İçeriğe geç

AİDİYET 3 / Göze alabilir misin? (Final Kitabı )

Bölüm 1 · 10 dk okuma

AİDİYET 3 / Göze alabilir misin? (Final Kitabı )

Bölüm 1

Bölüm 32 DAĞ EVİ

O BÜYÜK GÜN GELDİ...

Aidiyetin final kitabı ile karşınızdayım, bu süreç beni her açıdan mahvediyor fakat onların hikayesi sizlerle buluşmayı hak ediyordu ve ben daha fazla bekletmek istemedim.

Dijitalde daima kalacak üç serilik kitabın her bir serisini profilimde bulabilirsiniz, bu kitap ise sizlerle güncel bağımı korusun istediğim için her hafta aynı gün ve aynı saatte sizlerle olacak :)) burada buluşacak olmak beni çok mutlu ediyor. :))

Her Gün burada benimle buluşun ve kritikleri yorumlarda ve instagramdaki yazar profilimde sıcağı sıcağına yapalım instagram yazar hesabım / yazarnurtunaliii

Gelirseniz haber edin sizi seviyorum bakalım süreç nasıl ilerleyecek m>






PARS

"Ve bu süreçte, oldukça dikkatli olmanızı öneririm. Beyin oldukça karışık bir sistemdir. Hatırladınız fakat ara ara keskin baş ağrıları ve kanamalar görülebilir." Doktorun kontrol ışığı Nasya'nın gözlerinde gezinirken son kontrolleri yerine getirdi ve geri çekildi.

"Ben gayet iyiyim." Oturduğu sedyeden aşağıya sallanan bacaklarıyla neşeli bir çocuk gibi gülümsüyordu. İri gözleri beni bulduğunda güzel dudaklarındaki gülümseme büyüdü.

Bakışlarındaki ışıltı üzerimde dolandığında hala ona karşı güven problemim olduğunu biliyordum. Bana eskisi gibi bakıyordu, eskisinden daha güzel fakat zihnim sürekli bana olanları anımsatıyor ve şüphe tohumlarını içime ekiyordu. Ancak şu an bunları düşünmenin sırası değildi, herkesin zamana ihtiyacı vardı.

"Artık gitmek istiyorum." Yavaşça sedyeden aşağıya atladığında üzerini düzeltti ve yönünü bana döndü.

Birkaç adım sonra yanımda durduğunda gözlerim odanın içindeki Kenan'ı ve Gülsüm'ü buldu. Endişeli, mutlu ve kafaları oldukça karışık bir şekilde Nasya'ya bakıyorlardı. Nasya ise sadece bana bakıyordu.

"Gidebilirsiniz. Burada kalmanızı gerektirecek bir durum söz konusu değil." Doktorun yumuşak sesi ile Nasya'nın elleri usulca koluma dolandı.

"Gidelim mi?" Hülyalı sesi kulaklarıma ulaştığında bakışlarım yüzüne döndü.

'Benimle mi? Bana böyle güzel bakarken küçük ellerini avuçlarıma hapsedip buradan birlikte çıkmayı o kadar isterdim ki...'

Ama onarılması gereken güvenim ve yerle bir olan gururumu görmezden gelemezdim. Bunları aşmayı en çok ben istiyordum ama her birinin yıkımını en derinden hissettiğim için bu oldukça zorlayıcı olacaktı.

"Anneciğim."

Gülsüm'ün adımları bize doğru yaklaştığında zihnim bana o gece olanları ansızın hatırlattı. Bahçede Nasya'ya köpek gibi yalvarırken Gülsüm'ün beni nasıl azarladığını anımsadım. Kızını yanımdan çekip alışını ve Nasya'nın buna hiçbir itirazda bulunmayışını, onların karşısında nasıl çaresiz ve nasıl yapayalnız hissettiğimi...

"Anne ben iyiyim, gerçekten. Sadece Pars'la biraz yalnız kalmak istiyorum." Nasya'nın başı koluma yaslanırken sessiz bir nefes çektim içime.

Küçük elleri kolumu öyle sıkı tutuyordu ki sanki biri onu zorla götürebilirmiş ya da ben ansızın çekip gidebilirmişim de buna mâni olmak ister gibiydi.

