İçeriğe geç

AİDİYET 3 / Göze alabilir misin? (Final Kitabı )

Bölüm 7 · 10 dk okuma

AİDİYET 3 / Göze alabilir misin? (Final Kitabı )

Bölüm 7

Bölüm 38/ Önünde diz çöktüğüm ilk kadın.

NASYA

"Seni böyle bir şeye mecbur edemem ben." dedi. Gözlerim yüzüne döndüğünde burnunun kızardığını görebiliyordum.

'Ne mecburu? Neyin mecburiyetinden bahsediyorsun?'

"Ne oluyor." Hızla önüne doğru bir adım attım ve bizi yüz yüze getirdim. Bakışları yüzümden terse döndü ve gözlerini yeniden avucunun içinde duran yanık yüzüğe çevirdi. "Bir şey mi oluyor, ben anlamıyorum?" Tedirginlikle fısıldadım.

Bir anda böyle geri kaçması beni mahveder, bana yeniden sırtını dönmesi hayatımı tepetaklak ederdi. Biliyordum.

"Pars." Gözlerim dolarken elini sertçe sarstım. "Bak bana, ne bu şimdi?" Genzim yanarken birazdan bir ayrılık konuşması yapacak gibi bakıyordu gözlerime.

"Nasya ben..." Sustu.

'Susma işte, susma lanet olsun. Sen susunca kafamın içi konuşmaya başlıyor, ihtimaller canımı yakıyor susma!'

"Sen ne! Ne ya!" Bağırdığımda dolan gözlerim görüşümü bulanıklaştırıyordu.

"Sakın bana 'Yapamamayız.' falan deme! Bak bana!" Yeniden sarstım ve bakışını bana çevirmesini sağladım.

"Dün gece ve bu sabahtan sonra bana sakın 'Yapamam.' deme! Öldürürüm seni. Yemin ederim, öldürürüm Pars." sol gözümden bir damla yaş aktı.

"Nasya..." Boştaki eli gözyaşıma doğru kalkarken hızla çektim yüzümü ellerinden.

"Dokunma! Az önce 'Bizi hiç kimse ayıramaz.' diyordun!"

Ellerim yatak odasını gösterirken bağırışım salonda yayıldı. "Az önce 'Kimse çekip alamaz seni benden.' diyordun! Şizofren misin sen oğlum?" Bağırmaktan boğazım sızlarken başını yere eğdi.

Bu korkumun sesiydi. Böyle avaz avaz bağıran korkumun ta kendisiydi. Yeniden ondan uzak kalmak zorunda kalabilirdim, bir anda çekip gidebilirdi. Bunu kolayca yapardı ve ben, o istemezse sesini bile duyamazdım. Az önce yaşadığımı hissettiren adamın sesini bile duyamazdım.

"Bana bak, dedim!" Hızla çıplak gövdesine vurduğumda güçsüzce geriye doğru sendeledi. "Bir şey söyle! Gebertirim seni. Bana bir şey söyle ölü gibi durma karşımda." Öfkeme rağmen sesim tiz bir tınıyla titredi.

"Evlenmemeliyiz. Biz evlenmemeliyiz." Zar zor kurduğu kelimeler fısıltıyla dolandı kulaklarımda.

"Hayatımın sonuna kadar sevgilin olarak mı kalmalıyım? Nedir yani, evlilikten mi korkuyorsun? Daha önce de evlenmedin mi sen Pars, ne bu şimdi anlamıyorum."

Bakışları anlamsızca yüzümde dolandığında hiçbir şey dememeye yeminli gibiydi. Sanki bir şeyler söylemeliydi de nasıl söylemesi gerektiğini kestiremiyor gibi.

"Tamam be! Meraklısı benmişim gibi davranma. Evlilik yok tamam mı? Ama bir gün elinde yüzükle gelirsen bu kez ben süründüreceğim seni."

Kırgın itirazımla yüzünde mimik oynamıyordu.

"Evlilik manyağı falan değilim, bana bu yüzüğü alan sensin. Dün gece benim için aldığını söylediğin için ben de bir sembol gibi düşündüm ama saçmalıktı, kabul. Tamam mı? Atalım gitsin küllerin içine."

