Yaşlı adamı karşımdaki sandalyeye oturttum ve masaya geçmiştim. Çok masum ve korkmuş görünüyordu. Her ne kadar Joseph ile ilgili her şeyi unutmayı istesem de babasına yardım etmek istiyordum. Evet, Joseph kalbimi çok kırmıştı fakat babası Joseph değildi.
Telaşı çok normaldi. Joseph tek çocuktu, adamın başka oğlu yoktu. Eşi de Joseph küçükken vefat etmişti. Oğluna hem anne hem baba olmuştu. Ayrıca bildiğim kadarıyla pek akrabası yoktu, Joseph bulunmazsa yalnız kalacaktı.
“Bay Philip, olayları en başından anlatır mısınız?” diye sordum
Boğazını temizleyerek anlatmaya başladı;
“Bir ay önce yanıma gelmişti. Hâl ve tavırlarında bir anormallik sezmiştim ama bana fark ettirmemeye çalışıyordu. Sanki bir şeyden veya birinden korkuyor gibiydi. Sürekli perdeleri kapalı tutuyordu. Dışarı bakarken perdeyi tamamen açmıyor, kenarından göz ucuyla bakıyordu. Sanki biri onu takip ediyormuş gibi davranıyordu.”
“Peki, siz dışarıda herhangi birini veya size normal gelmeyen bir şey gördünüz mü?”
“ Hayır, görmedim. Zaten gözlerim bozuk biliyorsun, gözlükle bile uzağı göremiyorum. Lanet gücüm on beş yaşımdan beri bana hayatı zehir etti.” dedi ve gözlüklerini çıkardı. Gücünün gözleriyle ilgili olduğunu bilmiyordum. Bazıları özel araçlarla güçlerini çok rahat gizleyebiliyorlardı, demek ki Bay Philip’te onlardandı.
Gözlerine baktığımda ve gördüğüm şey beni çok etkiledi. Bir daha Bay Philip’e normal biriymiş gibi bakamayacaktım. Hatta rüyama gireceğine yüzde yüz emindim. Gözlerinin yapısı değişmişti. Daha büyük ve korkutucuydular ama asıl korkutucu olan bu değildi. Gözlerinin içi tamamen kırmızıydı, aynı bir zebani gibi. Kaşları çatılmış, göz kenarlarının çevresi olduğundan fazla kırışıklık ile dolmuştu. Tek değişen yer gözleri değildi. Burun kemeri de aynı şekilde kırışmış, burnu büyümüş ve sivrilmişti. Dudakları incelmiş, ağzı küçülmüştü. Çok garip ve korkutucu bir surata dönüşmüştü. Sanki o tatlı, yaşlı adam gitmiş; yerine korkunç bir yaratık gelmişti. Gözlükleri, yüzünü gizlemek için özel olarak tasarlanmış olmalıydı. Yapan kişiyi tebrik etmek isterdim, böyle korkutucu bir suratı gizlemek için gözlüğe oldukça büyük bir illüzyon yerleştirmesi gerekmiştir.
“Güçlerim geldiği zaman ölmek üzereydim.” dedi başını eğerek. Yüz ifadesinden hiçbir şey anlaşılmıyordu, sadece dudakları oynuyordu. Sanki yüzüne korkunç bir maske yerleştirilmiş gibiydi.
“Evimizde yangın çıkmıştı. Ocağımız hemen pencerenin yanındaydı. Annem ocağın altını kapattığını zannedip evden çıkmış. İçerinin havalanması içinde pencereyi açmış. Esen rüzgarla birlikte perde ocağa yaklaşmış ve tutuşmuş, yangın başlamış. Ben o sırada uyuyordum. Yangın benim odama sıçradığında kokudan ve sıcaktan dolayı uyanmıştım. Ateşler tüm odamı sarmıştı, bana kaçacak alan bırakmamıştı. Yatağım alev aldığında hâlâ üzerindeydim, çığlıklarımı kimse duymuyordu. Yatakla beraber yanmaya başladığımda artık sonumun geldiğini anlamıştım. Gözlerimi kapatıp ölümü bekledim. Tam bilincimi yitirmek üzereyken yüzümden bir karıncalanma, gözlerimde de yanma hissettim. Alev alev yanıyorlardı, artık vaktimin dolduğunu düşünmüştüm. Fakat sonra vücudumdaki ve etrafımdaki tüm sıcaklık azaldı, sanki hepsi gözlerimde toplanmıştı. Gözlerimi açtığımda etrafı bulanık görüyordum ama gördüğüm kadarıyla yangın sönmüştü. Koşarak aynaya baktığımda yüzümün bu halde olduğunu gördüm, gözlerime bakınca gücümün alevleri toplamak olduğunu anladım. Çünkü tüm alevler göz bebeğimde toplanmıştı. Neden suratımın tamamen değiştiğini hâlâ anlayabilmiş değilim. Uzun bir süre bu yüzle yaşadım. Gözlerim yakınında bulunan tüm alevleri topladığın için zamanla yıprandı, görüşüm çok azaldı.” Dedi ve kafasını kaldırıp yüzüme baktı. Sanırım şaşkınlığımı ve üzüntümü saklayamamıştım. Çünkü beni görür görmez gözlüklerini takıp normale döndü.
