Bu bölümü canım kemanıma ithaf ediyorum. Geçen gün telini koparmanın bedeli. Özür hediyesi olarak. Arsen bulutum.
Adını Arsen koyduğumdan arsene karşı da ayrı bir sempati beslemeye başladım.
Çok konuştum.
İyi okumalar
...
Karmaşık duyguları aynı anda yaşarken yanağım kızarmıştı. Yetmezmiş gibi
Bir de gözlerim doldu. Hehh çok güzel oldu.
"Söyle, bunu nerden buldun? Ha." Saçıma uzanacağı sırada geri gittim. Ayaklarım kapıya değdi. Kısa bir anlığına da olsa kaçıp gitmeyi diledim. Hatta planı kafam çoktan yapmıştı.
Aileden şiddet görmek. Gebermek istiyorum. "Dur sen dur. Dua et o gezinin parasını verdim yoksa gidemezdin ada hanım." Bir adım daha geri gidemedim. Benim gibi olan kahve saçlarını tepesinde topuz yapmıştı. Ama hala yakınımdaydı. Beni koruyacak herhangi bir şeyim de yoktu. Anneme vuramazdım.
"Anne-" elini kaldırıp sözümü kesti. Tamam şimdi sakince odama adımlama zamanı.
"Odana git ada. Hazırlan ve çık. Akşam geldiğinde evde olmayacağım. Babanla yemeğe gidip senin odanda bulduğum şeyi ne için kullandığını düşünmemeye çalışacağım. Babana söylesem-" kinaye ile arkasını döndü. Üzerinde giydiği pofuduk ceket kişiliği ile tezatlık oluşturuyordu.
"Seni gözünün önünden ayırmaz." Gözümden bir damla yaş süzüldü. Altı üstü bir tangaydı. Pantolonumda iz çıkmasın diye giydim diyebilirdim. Diyemedim.
O salona ilerlerken sadece arkasından baktım. Tek kelime bile edememiştim. En büyük sorunum da buydu işte. Annem konuşunca hele bir de haklı olduğu bir konuysa-yada haklı olmayı istiyorsa-bir şekilde aklımda kelimeler bütünleşmiyordu. Manipülenin alasını yaşıyordum farkındaydım yine de susuyordum.
Yukarı çıkarken çantamı aldım. Odama girip ders kitaplarını dershane kitapları ile değiştirip üzerime eşofman takımımı geçirdim. Yüzümde aynı makyaj kalsa bir şey olmazdı. Zaten yapmaya da halim yok. Kıraçla berrak'ın dersi vardı. Matematik ve biyoloji.
Annem çok güzel yanağımı haşat etti zaten. Göz yaşlarımı sildim. Bu durumu nedense kıraça söylemek istemiyordum. İfademden anlarsa anlardı. Anlamazsa da. Onun bile düzeltmeyeceği şeyler olduğunu bilmek canımı yakacaktı.
Odama göz atıp çıktım. Toplu durmazsa bir de bunun için azar yemek istemezdim. Ruhum bir ruh emici tarafından emcüklenmiş gibi hissediyorum. Fena halde üzerimden geçmişlerdi.
Üstüne bir de hocamla ilişki yaşadığımı öğrenseler. Bu evden cesedim çıkardı.
"Geç kalma." Telefonumu elime aldım. Kulaklığımı da taktığımda en sevdiğim şarkılardan bir tanesinin melodisi kulağıma çalındı. Annemi duymazdan geldim. Sonra niye duymazdan geldin dememesi için de arkamı dönüp salona baktım. Bu kadın beni geriyor.
Kapının önünde gitmeye hazırlanıyordum. Ayakkabılarımı ayağıma geçirdim. "Tamam anne." Arkadan televizyon sesi yükselince ya beni duymamış ya da duymak istemediği için televizyonu açmış olabileceğini düşünüyordum.
Belki ailemden uzak bir yeri kazanırsam hayatım daha katlanılabilir olurdu.