İçimde bastırdığım korku, onu yeniden kaybetmeyeydi. Bir evlilik yüzünden hayatımdan çıkmasına dayanamazdım herhalde.

Uzanıp elindeki yüzüğü alacakken avucunu kapattı. Bakışlarım sitemle yüzüne döndüğünde titreyen çenemle yeniden bağırdım. "Ver! Atacağım yeniden küllerin arasına, ver."

Sert tonlamamla uzanıp elimi tuttu. Kan çanağı gibi kızaran bakışları gözlerimde tutunduğunda boğuk sesiyle zar zor birkaç cümle kuruverdi. "Benim çocuğum olmayacak Nasya." dedi. Öyle bir anın içinde, öyle tuhaf bir tınıyla söyledi ki bunu ne diyeceğimi bilemiyordum.

Yüzüne öylece bakarken bakışlarını, tuttuğu bileğimde sabitledi. "Beynimin içinde bir tümör var, iki ay önce aldırdım fakat tedaviyi en başında reddettiğim için artık baba olamayacağımı biliyorum. Tüm bunların yanında tümör sonsuza dek gitmedi, yeniden nüksedebilir."

Gözleri hala bileğimdeydi, sanki bana bakarsa gardı düşecekmiş gibi davrandığını görebiliyordum. Güçsüzlüğünü saklamaya çalıştığını görüyordum.

Titrek ses yeniden güçlü bir maske takındı ve kulaklarımı doldurdu. Şakakları titrerken devam etti. "Söylediğim gibi, seni benden kimse alamaz ama sen yanımda kalmak istemezsen bunu gurur meselesi yapmayacağım. Çünkü biliyorum ki hiçbir kadının elinden bu hak alınmamalı. Sen harika bir anne olacaksın ve belki de sağlıklı bir adamla olacaksın, kafasının içinde saatli bir bombayla gezen bir adamla değil."

Gözleri yüzüme döndüğünde kendini nasıl sıktığını görebiliyordum. "Bizim için çok daha güzel bir hayat isterdim ama elimde yalnızca bu var. Çürük bir adam." Dudakları hüzünlü bir kasılmayla kıvrıldı.

"Pars." Omuzlarım öylece çöktüğünde ne diyeceğimi bilmiyordum.

Çocuk umurumda değildi, dünya üzerinde bir sürü sahipsiz bebek varken benim doğurmamın ne önemi olurdu ki? Pek tabi birine anne ve baba olabilirdik ama o, beyninin içindeki tümörden bahsediyordu.

Bu şeyler ne kadar ciddi olabilir, yurttan biliyordum. Kızlardan birinin sürekli bayılmaları sonucu doktor kontrolü ile tümör olduğu ortaya çıkmıştı ve bir sene içinde öldü.

Şimdi sevdiğim adama bakıp onun bir sabah ansızın gidebileceğini düşünmek boğazımdan yukarıya bir ağlama hissi yükseltiyor.

"Seni hiçbir şeye zorlayamam. Senden tüm bunları alamam. Sadece sevgimi verebileceğim bu ilişkiye seni hapsetmek bencillik değil nedir?"

Yaşadığımı hissetmem ve hayatta kalmam için sadece ona, aşkına, bana duyduğu koşulsuz sevgine ihtiyacım varken bunun farkında olmaması ruhuma dokunmuştu.

Küçümsediği o sevgisini sözde bencillik yapmamak için çekip alsa üzerimden, geride nasıl bir enkaz bırakacağını bilememek aptallık değil de neydi?

Hızla boynuna doğru atıldım ve onu sertçe bastırdım kendime. Kollarım öyle sıkı tutunuyordu ki ona, kokusu genzime dolarken ve varlığı tüm sıcaklığıyla kollarımın arasındayken her günümü onunla geçirmek istiyordum. Onun dışında hiçbir şey istemiyorum ve ondan başka hiçbir şey düşünmüyorum.

"Seni çok seviyorum aptal herif, bebek umurumda değil, kafanın içindeki bomba da öyle. Her günü istiyorum senden, bana verebileceğin her günü, her dakikayı ve saniyeyi."