Kalbim giderek yumuşuyordu. İçimde adı konmamış bir heyecan benden koluma tutunan kadına doğru gizli bir baskıyla yükseliyordu.

'Senin tarafından böyle sahiplenilmek için ne çok bekledim, bir bilsen Nasya.'

Gülsüm, sıktığı çenesiyle bakışlarını bana ve Nasya'nın kolumdaki elinde gezdirirken halimizden hiç memnun olmadığı belliydi.

"Yavrum, birkaç gün dinlenmen gerekmez mi? Şu an çok ani duygu değişimleri yaşıyorsun, sonuçta sen bu adamı bu geceye kadar istemiyordun; değil mi anneciğim? Şu an sadece yalnız-"

"Değil. " dedi sert bir sesle.

Şaşkın bakışlarım Nasya'nın üzerine döndüğünde kendinden nasıl da emin olduğunu görüyordum. Söylediği şeyleri saklı bir öfkeyle itiraf eder gibiydi.

"Değil, doğru değil. Ben Pars'a haftalardır ulaşmaya çalışıyorum. Size söyleyemedim çünkü tutarsız bir insan gibi görünmekten korktum. Onu hatırlamadığı için istemediğini söyleyen benken şimdi bir anda yeniden istiyorum demek tuhaftı ama ben hatırlamadan önce de onu istiyordum. Uzun zamandır anne, benim için yeterince uzun zamandır."

Duyduklarım ağırca yutkunmama sebep olduğunda orada öylece durmuş aralarındaki diyaloğu dinliyordum. Sözlerindeki gizli öfke ve kararlılık, bana iki aydır bıkmadan yazdığı mesajları yeniden hatırlatmıştı.

Çeşitli duygularla, sitemlerle, anlarla ben bilmesem de beni hissederek yaşadığına inanmak istemiştim ama şimdi bunu ondan duymak, aylardır öldürmek istediğim aşkıma daha da can bağışlıyordu.

"Babacığım, bugün için kendine müsaade et." Kenan oturduğu koltuktan kalkıp Nasya'ya doğru geldiğinde kollarını tutan parmaklar sıkılaştı ve bir adım geriye çekilerek arkama doğru saklandı.

Omuzlarım kendinden emin bir şekilde dikeldiğinde tutunduğu net tavır hoşuma gidiyordu. Zihnime kötü sesler fısıldayan yanım, Nasya yanımda oldukça daha da güçlenen yanıma söz geçiremiyordu.

Ama güvenilir miydi, yarın sabah yeniden Alphan'ı istemeyeceğinin garantisi var mıydı?

"Israr etmesenize! Gayet kendimdeyim. Aylar sonra ilk kez kendimdeyim!" İtiraz dolu sesi giderek yükselirken Begüm'ün sesi odada dolandı.

"Baba, sakin olun. Kız yeni kaza yapmış gibi davranıyorsunuz. O gayet iyi, bence bırakalım da ne yapmak istiyorsa yapsın." Uyarıcı sesiyle Kenan sıkkın bir nefesle geri çekildi ve Begüm'e çevirdi yüzünü.

"Ya daha kötü olursa?" Kaygılı sesiyle kızına dert yanıyor gibiydi.

"İnan bana, şu an gayet iyi." Begüm'ün yüzündeki sıcak gülümseme Kuzgun'dan kaçak bir gülüş aldığında sevgili psikoloğumun bakışları beni buldu.

Yüzümde dolanan bakışlarıyla içimdeki kaygıları anlamış olacak ki yüzü yavaşça düştü. Gülüşü silindi. Bu odada ne hissettiğimi anlayacak tek kişi Kuzgun'du.

"Ama anneciğim..." Gülsüm'ün eli Nasya'nın kolunu yavaşça tuttuğunda bedenimin arkasına saklanan kadın hızla çekti kollarını annesinin elinden.

'Sen oldukça kararlısın.'

"Lütfen ya, gerçekten beni biraz kendi halime bırakamaz mısınız?" Yılgın çıkan sesiyle iyice arkama çekildiğinde Gülsüm'le göz göze geldik.