Kapıyı açtım ve arkamdan sert olmayacak bir şekilde kapattım. Çantamı bir kez kontrol edip sokağa çıktım. Anahtarım çantamın önündeydi. Ders kitaplarım çantamdaydı. Yanımda bir haftadır duran 20 tl cüzdanımdaydı. Bunun şerefine kıraçın aldığı yüzüğü çantamın en dibindeki kutusundan çıkardım.
Yüzük parmağıma takarken uzaktan görüntüsüne bakmayı da unutmadım. Çok güzeldi. Fazla güzeldi. Bana alınabilecek hediyelerin çok daha üstündeydi. Fazlaydı. Ama bunu dile getirdikçe kendimi kötü hissedecektim.
Çantamı kapatıp tekrar sırtıma aldığımda neredeyse tökezleyecektim. Yürürken çantadan bir şey almak kesinlikle can tehlikesi barındırıyor.
Bizim sokaktan çıkıp otobüs durağına ilerlemeye başladım. Kulağımda müzik dünyayı umursamamaya çalışarak 10 dakikada durağa varmıştım.
Canım şehrimin canım durağında beklerken başladım. Hayatımda bindiğim en pahalı şey olan otobüsü beklemeye. Kaç milyardı otobüsler?
Hemen goggle girdim. Arama motoruna 'otobüs fiyatları.' Yazdım. Hmm. 6 milyon. 5 milyon. 3 milyon.
Ne yapacaksın otobüs fiyatlarını
Tamam kesinlikle bindiğim pahalı arabalardandı. Kıraçın ve fıratın bir arabaya bu kadar vereceğini sanmıyorum. Bir ara kıraçla bu konuyu konuşmalıyım.
Otobüs gelince kartımı çıkarıp bindim. Gitti 5 Türk lirası.
Boş bir yer bulunca gittim kuruldum. Başka bir şarkıya geçince içimde merak duygusu belirdi. Kıraçın şu an ne yaptığını merak ediyordum. Telefonu bir kere kapatıp açtım. Of. Yazıyorum.
Ben: ne yapıyorsun?
Attıktan sonra telefonu ters çevirdim. Çocuk gibi heyecan yapmıştım. Ona karşı sevgi sözcükleriyle hitap etmiyordum. En yakın zamanda bunu düşünmeliydim.
Ah sınavlar da yaklaşıyor. Sıçtın ada. Annemden tokat yedim. Kalbime bir sancı saplandı.
Telefonum titredi. Sancı yerini saniyesinde heyecana bırakırken telefonu kendime çevirdim.
Kırço hoca(dersahne): dersteyim güzelim sen?
Biraz beklesem mi? Yok yok yazayım.
Ben: 6 milyonluk araçla dershaneye geliyorum.
Bir kaç dakika sonra tekrar titredi telefonum. Esprimi anlayacağını düşünüyordum. Yüzümde şapşik bir gülümseme belirdi.
Kırço hoca(dersahne): seni almadığım için canımı mı sıkmaya çalışıyorsun?
AA. Ne münasebet.
Ben: yok canım. Sen alsaydın. Daha iyi olabilirdi demek istedim.
Kırço hoca(dersahne): üzgünüm. Sabah grubunun aklı başına gelince ders istediler. Vermek durumunda kaldım.
İtibar önemli tabi. Allah bilir akıllarının başına gelebilmesi için ne yapmıştı.
Ben: sen bana tembel mi demek istiyorsun?
5 dakika acaba geri mi alsam diye mesajı düşündükten sonra yazdı. Dersi var adamın hala yazıyorum.
Kırço hoca(dersahne): yanlış anlıyorsun güzelim.
Kırço hoca(dersahne): sana ders istediğin yerde verebileceğimi biliyorsun.
Kırço hoca(dersahne): her yerde*
Ayriyeten 'her yer' yazması içimdeki küçük kıpırtıları harekete geçirdi. Ayakta ve yatakta. Ben bunu sana karşı kullanmaz mıyım be hocam bekle sen.
Ben: ne dersi vereceksiniz lord mr. Altan haşmetli bigboy hazretleri.
Biraz uzun mu oldu? Yok yok gayet iyi. Pörfekt.
Kırço hoca(dersahne): Ada. Kalemimi getir.
