinize dikkat edin arkadaşlar, işimiz bittiğinde sizi tek parça görmek istiyorum."
Evet başlıyorduk. Bizim grup hızlı ve temkinli adımlarla deponun etrafını dönerken aynı anda silahlarımızı da hazır ettik. Büyük Demir kapıya ulaştığımızda Tekin öne atılarak kapıyı açmaya çalıştı. Ama kapı içeriden kilitliydi. Kuzey'in işaretiyle kapıya tuttuğu silahıyla bir el ateş ederken açılan kapıdan içeri süzüldük. İçeriden sesler yükselmeye başladı. Anlaşılan adamlar kalabalıktı.Çeşitli iş makinesinin dolu olduğu depoda kendimize güvenli alanlar seçerken adamlar paniklemiş bir şekilde ateş etmeye başladılar.
Önümdeki kolondan yana kayarak açığa çıktım ve kurşunlarına karşılık verdim. Aynı anda Kuzey omzumdan tutarak beni geri çekti. "Napıyorsun Yasmin? Delirdin mi? Nasıl böyle dikkatsiz davranırsın?" İrileşen gözleriyle hem korkmuş hemde endişelenmişti.
"Farkındaysan, bana her kızdığında ismimi söylüyorsun."
Bana sarılarak derin bir nefes verdi. "Beni bazen korkutuyorsun maviş. Sana Bir şey olacak diye endişeleniyorum. Benim için daha dikkatli ol." Gözlerine bakarak, "tamam daha dikkatli olacağım" dedim. Kurşun sesleri giderek çoğalıyordu hiç vakit kaybetmeden yerimize konumlanarak ateş etmeye başladık. Ön kapıdan giren bizimkiler, adamların afallamasına sebep oldu. Bir bir hepsini indiriyorduk sanırım sayıları çok aza düşmüştü.
Ama hiç hesaba katmadığımız bir şey oldu. Gurur'un kulaklarımızdaki telaşlı sesi, "depoya beş araba yaklaşıyor. Beni duyormusunuz? Adamlar kalabalık geliyor" demişti.
Devrim, "gelecekleri varsa görecekleride var" diyerek, "kollayın kendinizi arkadaşlar indirin hepsini" diye bağırdı.
Gelenler içeri daldıkları gibi ateş etmeye başladılar. İlerleyerek bir iş makinasının ardında durdum. Sağdan ve soldan habire sıkıyorlardı. Kuzey'le birlikte ateş ederek ilerliyorduk. Devrim'im, "teslim olun" çağrısına, "hepiniz geberene kadar durmayacağız" diye karşılık vermişlerdi. Bu cephaneler neredeydi acaba? Bizim ekibi dışarı çıkarıp hepsini patlatmak vardı.
Arkamdan gelen kurşun sesiyle o tarafa döndüğümde Kuzey benden önce davranarak adamı indirmişti. "Geç arkama maviş, kolla kendini." Kuzey'le sırt sırta vererek etrafımızda dönerek ateş etmeye başladık. Adamları böyle daha kolay indiriyorduk. "Kuzey?" Dedim seslenerek. "Maviş?" Diyerek karşılık verdi. Bu pozisyon çok hoşuma gitti." Sesli bir şekilde gülerek, "seninle her pozisyon güzel maviş" dedi. Bir anlık dikkatimin dağılmasıyla karşımdaki bana doğrultulan silahı farkedemedim. Geç kalmıştım. Adam, hedefi olan beni tam vuracakken biri ondan önce davranarak tam alnından vurmuştu.
Arkamı döndüğümde bize yaklaşmakta olan Ceyhun'a, "doktor, hayatımı kurtardın teşekkür ederim" diye seslendim. Kuzey afallamış bir şekilde, "iyimisin maviş?" Dedi beni yoklayarak. "Doktor sayesinde" dedim. Ceyhun'a dönerek, "bu kadar iyi nişancı olduğunu bilmiyordum doktor" dedim. Uzak mesafeden adamı alnından vurmuştu.
"Eyvallah Yasmin. Daha dikkatli ol" diyerek kendine güvenli bir yer buldu.