Öfkeli bakışları yüzümde sessizce dolandığındaanlam veremediğim bir şekilde bana kızgın olduğunu görüyordum. "Bir şeysöylesene! 'Ailenle git, daha sonra konuşuruz.' desene! Susma şöyle putgibi!" Azarlayıcı sesiyle şakaklarım gergince hareketlendi.

"Kızını istediğin zaman benden uzaklaştırabiliyorsun Gülsüm! Yine aynını yap o zaman! Daha önce de yaptın, zor olmayacaktır senin için!"

Kolumu Nasya'nın ellerinden yavaşça geri çektiğimde odanın kapısına doğru birkaç adım attım.

"Pars." Nasya'nın titrek sesi kulaklarıma ulaştığında kapıyı açtım ve eşikten dışarıya doğru bir adım attım.

"Nereye gidiyorsun?" Koşar adım peşimden geldiğinde hızla önüme geçti ve beni durdurdu.

"Beni bırakacak mısın?" Dolan gözleri yüzümde gezinirken çenesi titredi.

"Kafan karışık Nasya. Ailene dön. İstediğinin ben olduğundan bile şüpheliyim."

Gözlerim güzel yüzünde dolandığında onu ne kadar özlediğimi genzimin sızısından hissediyordum.

'Haftalar oldu, hatta aylar... Gözlerin kızım, onlara bakmayı bile özlemişim. Sesinin tonunu, parfümünün kokusunu. Sana dair her şeyi öyle özledim ki...'

"Bunu nasıl söylersin?" Titrek sesle gözünden bir damla yaş aktı.

Dolan gözlerinden yanaklarına doğru süzülen yaşları, kalbime usulca saplanan bir hançer gibiydi. Onun yüzünden yaşadığım her şeye rağmen ağlamasını görmek, bunun benim sözlerim yüzümden olduğunu bilmek canımı yaksa da doğrusu kalbimden geçenler değil ağzımdan çıkanlardı.

'Toparlan Pars, gardının inmesine izin verme.'

"Ne bekliyorsun Nasya? Koy kendini benim yerime! Gözünün içine baka baka sana başka bir kadını sevdiğimi söyleseydim eğer..."

"Kes sesini!" Öfkeyle sıktığı dişlerinin arasından acıyla tısladı.

"Biraz zaman ver bana. Bana da kendine de zaman tanı." Hızla yanından geçip hastanenin çıkışına doğru ilerledim.

Attığım her adımda omuzlarım çöküyor ve boğazıma doğru yükselen bir ağlama hissi tüm genzimi yakıp kavuruyor.

Arkama dönüp bakmak için, güzel yüzünü bir kez daha görmek için can atıyordum ama yapamazdım. Dönersem dururdum ve eğer durursam gidemezdim. Gardımı böyle kolay indirirsem gerçek arzusunu anlayamazdım.

Gülsüm belki de haklıydı, düne kadar beni istemeyen kız şimdi bir anda koluma yapışıyordu. Ne kadar emin kendinden bilmem gerekiyordu, bana bir kez daha adım atacak mı bilmeliydim. Evet, en önemlisi buydu. Bir adım, çırpınış görmeliydim.

Ruhum, beni içine hapsettiği enkazın içinde can çekişirken beni bulmasını geçtim; ulaşmaya çalışmasına bile razıydım.

Çabalamamasından deli gibi korkuyordum ama bilmem gerekti. İçimdeki umudun üzerindeki külleri temizleyip yeniden diriltmek için emin olmam gerekti. Hala beni istediğini tamamen görmeliydim.

Adımlarım hastanenin büyük kapılardan geçtiğindeDavut'un bahçede arabanın içinde oturduğunu görüyordum. Hızla araca doğruilerledim ve arka kapıyı açıp beklemeden içeri girdim.

Davut gelişimi bile hissetmemişti fakat aracın kapısını açıp içeri girdiğimde şaşkınlıkla bakışlarını şoför koltuğundan bana çevirdi. "Efendim, iyi misiniz?"