Bu adamla olan iletişimimize bayılıyorum ya. Tam sugar daddy. Ama aynı zamanda ponçik bir sevgili. Bir de vahşi bir yırtıcı olduğu zamanı da unutmayalım. Evren seni sevdiğimi söylemiş miydim?
Ben: hayır.
Ben: hem otobüse çoktan bindim. 5 dakikaya oradayım. Çok geç.
Şarkı değişti. "Etkiler herkesi, nefesi keser kesin. Benim herkesi, o da benim herkesim." 4 yıllık şarkı. Hoş bir havası var. Ne kadar cring görünse de.
Kırço hoca(dersahne): gel bakalım.
Kırço hoca(dersahne): ders işleyemedim ada. Acısını çıkarcam senden.
Ben: 🙈😝😋
Kırço hoca(dersahne): o dilini- neyse
Bu adamla uğraşmak çok eğlenceli. Tamam azgınlığımı bir tarafa bırakıyorum ve şerefimle otobüsten iniyorum. Bazen bunu yapmaya bile utanıyorum. Anksiyete beni ele geçiriyor.
Bir şekilde 6, 5 ya da 4 milyonluk araçtan inip az ilerideki dershaneye yürümeye başladım. Yine şarkı değişti.
"l see red mi? Seni listeme eklediğimi hatırlamıyorum küçük bulanık." Kendi kendime konuşmak deli gibi hissettirse de hep massimo mu? yoksa bahçıvan mı? İkilisi arasında kalmışımdır.
Kaderimde var. Hep iki şey arasında kalıyordum. Umarım ikizlerim olmaz. Düşünsene hangisini daha çok sevdiğimi soracaklar ben de ikinizi de diyeceğim. Büyük kriz.
Dershaneye girip hilal hocaya selam verdim. Çünkü neden olmasın kapıda sizi bekleyen bir kadın varsa herkes en azından bir merhaba derdi. Saygı gereği. Masasının ardından gülümsemekle yetindi.
Merdivenlerden çıkmaya başladım. Her zamanki sınıfımıza giderken kendimi bir kere daha tebrik ettim. Çok dakiktim. Punctual.
Sağ ayak yerime sol ayakla girdiğim sınıfa şöyle bir baktım. Ceyda, baran, can gelmiş diğer tinkivinkiler yoktu. İçimden bir ses başla bir şeyler yaptıklarını söylüyordu. Sinirlerim tepeme çıktı.
"Ah geldi bizimkide." Baran kollarını açarak başıyla sarılmam için işaret etti. Allah var bazen şu çocuğun gay olduğunu düşünüyorum.
Sıraların arasından geçip kendi sırama-en arka duvar dibi-çantamı koydum. Hemen diğer taraftaki üçlüye bakıp barana adımladım. Kulaklığım hala kulağımda telefonum ise cebimdeydi.
Beni kucaklayan baran şekerleme kokuyordu. Dedim ama ben size. Kendimi bir anlığına şekerleme banyosu yapıyormuş gibi hissettim. Her taraf yapış yapış. Tamam yapış yapış olmasa katlanılabilir.
Ayrılıp yüzüne baktım. "Naptın sen erkek parfümü ile kız parfümünü mü karıştırdan ey yüce baran."
Bana kollarını benden çekti. Bende boş bulduğum dördümüzün yakın olacağı bir sandalyeye çöktüm.
"Bu saatten sonra sugar daddy, mommy ne denk gelirse götüne yapışacağım." Yarışmacı arkadaşlara başarılar dileriz bir rakibiniz elendi.
Can, baranın önüne oturduğu sıradan baranın kafasına bir tane vurdu. Baran kafasını tutup inlerken kız sesi çıkardı. "Ama aşko yapma böyle."
"Daha dün tanıştık baran ama bu halini şimdiden sevmedim." Sonra düşünerek başını yana eğdi. "Kerimcanla Samet gibi olabiliriz aslında. Biraz dişiller ama fenomen olursak ne önemi var. Para paradır varım baran."
Canla baran birbirlerine bakıp gülücük attılar. Şaka yapıyorlar değil mi? Bu bi şaka.
