İçeriğe geç

AİLE

Bölüm 4 · 15 dk okuma

AİLE

Bölüm 4

3. Korkudan Korkmak

"Buyurunuz," dedi kapıyı açarak ve içeri girmemi bekledi. Hiçbir cevap vermeden yüzüne baktım ve içeri girmeyip kapının önünde bekledim.

"Hadi hadi," dedi heyecanlı bir şekilde. Yine hiçbir cevap vermeyip bir süre yüzüne baktım ardından aşağı inmek için merdivenlere yöneldim. Beni omzumdan tutup durduğunda elektrik çarpmış gibi kendimi geri çektim. "Temastan hoşlanmıyorum, bana dokunmamanı rica ediyorum," dedim ters bir şekilde.

Elini içeri daha fazla uzattı ve "Gir artık," dedi bıkkın bir şekilde.

Bu sefer girmezsem bana dokunarak zorla beni içeri sokacağını biliyordum, bunu kafasına koymuş görünüyordu.

İtiraz etmeden içeri girdiğimde pencereye dönük iki tane ahşap sandalye gördüm odada. Sandalyelerin önünde küçük tahta bir sehpa vardı. Üzerinde küçük bir radyo vardı ve yanında iki tane ince uzun bardak duruyordu. Bardakların arkasında kalmış bir içki şişesi.

Radyodan hafif müzikler duyuluyordu. Ortamın havasına uygun müziklerdi.

Sandalyelerin baktığı yerde küçük bir pencere vardı ve Ay, buradan çok güzel görünüyordu.

Yerlerde ince uzun mumlar vardı, içeriye romantik loş ışık havasını veriyordu.

Böyle bir mekânda, böyle bir odanın olması garipti.

Ve burada sadece ikimizin olması da garipti, ki bence burada işler dönüyordu.

Aniden arkamı döndüğümde Ilgaz, hiçbir tepki vermeden, sırıtarak bana bakıyordu. Dudaklarımı araladığımda, "Beğendin değil mi?" diye sordu. Sorusunu cevapsız bırakarak başka bir soru sordum. "Neden beni buraya getirdin?"

Yapay bir üzgünlükle, "Beğenmedin mi?" dedi. Üzerine daha çok bastırarak, " Neden beni buraya getirdin?" dedim tekrardan.

Elini saçına götürerek, "Hoşuna gider diye düşündüm, ondan getirdim," dedi masum bir şekilde.

Elimi kaldırarak, "Senin amacın ne?" dedim sert bir sesle. Gözlerini gözlerimden ayırmadan tutunduğu sandalyeye oturdu ve bir kolunu arkasından sarkıttı. "Anlamadın mı? Seninle olmak istiyorum," dedi.

Kendimi göstererek, "Benim fikrim sorulmadı ama ben yine de söyleyeyim, ben senle olmak istemiyorum," dedim vurgulayarak.

Umursamaz bir şekilde bana bakmayı sürdürdü ardından çok rahat bir sesle, "Senin fikrini isteseydim sorardım, öyle değil mi?" dedi.

Bir süre öylece yüzüne baktım sonra "Ama ben fikrimi önemsiyorum ve o yüzden şimdi buradan gidiyorum," dedim kararlı bir şekilde ve kapıya yöneldim ancak kapı açılmıyordu, kilitlenmişti.

Korkuyla arkamı döndüğümde yüzünde korkunç bir gülümseme vardı. Elimle kapı kolunu daha çok sıktım. "Bunu yapmış olamazsın, kafayı mı yedin sen?" diye çıkıştım fakat iyice korkmaya başlamıştım.

Ilgaz oturduğu sandalyeden kalkıp ağır adımlarla yanıma geldi ve hafifçe çenemden tutarak başımı yukarı kaldırdı. Nefes alışlarım düzensizleşmeye başlamıştı. Aramızdaki iki karışlık olan mesafe yüzünden kapıya yaşlanmak zorunda kalmıştım ancak işe yaramayacağını bildiğim hâlde kapı kolunu zorlamaya devam ediyordum.

Biraz daha yakınlaştı ve mesafeyi bir karışa indirdi. Soğuk ter dökmeye başlamıştım ve nefes alışlarım tamamen düzensiz bir hâl almıştı.

