İçeriğe geç

AİLE

Bölüm 12 · 17 dk okuma

AİLE

Bölüm 12

11. Kahrolsun Bu Hastalık!

"Boşuna arama. Evde." Bakışlarımı yerdeki ayakkabılardan ayırdığımda bir adım geriledim. Ellerim havada dururken gözlerim yavaş yavaş kapıya döndü ve oradan anneme döndüm. Elini omzuma attığında titredim ve kapıya döndüm.

Annem elini omzumdan çekti ve kapıyı tıklattı. Biraz sonra kapı açıldığında biraz daha geri gittim ve neredeyse annemin arkasına geçmiştim. Annem babamdan önce davranarak, "Hayırdır, erken gelmişsin?" diye sordu. Annem içeri girerken babamı lafa tutmaya çalışıyordu.

"Sen bana ne bakıyorsun? Asıl siz neredeydiniz bu saate kadar?" diye sesini yükseltti babam. Annem babamın önüne geçti ve onu sakinleştirmeye çalıştı. "Tamam, dur iki saniye açıklayacağım," dedi. Ben de o sırada yukarı çıktım ve lavaboya girdim. Anahtarı çevirdiğimde sırtımı kapıya yasladım. Elim kalbime gittiğinde nefes almakta zorlanıyordum.

Bir süre nefesimi düzenlemeye çalıştım ardından kapıdan ayrılıp yüzümü yıkadım. Lavaboya tutunduğumda ne yapacağımı düşünüyordum. Ne diyebilirdi? "Neden dışarı çıktınız?" diye sorabilirdi. Ben ne diyecektim? "Annem kardeşinin fotoğraflarını ve ondan kalma mektubu buldu ve ufak bir sinir krizi geçirdi, o yüzden hava almaya çıktık" mı diyecektim? Eğer böyle dersem bu fotoğraflar ve mektuplar hakkında bir açıklama yapmak zorunda kalacaktım.

Sonra 'Niye bunları daha önce göstermediniz?' tartışması başlayacaktı. Ne diyecektim? Midem bulanıyordu. Evet, bugün hava almak bana da iyi gelmişti fakat eve gelince yine kötüleşmiştim. Elim mideme gittiğinde kusacak gibi hissediyordum fakat kusamıyordum, midem bomboştu. Kollarımla midemi sardığımda yere çömeldim ve dizlerimi karnıma doğru çektim.

Tırnaklarımı bacaklarıma batırıyordum. Böyle bir şey olamazdı. Şu an sadece kusmayı diliyordum, en azından içimdekileri boşaltıp rahatlamış olacaktım ama midem bomboştu. Tırnaklarımı bacaklarıma daha çok geçirdiğimde farkında olmadan ısırdığım dudağımı kanatmıştım. Başım da ağrımaya başlamıştı. Bu ne kadar berbat bir gündü.

Öfkeyle yumruğumu bacağıma indirdiğimde büyük bir acıyla bacağımı tuttum. Bacaklarım o kadar çok hasar almıştı ki, en ufak bir dokunmada acıyordu. Şimdi ise bir hayli canımı yakmıştım.

Gözlerim dolduğunda kapının koluna tutunarak yavaşça ayağa kalktım ve bir kez daha yüzümü yıkadım. Anahtarı dikkatlice çevirirken nefesimi tutmuştum. Kapıyı açtığımda sessiz adımlarla merdivenleri indim ve annemin yanına gittim.

Babam, ben oturana kadar beni izledi ardından anneme döndü ve sonra tekrar bana dönerek, "Anlatın bakalım, dinliyorum," dedi ve bir kolunu koltuğun üzerine attı. Anneme döndüğümde o da bana döndü ardından bakışlarımı kaçırdım ve ellerimle oynamaya başladım.

"İki ay önce Canan'dan bir mektup gelmiş," diye anlatmaya başladı annem. "O da senin bana verdiğin kitabın içinden çıktı. Ondan sonra biraz kötü oldum işte, biz de Afet'le beraber dışarı çıktık. Bir hava alalım dedik."

Babam doğrulmuştu ve kolunu koltuğun üzerinden indirmişti. "Orada ne yazıyordu da bu kadar kötü oldun, Doğa?" diye sordu babam. Sesinde endişe vardı.

Evet, babam annem için gerçekten endişeleniyordu.