Ceyda'ya döndüm. "Dalga geçiyorlar değil mi?" Ceyda başını üzücü derecede iki yana salladı.
"Ulan biz bunlarla Uludağ'da ne yapcaz." Dedim. Ben hem dershane grubu ile ben de okuldakiler ile takılamazdım.
"Salıcam dağa ada. Ne yapcaz başka? Gitsinler sugar daddylerini bulsunlar. Sınava çalışmak varken salak saçma şeyler yapıyorlar." Onaylayarak başımı salladım. Sonra bakışları biraz daha bende kaldı ceydanın, sorarcasına ona baktığımda kulaklıklarımı çıkarmak anca aklıma geldi.
Elime aldığım kulaklıklarımın kutusunu kim bilir nereye koydum. Ceplerimi yokladım. Heh işte burda. Kulaklıklarımın kutusunu çıkarmaya kalmadan ceyda konuştu. Arka plandaki canla baranın pavyon açmakla ilgili konuşmalarını görmezden geldim.
"Yüzüğün güzelmiş." Kesinlikle dershanede takmak doğru bir adım değildi. Dershanede takma, evde takma, okulda takma. Kıraç bana takmam için almıştı. Çok sıkıntı yaratırsa ters çevirir normal bir yüzük gibi görünmesini sağlardım. Kırmızı kalpli yüzüğüme baktım.
"Teşekkür ederim." Değerlendirici bir mırıltı eşliğinde ceydanın dirsekleri oturduğum masayı buldu. Ellerini de iki yanağına koydu. Tahmin ettiğim soru geliyor bak izle.
"Sevgilin var da bilmiyor muyum?" Gözlerimi kısıp ona baktım. Ceydayı severdim. Sır tutar mıydı emin değilim ama birine anlatmasam içimde tuta tuta patlayacağım kesindi.
Hafifçe gülümsedim. "Sonra anlatırım." Gözlerinden bir pırıltı geçti. Acaba bu pırıltı kıraç hoca ile sevgili olduğumuzu öğrenince de devam edecek miydi? Şüpheli.
"Çıkışta birlikte gidelim. Sen de artık ekme beni. Baran canla gidecek zaten." Baranla can hala hararetli bir şekilde konuşuyor, isimleri geçse bile takmıyorlardı. Çıkışta kıraç hocam ile dersim vardı. Her gün onun odasına gidiyor. Son saat ders işliyorduk. Buna kendim bile inanmadım.
Kısaca son saatleri doluydu ve bana sorsanız ceydaya kıraçı anlatmak mı? Yoksa kıraçla ders yapmak mı? Diye. Kesinlikle ikincisini seçerdim. Üzgünüm ceyda.
"Kıraç hoca ile birebirim var." Yüzü düştü. O heyecan parıltısı dursa da moralinin bozulduğunu belli ediyordu. Sonra aklına bir şey gelmiş olacak ki baranla cana döndü. "Bugün kıraç hoca ile buketin dersi yok mu?" Can baranla konuşmayı bırakıp cevap verdi.
"Evet çıkışta odasında birebir yapacaklarmış. Yani bana öyle dedi. Planı hocaya yakınlaşmak zaten." Başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Kıraçla. Birebir. O. Kız. Yüzümdeki ifadeyi gören ceyda koluma uzanıp beni girdiğim transtan çıkardı. Ulan kıraç. Ulan kıraç. Hele bir bilerek yaz o birebiri var ya.
Telefonumu açıp hemen mesaj attım.
Ben: buketle dersin mi var.
Sanki bu anı bekliyormuş gibi çevrimiçi olup yazmaya başladı.
Kırço hoca(dershane): hayır. Olduğunu da sanmıyorum. Son saatlerimin seninle olduğunu bildirmiştim.
Kırço hoca(dershane): bişey mi oldu?
İyide kıraçın haberi yoksa biri bilerek yazmış olmalıydı. Ya da yanlışlık yaptılar. Lütfen yanlışlık yapmış olsunlar. Olası bir durumda kıraç kızı reddetmez birlikte birebir yaparken kız ona yakılaşırdı. Büyük siktir. Kendimi ne sanıyordum ki.