Korkuyla etrafıma bakınmaya çalışıyordum ancak çenemi tutan eli gittikçe sıkılaşıyordu ve beni ona bakmaya zorluyordu. Elini çenemden çekmeden diğer elini de belime doladı ve beni kapıdan uzaklaştırıp odanın diğer köşesine getirdi.

Göğüs kafesim hızla inip kalkarken çenemdeki elini çekti ve kalbimin üzerine koydu.

"Bunlar beni gördüğün için mi?" diye sordu gülerek. Hiçbir cevap vermeden kalbimin üzerindeki eline baktım.

Eline baktığımı görünce "Hoşuna mı gitti, güzellik," dedi.

Şimdi ne yapacaktı?

Ya birden saldırırsa?

Korkudan titremeye başlamıştım ve gözlerim dolmaya başlamıştı. Bir eliyle dolan gözlerimi, yaşlar akmadan silmeye başlamıştı ve bir eliyle de yanağımı okşayarak, "Neden ağlıyorsun, korktun mu yoksa?" dedi gülerek.

Ya şimdi kafamı duvara çarparsa?

Ya şimdi beni burada darp ederse?

Ya şimdi beni taciz ederse?

Korkudan daha çok titremeye başlamıştım ve artık ayakta duracak gücüm kalmamıştı. Bana bir şey yapmaya kalkışırsa karşı koyacak gücüm yoktu ve şimdi elimden hiçbir şey gelmiyordu.

Ona dokunmaya korkuyordum çünkü dokunduğumda birden öfkelenir diye korkuyordum, çünkü dokunduğumda bana saldırır diye korkuyordum, çünkü dokunduğumda aklımın alamayacağı şeyler yapmasından korkuyordum ve şimdi, ayakta duracak gücüm bile yokken ona karşı koymam imkânsızdı.

Beni belimden tutarak pencereye doğru ilerledi ve pencereyi kapattı sonra tekrar yerine döndü. Korkuyla etrafıma bakmaya devam ederken sehpanın bize yakın olduğunu gördüm. Bir elimi uzatarak içki şişesini aldım ve tam beni öpmeye kalkıştığında şişeyle kafasına vurdum.

Dengesini kaybederek geriye doğru sendeledi ve elini başına götürdü. Onun beni bırakmasıyla ben de bir an dengemi kaybettim ve düşecek gibi oldum.

Bir yandan odada anahtarı arıyordum ve bir yandan da Ilgaz'ı kontrol ediyordum. Yavaş yavaş doğrulmaya başladığında yere düşen anahtarı gördüm ama ne yazık ki Ilgaz'ın ayağının ucuna düşmüştü.

Almak ve almamak arasında ikilemde kaldığımda gidip almayı seçtim ve sarsak adımlarla olabildiğince hızlı bir şekilde anahtarı yerden aldım ve büyük adımlarla geriye çekildim.

Anahtarı deliğe sokup çevirdiğimde Ilgaz saçımdan tutarak beni geriye doğru çekti fakat anahtarı oradan almadı. Korkumun üzerine acı da yüklenmişti ve şimdi gözyaşlarımı tutamıyordum. Bir bir gözyaşlarım dökülmeye başladığında Ilgaz bir eliyle gözlerimi sildi ve bir eliyle de beni arkadan kendisine doğru çekmişti.

Kaskatı kesilmiştim ve elimden yine hiçbir şey gelmiyordu çünkü bu sefer sehpaya oldukça uzak bir yerde duruyorduk.

Kapı birkaç kez tıklatıldığında Ilgaz yüzümdeki elini çekti ve saçlarımı düzeltti ardından kapıyı açmak yerine beni öpmeye başladı. Önce yanağımı, sonra boynumu öptü. Bir eli yanağımdayken ve bir eli de belimdeyken bu sefer kapı açıldı ve ben bakamadan Ilgaz üzerimden çekildi ve beni ileri itti.

Gözlerimi korkuyla kapıya çevirdiğimde onu gördüm, babamı.

Burada ne işi vardı?

Burayı nasıl bulmuştu?

Benim burada olduğunu nereden bildi?

Korkuyla ona bakmaya devam ederken yüzünde yarı alaylı yarı ciddi bir gülümseme oluştu ve bunu gördüğümde kalbimin durduğunu hissettim.

Tutunacak yer ararken tamamen ortada kaldığımı fark ettim ve kendimi geriye çektim.

Ben geriye adım attığımda, o bana doğru bir adım atıyordu.

