İçeriğe geç

AH BE HOCAM+18

Bölüm 37 · 21 dk okuma

AH BE HOCAM+18

Bölüm 37

Bölüm 35

Geç oldu biliyorum ama bu bölümün elimde bir sürü taslağı vardı. Kafa karışıklığımı anlayışla karşılayın lütfen. ✨

İyi okumalar

...

"f(x) fonksiyonu x küp artı 2x bölü x kare eksi 4 Türevini bulur musun? Güzelim." Sorduğu soruya karşı elimde olmadan kasıldım. Şu anda benim üzerimde üstünlük kurmuşken sorması ve benim bilmediğim daha doğrusu geçmediğimiz konudan sorması hileci bir hareketti.

Masumca ona baktım. Tek karşını muzip bir edada kaldırırken dudağının kenarı yukarı çıktı. O da ne yaptığının gayet farkındaydı. Sıçtığımı hissettim. Altında kıvranma başladım. Havuzun kenarında olmamız da cabası. Erkeliğini kadınlığıma baskı yapıyordu.

Mantıklı düşünceler beynimi terk ederken huzursuz bir ses çıkardım. "Birincinin türevini alacaksın. İkincisini olduğu gibi yazacaksın. Araya eksi koy paydanın türevi payı direk aynısını yaz. Bölü alt tarafın karesi." Devenin nalı. Neyin altı neyin üstü. Az önceki soruyu bile hatırlamıyorum ben.

Cıkcıkladı. "Dersime çalışılmıyor demek ki." kendini benim üzerimde bırakarak onu biraz daha hissetmemi sağladı. Sanki mümkün değilmiş gibi. Bir de gelmiş bilmediğim konudan soruyordu.

"Susma." Dedi boynuma inip dilini boynuma bastırırken ıslak saçlarından damlayan damlalarda onu takip ediyordu. Beni gittikçe baştan çıkarıyordu.

"Bilmiyorum hocam." O bana oyun oynayıp hile yaparsa bende ona oynardım. Başını boynumdan kaldırıp yüzlerimizi eşitledi saçından damlayan damlalar bu sefer göğüsüme damlıyordu.

"Burada oyunları ben oynarım." Fısıltısı ile içimdeki duygular alevlendi. En ateşli duygular. Zapt etmesi zor dürtüler. Sırıttım.

"Zevkin çok sıkıcı. Aynı şu an hiç bir şey yapmaman gibi." Elimi sırtına götürdüm ve tırnağımın ucu ile daire çizmeye başladım. Bakışları kayan bir yıldızdan daha parlak bir şekilde yüzümde gezindi. Kendimi yukarı çektim. Yattığım yer rahat sayılmazdı sırtımdan soğuk gelse de bedenim o soğuyu hissettirmemek için üzerimdeki bedene meydan okuyordu.

Amacım erkekliğine sürtünmekti. Oysa bunu yanlışlıkla yapmış gibi göstermek eğlencesineydi. Gırtlağından gelen boğuk inilti de ne kadar işe yaradığını gösteriyordu. Diğer elimle de ıslak saçlarına daldırdım.

"Yalvaracaksın." Dedi. Dudakları boynumu kaplamadan hemen önce. Sertçe dişleri arasında aldığı derimi ısırınca bir inleme çıktı dudaklarımdan. Daha sert ısırdı sonra daha da sert adeta yeni yakaladığı avına davrandığı kadar nazikti.

Boynumdan aşağı inerken saçlarından çekiştirdim. Bana davrandığı kadar nazik bir şekilde çekmeme yanıt vermedi. Ne kadar onu uzaklaştırıp dudaklarını dudaklarımın üzerinde istesemde başını köprücük kemiğimden kaldırmayınca bacaklarımı araladım. Kalçası hareketlenip yapboz misali görünüşte tamamlandığımızda kadınlığım sınırlarını zorlama başladı.

Yanması devam ederken her tüyüm diken diken ve uyarılmış bir haldeydi. Sadece onun söndürebileceği bir yangın baş gösterince dayanmadım. İstemsiz istekle inledim. Boğuk çıksa da duyulmamasının imkanı yoktu.

Titredim. Hemde onun bile hissedebileceği bir şekilde. Köprücük kemiğimden başını kaldırmadan fısıldadı. "Üşüdün mü?" Sesinde şu ana uymayan tonu şefkat barındırıyordu. Bu zıtlığa karşı kendini dizginlediğini anladım. Zor olmalıydı. "Eğer istemiyorsan. Durmamı söylemen yeterli." Ben ses çıkarmayıp kalbimi sakinleştirmeye çalıştıkça inadına daha hızlı atıyordu.

Cevap vermememden ötürü kıraç başını kaldırdı. Koyu kahve gözleri bana bakarken emin olamadı. Durumu anlamak namına gözlerimde bir işaret aradı. Devam edebilmemiz için veya durmamız için. Onun için için yanan gözlerine bakmasam da cevabım belliydi. "Bir şey söyle sevgilim." Bakışlarımı kaçırdım.

Sıkılmış gibi öflememek için zor dursam da ağzımdan kaçtı. "Sevişmeyeceksek birazdan dizim başayacak." Dizi mi? Ben dizi izlemezdim ki. En azından televizyonda olanlardan. Ve kesinlikle onlardan bahsediyordum.