"Babamla ilgiydi," dedi annem fakat bunu söylerken sesi titremişti. "Neyse," dedi ve bana döndü. "Kızım, git şu mektubu getir," dedi. Tekrar babama döndü, "Bunu sana anlatamam, okuyunca anlarsın. Zaten biliyorsun," dedi.

Ayağa kalktığımda başım döndü ve düşer gibi olduğumda annemle babam aynı anda dönüp bana baktılar. Koltuğa tutunduğumda hiçbir şey demeden direkt merdivenlere yöneldim.

Odama çıktığımda başım hala dönüyor gibiydi. Yatağa geçip oturduğumda gözlerimi kapattım ve bir süre başımın geçmesi için bekledim. Daha iyi hissedince yavaş bir şekilde ayağa kalktım ve kitabı aramaya başladım.

Ben kitabı nereye koymuştum?

Yorganım yere kadar sarktığı için eğilip onu kaldırdım ve hazır kaldırmışken yatağımın altına da baktım ve evet, kutu buradaydı. Eğilip kutuyu çektim ve içini karıştırmaya başladım. Nihayet mektubu bulduğumda kutuyu tekrardan yatağın altına ittim. Odadan çıkarken aşağıda babamın, annemin ellerini tuttuğunu gördüm. Ona bir şeyler söylüyordu fakat buradan duyulmuyordu.

Olabildiğince sessiz bir şekilde merdivenleri indim ve babamın yanına gittim. "Burada," dedim mektubu uzatırken. Hemen bana döndü ve elimdeki mektubu çekip aldı. Ben de hiç beklemeden annemin yanına gidip oturmuştum.

Babam zarfa zarar vermeden açtı ve okumaya başladı. Annem elini gözüne götürdüğünde ona döndüm ve ağladığını fark ettim. Derin bir nefes aldım ve elimi annemin elinin üzerine koyup okşamaya başladım. Annem bir anlık şaşkınlıkla bana döndü ardından bana minnettar bir şekilde baktı.

Ona gülümsediğimde diğer eliyle gözünden akan yaşları sildi ve arkasına yaslandı. Annemin elini bırakmadan tekrar önüme döndüğümde babam mektubu okumayı bitirdi ve önünde duran sehpanın üzerine koydu. Elimi annemden çekip parmaklarımla oynamaya başladığımda babam ayaklandı ve yanıma doğru geldi. Ayağa kalktığımda yerime oturdu ve annemin ellerini tuttu, diğer eliyle de saçlarını okşarken, "Tamam," dedi, "Her şey düzelecek." Annem acı bir tebessümle babama baktığında babam bana döndü ve "Git annene bir bardak su getir," dedi ardından tekrar anneme döndü.

Hızlıca mutfağa gittiğimde dolaptan bir bardak aldım ve içine su doldurdum. Ellerim titriyordu ve bardağı düşürmekten korkuyordum. "Tamam," dedim, "Sakinim, sakinim." Nefesimi verdim ardından suyu anneme götürdüm.

Annem temkinli bir şekilde suyu aldı ve yavaş yavaş içmeye başladı.

Suyu bitirdiğinde elinden bardağı aldım ve hemen mutfağa götürdüm. Mutfaktan hemen çıkmadım, biraz bekledim.

Mutfaktan çıktığımda annem omzunda duran babamın elini kaldırmış ve ayağa kalkmaya çalışıyordu. "Tamam," dedi tükenmiş bir şekilde. "İşe gideceğim daha. Tamam."

Hala neden işe gitmek zorunda olduğunu anlayamıyordum. Şu an hiç çalışacak halde değildi.

Acı çekiyordu ve bunu engellemek için başka bir acı çekmek istiyordu.

Annem merdivenleri çıkarken onu izledim ardından gözden kaybolduğunda babama döndüm. O da kısa bir süre sonra bakışlarını bana çevirdiğinde ne yapacağımı bilemedim.

"Gel bakayım," dedi ve eliyle koltuğu gösterdi. Yutkunduğumda koltuğa oturdum ve parmaklarımla oynamaya başladım.

"Ben o kitabı iki üç ay önce annene verdim," dedi. "O zaman bu haberi niye şimdi aldık, kızım?"