Bu sefer gidecek bir yerim kalmamışken hiçbir şey demeden kolumdan tuttu ve beni kapıya kadar götürdü.

Eli kolumu oldukça sıkı tutarken kolumun çürüdüğünü düşündüm. Aslında buna alışıktım, neden garipsemiştim?

Kapıyı arkamdan kapattı ve merdivenlerden inerken tuttuğu kolumu bıraktı ve boynuma doladı. Tam bir baba edasıyla aşağı indiğinde ben de korkumu insanlara belli etmemeye çalışıyordum.

Tam kapıdan çıkacakken Deste bizi gördü ve yanımıza doğru yürüdü. Babamın omzumdaki koluna bakarak, "Pardon," dedi, "Siz kimsiniz acaba?"

Babam gayet rahat bir şekilde, "Ben babasıyım ve eve gelmesi lazım," dedi. "Ama onun babası-" derken Deste bakışlarımı kaçırdım.

Babam, onun var olmadığını ve arkadaşlarıma da böyle tanıttığımı fark etmişti. Peki ya şimdi ne olacaktı?

Deste beni görmüş olacak ki sözünü bitirmemişti ama babam anlamışa benziyordu, kolunu boynuma daha sıkı dolamıştı. Kendini zor tutuyormuş gibi duruyordu.

Deste başıyla onaylayıp, "Görüşürüz o zaman," dedi. Cevap vermeden ben de başımla onayladım ardından beraber dışarı çıktık.

Yüksek sesli müzik yüzünden şimdi kulaklarım uğulduyordu.

Babam kolunu kasmıştı, omuzlarımdaki yükün hafiflemesinden anlamıştım ama kendini kastığı her halinden belliydi. Korkuyla yutkunduğumda derin bir nefes aldı ve yavaşça bıraktı. Bu hareketi, tüylerimin diken diken olmasına yetmişti. Sadece ileriye bakabiliyordum, başka bir tarafa bakamıyordum.

"Ee, eğlendin mi bari?" diye sordu babam soğuk bir sesle. Ne diyeceğimi bilemedim ve cevap vermedim.

Sessizlik hakkımı kullandım.

Ama buna hak denir miydi?

Babam tekrar sesli bir şekilde soluduğunda kollarımı vücuduma iyice yapıştırmıştım ve bacaklarımı zar zor hareket ettirebiliyordum, korkudan kaskatı kesilmiştim.

Babam adımlarını hızlandırdığında ben de hızlandırmak zorunda kaldım. Ona yetişmeye çalışırken babam nefes seslerini daha yakından duyduğumda olduğum yerde kaskatı kesilmiştim.

"Her işin bir sonucu vardır." Bunu eğilerek, kulağıma söylemişti ve hâlâ aynı pozisyonda duruyordu. Göğüs kafesim hızla inip kalkıyordu ve beni gördükçe de babamın sabrı tükeniyor gibi görünüyordu.

Keşke şu an buradan kaçabilseydim ama bunu yapamazdım buna gücüm yoktu ve kaçmayı denersem kendimi ele vereceğimi çok iyi biliyordum ki bu da ancak evde katlanacağım onca şeye fazlasını eklerdi, o yüzden kaçmamayı seçtim ve bu fikri aklımdan attım.

Kolu hâlâ boynumdaydı ve bu sefer sarkan eliyle kolumu sıktı. Öyle bir sıkıyordu ki gözlerim dolmak üzereydi. Merakıma yenik düşüp babama baktığımda dişlerini sıktığını, dimdik bir şekilde ileriye baktığını gördüm. Bakışlarımı hemen başka bir yere çevirdim ve onunla birlikte yürümeye devam ettim.

Diğer elimle sıktığı yeri tutmamak için kendimi o kadar çok zorluyordum ki dişlerimi sıktığımı sonradan fark etmiştim.

Ev göründüğünde yutkunmadan edemedim ve ellerimin titrediğini hissedebiliyordum. Ellerimi arkama sakladığımda babam kolumu daha sıkı sıktı ve artık gözlerim acıdan dolayı dolmaya başlamıştı.

Yaşların akmaması için gözlerimi kırpmamaya çalışıyordum. Eve vardığımızı görünce gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve titreyen ellerimle anahtarı ararken babam sabırsız bir şekilde, "Çabuk ol," dedi ve daha hızlı aradım ve en sonunda saksının içinde bulduğumda zorla kapını deliğine anahtarı yerleştirmeye çalıştım. En sonunda kapıyı açtığımda babam beni sertçe içeriye ittirdiğinde arkama bile bakmadan doğruca odama koştum ve kapıyı kilitledim.