Kırço hoca(dershane): güzelim. yazacak mısın yoksa yanına geleyim mi?
Elimdeki titreme ile kendime geldim. Ekran kapanmıştı ben bunları düşünürken. "Ada bir gittin noldu?" Ceyda bana bakıyordu. Bir an evvel buradan çıkıp idareye gitmem lazım. "Bir şey yok sadece birebire ihtiyacım vardı neden böyle yaptılar." O konuşmak için ağzını açtığı sırada parmaklarımı klavyede gezindi.
Ben: buket birebir aldığını söylemiş. Anlamadım.
Telefonu kapatıp odağımı toparlamaya çalıştım. "Git bir sor istersen. Yanında gelmemi ister misin?" Başımı iki yana salladım.
"Hayır hayır gerek yok." Ayaklanıp kulaklık kutusuna kulaklıklarımı koydum. Sinirli bir boğadan farkım olmadığına emindim. Kıraç benimdi. Üzgünüm ama hayatımda hiç bir erkek için bu kadar sahiplenme iç güdüm çalışmamıştı. Benim olanı o kıza yedirmeyecek kadar da gözüm dönmüştü. Hem korku hem endişe hem sinir. Kaybetme korkusu bütün vücuduma yayılmadan işe el atmalıyım.
Ceyda bir şey demişti ama duymadım. Sınıftan çıkıp merdivenlerden indim. Bir kat indikten sonra bir kat daha inmeye başladım. Ta 3. Katta yapıyorlar dersi. Sınıfımız orası ama canım çıkıyor. Şimdi ise merdivenleri ikişerli atlıyordum. 2.Katı da ardımda bıraktım derken son iki merdiveni atlamıştım. Neredeyse yere sümük gibi yapışacakken bir el kolumu tutup beni düşmekten kurtardı. Kurtarsa bile sendelemiştim.
Kendimi toparlayıp bu kişinin kıraç olmasını diledim. Şeftali ve erotik meyve kokuyordu. Bir dakika erotik mi? Egzotik meyve. Orman ve okyanus kokusu dışında şeftali kokusu. Değişik gelmişti. Başımı kaldırıp beni düşmekten kurtaran kişiye baktım. Keşke bıraksaydın da düşseydim bora hocam.
"Endişeni tahmin etmeme izin ver." Elimi çekip elinden kurtuldum. Aramızda birkaç adım ekleyip düşmeyeceğim bir yerde, pencerenin yanında durdum. Bu katta yaklaşık 4 sınıf vardı. Karşılıklı. Sonra da tuvaletler. Her katta böyle devam ediyordu.
"Pardon hocam." Şeftaliyi bu kadar sevemezdi. Nasıl bir parfümse maşallah. Konuştum ama gram hareket edemiyordum. Yeşil gözleri beni olduğum yere görünmez iplerle sabitlemişti.
"Kıraçın son dersine giremeyeceğin için endişelendin." Hocam siz nerden? Bir anda dershaneye gelen bu fizikçi beni geriyordu. Hem de son derslerimin kıraçla olduğunu biliyordu. Birebir aldığımı sistemden mi görmüştü? Üstüne bir de bugün kıraçın bile haberi yokken benimle ders yapacakken o kıza yazılmıştı birebir.
Bunu Bora hoca yapmış olabilir miydi? İyi de neden ne yapmaya çalışıyordu?
"Bir yanlışlık olmalı hocam. Matematikte kıraç hocam ne kadar kötü olduğumu bildiği için son dersleri birebir şekilde benimle işliyor." Cıkcıkladı. Üzerime bir adım gelince gerilememek için çaba sarf ettim.
"Toplantı odasında olacağım derslerin bittiğinde gelirsin. Matematik kadar fiziğe de aynı ilgiyi göstermeni isterim." Bir şey söyleyecek gibi ağzını açtı ama gözlerindeki kararlılık sönünce başka bir şey demeden dönüp gitti. Gittiği yerde iki adımlık az ötedeki sınıf.