Titreyen sesimle yanaklarımdan akan yaşlarla belimi saran iri kol bana bir karşılık verirken rahatlamış bir nefes verdim dudaklarımın arasından.

Beni kendine kenetlediği her an, dakikalardır kontrol edemediğim kaybetme korkusu yerini huzura bırakıyordu. Geçtiğimiz kasvetli dakikaların ardından yanımda olduğu sürece her şeyi aşacak güce sahip olabileceğime daha çok inandım.

"Bırakma beni Pars. Hastalığın seni benden almasına izin verme, olur mu? Ben yıllardır bekliyorum seni, kalbimi senin için sakladım, ruhumu ve tüm sevgimi uğruna harcamayı bekledim. Sen de beni bırakma, yalvarırım!" Sesim giderek hıçkırıklara dönerken korkularım ağlama olarak kendini gösteriyordu.

Pars'ın diğer eli saçlarıma kalktığında yavaşça okşadı ve rahatlatıcı bir fısıltıyla konuştu. "Beni senden ölüm bile ayıramaz güzelim, bizi hiçbir şey ayıramaz. Yemin ederim."

Kollarım iyice sıkılaştığında onu var gücümle sıkmak istiyordum hatta içime sokup kalbimin içinde saklamak. Hiçbir hastalık onu bulmasın ve hiçbir ayrılık bize uğramasın diye.

Onu diğer tüm insanlardan saklamak istiyordum, dünyanın tüm kötülüklerinden ve üzüntülerinden.

Sanki benden ayrılırsa savunmasız olacakmışız gibi daha çok sıktığımda belimdeki eli, beni hafifçe itti. "Nasya, nefes..."

Daha da sıktım. Öyle ki bu anın içinde ikimizde kalalım diye, bir an öncesi ya da sonrası değil, bu anın içinde.

"Yavrum yavaş." Kesikçe öksürürken sarılan kollarımın sıkmanın etkisiyle kızardığını fark ettim ve hızla geri çekildim. Rahat bir nefes çekti içine ve yeniden öksürdü. "Güzelim ölüyordum be." Sırıtarak nefeslenirken mahcup bir bakışla süzdüm yüzünü.

Uzanıp avuçlarının arasında sıktığı yüzüğü aldığımda ne yaptığımı anlamaya çalışarak bana baktı. "Bunun ait olduğu yer burası." Parmağıma geçirdiğim yüzükle dudaklarında şaşkın bir gülümseme yer etti.

"Bu halin beni her saniye biraz daha şaşkına çeviriyor biliyor musun?" Uzanıp elimi tuttu ve yüzüğü parmağımdan çıkardı. "Ya ne yapıyorsun?" İtiraz eden sesimle, dizlerinin üzerinde usulca çöktü ve elindeki yüzüğü bana doğru uzattı.

"Usulüne uygun yapalım ama şunu bil ki önünde diz çöktüğüm ilk kadınsın. Sahi ya, karıştırdım. Bir kez daha çökmüştüm bir kadının önünde ama neyse ki o da sendin." Sırıtarak tek dizini kaldırdı ve elimi parmaklarının arasına aldı.

Dişlerimin arasından alaylı bir hırıltı bıraktım. "Kafana bir tane geçirmemek için kendimi öyle zor tutuyorum ki! Bak aynı boy hizasına da indik zaten!"

"Ciddileşebilir misin sevgilim, önemli bir anın içindeyiz." Pis pis sırıtarak beni susturdu ve yapay bir öksürükle nefesini toplar gibi yaptı. "Nasya Sipahi, seni en başta sadece tek gecelik ilişki için isteyen ve sonrasında başına bir sürü dert açan bu kontrol manyağı ve sorunlu adamı, bundan sonraki hayatını zehretmek için eşin olarak kabul ediyor musun?" dedi. Sırıtıyordu.

Hatırlattığı şeyler sinirimi bozduğu için yerdeki dizine küçük bir tekme savurdum. "Öküz!" Öfkeyle tısladığımda sinirimden nasıl zevk aldığını attığı şen kahkahadan anlıyordum.