Bu onu harekete geçiren bir emir gibi işledi. Dudaklarıma nasıl yapıştığını ve baldırımın içini nasıl sert bir şekilde sıktığını anlayamadım. Hatta dudaklarım hareket bile edecek zamanı bulamadı. Dudaklarımı hızla talan ederken baldırımın içini kavramış eli vahşice okşuyordu. Oradan da yukarı çıktı. Şortumu indirmeye bile tenezzül etmeden baş parmağı kadınlığıma dayanmıştı.

Bir saniye...

Bu aşamaya nasıl mı geldik? Sar başa.

Yaklaşık 3 saat önce

"Bana bir kız yazdı kanka." Dedi melek ağzına domates tıkarken.

Ben kahvaltımın yarısına anca gelmiştim. Onları dinliyordum. "Nasıl bir kızdı?" Dedi meleğin yanında kedi misali oturan haziran.

Sevilin boğazına bir şey kaçmış olacak ki öksürmeye başladı. Arkadaşımın sırtına vururken çatalımdaki peyniri yedim.

"Tam Rihanna." Meleğin gözlerinden kalpler çıkıyordu. Tahminimin doğrultusunda ona bir erkek yazmıştı ve bu da onunla konuşurken milyonuncu kez aşık olmuştu.

"O derece." Dedi haziran kaşlarını kaldırarak. Melek başını sallayarak onayladı. Sevil sakinleşince elimi sırtından çektim. "Ben bugün evden çıkmayacağım midem fena şu an bile zor duruyorum." Sevil akşam çok kaçırmıştı.

Bazı anlayamadığı içkileri karıştırıp içmişti. Dudaklarımı büzüp bembeyaz suratına baktım. "Bakma öyle sende hocan ile takılırsın." Sevil sonra kızları gösterdi.

"Onlar sana hitap etmez bugün Oltanın grubu bizi onlarla takılmaya davet etti. Sen kıraç ile buzpateni yaparken kızlar da bunu onayladı." Dedi Sevil. Sonra yemeyeceğini anladığım tabağını biraz öne ittirdi. Oltanların grup bizi mi takılmaya davet etmişti? ilginç. Ben yeni öğreniyorum.

"Seni de çağırdılar o zaman." Kaşlarımı kaldırıp anlayacağı bir imada ona baktım. Püfleyip arkasına yaslandı. Gitmeyecekti. Ve gitmek de istemiyor gibi görünüyordu. Vücut dili ise şaibeli davranıyordu.

"Bugün oltanlarla takılacağız Ada. Sevgilin bir şey demesin diye seni oyun dışı ettik. Çünkü-" haziran saçlarını geri atıp gözlerini kıstı. Anladığımı belirten bir mırıltı çıkardım. İşler ciddileşebilirdi. Ve orada bulunmam herhangi birinin bana yanaşması ile sonuçlanabilirdi.

"Çünkü eğleneceğiz." Dedi Melek haziranın sözünü tamamlayarak. Üstüne bir de ellerini çırparak sevincini gösterdi.

"Sende soğuk nevale gibi otur halime." Halime omuz silkti. Yalnız kalmak istemediği için gittiğine yemin edebilirim. Çatalıma salatalık sapladım.

"Yok hayır orada kafasına göre birini bulabilir." Diye tahmin yürüttü haziran. Halime ona yandan bir bakış attı. Elimde olmadan kıkırdayınca o bakışlarının hedefi ben oldum.

"Çok mu komik?" Sesinin iğneleyici çıkması bile moralimi düşürmedi. "Bir anda oluyor öyle şeyler. Asla asla deme." Ona takılmam karşılığında bana uyuz olduğunu belirten bir göz kontağı kazanmıştım. Yaşasın.

"O zaman ben kaçar canlarım." Sevil sandalyesini çekip ayağa kalktı. "Bana haber verirsiniz." Dedi.

"İyi olacaksın değil mi?" Sevil ruhsuz gözlerle hazirana baktı. "Haber vereceğim iyi eğlenceler." Benim omzumu sıktıktan sonra ona bir öpücük attım. Bana aynı şekilde karşılık verirken elini çekti ve montunu üzerine geçirip telefonunu eline aldı. Kızlardan bir kaç 'görüşürüz' ve 'dikkat et' sözcüğü çıkarken Sevile gün içinde yazmayı beynimin bir kenarına yazdım.

"Biz buradan direk mi yanlarına gidiyoruz." Dedi melek sesindeki heyecan yüzünden bile okunuyordu. "Onlar gelecek güzelim." Dedi haziran elini rastgele sallar gibi indirip kaldırdı. Halime sessizdi. Telefonum titredi. Ağzıma attığım sarelleli ekmek neredeyse boğazıma kaçıp beni öldürecekken yutağım buna izin vermedi. Yutağımı çok sevdiğimi söylemiş miydim?

Kırço hoca(dershane): güzelim.

Kırço hoca(dershane): bir gün daha seni kaçırsam sorun olur mu?

Telefonumu elime almadan önce ağzımdaki lokmayı bitirdim.

Ben: Kızların farklı planları varmış. Senin sevmeyeceğini düşünüyorum.

Ben: evet beni kaçırabilirsin.

Mesajıma biraz görüldüde kaldıktan sonra-bu sırada kaşlarını çatıp ekrana baktığını düşünüyorum-fotoğrafının yanında yazıyor göründü.