Kendimi biraz geriye çektiğimde, "Senden sonra o kitabı annem bana verdi," dedim. Sorgulayan bakışlarla beni süzmeye devam ederken, "Ee," dedi, "Niye bize söylemedin bunu?"

Bakışlarımı kaçırdığımda buna ne cevap vereceğimi bilmiyordum. Her ne desem üstüme kalacaktı. O yüzden ben de "okul" bahanesini kullandım.

"Sınavlara çalışırken hiç bakamadım," dedim.

Aynen, kesin o yüzden bakamamışsındır.

"Bugün fark ettim ben de." Babam söylediklerime inanmamış gibi tek kaşını kaldırdı ardından önüne döndü ve dirseklerini dizlerine yaslayarak öne eğildi.

Biraz geriye gittiğimde daraldığımı hissettim. Kızacak mıydı? Çok mu?

Derin bir nefes aldı ardından verirken, "Odana git," dedi. "Gözüme gözükme."

Başımı salladığımda oturduğum yerden dikkatlice kalktım ve merdivenlere yöneldim. Yukarı çıkmadan önce son bir kez dönüp babama baktım. Başını öne eğmişti.

Onu anlayamıyordum. Şu an sinirli miydi yoksa üzgün mü bilemiyordum. Ya da az önce sinirli de şimdi değil miydi?

Bu düşünceleri kafamdan uzaklaştırmak istercesine başımı iki yana salladım ve çok beklemeden hemen yukarı çıktım.

Odama girdiğimde kapıyı ses çıkarmamaya özen göstererek kapattım ve yatağıma geçtim.

Vücudumu bir titreme aldığında gözlerimi kapattım ve kalp atışlarıma odaklanmaya çalıştım. Neden birden bire böyle olmuştum? Elimi kalbime götürdüm ve nefeslerimi de düzene sokmaya çalıştım.

Bir süre yatağın üstünde öylece durduktan sonra kendimi daha iyi hissettim ve doğruldum. Kalbimin üstündeki elimi yavaş yavaş aşağıya indirdim ve yataktan inerek sarsak adımlarla camın önüne gittim. Perdeyi açtığımda karşılaştığım ilk manzara kırık camımdı. Huzursuzlukla nefesimi verdiğimde kollarımı göğsümde birleştirdim ve dışarıyı seyretmeye başladım. Kırık yerden koluma vuran serin hava hoşuma gitmişti. Anda kalmamı sağlıyordu.

Yüzümde ufak bir tebessüm oluştuğunda kapının açılmasıyla beraber kısa sürmüştü. Hızlıca arkamı döndüğümde annemi kapıda gördüm.

"Anne?" dedim. Neden geldiğini soramıyordum, sanki bir kelime daha etsem canım yanacaktı ve kendimi bundan koruyabilmek için susmayı tercih ediyordum.

Bana ne oluyordu?

Midemin bulandığını hissettiğimde elim mideme gitti fakat anneme bakmaya devam ediyordum. Annem bakışlarını kaçırdı ardından derin bir nefes aldı ve tekrar bana döndü.

"Kızım, hani fotoğrafların olduğu kutuyu sen almıştın ya," dedi zayıf bir sesle. Ellerim titremeye başlamıştı. Gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım ve tekrar anneme döndüm.

Neden kutuyu istemişti?

Annem bunun için odaya gelmezdi, eğer kendisi isteseydi lafı dolandırmazdı. O zaman kim istemişti? Babam? Abimler? Onların daha eve gelip gelmediklerini bile bilmiyordum.

Düşünceler birbirine girmeye başladığında bunları kafamdan atmak istiyormuş gibi başımı iki yana salladım ve çekingen adımlarla yatağın yanına gidip altından kutuyu çıkardım. Kutuyu titreyen ellerimin arasında tutarken anneme baktım. "Hani beraber bakacaktık?" dedim acıyla, "Bunu birlikte inceleyecektik?"

Annem içimi rahatlatmak istiyormuş gibi göz kırptı fakat amacının bu olmadığını biliyordum. "Bence zamanı geldi," dedi ve yavaş adımlarla yanıma gelip kutuyu titreyen ellerimin arasından çekip aldı. Ellerim kutuyu tuttuğum pozisyonda kalmışken hem olayı anlamaya çalışıyordum hem de içimdeki hayal kırıklığıyla savaşmaya çalışıyordum.