“Yirmi küsur yaşlardayken Doktor Daine ile tanıştım. Hem bir bilim adamı hem de illüzyonisti. Yüzümü tamamen gizleyen gözlüğü o tasarladı.” Diyerek mahcup gözlerde bana baktı.
Zavallı adam neler yaşamıştı böyle. Bense ondan korkmuştum, kendimden utanmam gerekiyordu.
“Yani anlayacağın üzere Aimee, hiçbir şekilde düzgün göremiyorum.” Dediğinde asıl konuyu unutmuştum. Konuyu değiştirmeye çalıştığı her halinden belliydi. Gücü hakkında konuşmak onun yüzünü düşürmüştü. Zaten oğlu yüzünden mutsuz olan adam daha kötü haldeydi. Bu nedenle fazla soru sormamaya ve Joseph’e odaklanmaya karar verdim.
“Hiç anormal bir şey duymadınız mı veya fark etmediniz mi? Çünkü Joseph’in bu şekilde davranması hiç normal değil. Biz sevgiliyken korkusuzdu, hiçbir şeyden korkmadığını iddia ederdi” dedim neler olmuş olabileceğini düşünerek.
Yaşlı adam dirseğini sandalye kenarına koyarak kafasını eline yasladı ve biraz düşündü. Aniden bana döndü “Bir keresinde onu biriyle tartışırken duymuştum. Ya telefonla konuşuyordu ya da görünmez birisiyle tam bilmiyorum, kapısı kapalı olduğu için görmedim. İçeriden tartışma sesleri geliyordu ama aynı zamanda müziği de son ses açtığı için hiçbir şey anlamamıştım.”
Anlaşılan Bay Philip’ten bir şey öğrenemeyecektim. Adam ne görmüş ne de duymuştu. Elimde sadece biriyle tartıştığı ve birinin onu izlediği şüphesi vardı. Yani hiçbir şey bilmiyordum.
“Tam olarak ne zaman kaybolduğunu anladınız?” diyerek bir şeyler daha öğrenmeye çalıştım.
“İki hafta önce evden çıktı ve bir daha geri gelmedi. Sürekli aramama rağmen telefonu hep kapalıydı. On gün önce polise gittim , kayıp ihbarı yaptım. Bana inceleyeceklerini söylediler. Buraya gelmeden önce karakoldaydım, hiçbir gelişme olmadığını telefonuna veya kredi kartlarına dair bir iz bulamadıklarını söylediler. Ben de koşarak sana geldim, Aimee. Bana yardım edecek misin?” artık sesi çok ağlamaklı çıkıyordu. Ağlayan insanlara tahammül edemeyeceğimi bildiğim için yaşlı adama biraz düşüneceğimi söyleyerek onu gönderdim.
Joseph kendi hâlinde biriydi. Bu nedenle suça karıştığını düşünmüyordum ama kim bilir, belki de karışmıştı. Belki bir tefeciden para almış ödeyememişti , belki de mafyadan bir şey çalmıştı. Bu hayatta bazen hiç ummadık şeyler olabiliyordu.
Büroyu kapattıktan sonra eve geldim. Üzerimdeki ince uzun kollu bluz ve pantolonu çıkardım, yerine ince askılı bir atlet ve şort giydim. Eldivenlerimi de çıkartarak şifonyerin üzerine koydum. Bu yaz sıcağında her yerimi kapatarak giyinmekten çok sıkılmıştım. Özellikle deri eldivenlerim beni çok zorluyordu. Bazen onları yakmayı düşündüğüm bile oluyordu ama tabi ki sonra vazgeçiyordum. Yanlışlıkla bile olsa başkalarına dokunmayı düşünemiyordum.
Eldivenlerin gücümü engellediğini öğrendiğimden beri sadece bir kere giymemiştim. O gün markete çıkarken eldivenlerimi giymeyi unutmuştum, bir şey olmaz diyerek markete gidip alışverişimi yapmıştım. Kasiyere para verirken yanlışlıkla eline dokunmuştum. Dokunduğum anda onu bir kadını bıçaklarken görmüştüm. Etraf kanla doluydu ve o hâlâ bıçaklamaya devam ediyordu. Marketten çıktığım anda polise giderek durumu anlatmış ve kasiyeri tutuklatmıştım. Adam eşinin başkasıyla ilişkisi olduğunu düşündüğü için eşini öldürüp bahçesine gömmüştü. O günden sonra eldivensiz bir yere çıkamaz olmuştum çünkü korkmuştum.
Yemeğimi yedikten sonra rahatlamak için bir film açtım ve kanepeye geçtim. Filmi izlerken kanepede uyuyakalmış olmalıyım ki bir titreşim sesiyle irkilerek uyandım. Televizyonu kapatarak sesi dinlemeye başladım. Sanki telefon çalmış gibi bir titreşim duymuştum ama televizyonu kapattıktan sonra başka bir ses duymadım. Üst kattan geldiğini düşünerek odama geçtim ve kapıyı kapattım. Ya da ben kapıyı kapattığımı hatırlıyordum.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Yeni bölümde görüşmek üzere