Yatağa oturarak düzensiz nefeslerimin düzelmesini bekledim. Elim kalbime gittiğinde kalbimin bu kadar hızlı atmasına alışık değildim. Evet, korktuğumda çok hızlı atıyordu ama bu benim için bile fazlaydı.

Kapım çok sert bir şekilde tıklanınca üzerindeki anahtar yere düştü. Hızlıca gidip yerdeki anahtarı aldım ve saklayacak yer aradım. Kapı gitgide daha da sert tıklanıyordu ve bu yüzden elim ayağım birbirine dolaşmıştı.

Anahtarı en sonunda saksıdaki toprağın içine sakladım ancak babam kapıya o kadar sert vuruyordu ki kapıyı kıracaktı.

Telaşla gidip açık kalan penceremi kapattım ardından gardırobumun içine saklandım. Kapımın çok dayanmamasından korkuyordum ve korktuğum başıma geldi. En sonunda kapı kırıldı ve babamı içeriye fındığını duydum.

"Afet Yıldız Duman!" diye bağırdı öfkeyle. Telaşla elimle ağzımı kapattım ve giysilerimin içine daha çok sindim.

"Afet Yıldız Duman!" diye bağırdı daha sert bir sesle ama bu sefer sesi oldukça yakından geliyordu. Nefesimi tutmuş bir şekilde dolabın kapağına bakıyordum.

Kapı birden açıldığında babam beni saçımdan yakalayarak yere fırlattı ve dolabın kapısını sertçe kapattı.

Yerden kalkmaya çalışırken babam yine saçımdan tuttu ve beni sertçe duvara yapıştırdı. Saçımı bıraktığında önüme gelen saçlarımdan hiçbir şey göremiyordum ama bunu düşünmek için uygun bir zaman değildi çünkü saçımı bıraktığı gibi boğazımı tutmuştu. Boğazımdan tutarak beni havaya kaldırdı duvara yapıştırdı ardından üzerime doğru eğilerek, "O odada ne yapıyordun?" dedi gülümseyerek.

Gülümsemesi o kadar korkunçtu ki, avına bakan aç kaplan gibi görünüyordu. Gözlerindeki öfke oda ne kadar karanlık olursa olsun çok rahat bir şekilde görünüyordu.

Nefes almakta zorlanmaya başlamıştım ama babam hâlâ öylece yüzüme bakıyordu.

Sanırım bana ne yapacağını düşünüyordu.

Çaresiz bir şekilde, bir elimle duvara vuruyordum ve bir elimle de babamın boğazımı tutan elini gevşetmeye çalışıyordum.

Kısık bir sesle, "Baba..." diyebildim sadece ama beni umursamadı.

"Dur," dedi sakin bir sesle. "Baştan alalım." Korkuyla ona bakarken gözlerim kararmaya başlamıştı ve gücümün azaldığını hissediyordum.

"Orada ne işin vardı?" dedi tane tane, bir aptalla konuşur gibi. Boğazımı bırakmadan beni duvardan çektiğinde çok sert bir şekilde tekrar duvara yapıştırdı.

"Konuş!" diye bağırdı gür bir sesle. Konuşmaya çalışıyorum ama ağzımdan sadece anlamsız sesler çıkıyordu. "Madem söylemiyorsun," dedi ve dizini karnıma geçirdi ardından da elini boğazımdan çekerek yere düşmemi sağladı.

Yere düştüğümde kafamı yine çok sert vurmuştum ve başıma hasar almaktan çok korkuyordum. Yerde iki büklüm olmuş bir şekilde öksürük krizine girmiştim. Öksürmekten önümü göremiyordum ve kusacak gibi hissediyordum.

Babam saçımdan tutarak beni kaldırdı ve odanın daha geniş bir yerine fırlattı. Nefeslerim hâlâ düzelmemişti ve öksürmeye devam ediyordum. Öksürüklerimin arasından, "Baba," diyebildim sadece. Gerisi gelmiyordu, gelemiyordu.

"O zaman soruyu değiştiriyorum," dedi babam çok rahat bir şekilde. "O çocukla orada ne yapıyordun?"