O hiçbir zaman beni istememişti. Benimle beraber güzel planları olmamıştı. Sadece kendini iyi göstermeye çalışmıştı ve bunu yaparak zor zamanlarında yanımda olmamı sağlamıştı.

Peki ben neden ona bu kadar bağlıydım?

Belki de ondan ayrılmak istemiyordum. Bana gösterdiği sevgi büyük bir yalandan da ibaret olsa bana iyi gelmişti. O yalana kavuşmak istiyordum, o yalana inanmak istiyordum ama bunu artık yapamıyordum.

O gece duyduklarımdan sonra bütün bu olanların bir yalandan ibaret olduğunu öğrenmiştim ve o günden sonra bir daha anneme onun sevgisinin gerçek olduğunu bilmenin verdiği sıcaklıkla, huzurla bakamamıştım. Ona her baktığımda bana söylediği her bir sözün, bana yapığı her türlü imanın bir yalandan ibaret olduğunun farkındaydım.

Bunu öğrendiğimi bilmiyordu belki, o yüzden bana aynı şekilde davranmaya devam ediyordu belki.

Belki de biliyordu fakat beni tekrar bu yalana inanmam için ikna etmeye çalışıyordu.

Hangisini yaptığını bilmiyordum ama onunla görüşmek canımı yakıyordu. Onu her gördüğümde, o bana her baktığında, her gülümsediğinde kalbimdeki yara daha da derinleşiyordu ve daha çok acıyordu.

Fakat işin tuhafı onu gördüğümde güvende olduğumu hissediyordum.

Bu belki de hala bu yalana inanmak istediğimdendir, bunu artık ben de bilemiyordum. Bu yalana inanmak istiyor muydum? Bu yalana her inandıkça aynı acıyı tekrardan yaşamak mı istiyordum?

Annem kapıyı yumuşak bir şekilde kapattığında bacaklarımdaki gücün azaldığını hissederek yatağa oturdum. Ellerimi dizlerime yerleştirdim ve tırnaklarımı dizlerime geçirdim. Canımın böyle acıması umurumda değildi, annemin benim yıkılışım olması umurumdaydı.

Bence zamanı geldi.

Demek ki olan biten her şeyden babam haberdardı. Şaşırmadım. Ama beni şaşırtan şuydu: Annem bunu abimlere söylememişti. En azından ben öyle düşünüyordum. Hem onlar neredeydi?

Aslında saatin kaç olduğundan haberim yoktu. Belki de erkendi. Yavaşça bakışlarımı cama döndürdüm. Hava birazdan kararacak gibiydi.

Annem işe gidecekti!

Ayağa kalkmaya yeltendiğim sırada dış kapının kapandığını duydum. Ve işte, annem gitmişti. Evde babamla ben kalmıştık.

Midem bulanmaya başladığında kollarımla midemi sardım öne doğru katlanırken. Şu an dışarı çıkamayacağımı biliyordum. Bir elimi uzatarak yatağın yanında duran çekmecelerden birine tutundum ve yavaş bir şekilde ayağa kalkıp pencerenin yanına gittim. Pencere artık eskisi gibi sağlam olmadığı için hafif bir çekiştirme sonucunda kolaylıkla açılmıştı.

Esen rüzgâr üşümeme neden olmuştu fakat camı kapatmadım. Kollarımı mideme daha sıkı doladığımda bir an öleceğimi hissettim. Öne doğru kıvrıldığımda tırnaklarımı kendime geçiriyordum. Dayanamayıp yere çöktüğümde soğuk ter dökmeye başlamıştım. Gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı.

Midem öyle bir kasılıyordu ki, sanki birisi içeriden yumruk atıyordu, sıkıyordu. Hiçbir şekilde bunu engelleyemiyordum. İlaç içmem gerekiyordu. Göz ucuyla önüme baktığımda ilaca benzer bir şey görmemiştim.

Ben bu halde okula gidemezdim.

Dişlerimi sıkmaktan çenem acımıştı ve aklıma gelen düşünceyle daha da fazla sıkmaya başlamıştım. Ben bu halde okula gidemezdim. Okulun son günü, sadece karne için okula gidecektim fakat ben bu halde hiçbir şey yapamazdım.

Karne babam için önemliydi. Derslerimin iyi olduğunu görmek onun bana olan sinirini yatıştırıyordu. Eğer bir karne görmezse doğruyu da söylesem inanmayacaktı. Zaten bunun için o kâğıdı görmek istiyordu.