Şaşkın sesi arka koltuğa ulaştığında kendimi koltukta geri verdim. Başım koltuk desteğine düşerken aracın kapısı sertçe açıldı. İrkilerek bakışlarımı açılan kapıya çevirdiğimde bunu yapanın Nasya olduğunu görüyordum. Aceleyle içeriye girdi ve kapıyı üzerimize kapattı.

Dudaklarım şaşkınlıktan aralanırken yan koltuğuma öfkeyle oturan Nasya'ya bakakalıyordum. Bakışlarım hala üstündeyken Nasya'nın hırçın sesi aracın içinde dolandı. "Bizi dağ evine götür Davut!"

Sıktığı dişlerinin arasından öfkeyle fısıldadığında Davut'un bakışları yüzüme döndü. "Pars Bey?" Afallamış ifadesi yüzünde yer etti.

"Bana bak, ona değil! Sana ne diyorsam onu yapacaksın." Azarlayıcı sesiyle Davut inanamaz bir bakışla süzdü Nasya'yı.

İkimizde de aynı şaşkınlık vardı, Nasya'dan asla beklenmeyen hareketlerdi bunlar. Çabalıyordu, üstelik benim yöntemlerimle. Beni dağ evine kaçırma fikrini nereden edindiğini sormama gerek bile yoktu. Fikrin ana sahibi bendim.

Çabalayacağını umuyordum ama bunu bir mesajla ya da ne bileyim daha sakin bir yöntemle yapar diye düşünmüştüm.

Ortalarda olmadığım süreçte Kuzgun'dan Begüm'eyakın olup Nasya'nın güvenliğinden emin olmasını istediğim için iki aydıronunla diyalog halindeydi. Belki de onun aracılığıyla ulaşmak ister diyedüşünmüştüm ama hayır, o beni kaçırmayı tercih etti.

'Vay be!'

Yüzümde birkaç saniyelik bir gülümseme şaşkınlıkla görünüp kaybolduğunda Davut hala bana bakıyordu, bir onay vermem için.

Başka biri arabaya girip beni şehrin ortasından kaldırmak istese beynine bir kurşun yemişti ama Davut söz konusu Nasya olunca en az benim kadar afallıyordu. Daha önce hiçbir kadına böyle büyük toleranslar göstermediğimi bildiğinden olsa gerek, bu kadınla ilgili bir şey yapmadan önce benden her daim onay bekliyordu. Çünkü biliyor ki aksi bir harekette, Nasya'nın canını sıkarsa ya da yakarsa ben de onun canını yakardım.

Toparlanmam gerekiyordu, içinde bulunduğum anın sersemliğiyle üzerimde oluşan aptallığı uzaklaştırmalıydım. Arabanın içindeki güzel kadının gözleri beni bulduğunda sıkkın bir nefesle toparlandım oturduğum koltukta.

"Nasya ne yapmaya çalışıyorsun?" Fısıltılı seslenişim bedenini ve dikkatini bana çevirdi.

"Konuşmaya çalışıyorum! Zaman falan vermeyeceğim Pars, yeterince zaman kaybettik zaten." Titreyen sesine rağmen gözleri öfke saçıyordu.

"Yapma bunu, bırak ikimiz de biraz yalnız kalalım." Şimdi de benim sesim titriyordu. Çünkü biliyordum ki ondan uzak durmak istemiyordum, bir saniye daha beklemek istemiyordum ama...

'Alphan'a karşı duyduğu o sadakati bana karşı duymamıştı.'

Lanet ilgisi ve sevgisi daha birkaç hafta önce o adamın üzerindeyken ve kapıma kadar gelip kalbinin ne kadar kırıldığını anlatırken hiç şakası yoktu. Şimdi beni istediğini söylemesi bir şeye yaramıyordu. Güvenim paramparçaydı, inancım solmuştu. Sevgim, şüphelerimin gölgesine saklanıyordu.

"İzin vermiyorum! Yalnız mı kalmak istiyorsun? Güzel. Birlikte yalnız kalacağız." Yüzü yeniden Davut'a döndüğünde koltuğuna arkadan sertçe tekme attı. "Sür şu arabayı dağ evine!"

'Hadi be! Sen baya vahşileşmişsin görmeyeli, gerçi bu senin fıtratında vardı, değil mi güzelim? Sen benim küçük psikopatımdın.'