Çatışma devam ediyor, depodan gürültülü silah sesleri yankılanıyordu. Bir süre böyle devam etti. Bir ara Duygu'yu bir portif iş arabasında adamlara ateş ede ede geçtiğini gördüm. Hayran olunası bir görüntü.
Adamların sayısı azalınca, "durun. Teslim oluyoruz" diye sesler yükseldi. Devrim'im, "silahları bırakarak çıkın ortaya" demesiyle dört kişi ortaya çıktı. "Kaldırın elleri." Ellerini kaldıran adamları tek tek yere yüz üstü yatırarak ellerini arkadan kelepçeledi arkadaşlarım. Devrim'im emriyle adamları dışarı çıkarıp arabalara götürdüler.
İş bitmişti ve çok yorulmuştuk. Eve gidip dinlenmeye ihtiyacımız vardı. Depoyu kontrol edip silahlara ulaşmak için etrafı aramaya başladık. Büyük tahta sandıkları bulduğumuz da içlerini tek tek açarak kontrol ettik hepsi tıka basa silah ve mühimmat doluydu. O anda, "kıpırdamayın, yoksa hepinizi havaya uçurum" diyen adama döndük. Bir elinde benzin bidonu diğerinde silah, bize gözdağı veriyordu.
"Elindekileri bırakıp teslim olman senin yararına olur" diyen Kuzey, çok sakin görünüyordu.
Adam kendinden emin bir şekilde sırıtarak, "ne saçmalıyorsun sen? Birazdan hepiniz havaya uçacaksınız. Bende buradan burnum bile kanamadan çıkıp gideceğim" dedi. Aynı anda bidondaki benzinleri etrafa saçıyordu. Silahını ateşlerse hepimiz havaya uçacaktık.
Silahlarımızı adama doğrultmuş hazır konumda beklerken adamın az önceki öz güveninden eser kalmamış bir şekilde, "indirin silahlarınızı yoksa ateşlerim" demesi ve silahını bize, sonrada benzin döktüğü yere doğrultması bir oldu. Kuzey'in el işaretiyle silahlarımızı indirdik ama her an tehlikeye karşı tetikte bekliyorduk. Bir an koşarak kendimi adamın üzerine atasım geldi ama bunun nelere yol açacağını kestiremiyordum. Hızlı bir şekilde bir çare düşünmeliydik. Bir tane adi herifi alt etmek çok zor olmasa gerek.
Kuzey ve Devrim adamı ikna etmeye çalışıyor Faruk, "ne dil dökecez bu şerefsize, sıkalım kafasına gitsin" diyordu. O anda sessiz adımlarla adamın arkasında beliren Eylül, silahının kabzasını ensesine geçirdi. Vay be, bu gecenin kahramanı Eylül'dü.
"Nasılsınız bakayım. Duydumki bana ihtiyacınız varmış" diyen Eylül gülümserken, "hepimizi kurtardın sevgili görümceciğim" dedim. Önümde selam vererek, "yengelerin en güzeli, size canım feda" diyerek sesini yükseltti.
Devrim Emir vererek, "şu pisliği kaldırın, kamyonu yanaştırın kapıya" dedi.
Elimizde rehineler ve büyük bir kamyon silah ve mühimmatla geri dönüyorduk. Yorucu bir gecenin ardından eve gidip uyuma hayalleri kuruyordum. Üzerimdeki kurşun geçirmez yeleği çıkararak arabanın arka koltuğuna attım. Kuzey arabayı kullanırken bir yandanda yorgun gözlerle hareketlerimi izliyordu. "Eylül'ü neden almadın arabaya" diye sordum deminden beri merak ettiğim soruyu sorarak.
"Onu Sıraç bırakacak eve." Yanlış mı duyuyordum. "Sıraç?" Dedim sorar gibi. Başını salladı. Şaşırmıştım. Kuzey kardeşinin Sıraç'la ilişkisine sıcak bakmıyordu sanki. "Buna nasıl izin verdin inanamıyorum şu an. Çok şaşkınım."