Bir şekilde şu kabustan kurtulmam gerekiyordu ama bu durumda imkânsız gibi gözüküyordu. Başımı dizlerime yasladığımda kollarımın ağrıdığını hissettim.

Kapı sesi duyduğumda yerden kalkmak istedim fakat elimden hiçbir şey gelmiyordu. Öfkeyle tırnaklarımı kendime daha çok geçirdim ve bir kez daha ayağa kalkmayı denedim.

Bacaklarımın üzerinde doğrulduğumda hala iki büklüm duruyordum. Zorla ufak adımlarla yatağıma doğru ilerledim ve direkt olarak yattım. Cenin pozisyonu aldım ve dizlerimi kendime olabildiğince çektim fakat midemin bulantısı bir türlü geçmiyordu.

Uyumak istiyordum ama çektiğim bu ıstırap yüzünden bir türlü uyuyamıyordum. Daha fazla dayanamayıp ağlamaya başladığımda derin bir nefes almaya çalıştım ama onu bile beceremedim.

Şu an tek dileğim, Bora'nın gelip bana ilaç getirmesiydi.

*

Gözlerimi açtığımda yanaklarımda bir ıslaklık hissettim. Elimi yanaklarıma götürüp sildiğimde ağladığımı fark ettim.

Uyumuştum ve bu bana iyi gelmişti. Midemdeki ağrı biraz daha geçmişti. Elimi gözlerime götürüp ıslak gözlerimi de sildim ardından yattığım yerde doğruldum. Başımda hafif bir ağrı vardı fakat bütün vücudumun ağrısı onu bastırıyordu.

Benim bir an önce iyileşmem gerekiyordu.

Başımı çevirip pencereye baktığımda pencerenin açık kaldığını ve havanın karardığını gördüm. Harika, kendimi daha da çok hasta edecektim. Öfkeyle yataktan kalkıp pencereye ilerledim ve kapatıp masanın yanında duran sandalyeyi çekip oturdum.

Acaba saat kaçtı? Çok geç olmuş muydu? Geç olması için içimden dualar ediyordum. Herkesin evde olmasını fakat hepsinin de yatmasını diliyordum.

Odadan çıkmayı düşündüm ama emin olamadım. Sandalyeden kalkıp ufak adımlarla kapıya doğru ilerledim ve kulağımı kapıya yaslayıp içerideler mi diye dinlemeye çalıştım fakat hiçbir ses duyamadım.

Kapıyı ses çıkarmamaya özen göstererek açtığımda evin içini büyük bir karanlığın kapladığını gördüm. Acaba kaç saattir odamdaydım?

Merdivenlere doğru ilerlediğimde aşağısının ışığının açık olduğunu gördüm. Belki açık bırakmışlardır diye biraz daha eğildim ve tam o sırada bir kırılma sesi duydum. Dudaklarımın arasından ufak bir çığlık kaçtığında orada oturan babamı gördüm. İçmişti.

Ayağa kalktığında benim olduğum tarafa baktı ama beni gördü mü bilmiyordum. Hiç düşünmeden Bora'nın kapısını çaldım. Kapı hiç bekletilmeden açıldığında abimin yorgun yüzüyle karşılaştım. Beni görünce şaşırmıştı. "Afet, ne oldu?" İçeri girdiğimde kapıyı kapattım ve sırtımı kapıya verip yere oturdum.

"Afet, anla-" Elimle ona susmasını işaret ettiğimde dışarıyı dinledim. Babamın söylenmeleri duyuluyordu ve muhtemelen benim odama girmişti. Yavaşça doğruldum ve abimin yanına gittim. Yatakta oturuyordu ve çökmüş gözleriyle bana bakıyordu.

Kısık bir sesle, "İlaç almak için mutfağa inecektim, babamla karşılaştım," dedim. Bakışlarım kapıya döndü ardından tekrar abime döndüm. "İçmişti. Yerde bir sürü şişe duruyordu."

Kaşlarını kaldırdı. "Tamam," dedi, "Sen merak etme. Ben bir şekilde onu hallederim." Ona minnettar bir şekilde baktığımda bana yatmamı işaret etti. "Sen yat şimdi, ben de burada ilaç var mı diye bir bakayım." Başımı salladığımda yavaşça yatağa yattım.