Doğrulmaya çalışırken, babam yüzüme sert bir yumruk indirdi ve tekrar yere düşmeme sebep oldu. Bu sefer daha geriye çekildim ve öyle doğrulmaya çalıştım. Doğrulduğumda ise yanımdaki sandalyeden destek alarak ayakta duruyordum. "Ben... bir şey... yapmadım," dedim zorlukla ama hâlâ öksürüyordum.

Babam kaşlarını kaldırdı ve inanmayarak bana baktı. Ağır adımlarla yanıma geldi ve tam önümde durdu. Korkuyla ona bakarken bir elini yumruk yaptığını gördüm. Geriye doğru çekilmeyi düşündüm ama gidecek yerim kalmamıştı. Duvarla babam arasında sıkışıp kalmıştım. Yutkunduğumda, "O zaman yerdeki cam kırıklarını ve çocuğun alnından akan kanı açıkla," dedi babam tehditkâr bir şekilde.

Yüzü mü kanamıştı? Hiç dikkat etmemiştim ama babam bunu görmüştü. "Buna da mı cevabın yok?" dedi ve parmaklarıyla boynunu çıtlattı. Korkuyla yüzüne bakarken gözümden bir damla yaş geldi ve hemen ardından da kuvvetli bir yumruk geldi.

Başım sarsılmanın etkisiyle öne düştüğünde babam saçımdan tutarak başımı tekrar kaldırdığında tekrar yumruk attı. Ağzımın içinde kan tadı vardı. Gözümden akan yaşlar hızlandı ve vücudum titremeye başlamıştı.

"Peki niye arkadaşlarına benim olmadığımı söyledin?" Yüzüme sert bir tokat geçirdi.

"Peki söylediğin yalanı anlamayacağımı mı sandın, Afet Yıldız?" Omuzlarımdan tutup beni ters çevirdi ve yüzümü duvara yapıştırdı. Gözümü açmakta zorlanıyordum ve nefes alışlarım da tekrar düzensizleşmişti.

Kollarımı ters bir şekilde tuttu ve sırtıma bastırdı. Acıyla haykırdığımda daha çok bastırdı. Gözyaşlarım artık durdurulamaz bir şekilde akıyordu. Bir eliyle kafama baskı uyguluyordu ve bir eliyle de kollarımı bastırıyordu. Çığlıklarım devam ederken babam sert bir şekilde bacağımın arkasına vurdu ve yere çökmemi sağladı.

"Kes sesini!" diye bağırdı babam. Sessiz kalmaya çalıştım ama duramadım. Canım öyle çok acıyordu ki bağırsam bile bu acıdan kurtulamayacakmış gibi hissediyordum. Acıyla haykırmaya devam ettiğimde ağzımın kenarından kan damlıyordu.

Babam öfkeyle saçımdan tutarak banyoya götürdü ve önceden hazırlanmış küvetin içine başımı soktu. Kaldırmamam için yukarıdan baskı yapıyordu.

Yüzüm suya girdiği gibi olduğum yerde çırpınmaya başladım. Su aşırı derece sıcaktı ve ben başımı sudan kaldıramıyordum. Ellerimle küvete vuruyordum ama hiçbir işe yaramıyordu.

"Sabit duracak mısın artık?" Telaşla başımı salladığımda başıma daha çok bastırdı ve boynumun tamamını kaynar suyun içine batırdı ardından çıkardı. Saçımdan tutarak başımı kaldırdığımda aynaya bakmamı sağladı.

Yüzümden gözle görülür bir şekilde dumanlar çıkıyordu. Korkuyla çığlık attığımda hızlıca başımı tekrar suya soktu ve çıkardı. "Bir daha bağıracak mısın?" dedi tehditkâr bir şekilde. Korkuyla başımı iki yana salladım.

"Bir daha suya girmek ister misin?" Korkuyla başımı iki yana salladım ve "Lütfen," diye yalvardım. "Lütfen yapma."

Sadece "Yürü," dedi. İkiletmeden hemen dediğini yaptım. Beni omuzlarımdan tutarak bana yön veriyordu. Odamdan ters bir istikamette gidiyorduk. Titrek adımlarla ilerlerken babam yatak odasının kapısını gıcırdatarak açtı ve beni de içeri soktu.

Yatağı göstererek "Otur," diye emretti. Hemen dediğini yaptığımda buraya ilk defa geldiğimi fark etmiştim. Tek dikkatimi çeken odada tek kişilik bir yatak olmasıydı.