Kırço hoca(dershane): eğer içkiyse kesinlikle orayı basarım.

Kırço hoca(dershane): yemeğini bitirdikten sonra seni resepsiyonun orada bekleyeceğim.

Kırço hoca(dershane): ama yine de gel beni al diyorsan memnuniyetle gelirim.

Gözlerimden kalp çıktığına emindim. Onun oturduğu tarafa bakamadım bile baş parmağım titredi. Ekranın üzerinde biraz asılı kaldı.

Ben: gelme sen. Birazdan çıkacağım.

Kızlar, son kalan ekmeğimi de boğazıma tıktığımda şişen yanaklarıma komik bir eda ile baktılar.

Haziran tabağımın yanındaki 7 tane küçük kutu içindeki fıstıklı sarelleyi işaret ederek "onları unutma vallahi hepsini yerim." Dedi. Elimi kalbime koyup 'ah neler diyorsun öyle.' diyemedim. Onun yerime gücenmiş bir ifade ile "hain kendin alsaydın." Dedim.

Ekmeğim bitince ellerimi birbirine vurup elimde kalıntı kalmadığına emin oldum. Sarellelerimin her birini sandalyeme astığım ceketimin cebine koyarken kızlar muhabbete dalmıştı. Ayağa kalmadan ceketimi aldım ve üzerime geçirdim.

"Size iyi eğlenceler bebekler." Dedim. Hepsine bakarak öptücük attım.

"Her ayrıntıyı anlatacağım." Dedi haziran. Melek de "hepsini mi?" Deyince sanki ona bambaşka bir şey söylenmiş gibi baktı.

"+18 muhabbetlerde Adanın yüksek libidosu olduğu için tabi ki de anlayacağım." Dedi.

Bu ortama son veren elimdeki telefon ile tebessüm ettim. Fazla mı mutluyum bugün. Açtım ve kulağıma götürdüm. "Alo." Akşamdan beri konuşmamıştık. Ona attığım saçma mesajları hesaba katmazsak tabi ki. Utanç artık bedenimi yavaş yavaş terk ediyordu.

Birde sormam gereken sorular vardı ona. Aslında çok soru ama bu anları mahvetmek ve trajik bir hale getirmek istemiyordum.

"Güzelim." O boğazdan gelen kalın sesi ile dudaklarımı birbirine bastırdım. "Ben dışarı çıktım. Onu haber vermek istemiştim." Bahane olduğuna o kadar emindim ki. Tatlı bahanesine karşı sessizce güldüm. "Geliyorum."

"ENİŞTE." Bir anda haziranın telefonu elimden almasıyla anlık kalp krizi geçirdim. Nasıl uzanmıştı bu kız buraya. Kulağına götürdü. Şaşkın bir edayla gülümsedi nolur kapat telefonu Kıraç nolur.

Eline uzansamda diğer eli ile elime bir tane yapıştırdı. "Versene adamımı-" sözüm kesilirken haziranın sesi kısıklaştı.

"Şimdi sen öğretmensin ya acaba benim de matematiğim Ada'dan ber-" durdu ve bana ışıltılı gözler ile baktı. Yine telefona uzandığımda elim havada kaldı.

Halime ve melek yüzündeki hince bakış ne istediklerini anlamamı sağladı. Siktir. Benim adamdan ders mi?

"Ah çok teşekkürler enişte valla bir tanesin. Oldu o zaman biraz daha vermezsem Ada kriz geçirecek." Telefonu bana uzattı. Hemen alıp kapatmak istesem de kulağıma götürdüm.

"Ben alırım senin sinirini güzelim." Ne diyeceğimi bilemedim. Afalladım.

"Hayır sinirli değilim." Karşı taraftan eriyeceğim bir şekilde güldü. Bu adam tanımlayamacağım şekilde cezbedici.

"Bekliyorum." Telefonu kapamadan söylediğim son son şey bu olmuştu. Kapattığı gibi hazirana gözlerimi kısıp baktım. Ellerini yukarı kaldırıp "ben masumum." Dedi.

"Adamı elinden almadık Ada sadece ders istedim o da tamam dedi. Özel de değil hem. Birebirler sana kalsın." Başımı hafifçe yana yatırdım. Yanıma gideceğim bir doğal taş olmasa ona diyeceğim bir kaç şey olacaktı.

Ayağa kalktım. "Görüşürüz." Arkamı dönüp ilerlerken haziranın "sanırım trip yedim." Dediğini duydum.

İlerlerken çok sap gibi durmayayım diye ceketin düğmelerini düzeltiyormuş gibi yaptım. Hadi ama siz yapmıyor musunuz?

Telefonumu da cebime attım. En azından sarellem vardı. Restoran kısmından çıktım. Resepsiyonu da bir çırpıda geçtim. Hayret gülümsememiştim bu sefer.

Kapıyı-çift taraflı kapıyı açıp çıktım. Yanıma döndüm ve beni bekleyen bir adam buldum. "Hocam." Bakışları anında beni buldu. Ne yaptığını tam çözmemiştim. Elinde telefonu yoktu. İşiyor gibi de durmuyordu.

"Hoşgeldin güzeli-" yanımızdan dershaneden olan bir kaç kişi geçmesiyle lafı yarıda kesilmiş ona verilen selamları almıştı. Ne kadar da seveni var.