Onun yanında güvende hissediyordum. Sanki beni her daim her şeyden koruyabilecek gibiydi. Abime güvendiğim kadar anneme de güvenebilseydim keşke. Keşke onun bunu asla yapmayacağına inanabilseydim ama artık bu mümkün değildi.

Abim elinde ilaçla yanıma geldiğinde doğruldum ve elinden ilacı alıp ağzıma attım. Diğer elinde tuttuğu su şişesini de alıp içtiğimde, "Ateşine bakayım mı?" diye sordu abim. Başımı salladığımda elini uzattı ve çok değdirmeden ateşime baktı. "Biraz var ama çok değil. Merak etme." Gülümsediğimde kapının birden açılmasıyla abimin arkasına saklandım.

Bora önüne döndü ve kolunu kenara atarak beni gizlemeye çalıştı. Babam gelmişti. "Bora, Afet'i gördün mü?" Eliyle aşağı inmemi işaret ettiğinde ses çıkarmadan yataktan indim ve yatağın arkasında, yere çömeldim ardından da Bora ayağa kalktı. "Hayır, görmedim. Neden ki, ne oldu?"

"Yok hiçbir yerde, odasında da yok!" Doğru tahmin etmiştim, odama bakıyordu. Bu kadar öfkeli olduğunu ilk defa duyuyorum. Gerçekten sarhoştu ve şu an yaptığı ve yapacağı hiçbir şey kontrollü değildi.

"Bilmiyorum baba, bakarım şimdi." Bora babamı odadan kovmaya çalışıyordu fakat bunun babamda pek işe yarayacağını sanmıyordum. "Bak, burada değil, değil mi?" Gözlerim kocaman açıldığında elimle ağzımı kapattım ve nefesimi tuttum.

N'olur içeri girme. Yalvarırım.

"Yok baba yok. Dur şimdi bakacağım nerede diye." Bora kapıyı kapattığında babamın hala söylendiğini duyabiliyordum. Dönüp arkaya baktığımda Bora yanıma geldi ve yatağa oturdu.

"Saat kaç?" diye sorduğumda sesim titremişti. Bora hızlıca saatine baktı. "03.40." Bakışlarımı kaçırdığımda, "Annem gelmedi mi daha?" diye sorduğumda başını iki yana salladı. "Hayır, beşe doğru geliyor." Gözlerimin dolduğunu hissettiğimde hızlıca gözlerimi sildim ve başka bir yere bakmaya çalıştım.

"Abiciğim," dedi Bora. Sesi zor çıkıyor gibiydi. "Lütfen bak, üzme kendini." Bakışlarım ona döndüğünde gözyaşlarıma hakim olamıyordum. Alçak bir sesle, "Nasıl üzmeyeyim abi? Bir beni öldürmediği kaldı." Elimin tersiyle gözlerimi sildim. "Zaten her şey normalmiş gibi bir de içki çıktı başımıza. Ondan nefret ediyorum." Hıçkırdığımda Bora ellerimi tuttu ve elimin tersini parmağıyla okşayarak, "Seni çok iyi anlıyorum Afet ama şimdi bunun zamanı değil, tamam mı? Lütfen."

Elimin tersiyle gözlerimi sildim ve gözlerinin içine baktım. O da acı çekiyordu, o da yorgundu ve ben böyle davranarak ona daha fazla acı çektiriyordum. Bir de benimle uğraşmak zorunda kalacaktı.

Kendimden bir kez daha nefret ettim.

Elim mideme gitti. "Kahretsin." Bora uzanıp yatağın üstündeki örtüyü çekti. "Yat artık, kendini daha fazla yorma. Yatağa uzandığımda Bora örtüyü üstüme örttü ve kapıya doğru ilerledi. Tedirginlikle, "Nereye?" diye sordum. "Eğer babam gitmediyse hala burada durduğum için dikkat çekerim," dedi, "Ondan şimdi dışarı çıkıyorum." Korkuyla ona bakmaya devam ettiğimde gitmesini hiç istemiyordum.

Kapıyı açtığında eline aldığı anahtarı gösterdi. "Sen merak etme, sadece sessiz ol. Tamam mı?" Başımı salladığımda rahatlıkla nefesimi verdim. Midem daha fazla izin vermeyince yatağa geri yattım ardından da abim çıktı.