Bakışlarımı hemen babama geri çevirdiğimde elinde siyah, deri bir kemer tutuyordu. Korkuyla yutkunduğumda elindeki kemeri salladı ardından bakışlarını bana çevirdi.

"Bu ne biliyor musun?" Başımı evet anlamında aşağı ve yukarı salladım. "Ne olduğunu söyle o zaman," dedi büyük bir ciddiyetle.

"K-kemer," diye yanıtladım. "Aferin," derken kemeri toplamakla meşguldü.

Onunla bana vurmayacaktı değil mi?

"Bunu herkes hak etmez, Afet Yıldız. Ama sen bunu hak ettin," dedi sırıtarak. Korkuyla elinde evirip çevirdiği kemere baktım. Ay'ın ışığıyla kemerin ucundaki metal kısım parlıyordu.

Babam ağır adımlarla yanıma geldiğinde bana vurmasını bekledim ama aksine beni tekrar banyoya götürdü. Tam aynanın karşısında beni durdurduğunda, "Şu hâline bir bak. Bu şekilde okula gidemezsin," dedi.

O işin nasıl olacağını içten içe merak ediyordum ama sormaya korkuyordum. "Bak bakalım su hâlâ sıcak mı?" diye sorduğunda derin bir nefes aldım ve nefesimi verirken küvete doğru eğildim. Sol elimin yarısını suya soktum ama anında geri çektim. Su hâlâ çok sıcaktı.

"Tamamdır," dedi babam ve tekrar aynanın karşısında durmamı sağladı. Kemeri tuttuğu elini havaya kaldırdı. "Bunu mu istersin?" diye sordu elindeki kemeri göstererek. "Yoksa onu mu?" dedi başıyla şu dolu küveti göstererek. Korkuyla aynadan elindeki kemere baktım. Kemerin ucundan tutmuştu ve hafif bir şekilde sallıyordu.

Hiçbir cevap vermeyerek elindeki kemere bakmaya devam ettim. Her ikisini de istemiyordum. "Birini seçmek zorundasın Afet Yıldız," dedi babam sakin kalmaya çalışan bir sesle. "Kemer mi su mu?" diye tekrar etti.

Her türlü acı çekecektim, ama o acıyı nasıl yaşayacağıma ben karar veriyordum.

Hiçbir şey demeden, aynadan elinde sallanan kemere bakmaya devam ettim. Bakışlarımı babama çevirdiğimde merak içerisinde beni izlediğini gördüm.

Kararımı mı merak ediyordu? Hayır, böyle bir şeyin olması imkânsızdı. Bakışlarım tekrar kemere döndüğünde, kemere baktığımı gördü ve daha hızlı bir şekilde salladı.

"Madem seçmiyorsun, ben karar vereyim," dedi ve düşünüyormuş gibi elini çenesine götürdü. "Ben bir farklılık olsun diyorum," dedi ve hiç beklemediğim bir anda kemeri boğazıma dolayıp beni geri çekti.

Elim boğazıma gittiğinde kemeri biraz daha geriye çekti. Nefes almakta zorlanmaya başlamıştım. İki elimle de boğazımdaki kemeri çekmeye çalışsam da nafileydi.

"O elbiseyi nereden buldun?" diye hırladı üzerime doğru eğilerek. "Annem..." diyebildim. Nefesim kesiliyordu. "Annen ne Afet, annen ne!" diye bağırdı.

"O bana verdi," dedim tek nefeste. Kemeri o kadar sıkı tutmuştu ki kemeri tutamıyordum bile.

"Onu sana annen veremez," diye bağırdı ardından kemeri boğazımdan çektiğinde dengemi kaybettim. Lavaboya tutunduğumda aynadan boğazıma baktım.

Kemerdeki deliklerin izi çıkmıştı. Soluklarım düzelmeye başladığında babam yine omzumdan tuttu ve banyodan çıkardı. Elim boynuma gittiğinde, "Ben sana yapacağımı biliyorum," dedi babam ve daha hızlı yürüttü.

Odama geldiğimizde babam pencereye doğru yöneldi. Pencerenin kolunu söküyordu. Sessiz ve küçük adımlarla kapıya doğru gittiğimde "Buraya gel," dedi babam.

