DEMİRİN ANLATIMI
Sonunda depoya gelmiştik ama ne yazık ki geç kalmıştık. Korumalar etrafı kolaçan ederken ben ise yerde yaralı şekilde yatan Efe'nin yanına gittim. Elimi omzuna koyarak
" Kaç çocuğu aldı Efe " dedim. Zorla konuştu " hepsini aldı abi baya çok kişi geldiler " dediğinde bir küfür savurdum. Efe'nin yanına bir tane adam gönderip depoya girdim. Yerde yatan adamları gördükçe sayısız küfür savuruyordum.
Bir anda kutuların olduğu yerden bir ses gelince elim belimde ki silaha gitti. Yavaşça sesin geldiği yere ilerledim. Oraya geldiğimde gördüğüm kişiyle elimi silahtan çektim. Yerde kulağını kapatmış titreyen kız çocuğunu görünce afallamıştım. yaşı tahminim 6 olan çocuğa yaklaştım.
Hafifçe omzuna dokundum. Çocuk dokunduğum hissettiği gibi kafasını kaldırıp elinde tuttuğu silahı bana doğrulttu. Afallamıştım. Çocuk bir yandan titriyor bir yandan ise " yak-yaklaşma " diyordu. Çok korkuyor korktukça da iki eliyle tuttuğu silahı daha çok kavrıyordu.
Ellerimi yukarıya kaldırarak yavaşça ondan uzaklaştım. Derin nefes alarak " öncelikle adın söyler misin? " onla konuşmak için adını öğrenmem gerekiyordu. Burnunu çekerek " neden soruyorsun " aldığım nefesi verdim " Ben Demir seninle konuşmam için ismini bilmeliyim " dedim. Mavi gözlerini kırpıştırdı.
" Sa-sara " dedi. Gülümsedim. " Sara hatırlıyor musun? Sizi o olduğunuz yerden kurtarıp gelen abiler vardı " dedim. Kafasını salladı.
" Evet " dedi. Tam konuşmaya başlayacakken Arel bağırarak " Demir " dediğinde Sara aniden duyduğu sesle çığlık atıp tetiğe bastı. Kurşun omzumu sıyırdı. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Küçük kız gözlerini açınca bir çığlık daha kopardı.
" Sara sorun yok tamam mı? Sorun yok sakin ol hadi konuşmaya devam edelim. Evet nerede kalmıştık hah evet işte biz sizi o adamlardan kurtardık ama yine o kötü adamlar gelip yine sizi aldı. Yani biz iyi kişileriz " dedim. Umarım beni anlamıştır.
Gözlerini kocaman açtı. " Yani o iyi adamlar sizler misiniz? Yani o gün gelen Efe abimle aynı tarafta mısın?" dediğinde kafamı salladım.
" Sara elinde tuttuğun şey çok tehlikeli lütfen onu bana verir misin? " dedim. Birazcık şüphe etse de elindeki silahı bana uzatınca derin nefes aldım. Mavi sulu gözleriyle bana bakınca bir şey söylemeye çalıştığını anladım.
Yere bakarak " şey Demir abi sana sarılabilir miyim " dediğinde afalladım. Yavaşça kollarımı açtım. Açtığım gibi boynuma atladı. Onu incitmemeye çalışarak sarılıyordum.
Gözüm depoda ki kapının önünde duran Arel'e kaydı. Şaşkınca bize bakıyordu. Ne yani küçücük çocuğa sert mi olacaktım. Sara benden ayrılınca ayağa kalkıp elimi ona uzattım. Yavaşça elimi tuttu. Her yeri toz toprak içindeydi. Üstünde kendisinin olamayacak kadar büyük kıyafetler vardı.
Arabaya geldiğimizde dikkatle arka koltuğa bindirdim. Yanımdaki koruma sürücü koltuğa geçti. Ben ise Sara'nın yanına geçtim. Korumaya yakınlardaki bir kahvaltıya götürmesini söyledim.
Arel benim yerime depoyla ilgileneceğinden içim rahattı.