Onlar gidince kolunu belime doladı. Biri görse hoca-öğrenci samimiyeti diye takmazdı sanırım ya da artık çok normal gelmeye başlamıştı.

Bu kişi Tuğçe ve Buket olmadığı sürece yanlış anlaşılacak bir durum olmaz diye düşünüyorum.

Beni bizim kaldığımız evin o tarafa yönlendirmesiyle bakışlarım onu buldu. "Bakma öyle kaçıracağım derken ciddiydim. Bugün için farklı bir planım var." Plan mı? Vardı.

En sevdiğim tip.

Gülümsememe engel olamadım. "Umarım bu planının içinde limit yoktur." Güldü.

"İntegral bile var." Ona inanmayan bir bakış attım. Omuz silkti. Az daha gözümden kaçırtıyorum.

"Sence de ders çalışmanın zamanı gelmedi mi?" Sorsunu yanıtsız bıraktım. Yanından da uzaklaşmadım. Bir kere de haklı olma be adam.

"Hiç bana bozulup trip falan atma. Sevgilinin öğretmen olduğunu unutuyorsun." Aslında her an aklımdaydı. Varsayımının yanlış olmasının bunu bilerek söylemesine neden olduğuna yordum.

Etrafta insan yoktu. Ağaçlık yerlerden geçerken kulağımın arkasında sıcak nefesini hissettim. Dudakları oraya değdi.

"Tamam susarak beni cezalandırma. Buraya yakın Tunanın evi var oraya gideceğiz" Tuna da maşallah. Bir ben kalmışım adamım. Bizim evi de al.

"O adamın kaç tane evi var." Dudakları kulağımın arkasından ayrıldı. "Çok var. Tahmin bile edemezsin ve yarısından fazlasına gitmiyor bile." Otomatikman Kıraça kitlenmiş olunuyordu o evler. Bizim kaldığımız bungalova gelince durdu ve beni kendine çevirdi.

"Eşyalarını al. Sonra gidelim."

"Orada mi kalacağız?" Başını salladı. Ben verandaya yönelirken soğuk kanlı görünüyordu. Beni koruyamayacağı ortamdan uzaklaştırıyordu.

"Üzerini değiştirmene gerek yok." Ona farklı bir gözle baktım. Bunu fark edip bakışlarını bana sabitledi. Gözlerinde heyecan pırıltıları vardı.

Sanırım bu onunla en uzun bakışmam olmuştu. Ve bu sandığımdan daha fazla hoşuma gitmiş gözlerinde kaynolmuştum. Mimiklerini kullanıp başını indirdi.

"Neden bana çok duygusal bakıyorsun?" Başımı iki yana salladım. Kendime gelmeliydim. Ne oldu bana.

Verandaya bir adım atıp bir kaç merdiven çıktım.

"Bir roman karakteri olsan sanırım yine sana aşık olurdum." Tane tane söylediklerime kendim de şaşırdım. Ama hızlıca kapıyı çaldım.

Sevil içerideydi beni çok bekletmeden açınca minnetle gülümsedim. O ilk anlam veremese de arkamdaki kıraçı görüp hemen beni içeri almıştı. Yeni yatacakmış gibi bir hali vardı. Kaç dakika olmuştu buraya geleli.

Hello Kittyli pijamasını süzdüm. Pijamaları sevimli görünüyordu.

"Noldu kanka korkutma beni yeni uyuyacaktım." Odama ilerleyip bavulumu topladım. Aslında topluydu birkaç eşyayı ekledim fermuarını kapatırken sevil ile göz göze geldik. "Bu geçe kıraç ile kalacağım. Yakınlarda arkadaşının evi varmış ve mesaj atarsan görmeyebilirim. Bir şey olursa direk ara. Sana haber vereceğim." Onu kısaca bilgilendirmeme sakince gülümsedi.

"Dikkat et öptüm seni." Bavulumun çekeceğini kaldırdım. "Tamam kanka diğerine söylersin." Dedim başını salladı. Kapı pervasızdan uzaklaşıp benim ayaklanmamla beni geçirmek için ilerledi.

Elimi koluna koydum. "Bir şey olursa o Arsenle alakalı." Elini elimin üzerine koydu. Korktuğunu biliyordum. Ve bu yüzden de ona kızamıyprdum. Küfrettim.

"Haber veririm. Evden çıkmayacağım zaten." Gülümsedim. Amacım güven verici olmasını sağlamakta ama nedense en yakınımı tek bırakıyormuş gibi hissettirmişti. Öyle değil miydi zaten.

Kapıyı açtı. Son kez gülümsedim. Sarılmamıştım. Ne o öyle sanki bir daha görüşmeyeceğiz. Tamamiyle bahaneydi. Kendi kendimle çelişmeyi bırakmalıyım. Dışarı çıktığımda Kıraç olduğu yerde bekliyordu.

Kıraç hemen elimdeki bavula uzandı bu sırada Sevil de arkadan kapıyı kapatmıştı. Bir şey demeden kıraçın bavulu alıp verandadan indirmesine izin verdim. Çekecek kısmını kapatıp eline aldı. Tek kolu ile taşıdığı bavuluma şaşırmadım. O kadar kası boşuna yapmış olamazdı.