Şaka dimi. Bu koca bir şaka. Bütün herkes hayatı benim için zorlaştırmaya çalışmıyor değil mi? Zaten zor. Evren bir kere seni sevdim diye canımı çıkarma sende. Bir de insanlarla uğraşmak iyice çileden çıkartıyor. Sonra niye hep kıraçın kucağında uyukluyorum oluyor.
Hem kıraç ne kadar benim sevgilim olsa da-evet hocamla sevgiliyiz hayatımda tek normal giden şey o ve yakında bir bokluk çıkacak-son derslerini gasp ettiğim su götürmez bir gerçekti. Başka bir öğrencisi ders istese bu kadar takmazdım fakat gidip de o buket denen filli boya isteyince huzursuz olmuştum.
Bora hoca ile birebiri iptal edebilirdim. Matematik dersinden çıkıp fiziğe girmek rezalet olurdu. Kafa çorba. Ne kadar sayısal olsam da benim de sınırlarım vardı. Derin bir nefes aldım. Bu sefer daha dikkatli bir şekilde bir kat daha indim.
Hilal hoca yerinde oturuyor, bilgisayara odaklanmış bir şeyler yapıyordu.
"Hocam merhaba." Başını bana çevirip o bayıldığım gülüşlerinde birini attı. Tam olarak şu 'yine ne oldu?'
"Merhaba canım." Biraz daha masasına yaklaşıp yan taraftaki fotokopi makinasına baktım. Dolaplara da göz attım. En gereksiz anlarda geriliyordum. Oysa çok basit bir cümle kuracaktım.
"Benim dersler bittikten sonra Kıraç hoca ile dersim olması lazımdı hocam. Hala var değil mi?" Teyit ediyormuş gibi sormak her zaman daha masum görülür. En azından kimseyi suçlamamıştım. Hilal hoca bilgisayarda bir şeyler yaptı. Klavyenin her tuşunun sesinde gerilimim artıyordu.
Başını bana ruhsuz bir şekilde çevirince gerçeği anladım. "Üzgünüm canım. Derslerinden sonraki birebirin arsen hocaya yazılmış." Gözlerimi bir kaç kere kırpıştırdım.
"Nasıl yani? Ben fizikten birebir istememiştim hocam." Hilal hoca bir şey yapamayacağını belirterek baksa da geri adım atmayacaktım.
"Silmenizi istesem hocam. Çünkü ben böyle bir şey istediğimi size söylemedim." Biraz sert çıkışmıştım. Hilal hoca tek kaşını kaldırdı.
"Birebirleri aynı gün iptal edemiyoruz canım. Hocanla halledersen birebiri yapmadan çıkabilirsin." Sabır çekercesine bir adam geriye attım. Sakin ol ada. Relax. Hem yarın uludağa gitcen eğlence kop kop pozitif düşün.
"Hoca-" arkamdan bir ses geldi. Bakmasamda kime ait olduğunu biliyordum.
"Hocam. Son saat birebirim mi var?" Kıraç hocam telefonuna bakar bir pozisyonda yanıma geldi. Göz ucuyla bana baktı. Kalbim. Sakin ol. Bakışlarımı başka tarafa çevirdim.
Hilal hoca anında kıpkırmızı kesilirken Kıraç hocam duruşunu koruyordu. "Evet hocam. Son saatiniz yeni gelen öğrencimiz buketle." Ellerim istemsiz yumruk olurken telefonu parçalamama ramak kalmıştı.
"Hocam fiziğe kalmak istemiyorum. Sistemden silerseniz direk eve geçebilirim." Hilal hocanın sinirli bakışlarının hedefi olmuştum. Üzgünüm hocam bende sinirliyim. Eğer o kızla birebir yaparsa bu adam kurumda kriz geçiririm.
"Hocanla konuşmalısın adacım." O Arsen var ya. Beni yer. Kıraça bakmamakta özen gösteriyordum ama kaşlarını çattığını ve etrafına korkutucu bir aura yaydığı gözler önündeydi.
"Hilal hocam son saat işim var. Bukete istese de ders veremem." Ya bu ders işinden kurtulmaya çalışıyordu ya da cidden işi vardı. Olmadığına emin olsam da ona baktım.