"Eylül'de artık yetişkin bir birey. Artık ona müdahale etmeme kararı aldım."
Ciddimi diye suratına bakakaldım. "Senin ateşin falan mı var? Yoksa başına ağır bir cisim mi düştü?" Gülerek bana baktı. "Belkide olgunlaşıyorum." Bu hallerine inanamaz düşüncelerimle önüme döndüm. Bir süre konvoy halinde ilerledikten sonra önümüzdeki ekibin iki arabası ve kamyon yön değiştirirken biz Devrim ağabeyin arabasıyla aynı yoldan ilerledik. Arkamızdaki ekip arabalarıda onları takip ediyordu. "Biz niye dönmedik?"
"Sana sürprizim var."
"Ne sürprizi? Neler oluyor?"
"Sana operasyondan önce söyleyecektim ama fırsat bulamadım. Bundan sonra kendi evimizde kalacağız." Elimde olmadan heyecan basmıştı. Ailesiyle kaç gündür aynı evde kalıyordum. Orda rahatım yerindeydi ama insanın kendi evi başkaydı. Kemerimi çözerek Kuzey'in yanağına kocaman sesli bir öpücük kondurdum. Neye uğradığını şaşıran Kuzey, kocaman açılmış gözlerini bana çevirdi. "Kaza yaptıracaksın bana maviş" dedi. Sesi hem şaşkın hemde heyecanlı çıkıyordu.
"Eşyalarımız geldimi?"
"Evet, ufak tefek şeyler hariç herşey gelmiş. Şimdi bende seninle birlikte göreceğim. Ustalar bu gün yerleştirmiş eşyaları. Özel ihtiyaçlarımızıda birlikte alırız."
"Herşey için teşekkür ederim." Kuzey bakışlarını tekrar bana çevirerek gülümsedi. "Seni böyle mutlu görünce bende çok mutlu oluyorum maviş."
Devrim ağabey'in arabası evin sokağına girdiğinde bizde hemen ardındaydık. Saat geç olmuştu ve evlerin ışıkları hemen hemen hepsi kapalıydı. Bahçe kapısından girerek arabayı park etti Kuzey. Hepimiz yorgunduk ve fazla konuşmadan içeri girdik. Devrim ve Defne evin son halini merak ettikleri için bizimle içeri girmiş ve evimizi çok beğenmişlerdi. Bir ihtiyacımızın olup olmadığını sorduklarında, "yok, varsada yarın hallederiz. Şu anda birer duş alarak dinlenelim" demiştim.
Onlar gidince ben ve Kuzey başbaşa kalmıştık. Ben yatak odasındaki banyoyu kullanırken Kuzey'de evin ortak kullanılan banyosuna girdi. Ebeveyn banyosunda şampuan ve kişisel ihtiyaçlar hepsi kutularda duruyordu. İhtiyacım olanı alarak duşumu aldım ve kutuların üzerinde bulunan bornozu üzerime geçirerek saçlarımı bir havlu ile sardım. Kutunun üzerindeki erkek bornozu ve havluyu görünce Kuzey'in kendisi için havlu almadığını farkettim. Elime aldığım bornozla yatak odasından çıkarak diğer banyonun kapısına geldiğimde tıklattım ama Kuzeyden ses gelmedi. Su seside gelmiyordu. Bir kez daha tıklattım ama yine ses gelmedi. Acaba çıkmışmıydı? Ama evin herhangi bir yerinden ses gelmiyordu. Neredeydi bu adam. Beni endişelendirmeyi ne çok seviyordu. Zaten kaç gündür bir görünüp bir kayboluyordu. Yine beni oyalayarak çıkıp gitmiş olabilirmiydi? Eğer öyle bir şey yapmaya kalkarsa onun canını okuyacağım.