"Demek roman karakteri olsam ha." İlerlerken karların içine girmemek için bavulu taşımayan koluna tutundum. Benim tutuşumu güçleştirmek için kolunu kıvırdı.

"Ama değilsin. İyiki de değilsin." Kısa bir süre sonra arabasının yanında belirdik.

Benim bavulumu bagaja koyarken bana içeri geçmemi söylemişti. Ona uyup kapıyı açtım ve koltuğa kendimi attım. Soğuktu ama en azından iyi hissediyordum.

Sürücü koptuğunun kapısını açtı ve otururken ona baktım. İlk iş arabayı çalıştırdı ve ısıtıcıları açtı. Bende ceketimin cebinden telefonumu çıkarıp ceketimi arka koltuğa attım.

Benimle aynı adımları tekrarlayan Kıraça gülümsedim. Emniyet kemerini de geçirdim. Sonra başımı koltuğa yasladım ve öylece önümüzdeki alana baktım. Karla kaplı geniş alana.

"Çok sessizsin bugün. Arkadaşına ders vermeyi teklif ettiğim için mi? Sadece 12'lerin dersine girebilmesini sağlayacağımı söylemiştim." Dediği şeyi zaten tahmin etmiştim. Sorun değildi. Hiç sorun değildi. İnce düşünceli bu adama bir şey söylemek istemiyordum.

Yorgunca ona baktım. Akşamın acısı fena çıkıyordu. Diğerleri gayet iyi görünüyordu oysa ki. Sevil hariç.

Elini uzatıp yanağımı avucuna dayadı. Bu hareketi şefkatin her damlasını içeriyordu. Mırıldandım. Baş parmağı ile yanağımı okşadığındaysa gözlerim kapandı. Sanki uzun zamandır bunu arıyormuş gibi göz kapaklarım titreşti.

"Tamam cevap vermek sorunda değilsin sevgilim. Bir saatlik yolumuz var. Dinlenebilirsin." Elini yanağımdan çekince gözlerim açtım. Ama şimdi o orda çok iyiydi. Yumuş yumuş gelmişti.

"Ama elini versen." Saçma olsa da anlamıştı beni. Saçımla olan cümlelerimi bile anladığından sorun etmedim. Arabayı çalıştırdı ve biz bu alandan uzaklaşırken yanımda olan adamın yüzünü inceledim.

Bir süre sonra zaman mekan kavramım gitmiş bir şekilde gözümü kapattım. Bir el elimi kavradı ve parmaklarımı ayırıp aralarını kendi parmakları ile doldurdu. Gözlerimi kırpıştırdım.

"Senindir." Elini kendime çektim ve ona sarıldım. "Teşekkür ederim."

Baş parmağını hareket ettirdi ve elimin üzerini okşadı. Gözlerim tekrar kapanırken bir şeyler söyledi. Ya kendi kendine söyledi ya da bana söylemişti ama duymamıştım. Kafam çoktan uçmuş başka alemleri ziyaret ediyordu.

...

Birinin beni kucağına almasıyla uyandım. O kadar çok uyuduğumu sanmıyordum ama bir an hiç bir şey hatırlayamadım. Kollarında olduğum adam Kıraç olmasa büyük ihtimal çığlık atardım.

"Korkma benim. Yanındayım." Ona biraz daha sokuldum. Üzerimde ceketim yoktu ve bu da üşüdüğümün tek yegane kanıtıydı.

Bavulumu almamış olsa gerekiyordu. Başım omzuna düştü. Başımı kaldıracak halim yoktu. Bunu anlayışla karşılaması ve kokusu etkisini üzerimde devam ettiriyordu. Kapıyı açma sesi geldi. Bunu nasıl yaptığını bilmiyordum sadece hafif bir eğim kazanmıştım.

Bir süre sonra yumuşak bir yere bırakıldım. Ona tutunup onun da gelmesini istesem de eğilip kulağıma fısıldadı.

"Bavulları almam lazım ve ceketlerimizi." O da ceket giymemişti. Gözlerimi açtım. Yine evli çiftler gibi hissetmem normal miydi? Boynuna bir elimi doladım ve yanağına acele etmeden bir öpücük kondurdum. "Tamam."

Benden uzaklaşmak istemediğini vücudunun tepkilerinden anlasam da buna engel olup başını benden uzaklaştırıp dikleşti. Arabaya doğru giderken saniyelik bakışlarımız kesişti.

Bir dakikaya kalmadan tekrar içeri girdi ve seslerden anladığım kadarıyla kendi bavulunu ve benim bavulumu yere bırakıp ceketlerimizi asmıştı.

Bakışlarımı evde gezindirdim. Beni bıraktığı koltuk salona bağlanıyordu. Tam karşımdaki duvar camdandı ve gördüğüm havuzla ağzım ufaktan açık kaldı.

Yanında şezlonglar ve anladığım kadarıyla bizi komşulardan ayıran ve içini göstermeyen yapay çalılar vardı.

Mutfak ve salon birleşikti. "Tunanın evi. Stüdyo daire sanmıştım." Kendimi dikleştirip oturur pozisyona geldim.

"Emin ol hiç dairesi yok." Dedi bir yerlerden Kıraç. Üst kat mı vardı. Burası temiz görünüyordu. Arada bir temizlik hizmetlileri geliyor olmalıydı.