Tekrar önüme döndüğümde babamın yüzü bana dönüktü ve elinde pencerenin kolunu tutuyordu. "Artık buna ihtiyacın yok," dedi ve kulpu masamın üstüne bıraktı.

Eliyle yatağı gösterdi ve oturmamı işaret etti. Hemen dediğini yaptım ancak yatağın köşesine, ondan daha uzak bir yere oturdum. Soğuk bir sesle, "Bir hafta sonra okullar kapanıyor, biliyorsun. Bu bir hafta okula gitmeyeceksin," dedi babam. Başımı onaylar şekilde salladım.

İşte babamdan en çok bu yüzden korkuyordum ve bu yüzden nefret ediyordum. Çok dengesizdi. Çok sakin gibi de dursa anında öfke küpüne dönebiliyordu. "Arkadaşlarınla görüşmeyeceksin," dedi.

Zaten görüşemiyordum.

"Kimseye bir şey söylemeyeceksin," dedi ve yorganımı sıktığını fark ettim.

Zaten, kime ne anlatabilirdim ki?

"Sadece karneni almaya gideceksin, o kadar. Anlaştık mı?" Elini uzattı ve bende çekingen bir şekilde uzattığı elini sıktım. "Şimdi, çıkar

o elbiseyi," dedi ve yataktan kalktı. Ben de kalktığımda odadan çıktı.

Bunu fırsat bilerek hızlıca üzerimdeki elbiseyi çıkardım ve pijamalarımı giydim. Babam tekrar odaya girdiğinde yatağın üzerine bıraktığım elbiseyi aldı ve tekrar odadan çıktı. Gitsem mi gitmesem mi bilememiştim. O elbiseyle ne yapacağını merak ediyordum ama gidersem de tekrar sinirlenmesinden korkuyordum.

Kapıya kadar gittim ve kafamı dışarı uzatarak nereye gittiğine baktım ancak bunda geç kalmıştım. O çoktan gideceği yere gitmişti ve ben onu göremiyordum. Tekrar odama girdiğimde içerisine bir göz attım. Yatağım dağılmıştı, dolabımdaki giysiler yerlere düşmüştü, yerde kırık cam parçaları vardı - ne zaman kırıldığı hakkında hiçbir fikrim yoktu- , masamın üstü dağınıktı ama en önemlisi pencerenin kulpu hala masamın üstünde duruyordu. Hızlıca gidip onu aldığımda bir el onu elimden sertçe çekerek aldı ve geri masaya baktı. Arkamı dönünce babamın geldiğini fark ettim ve geriye çekilmeden edemedim.

"Camı açmana gerek yok, içerisi bence gayet güzel bir şekilde havalandı," dedi eliyle kapıyı göstererek. Başımı salladığımda yanımdan uzaklaştı ve kapının yanında durdu. Kapıyı inceliyormuş gibi parmaklarını çenesine götürdü.

"Yarın benimle gel Afet Yıldız, şu kapıya bakalım," dedi babam düşünceli bir sesle ama kafam çok karışmıştı. Az önce beni öldürebilecek kadar sinirliyken nasıl şimdi hiçbir şey olmamış gibi, sevecen bir baba gibi, davranabiliyordu? Dış kapıdan ses gelince korkuyla irkildim ve babama baktım.

Yanıma geldi ve, "Çıkarken yanına gelen kız kimdi?" diye sordu şüpheli bir şekilde. "Okuldan arkadaşım," dedim hızlıca.

"Peki, adı neydi?"

"Deste."

"Kimin kızı?" Bir an duraksayarak düşündüm. Babam neden bunları soruyordu? Deste'nin babasıyla veya annesiyle bir işi olmadığını düşünüyordum ama artık bundan emin değildim.

"Haktan," dedim sessizce çünkü adamın adını doğru bildiğimden emin değildim ve bu soruları cevaplamakta hala tereddüt ediyordum.

"Soyadı ne?" diye sordu babam ancak dış kapı hala çalınıyordu ve babama gayet rahat bir şekilde, sanki sadece ikimiz varmışız gibi bu soruları sormaya ve cevabını beklemeye devam ediyordu.

"Işılay," dediğimde kapının açıldığını işittim. "Hah!" dedi parmaklarını şıklatarak. "Buldum seni ahmak herif."

Anlayamayarak çatık kaşlarla babama bakarken alt kattan annemin seslendiğini duydum. "Kerem, Afet yukarıda mısınız?"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.