Gözümden yaşlar aksa da dikkatimi uykuya vermeye çalıştım.

*

Nefes nefese uyandığımda midemde korkunç bir sancı hissediyordum. Birisi karnıma bıçak saplıyor gibiydi. Elim midemde kapıya doğru ilerledim fakat kapıyı açamadım.

"Afet?" Telaşla arkamı döndüğümde Bora'nın uyandığını gördüm. "Afet!" Hızlıca kalkıp yanıma geldi. "Midem," diyebildim sadece. "Çok kötü." Eliyle yatağı işaret etti. Yatağa oturduğumda iki büklüm kalmıştım. Kollarımla mideme daha çok bastırdığım sırada ağzıma acı bir tat geldi.

Ayağa kalktım ve kapıyı sertçe açıp doğruca banyoya gittim. Kapıyı ardımdan kapattığımda dizlerim ve ellerim titriyordu. Lavaboya tutunduğum gibi direkt kusmaya başladım. Boğazımdan geçen o sıcak acımsı tat midemin daha çok bulanmasına neden oluyordu.

Ağlamaya başladığımda suyu açıp elimi yüzümü yıkadım. Midemdeki sancı devam ediyordu ve bir türlü geçmiyordu. Öfkeyle ağlayarak bacaklarıma vurduğumda kendimi kusturmaya çalıştım.

Elim saçlarıma gittiğinde bağırmak, çığlık atmak istiyordum. Kendimi yere bıraktığımda her yerimden ter aktığını hissediyordum. Elimin tersiyle gözlerimi sildim ve başımı dizlerime yasladım.

"Abim, gel doktora götüreyim seni. Bak çok kötü görünüyorsun." Bakışlarımı yan tarafa çevirdiğimde Bora'nın yanımda olduğunu gördüm. "Hadi bak üzme beni abim, hadi. Geç odama, üstüne de bir tane hırka al sonra aşağı in, kapıda bekle beni. Tamam mı?" Başımı salladığımda Bora banyodan çıktı, birisi var mı diye baktı, bulamayınca da doğruca gitti.

Duvardan destek alarak ayağa kalktığımda bütün vücudumun titrediğini fark ettim. Ağır adımlarla banyodan çıkıp Bora'nın odasına girdiğimde kapının arkasında asılı olan bir tane hırkayı alıp üzerime geçirdim ve sonra aşağı indim.

Kapının yanına geldiğimde elim yine mideme gitmişti. Kusacak gibiydim ama olmuyordu. Bora geldiğinde hızlıca dışarı çıktı ve arabayı çalıştırdı. Ağır adımlarla dışarı çıkıp arabaya gittiğimde

kapıyı yanlışlıkla sert bir şekilde kapattım.

Bora arabayı sürmeye başladığında yanımda duran camı açtım ve içeri hava girmesini sağladım. "Ya sen nasıl böyle oldun, anlamıyorum ki." Yüzümü cama çevirdim ve rüzgarın yüzüme vurmasına izin verdim.

Bize yakın olan bir hastaneye vardığımızda Bora arabayı boş bir yere park etti ardından arabadan indiğimde kolumdan tutarak beni acil tarafına götürdü. Öksürdüğümde yine kusacak gibi oldum, hızlıca etrafa baktım ve tuvaletleri görünce doğruca oraya koştum.

Çıktığımda yine dizlerim ve ellerim titriyordu. Elimin tersiyle ağzımın kenarını sildiğimde Bora doğruca yanıma geldi ve hiçbir şey söylemeden kolumdan tutarak beni yürüttü. Aslında biraz daha iyiydim. Kısa bir süre de olsa yer değiştirip hava almak iyi gelmişti.

Odaya girdiğimizde doktor beni gördüğü gibi yatağa geçip oturmamı söyledi. Dediğini yaptığımda yanıma geldi ve ilk olarak ateşimi ölçtü ardından stetoskobu sırtıma yaklaştırdı. "Kıyafetini yukarı katlayabilir misin?" Duraksadığımda dönüp doktora baktım, sırtımı açmamı bekliyordu fakat abim odadayken bunu yapmak istemiyordum, beni öyle görmesini istemiyordum.