Bir anlık gelen moral bozukluğuyla hızla kapıyı açarak içeri girdim. Aynı anda kolum tutularak duvara yapışmam bir oldu. Karşımda üzeri çıplak olan Kuzey beni duvarla arasına alarak sırıtmaya başladı. Islak saçlarından akan sular çıplak vücudunu ıslatırken ben nefes nefese ona bakıyordum. Sesli bir şekilde gülerek, "böyle çok tatlı görünüyorsun maviş" dedi. "İrice açılmış mavi gözlerin, harika." Başımdaki havluyu çıkarıp tezgahın üzerine attı. Gözleri saçlarımdan başlayarak üzerimdeki bornozu takip ederek ayaklarıma kadar indi. "Her halinle çok güzel ve tatlısın sevdiğim."
Omuzlarından iterek yana kaydım. "Beni korkuttuğunun farkındamısın? Sana bornoz getirmiştim. Ama sen kendine havlu bulmuşsun" dedim belinde sarılı havluyu işarat ederek. Elimdeki bornozu ise kucağına bastırdım ve banyodan çıktım. Arkamda hala gülerek beni takip etti. Yatak odasına girdiğimizde yerdeki kolilere uzanarak bana göre bir şeyler aradım. "Ne giyeceğim?"
Kuzey kolinin birinden çeşit çeşit geçelikler çıkararak düzenlenmiş yatağın üzerine bıraktı. "İstediğini seç güzelim. Bu günlük idare edelim yarın bir kaç kadın çağırır bütün eşyaları yerleştirmelerini söylerim."
Şaşırarak baktım geceliklere. "Bunları ne zaman aldın?"
"Senin için herşeyi düşündüm maviş. Eksikleri de sen belirlersin birlikte alırız." Paketli gecelikleri ve pijamaları karıştırarak elime beyaz saten bir pijama takımı aldım. "Yatağı kim düzenledi?" Dedim normal ölçülerden daha büyük yatağı göstererek.
"Dün gece Defne'ye rica etmiştim. Sağolsun bu sabah bizim için düzenlemiş çıkmadan önce."
"Vay be. Arkadaşıma bak, hiçte bir şey söylemedi."
Kuzey aramızdaki adımları tamamlayarak önümde durdu. "Sürpriz yapacağımı, sana bir şey söylememesini istedim ondan. Beni kendine çekerek sarılırken başımıda göğsüne dayadı. Mis gibi şampuan kokuyordu. Kokusunu içime çekerken sarılmasına karşılık verdim. "Herşey istediğin gibi olmuşmu mavişim?" dedi derin bir soluk alırken. Çok huzurlu hissediyordum. "Evin yeni halini, eşyaları beğendinmi?"
"Evet. Herşey istediğim gibi. Ev, eşyalar, komşularım:" diyerek Defne ve ağabeyini kastedtim. Başımı kaldırarak heyecanla parlayan Kara gözlerine baktım. "Ve sen, seninle aynı evde herşeyi seninle birlikte yapmak, birlikte paylaşmak beni çok heyecanlandırıyor Kuzey. Düşününce çok güzel geliyor."
Yutkunarak, "benide" dedi kısım çıkan sesiyle. "Benide çok heyecanlandırıyor." Elini saçlarımdan geçirerek dudaklarımızı birleştirdi. Herşey çok güzeldi ve bazen bu kadar mutlu olmakta insanı düşündürüyordu. Dışarıdan gelecek bir gölgenin mutluluğunu tehlikeye düşürdüğü endişesi, ister istemez aklının bir köşesini kurcalıyodu. Ama böyle hisler kaybetme korkusundan doğuyordu. Yoksa illaki mutluluğumuz tehlikeye girecek diye bir şey olması gerekmiyordu.
Gözlerimi açtığımda Kuzey'in kolları arasında çok güzel bir uyku çekmiştim. Kuzey hala uyuyordu. Uzun siyah kirpikleri, kalemle çizilmiş yüz hatları çok muntazam görünüyordu. Düzenli ve sakin aldığı solukları beni kendine hayran bırakıyordu. Karnım çok acıkmıştı ama kollarının arasından hiç çıkmak istemiyordum. Gece "acıktıysan, Devrim'in evine giderek yiyecek bir şeyler isteyebilirim" demişti ama çok uykum olduğu için bir şey yemek istememiştim.