Başımı koltuğun yanına ellerimi de altına koyup karşımdaki havuzu izlemeye başladım.

"Sevmeni beklemiyorum. Sadece vakit geçirmek için güzel bir yer." Bu sefer sesi daha yakından gelmişti. Aşağı inmiş olmalıydı.

"Aksine sevdim. Çok güzel." Böyle bir evde yaşamak ister miydim? Kesinlikle evet.

"Cidden mi?" Görmese de başımı salladım. Dağ evine benzeyen orman evi de çok güzeldi. Boğucu olmasaydı. Ama karlanılacak ayrıntılarda bunlar. Bu evde onlara yaraşır şekilde şıktı. Göze batan bir noktası ayrıntısı rengi yoktu. Her şey birbir ile uyum içindeydi.

Ayak adımları yaklaştı. "İstersen tapusunu senin üzerine geçirebilirim." Başımı hızla ona çevirdim. Böyle bir şey istememiştim ama karşımdaki adam ciddi ciddi bunu söylüyordu.

Etrafa bakınarak "kafanı dinleyeceğim senin olan bir yerin olur. Buraya gelişinde araba kullanmayı da öğrenirsin. Öğretirim." Dedi. Yanıma tamamen gelip koltuğun önünde diz çöktü. Şu an bile anca boyumuz eşitti koltuktaki ben ve karşımdaki adamla.

"Bu çok fazla Kıraç benim senden böyle bir beklentim yok ki." Bana bir şeyler almasını sevsemde bu evi üzerime geçirmesi çok kaçardı. Hem yakında ona bir hediye almam veyahut yapmam lazımdı. Uyku sersemliğim gitgide üzerimden kalkıyordu.

Ellerime uzandı ve bacaklarımın üzerinde olan elimi kavradı. Bacaklarımı koltukta uzatmak yerime kırıp normal oturdum. Konuşması nedense çok içime dokunacak gibi geliyordu.

Bacaklarımda onun bacakları arasına denk gelmişti. "Buna alışman lazım. Bir yerler alırız bir yerleri satarız." Derin bir nefes aldı. Gözlerimi bakışları talan ediyordu.

"Zenginliğini gözüme sok emi." O konuşacakken konuyu alaya alıp konuştum. Bakışları bir anlık eğlenen bir tonda pırıldadı. Sonra çehresi yumuşadı. Bu adamı öpmek istiyorum. Dudaklarına kaydı bakışlarım.

Başını bana yaklaştırdı. "Bizim zenginliğimiz. Paramı sonuna kadar kullanabilirsin." Dedi dudaklarıma doğru. Ellerim yerlerini almak üzere omuzlarına tırmandı. Alev alevdim.

"Ya istediğim paran değilse Kıraç Altan." Gözleri koyulaştı. Bakışlarım ellerime ve oradaki kaslarına kaydı. O güçlü kasları olmasa bile onu sever miydim? Sanırım cevap evet.

"Her şeyimi sana vermeye hazırım." Bir anlık tereddütle ona baktım. Ben dün bu adama onun üzerinden iddaya girdiğimi söylemiştim ve şimdiki durumumuza bak. Elimi omuzundan uzaklaştıracağım sırada benim elimi avuçlamasıyla elini bırakıp beni belimden tuttu.

Kendisi koltuğa çıktı. Bunu nasıl yapabildiğini bilmiyorum ama bir şekilde yapmıştı. Benim sırtım koltukla buluştu. Tamamen üzerimdeydi.

"Ayakkabıları-"

"Sikiyim ayakkabıları Ada."

Kaşlarımı kaldırdım. Tamam ateşimin çıktığını biliyorduk zaten. Başım da dönüyordu.

"Daha sabah Kıraç akşam daha erotik oluyor." Onu nazikçe reddetmeme karşı tek kaşını kaldırdı. Böyle U dönüşü görülmedi sayın seyirciler. Belimdeki eli kavislenmemi sağlıyordu. Gözlerini kıstı.

"Seni akşam inim inim inletmezsem bana da Kıraç demesinler Ada." Üzerimden kalktı. İçim heyecan ile titreşti. Kendimi cenin pozisyonuna alıp koltukta kıvrıldım. Zenginlerin koltukları bile rahat.

Gözlerimi kapattım. Bu halimden nefret ediyorum. Vazgeçtim ve aniden ayağa kalktım. Anlık başım dönse de hızla toparlayıp mutfak tarafına baktım. Kıraç orada bir şeyler yapıyordu. Yemek yapan erkek mi? Bayılırım.

Oraya ilerlerken neredeyse duvarın kenarındaki vazoyu kırıyordum. Son dakika tutmuştum.

"Hay anneni-" elimdeki minik vazoyu bana doğru sorgulayan bakışlar atan kıraça doğru kaldırdım.

Başını onaylamazca iki yana salladı. "Aslında kırılsa üzülmezdim. Tuna'nın ailesinin beş bin yıllık tarihi vazosunun bu salonda olması bile saçma." Sonra yaptığı işe geri döndü. Biber kesiyordu. Bu adamı. Süper güçleri olmalıydı ya da orada hazır bir biber vardı.

Kaç bin yıllık dedi o? "Ne kaç asırlıkmış?" Dedim sesimdeki merakı ve alayı saklayamadan.