"Söyle bana dünyanın en özel kadını, bunca yıllık hayatımda, nerede olduğunu bile unuttuğum kalbimi bana hatırlattıktan ve beni en büyük acıların içinde kıvrandırdıktan sonra, evlilik teklifimi ret mi edeceksin?" Sesi hafifçe titrerken yüzündeki gıcık sırıtış yumuşak bir tebessüme dönüştü.

"Dünyanın en sadist adamı, tüm kontrol manyaklıkların ve benden önceki çapkın tavırların bir yana yaşattığım onca kötü şeyden sonra evlilik teklifini kabul edeceğim, çünkü çok daha kötüleri seni bekliyor. Ha ha ha!"

Alaylı kahkahamla yeniden gülmeye başladı. "Uzat artık şu elini." dedi gülüşlerinin arasında. "Emin misin daha kötü günler diyorum bak." dedim sinsice gülerken.

"Benim tüm kötü günlerim, yanımda olmadığın günlerdir güzelim, varlığın, yanımda olduğu sürece hiçbir kötülük beni korkutamaz." Parmağımın üzerinden geçirdiği yüzük yavaşça yerine oturduğunda, yüzümde sakin bir gülümseme oluştu ve ona doğru eğilip boynuna sarıldım. Bu kez daha nazikçe.

İkimizde sendeleyerek yere düştüğümüzde beni usulca kucağına çekti. "Gidip güzel bir kahvaltı yapalım, kurt gibi açım." Öpüşleri şakaklarımda peşi sıra bırakılırken kıkırdadım. Gözlerim yüzüne döndü. "Duş almam gerek ve kıyafet bulmam, anlarsın ya."

"Kıyafet işini hallederiz. Sen hızlı bir duş al ve ben de bu sırada birkaç telefon görüşmesi yapayım, olur mu? Malum, Londra'ya dönmeyeceğim için orada ayarlanmış birkaç toplantının ertelenmesi gerekiyor."

Elleri usulca saçlarımda dolanırken başımı yavaşça salladım. "Ama günün geri kalanında benimsin." dedim sırıtarak.

"Akşam sekizde bir iş yemeğim var, o zamana kadar senin olabilirim." Dedi. "Ben de gelsem?" Başımı yavaşça eğdiğimde şaşkınlıkla bana bakıyordu.

"İş yemeğine mi?" Şaşkın bir gülüş, dudaklarında yer etti.

"Evet, hep yanında olmaktan bahsederken şaka mı sanmıştın?"

Sırıtırken derin bir nefes çekti içine. "Pekâlâ ama sıkıldım diye darlamayacaksın beni, kabul mü? Belki ben toplantıdayken sen bar kısmında takılırsın."

Omuzumu silktim ve onaylar bir fısıltı bıraktım. "Yanında olduğum sürece sıkıntı yok ama öncesinde Davut'u göndersen de benim telefonumu ve çantamı getirse evden? Belki birkaç kıyafet de getirir."

"Ben yanındayken telefona neden ihtiyacın olsun ki?" küstah sesi gözlerimi devirmeme neden olduğunda, sorusunu alaylı bir fısıltıyla cevapladım.

"Ben bir iş kadınıyım farkında mısın? Başında olmam gereken bir işim ve iş konusunda taviz sevmeyen bir babam var. Yine de her şeye rağmen bu günümü sana armağan ettim fakat en azından bana ulaşabilecekleri bir yer olmalı." Sırıtarak kalktım kucağından ve o da yavaşça toparlanarak kalktı yerden.

"Pekala, Sen duştan çıkana kadar burada olur." uzanıp saçlarımı yavaşça öptü.

"Teşekkürler biricik nişanlım. Nasıl da her şeyi hemen çözüme ulaştırırsın." Şımarıkça yüzüğümü yüzüne doğru kaldırdığımda dudakları sakince kıvrıldı.

"Seninle gurur duyuyorum Nasya." dedi. Bendeki şımarıklığın aksine onun yüzü oldukça gururlu bir tebessümle duruyordu karşımda. Şaşkınca sırıttım. "Anlamadım."

"Dönüştürdüğün bu kadınla gurur duyuyorum, hayatının kontrolünü eline alman ve şirkette kısa zamanda edindiğin statü, her şeyinle hayranlık duyulacak bir kadınsın, sana sahip olduğum için şanslı olduğumu hissediyorum."