Şu anda bu anın tadını çıkararak kolumu Kuzey'in geniş gövdesine sararak ona iyice sokuldum. Gözlerini açarak uykulu haliyle gülümsedi. "Beni her gün böyle uyandır, kölen olurum senin."
Sesli bir şekilde gülmeye başladım. "Seni kölem olarak düşünmek çok güzel."
"Demek öyle? Hoşunamı gitti maviş" diyerek beni gıdıklama başladı. Gülüşlerim kahkahaya gönüştü. Pek gıdıklanmazdım ama huylanmaya başladım. Ben kahkaha attıkça daha çok gıdıklıyor üzerime çullanıyordu. "Dur artık. Beni delirtecek misin." Bu durum çok hoşuna gitmişti durmuyordu bir türlü. "Dur yoksa seni yataktan aşağı ararım" dedim nefes nefese kalmıştım. Elini kaldırarak birden durdu. "Tamam, bak pes ediyorum. Kaburgalarımın kırılmasını istemem." İkimizde hala gülüyorduk.
"Ben açım. Hadi hazırlanalımda çıkıp yiyecek bir şeyler alalım. Yoksa seni yiyeceğim Kuzey."
Kuzey'in gözleri büyürken, "beni yemen'e razıyım, nasıl yemeyi düşünüyorsun?" Dedi. "Elimle göğsüne vurdum. "Hadi kalk üzerimden gerçekten çok açım." Gülümseyerek kalktı üzerimden. "Sana kıyamam sevdiğim. Hemen giyinip çıkalım."
Kolilerde bulduğumuz kıyafetleri giyerek evden çıkmıştık. Kuzey alışveriş yapıp kahvaltıyı evde hazırlayana kadar dayanamam diye beni bir kahvaltı salonuna getirmişti. Elleriyle beni besleyerek kahvaltımı yaptırmıştı. Daha sonra market, manav ve kasaba uğrayarak ihtiyaçlarımızı alıp dönmüştük evimize. Ben bir yerden başlayarak evi temizlemek ve yerleştirmek istemiştim ama buna izin vermeyip benimle biraz vakit geçirmek istemişti.
Aburcubur eşliğinde yeni köşem, beyaz koltuklarımızda sarmaş dolaş uzanıp, büyük ekran tvmizde film izlemiştik. Öğlen güneşinin vurduğu büyük balkonumuzda kahvemizi içerek tavla oynamış iki bir onu yenmiştim. Birlikte keyifle büyük bir pasta bile yapmıştık. Kuzey, beyaz pasta kremasını yüzümün her yerine sürerek birde üzerlerinden beni öpücüklere boğmuştu. Çok güzel anlar yaşıyorduk zamanın nasıl geçtiğini anlamıyordum. Bu gün Defne'lerde hiç uğramamıştı. Kuzey'e sorduğumda "bizi yalnız bırakmak istemişlerdir" demişti. Onları aramak istediğimde ise buna engel olarak, "bu gün sadece sen ve ben olalım istiyorum" dedi.
İşimizden ve herşeyden uzak huzurlu ve güzel vakit geçiriyorduk. Koltukta huzur içinde ona sarılıyor anın tadını çıkarıyordum. Belkide yarın yeni görevler bizi bekleyecekti. Kolilerdeki eşyalarımız yerlerine yerleşmeyi bekliyordu ama biz birbirimizle meşkuldük. Gece yine sarmaş dolaş aynı yatakta uyuduk. Giderek bu duruma alışıyordum. Evliymişiz gibi. Sahi, sözde biz evlilik işlemlerine başlayacaktık."
Deli gibi çalan zil sesiyle açtım gözlerimi. Yanıma baktığımda yatak boştu. Kuzey'in yastığının üzerindeki kağıt parçasını görünce kaşlarım çatıldı. Buda neydi? Kağıdı elime aldığımda kapıdaki her kimse bir daha zile bastı. Ama parmağını zilden geri çekmeyi unuttu. Kuzey evde olsaydı çoktan açmıştı kapıyı. Demekki evde değildi. Beynimi tırmalayan sese dayanamayıp komidinin çekmecesini açtım ve silahımı çekip aldım. N'oluyordu ya?