"50 asır oluyor." Dedi başını bana çevirerek. Vazoyu sakince yerine bıraktım. Kal orda annecim. Ya da anneannecim ya da büyük büyük büyük büyük büyük annecim.

Ellerim birbirine çarptım. Dokunmasam daha iyi.

"Atıyorsun değil mi?" Yanına giderken sesimi sabit tutmaya çalışıyordum. Biberleri bırakıp domatesi nerden bulduğunu bilmesem de onu da küçük küçük kesmeye başladı.

Menemen mi yapıyordu? Bayılırım.

"Dolabı açmak ister misin?" Başı ile tezgahın yanındaki dolabı işaret etti. Konuyu umursamadan kesip atması sinirimi bozsa da dolaba doğru ilerleyip kendime çektim.

Ve de ne göreyim SARELLE HEM DE DUO OLANINDAN.

Ne ara ona doğru adım atıp yan tarafından koala misali yapıştım kestiremedim. Elindeki bıçağı hızla bıraktı ve ellerini kalçama koyup beni yan tarafındansa daha rahat kucakladı. Boynuna doladığım ellerim sıkıca sarılıydı. Ama gıkı çıkmadan beni kabul ediyordu. Başımı boynuna koydum. Onun kucağında olduğumu anlayıp arkasında ayaklarımı birleştirdim.

"Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşekkür ederim. Teşe-" sözümü kesti ama bunu umursamayacak kadar mutlu olmuştum.

"Biliyorum Ada. Çok mutlusun ve bu beni de mutlu ediyor." Bunu nasıl akıl etmişti de buraya getirip koymuştu ya da o mu koymuştu. Kesinlikle bu eve bir el atılmıştı. Ama ne ara?

"Ama-" başladık yine. Popomu biraz ilerleyip mutfağın salona bağlandığı tezgaha koydu. Ulan ben bu kotla ota boka oturdum.

"Çok yemeyeceksin." Tamam patron.

Başımı iki yana salladım. Biraz uzaklaşıp gözlerimizi birleştirince yüzü ciddiydi. "Tamam koca adam. Çok yemeyeceğim." Kesinlikle o kavanoz bugün bitecek.

"Koca adam mı?" Onu şöyle bir süzdüm. Gözüne soka soka.

"Ne yani değil misin? Ne diyim. Babacık ve kedicik cümlelerini sevmiyorum. Yatakta kullanmazsan sevinirim." Konuyu birden yatağa bağlamam dışında iyi kıvırmıştım. Bakışlarındaki parıltı şiddetlendi. O seviyor muydu bunu? Umarım sevmiyordur.

Ellerime baktım. Boynuna dolanmış ellerime, onun bedeninle alev alacak olan bir diğer parçama.

"Bu kadar açık taleplerini dile getirmen. Hoşuma gitti." Sonra bana biraz daha yaklaştı. Nefeslerimizin birbirine karışması an meselesiyken istemsiz omzunu sıktım. Kasına geçirdiğim tırnaklarıma tepki olarak sadece sakince gülümsedi. Sikerler.

Bakışım gülüşüne takıldı. "İzin ver benimkini söyleyeyim." İstekle bakışlarımı gözlerine çıkardım.

Alt satırlarını okuduğum bakışları yoğundu. "Benim adım dışında birinin adını o yatakta ağzına alırsan-" en merak ettiğim kısımda sustu ve dudaklarıma saniyelik bir bakış attı.

"Ben olsam bunu merak etmezdim." Dudaklarıma fısıldadı ve onu kendime çekmeme fırsat bırakmadan benden uzaklaştı.

"Önce yemek." Tekrar yaptığı işe geri dönerken az önce iki bacağımın arasında kalçalarının olmasının yeni farkına vardım. Bana bugün her şey sonradan geliyordu. Aklım dağıldı.

Tezgahtan indim ve içeri yürüdüm. Bavulum kenarda durmuyordu büyük ihtimal yukarı çıkarmıştır deyip üst kata çıktım.

Bir sürü oda vardı. Dışarıdan büyük göründüğüne emindim evin. Herhangi bir odaya girdim ve bavulumu kenarda masumca dururken buldum. Giymelik bir şeyler bulmalıydım. Kapıyı kapattım. Odayı incelemeye vakit bile harcamadım.

Kısa bir şort buldum. Ev soğuk değildi. Alttan ısıtma. İç çamaşırımı değiştirmeye gerek yoktu. Üzerime de düğmeli bir gecelik giydim. İki ayrı parça birbirine uyumlu ve siyahtı.

Saçımı toplamadım. Açık kalabilirdi. Aşağı inmek için kapıyı açtım ve merdivenlerden indim. Ceketimi astığı yeri bulup oradan telefonumu aldım.

Salona doğru ilerledim ve koltuğa kendimi atıp bacak bacak üstüne attım. Sehpaya telefonumu koydum.

Kıraçın sırtını görsem de yaptığı işin bitmiş olabilme ihtimali çok yüksekti. Son dokunuşları yapıyor gibi bir havası vardı. Sonra iki tabak ile bana döndü ve ilk bir kal geldi adam.

Gözleri her noktamda gezinirken tezgaha zor bıraktı tabakları. O tabakların üzerindeki nane mi? Menemenin üzerine koyduğu nanelere gülümsedim.