Doktor yanıma yaklaştığında ona doğu uzanıp alçak bir sesle, "Abim bakmasa olur mu?" diye sordum. Bunu beklemediği için kaşları çatılmıştı sonra beni onaylarcasına gözlerini kırpıp abime döndü. "Sizi biraz kenara alabilir miyiz?" Dönüp ona bakamıyordum bile. "Teşekkürler." Doktor tekrar bana döndüğünde sırtımı yavaş bir şekilde açtım.

Kısa bir süre sessizlik oldu faka sonra bu sessizliği bozan kişi doktor oldu. "Sırtın," dedi anlamaya çalışarak. Derin bir nefes aldım ve "Biliyorum," dedim, "Lütfen, bunu konuşmayalım. Abime de bir şey söylemeyin." Gözlerimin dolduğunu hissediyordum. Hızlı bir şekilde elimin tersiyle gözlerimi sildim. Duruşumu dikleştirmeye çalıştığımda stetoskobun soğuk yüzeyini sırtımda hissettim.

"Derin nefes al, ver şimdi." Bunu iki defa daha yaptıktan sonra sırtımı kapattım. Doktor önüme geldiğinde ellerini kaldırdı ve "Şimdi kalbini dinleyeceğim. Burada rahat olabilirsin," dediğinde başımı salladım ve derin bir nefes aldım tekrardan. Arka tarafta birisinin telefonu çaldığında abim açtı. Bütün dikkatimi oraya vermiştim.

"Efendim anne?" Annem? Annem neden arıyordu? Ah, aslında saatin kaç olduğundan haberim bile yoktu. Nefesimi tuttum ve ne konuştuklarını anlamaya çalıştım.

"Hastanedeyiz şimdi. Afet kötüleşti sabah." Nerede olduğumuzu soruyordu. Doğru, onlara haber vermeden direkt evden çıkmıştık.

"Hayır beklesin biraz, şimdi geleceğiz eve." Kaşlarım çatıldığında kimden bahsettiğini anlamaya çalışıyordum.

Sence kim olabilir Afet?

"Hayır, anne bek-" Sesini alçalttı. "Efendim baba?" Öksürdüğümde nefesimi ne zamandan beri tuttuğumun farkında değildim. Doktor uzaklaştığında oturduğum yataktan kalktım ve abimin yanına gittim.

Bora benden uzaklaştığında hızlıca dönüp ona baktım ardından doktora döndüm. Eline kağıt ve kalem alıp bir şeyler yazdı ve bana uzatırken, "Pek bir şeyin yok, sadece üşütmüşsün," dedi, "Yalnızca miden hassas. Bu yüzden hastalık seni daha çok çarpıyor." Uzattığı kağıdı aldım ve bir adım geriye gittim.

"Geçmiş olsun," dedi doktor bilgisayarına dönerken. Teşekkür edip odadan çıktığımda ardımdan Bora da çıktı ve telefonu kapatıp bana döndü. "Ver bakayım ne yazmış," dedi ve elimde tuttuğum reçeteyi alıp okumaya başladı.

"Özür dilerim," dedim bakışlarımı kaçırarak. "Kendime biraz daha dikkat etseydim seni de böyle zor durumda bırakmayacaktım." Kollarımı birleştirdiğimde boğazıma bir yumru oturduğunu hissettim.

"Hayır, özür dilemek zorunda değilsin," dedi Bora yorgun bir sesle. "Hastalanabilirsin, bu normal bir şey. Kendini bunun için üzme, daha çok hasta olursun sonra." Başımı hafifçe salladığımda ikimizde sessizliğe bürünmüştük ve bu sessizlik eczaneye gidene kadar devam etti.

"Buyurun, geçmiş olsun," dedi kadın güler bir yüzle. Ona gülümseyip teşekkür ettim ve ardından eczaneden çıktım. Abim de çıktığında doğruca arabaya gittik. Bindiğimizde hafif kısık bir sesle, "Biraz hızlı sürebilir misin?" diye ordum abime. "Babamı daha fazla bekletmek istemiyorum." Bora cevap vermeden arabayı daha hızlı sürmeye başladığında geriye yaslandım ve gözlerimi kapattım.

Gözümden bir damla yaş aktığında silmedim ve gözyaşımın yanağımdan süzülerek yere düşmesine izin verdim.

İnsanlar neden bu kadar gaddardı?

Hayat neden bu kadar acımasızdı?

*

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.