Yanımdaki çocuk dışarıya büyük bir merakla bakıyordu. Sonunda geldiğimizde Sarayla mekana girdik. Dışardaki masalardan birine oturup serpme kahvaltı söyledim. Kahvaltı gelesiye kadar Sarayla konuşmaya çalışacaktım
Karşımda oturan Saraya döndüm. Merakla etrafa bakıyordu. " beğendin mi " dedim. Hızlıca kafasını sallayarak " beğendim " dedi. Sara'yı tanımak istiyordum onun kendi ağzından " Sara seni tanımak için bir kaç soru sorabilir miyim" dedim. İlk başta tereddüt etse de sonra yavaşça kafasını salladı.
Kolay sorulardan başlayacaktım. " Kaç yaşındasın "
" 7 yaşındayım " çoktan kahvaltı gelmişti. Ona portakal suyu doldurarak " soyadın " ağzındaki salatalığı yutup " Altın " yavaşça tehlikeli sorulara yöneldim.
" Annen baban " dedim. Gözlerini bana çevirdi " onları bilmiyorum. Kendimi bildim bileli yurtta kalıyorum " dedi. Tabi ya! Karan ailesiz çocukları seçmiş olmalıydı. Yutkundum " hangi yurt " dedim.
Yemeğine devam etti " Sümbül sevgi yurdu " dedi. " Orası iyi miydi? " dedim tereddütle. İyiyse onu oraya bırakacaktım.
Bir anda çatalı bıraktı. " Hayır değildi. Çok kötüydü. " deyip gözleri doldu.
" Orda ki hiç kimse iyi değildi. En kötüleri bahçıvan amcaydı sürekli bana dokunuyordu. Ben onu istemediğimde ise parmaklarımı kesmekle tehdit ediyordu. Yapmıştı da " dediğinde sinirle gözlerimi kapattım. Titreyerek sürekli yumruk yaptığı elini açtı. Küçük elini masanın üstüne koyup gösterdi.
En küçük parmağının yarısı yoktu. Sinirime hakim olmaya çalışarak " Sara senden bir şey isteyebilir miyim?" dedim. Dolmuş gözleriyle bana baktı.
" Bana o bahçıvanın adını bide biliyorsan soyadını söyler misin? " dedim. Onun hakkından araştırma yapmayacaktım. Kafasını kaşıdı. " Galiba Mehmet Saat'i " dediğinden sırıttım. Demek parmaklarını kesecekmiş ha bir bakalım kendisinde de deneyelim.
Gülümsedim. Kafasını okşayarak " hepsi geri de kaldı. Sen yemeğini ye. Hemen telefonla konuşup geleceğim " deyip. Masadan kalktım. Dışarıya çıktım.
Hemen korumalarımdan Deniz'i aradım. Anında açmıştı. " Alo Deniz bana Mehmet Saat'i akşama kadar bul ve depoya getir " deyip telefonu kapattım.
İçeriye geçince masadan Sara'yı alıp. Arabaya gittik.
Sara merakla " nereye gidiyoruz. Yoksa beni yurda mı? Bırakacaksın " dedi korkuyla.
Kafamı olumsuzca salladım. " Benim evime gidiyoruz orda seni bekleyen bir doktor var. Bir şeyin var mı? diye bakacak " dedim. Gözünde ki korku silindi. Yavaşça kafasını salladı.
Onunla ne yapacağım hakkında hiçbir fikrim yoktu. Onu aynı yurda bırakamazdım. Başka yurdu ister miydi? Bilmiyordum.
Kafamı ona döndürdüm. " Sara " dedim. Kafasını bana döndürdü. " Başka yurt ister misin? " diye sordum. Bir anda gözlerinde hayal kırıklığı gördüm. Siktir!
Gözleri doldu. Hemen toparlamaya çalıştım. " Hey ben üzgünüm tamam yurt yok. Tamam mı? " dedim. Eliyle yanağını sildi.