"Beni böyle cezbedebileceğini düşünüyorsan. Bunu giymeden de senden etkileniyorum. Ama bu-" gülümsedim.

"Her seferinde iltifat ediyorsun hiç biri de birbiri ile aynı değil. Mahçup hissediyorum." Bana içten gülümsemelerinin birini gönderdi.

Ellerini tezgaha dayadı. Başıyla gelmemi işaret etti. "Gel sevgilim."

...

Gizlice bulduğum kuytu köşede hazır kıraçın da işi varken sarelle gömüyordum.

Kıraç yemekten sonra üst kata çıkmış ve bir süredir ortalıkta değildi. Bunu fırsat bilip sarelleyi olduğu dolaptan almıştım. Salonun ortasındaydım ama sarellenin cam kavanozunu saklayabileceğim tek yer bulamamıştım.

Şaka maka kıraç gelir de alır korkusuna yarısına kadar gelmiştim. Artık sarelle tadını alamıyordu dilim.

"Bunu yapacağını biliyordum. Şimdi o sarelleyi sakince bana veriyorsun." Arkamdan gelen kıraçın kalın sesi ile yerimden sıçradım. Ama bu onu çok da etkilememiş gibi üzerime eğilip alacakken sarellemi. Ayağa kalktım.

Kapağını hızla kapatıp elimdeki kaşığı sehpaya koydum.

Kaşlarını kaldırdı. Bu tam olarak 'sıkıyorsa kaç.' Uyarısıydı. Arada kaldım. Kaçsam yakalardı.

Ofladım. Sarelleyi önünde durduğum sehpaya bıraktım. Oldu mu şimdi.

Ona bakmadan camdan dışarıyı gösteren duvara yürüdüm ve açık bir camdan dışarı çıktım. Hava serindi ama bu serinlik ortamı biraz olsun dağıtıyordu.

Havuzun kenarındaki şezlonglara doğru yürüdüm. Birini gözüme kestirdim ve ona uzanıp bacaklarımı kendime çektim. Soğuk her taraftan hissediliyordu ama olsun. Donuyordum. Dişlerimin titrememesibir mucizeydi.

Kıraçın da camdan çıkıp yanıma geldiğini göz ucuyla gördüm. Başımı o tarafa çevirmeden havuzun dalgalanan yoğunluğunu izliyordum.

Dalgalanan yoğunluk

Kıraçın giydikleri değişmişti o da benim gibi bir takım giymişti ama bu sefer onun altı uzundu üzeri tişörttü.

Sıcaklık anında vücuduma nüksetti. Saat öğleden sonra 14 ve ya 15 olmalıydı. Telefona bakmamak bu olsa gerek. Adam yanımdayken telefonu aramıyordum.

"Ada. Her sözümde böyle mi yapacaksın?" Başımı yan tarafa çevirip bahçeyi saran yeşil çiti inceledim. Tamamiyle vakit geçirmek içindi.

Yanımdaki şezlonga oturunca şezlong gıcırdadı. Derin bir nefes verdiğini duydum. Sonra birden ayağa kalktı ve bana eğildiğini göz ucu ile gördüm. Beni iki kolunu da uzatarak hem belimden hem de bacaklarımın altından tuttu.

Kurulmak için hamle yapmam gerek kalmadan beni kucağına yerleştirdi ve ona bakmaya zorladı. Kaşlarını çatarak koyu kahve gözleri ile göz göze geldim.

"Sen bana trip atamazsın. Hem de suçlu olmadığım bir şey için." Bir şey demeden ona bakarken havuza doğru ilerlemesi gözümden kaçmadı.

Düşündüğüm şeyler ona tutundum. "Sakın. Sakın oraya bırakayım deme." Dedim acele ile. Yapar mıydı? Yapardı. Hele avantaj ondayken ağzıma bile sıçardı. Yüzüme ikna olmamışçasına bakarken devam ettim.

"Yüzme bilmiyorum. Büyük ihtimal boğulurum. Lütfen. Islanmak istemiyorum. Kıraç. Yapma." Bakışları gram değişmezken kaşlarımı artık çatmıyor endişe ile bakıyordum. Beni ciddiye mi aldı yoksa inanmadı mi bilmiyordum.

"O zaman bana yakın dur." Dedi ve suya gözlerime baka baka atladı. Omzuna sarıldım. İlk temas eden o olsa da aşağı düşmek hiç de hoşuma gitmemişti. Beni sıkı sıkı tutması ise ona yakın durmasam bile beni bırakmayacağı güvenini veriyordu.

...

AY AY AY BEN GELDİM.

Nasılsınız? İyi misiniz?

Ben çok özlemişim burayı ya. Düzenlemeyi bile dehşet derecede özlemişim. Bu duygu anlatılamaz.

Uzun bir ara oldu. Tekrar okuyayım da bir şeyler yazayım derken süre baya uzadı.

Dediğim gibi bu yazdığım 5'nci 35. Bölüm. Delirecektim.

Ben bir çocukla tanıştım ama aramızda 4 yaş var. Sizce olur mu? Onaylıyor musunuz? En ironik olan da yazdığım hikayeye bak korktuğum yaş farkına bak. ULAN EVREN.

öhm.

Umarım iyisinizdir. Sizi çok özledim. Yorumlarınızı tek tek okuduğumu söylememe gerek yok sanırım.

Görüşürüz.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.