Söylediği şey kalbimi deli gibi çırpındırırken onun gibi başarılı bir adamdan aldığım övgü omuzlarımı dikiyor ve özgüvenimi tamamlıyordu.

"Teşekkür ederim, yani bunu senden duymak benim için çok özel, bir varoş olduğumu düşünebilirdin." dedim alayla gülümserken. Hiçbir şey anlamadan şaşkın bir ifadeyle bana bakıyordu. "Ne?"

"Sosyete de birileri yetimhaneden ve gece kondu mahallesinden geldiğim için asla başarılı olmayacağımı düşünüyor. yani umurumda bile değiller ama ön yargıları mide bulandırıcı. "

"Onları umursamaman gerektiğini zaman içinde anlayacaksın, sen dünden bugüne her şeyinle çok özelsin Nasya. Bu gerçeği hiçbir fısıltı değiştiremez."

"Öyle ama sırf o pislikler duyacak diye eski evime bile gidemiyorum, yani 'Umurumda değiller.' diyorum ama sanırım umurumdalar. Bir ara babama orayı benim için almasını söylemiştim ama sonra vazgeçtim. O ev tüm iyi kötü anılarımla dolu. Anlarsın ya bazen kaçıp saklanmak ihtiyacı duyarsın, ben de düşündüm ki belki orası benim sığınağım olabilir fakat tüm bu insanlar o şansı da aldı elimden. Kim bilir ne durumdadır şimdi, eminim birileri yerleşmiştir bile."

Adımları yanıma doğru yaklaştığında yüzünde sakin bir gülümseme yer etti, elleri usulca yüzümü avuçlarının arasına aldı.

"O insanlar hep konuşur sevgilim, sosyetede doğsaydın da konuşacaklardı, önce bunu anlamalısın, sonrasında ise, o evde kimsenin oturmadığını bilmeni isterim."

Dudaklarım hayretle aralandığında şaşkın bir fısıltıyla konuştum. "Nasıl yani, nereden biliyorsun? Ali orayı çoktan vermiştir kiraya, paragözün teki o adam."

"O evde kimse oturmuyor Nasya, sen aksini söyleyene kadar da kimse oturamaz." Şaşkınlıkla çatıldı kaşlarım. "Pars?"

"Aylar önce satın aldım orayı, tüm olaylardan önce. Tüm bu kaostan önce gizlice üzerine geçirdim evi. Sanırım o kadar gizliydi ki sana haber vermeyi unutmuşum." O alayla sırıtırken, ben şaşkınlıkla yüzüne bakıyordum.

"S-sen ciddi misin?" Genzim sızlarken gözlerim sevinçle doldu.

"Evet güzelim, o ev senin adına. Belki soy adın değiştiği için noterde gözükmüyordur fakat küçük bir düzeltmeyle sorun ortadan kalkacaktır. Ev senin, üstelik uzun zamandır. Oraya ne zaman gitmek istersen gidebilirsin. İnsanların ne dediğiyle ilgilenme. Her biri mutsuz onların, bir başkasının başarısını da takdir edemezler bu yüzden. Öyle saldırganlar ki hiçbir güzelliği görmez gözleri. Nereden biliyorsun diye sorma, sen gelene kadar bende o canavarlardan biriydim."

Beni yavaşça yüzüne yaklaştırdığında dudakları dudaklarımı örttü. Usulca öptü ve geri çekildi. "Sen benim mucizemsin ufaklık. Öyle plansız, öyle Dürtüsel davranıyorum ki yanında, her şey bir yana sen bir yana. Anlıyorsun, değil mi?"

"Pars." Hızla göğsüne yasladığım yüzümle sertçe sardım kollarımı bedenine. Benim için haberim bile olmadan öyle çok şey yapmıştı ki...

Hayatım boyunca böyle sevileceğimi hayal bile edemeyen kimsesiz bir kızdım ben, tüm eksik parçalarımı tamamlamıştı bu adam. Öyle büyük bir çabayla sevmişti ki beni, herkesin onun gibi olacağını düşündüğüm anlarda bunun yalnızca ona has bir özellik olduğunu anlamıştım.

♟♟♟

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.