" Peki senin yanında mı? Kalacağım " gözlerim sonuna kadar açıldı. Bu çok tehlikeliydi. Zorla kafamı salladım. Gülümseyerek üstüme atladı. Kollarını boynumu sardı. " Teşekkürler Demir abi " bende kollarımı ona sardım. Nedense içim de ifade edemediğim duygular vardı.
Bu duygu... güzeldi. Bu verdiğim karar tehlikeliydi ama güzel hissediyordum. Ona uygun bir aile bulmam lazımdı. Eve geldiğimizde Sara'yı Denize verip Şirkete geçtim.
Başımda küçük baş belasıyla ilgilenmeliydim. Onu bir düşününce nedense gülümsememi engelleyemiyordum.
Şirkete geldiğimde hemen odasına gittim. Kapısı zaten çok az açıktı. Yüzüme düz bir ifade alıp içeriye girdim.
İçeriye girdiğim anda gördüğüm manzara düz ifademi kırmıştı. Gözlerini kapatmış kafasını masaya vuran Nehir'i gördüm. Ona verdiğim dosyaları karşısına almış sanki anlayabileceklermiş gibi onlara söverek konuşuyordu.
5 kelimesinin 4'ü küfürdü. Küfürbaz deli. Hala benim geldiğimi fark etmemişti. Benim varlığımı hissetmesi için sesimi düzeltir gibi bir ses çıkardım. Anında bir küfür savurup ayağa kalktı.
" Sana verdiğim dosyaları hallettin mi? " dedim. Endişeyle dudağını ısırdı. Zorla gülümseyerek " e Demir bey çok az kaldı. Bitirdikten sonra hemen sizin odanıza getiririm " dedi.
Cebimden telefonumu çıkararak " getirme odama gitmeyeceğim az kaldıysa bekleyebilirim " deyip koltuğa oturdum. Yüzü ağlamaklı şekilde " niye " deyip hemen kendini toparlamaya çalıştı.
Zorla kafasını sallayıp geri oturdu. Aslında o kadar zor dosyalar değildi. Sadece inşaat dosyalarıydı. Melis her zaman inşaatla ilgilenirdi. O yüzden ona da inşaat dosyalarını verdim.
Melis'te şirketten ayrılmamıştı. Masa işindeydi. Zaten ilk geldiğinde de masa işinde başarılıydı. o yüzden oradan devam ediyordu.
NEHİRİN ANLATIMI
Daha yeni başımdan Melis'i savmışken bide bu çıkagelmişti. Dosyalar bana dik dik bakarken bende onlara dik dik bakıyordum.
Gözümü hafifçe koltuğa çevirdiğimde bana dik dik baktığını fark ettim. İçimden ne kadar çok ' ne bakıyon ' demek gelse de kendimi sakinleştirdim.
Bir anda yanıma gelmesiyle hemen duruşumu dikleştirdim. Arkamda durması yüzüme gelen güneşi kesmişti.
Bir tane dosyayı eline karıştırmaya başladı. Aha sıçtın Nehir. Utançla " üzgünüm Demir bey " tabi ki acınası duracaktım çünkü o da beni işten atıp görev bozulmasıyla Mustafa komiserin ağzıma sıçmasını istemezdim.
Derin nefes aldı. Dosyanın 57. sayfasını açıp üstüme eğildi. Sigara ve ağır kokulu parfüm kokuyordu. Kabul parfümün kokusu çok iyiydi ama sigara berbat kokuyordu. Neydi ya tam dilimin ucunda. Bir anda aklıma gelmesiyle " Parliament oh be sonunda " dediğim anda bir küfür daha savurdum bunu dışımdan söylemiştim. Kulağıma bir gülme sesi geldi
" Aferin doğru bildin " siktir! bin defa siktir. Rezilsin Nehir . Kafamı tutup dosyaya eğdi.
" Sigaramı da bildiğine göre beni iyi dinle çünkü bir defa anlatacağım " deyip anlatmaya başladı.
EE NASILDI DÜŞÜNCELER YORUMA HOŞÇAKALIN