Kapının dürbününden baktığımda beni karanlık bir görüntü karşıladı. Hızla kapıyı açtığım gibi silahımı karşımdakine doğrulttum. Ekim'in Zile basan parmağı havada kalırken ani bir çığlık attı. Uyku mamurluğuyla gözlerimi açmış ona bakarken bende afallamıştım.
Eylül korkan kardeşini sakinleştirirken Duygu, "Yasmin, iyimisin güzelim? Sanırım seni korkuttuk" dedi.
"Sabahın köründe zile böyle basarsanız korkarım tabi" dedim gözlerimi kapatıp açarken.
"Bizi içeri almayacak mısın canım? Yoksa seni korkuttuk diye kapıyı üzerimizemi kapatacaksın?" Konuşan Gizem'e döndüğümde, "valla Ekim'in fikriydi" dedi. Silah olan elimle içeriyi işaret ederek geri çekildim. "Geçin." Kızlar eve girince girişin direk açıldığı büyük salonda etrafı inceleyerek, "vay be, evin çok güzel Yasmin, bayıldım" gibi beğenilerini dile getirdiler. Ekim karşımda durdu ve "yenge, özür dilerim seni korkutmak istememiştim" dedi.
Üzerimdeki kısa süreli endişe giderken gülümseyerek kollarımı bedenine doladım. "Özür dileme Ekim, bir daha beni korkutmazsın olur biter. Hem bende seni korkuttum, ödeştik." Bir kolum hala Ekim'de sarılıyken, "hoşgeldiniz kızlar" dedim. "Geleceğinizden haberim yoktu."
Tuğçe bana cevap vererek, "Kuzey aradı bizi. Eşyaları yerleştirmede sana yardım etmemiz için rica etti" dedi.
Defne mutfağa yöneldi. "Ben önce bir çay koyayım Yasmin'im. Bilirsin aç ayı oynamazmış." Diğerleri evin her yerini incelerken yatak odasına yöneldiler. Onlara yetişirken Gizem'im fısıltılı sesini duydum. "Kız bunlar aynı yatakta mı uyuyorlar? Evlenmeden ateşle barutu aynı eve koymakla hatamı ettik acaba?"
"Gizem seni duyuyorum. Ayrıca burası özel alan, biraz ayıp olmuyor mu?"
"Bunlarda Kuzey'in pijamaları" Duygu yatağın ayak ucundaki pufun üzerinde Kuzey'e ait eşofman altı ve tişörtünü gösteriyordu.
"Ay valla iki gecedir annem sizden bahsedip duruyor yengecim. Acaba yerşebildilermi evlerine? Evleri kullanışlı mı? Diyor. Yokluğunuz çok koydu bize yani" diyen Ekim'e, çayı koyup bize katılan Defne cevap olarak, "e.. elin kızı böyle gelip alır ağabeyini Ekim'cim" diyerek karşılık verdi.
"Hadi mutfağa kızlar. Kahvaltı hazırlayıp yiyelim. Anlaşılan bütün gün bana takılıp duracaksınız" dedim elimle odadan çıkmalarını işaret ederek. Kızlar yatak odasından çıkarken hala elim'de sıkıca tuttuğum kağıdı açtım. Kuzey'in bana yazdığı not yine canımı sıkmaya yetmişti.
"Sana yardım etmeleri için kızları çağırdım sevdiğim. Bu günüde seninle başbaşa geçirmeyi çok isterdim. Ama görev beni çağırıyor. Gece eve gelemeyebilirim. İstersen evde yalnız kalma. Bu gecelik Defne'de kalırsın.
Sana deliler gibi aşık olduğumu unutma. Seni seviyorum."
Bölümü nasıl buldunuz canlar.
Umarım beğenmişsinizdir.
Sizce Kuzey sık sık kaybolup nereye gidiyor?
Yorumlarınızı çok merak ediyorum.
Oy vermeyi ve yorum yapmayı unutmayın canlar.
Görüşmek üzere seviliyorsunuz.
💙💙💙