Davut'un bakışları onay bekler gibi yüzümde tutunduğunda sıkkın bir nefesle salladım başımı. Aldığı onayla dikkatini ileriye çevirerek aracı hareket ettirdi.

Bu yüzleşme mi olacaktı yoksa gerçekten iki kişi bir evin içinde baş başa yalnız mı kalacaktık, bilmiyordum. Fakat geceyi onunla geçirmek, öyle veya böyle bana uyardı.

Nasya ise geriye yaslandı ve öfkeli soluklarını dinginleştirmeye çalışırken yanaklarındaki makyaj kalıntılarını temizlemek ister gibi sertçe ovuşturdu yüzünü.

"Torpidodan bir ıslak mendil verir misin?" Davut'a bakarak konuştuğunda çoktan ana yola çıkmış olmamıza rağmen dikkatle uzanıp ıslak mendili aldı ve arka koltuğa uzattı. Sonrasında Nasya'nın akan maskarasını temizleyişini izlemeye başladım.

'Her şeye öyle hâkim gözüküyorsun ki bayıldım bu Nasya'ya.'

Bu yeni hal beni şaşkına çevirirken bir yandan da onu tanıdığım ilk halini anımsatıyordu. Hırçın, öfkeli ve kararlıydı. Fakat bu kez bana karşı gelmek için değildi bu inadı, beni geri kazanmak içindi.

Burnumdan içeriye sert bir nefes çektiğimde başım yeniden koltuğa yaslandı. Yüzüm ona doğru dönükken aylardır göremediğim o saf güzelliğini, o oldukça dalgınken doyasıya izlemeye başladım.

Küçük parmaklarının arasında katlattığı mendille yüzünü hırçınca siliyor, yanaklarını baskıyla kızartıyordu.

'Canın yanacak be kızım, biraz sakin ol.'

İkinci bir mendili çekti ve işaret parmağına sararak gözaltlarını silmeye başladı. Kızarık burnu, dağılan saçları ve üzerindeki çıldırtıcı derecede vücudunu gözler önüne seren kırmızı elbisesiyle birkaç santim yanımda duruyordu. Parfümünün kokusu değişmiş fakat teninin ısısı bu kokuyu bile baş döndürücü hale getirmişti.

Genzime dolan koku, kulağıma çarpan hırçın nefesler ve küçük bir çocuğun huysuzluğu ile kendi kendine sataşan bir kadın... Benim kadınım.

Bunu söylemek tuhaftı. Oysa neredeyse benim olmayacağına inanacaktım. Yaptığı ve söylediği onca şeyden sonra beni kendinden vazgeçmek zorunda bıraktı ve şimdi geri istiyordu.

Beni istiyordu. Gururumu ayaklarının altına aldıktan ve beni parmaklarının arasında bir kukla gibi oynattıktan hemen sonra...

Bunu bilmek canımı yakıyor ama daha korkuncu şu ki eğer gerçekten isterse beni alabileceğini biliyordum. Ona karşı koyamayacağımı, bedenimin ve ruhumun ona ait olduğunu biliyordum. Kalbimin her atışında bir katkı payı olduğunu ve bugün yaşıyorsam bunun yine onun sayesinde olduğunu biliyordum.

♟♟♟

Araç dağ evinin bahçesinde durduğunda Davut'un gözleri dikiz aynasından bana döndü. İnip inmeyeceğimizi kontrol eder gibiydi.

Çünkü o, geçen bu süreçte Nasya'yı unutmak için ne kadar çabaladığımı en iyi bilen insanlardan biriydi. Hem onu özleyip hem uzak durmak için verdiğim savaşın bilincindeydi. Davut salak bir adam değildi, zaten öyle olsaydı sağ kolum olamayacağı apaçık bir gerçekti.

Burnumdan dışarıya sert bir nefes verdiğimde uzanıp kapımı açtım ve aşağıya doğru bir adım attım.

Artık kaçmayacak ve görmezden gelmeyecektim. Ne olacaksa olacak ve biliyorum ki bu gece bizim aylardır içimizi delip geçen her şeyi açıkça konuşma şansımız olacaktı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.