"Tamam başka bir güne erteleriz hocam. Hemen bakıyorum." Bu anı fırsat bilip gözlerimiz programlanmış gibi buluştu. Dudaklarımla 'işin mi var?' Diye mırıldandım. Buna karşılık 'yok' deyince dudaklarımı birbirine bastırıp başımı diğer tarafa çevirdim. O kızla ders yapmamak için yalan atıyordu. Ah bebeğim.
Tam zamanında çevirmiştim. Hilal hoca başını kaldırıp konuştu. "Cumartesi olur mu hocam? Öğleden sonra 1 saatlik bir boşluğunuz var. Eğer isterseniz oraya yazarım." İlle de kızla birebir yapacak.
"Haber ver bana. Çok acilse bugün diğer matematikçi ile ders yapabilir." Tamam dememişti. +1 şans
Beni unuttu ama "hoca-"
"Ada kaç defa söyleyeceğim git hocan ile konuş." Sesini yükseltmişti. Ulan hilal. Bağırma bana. Arkamı döndüm. Biran evvel yukarı çıkmalı arsen hocayı bulmalıydım. Arsen bora.
"Hilal hocam sesinizi ayarlayın lütfen." Kıraçın kısık zehir dolu sesi kulaklarımı doldurdu. Birebir istemediğim halde yazılmış üstüne bir de hocadan izin almam gerekiyormuşmuş. Peh. O adam bana ders vermeye çok meraklı hayatta iptal etmez.
"Kıraç hocam-" bir anda susan hilal hoca ile arkamı dönüp ne olduğunu görmek istedim. Dönmedim ama tahminlerim doğrultusunda kıraç öldürücü sayılabilecek bir bakış atmıştı. Nerden mi biliyorum? Sene başından beri sayısız kere dersine girdiğiniz hocayı tanırdınız.
Oradan ayrılıp yukarı çıkacağım sırada hilal hocanın kısık sesini duydum. O kadar kısıktı ki. Nasıl duyduğumu sorgulamadan edemedim. "Özür dilerim öğrencilere sesimi yükseltmem doğru değildi hocam."
Merdivenlere ilerledim. Gel de şimdi arseni bul. Derin bir nefes alıp merdivenlere şöyle bir baktım. Aslında amacım ortalıkta kimsecikler yokken kıraçla karşılaşmaktı. Oyalanıyormuş gibi tırnaklarımı inceledim sonra merdivenlere baktım.
Merdivenlere biraz daha aşkla baktıktan sonra belime bir el sarıldı. Kulağımda sıcak nefesini hissetmemle başımı hemen ona yasladım.
"Kameralar-" kimse enteresan bir şekilde bizi göremese de kameralar kesin görürdü.
"Onlara benden başka kimse bakamıyor." Yanağıma bir öpücük kondurdu. Arkadan adım sesleri duymamla birlikte kıraçı ittirip yere düşme numarası yaptım. Daha doğrusu yapmaya çalıştım. Kıraç beni tam kendimi yere bırakacakken tutmuştu. Kaş göz yapmamla birlikte elini biraz gevşetip yere oturmamı sağlamıştı.
Emindim ki benim ne yapmaya çalıştığımı bilmiyordu. Yanımızdan devrim hoca geçmeden hemen önce bide bir kaç öğrenci geçti.
"Hocam biraz dikkat eder misiniz?" Oflayıp puflayarak ayağa kalkmaya çalıştım. Beni gören devrim hoca asansöre ilerleyecekken yanıma geldi. "Ada biraz daha dikkatli olabilirdin." Kıraça baktım.
"Sizde önünüze bakabilirdiniz." Gülmemeye çabaladım. Devrim hoca "ne oluyor burada?" Dedi. Bizim atışmamıza inanmıştı.
"Hocam kıraç hoca bana çarptı." Totomu ovuşturarak kalkmama yardım eden devrim hocaya minnetle gülümsedim.
"Ben mi çarptım ada. Kendin önüme çıktın." Kıraç hocam ise kaşlarını çatmış devrim hoca ile ikimize bakıyordu. Kasları gerilmiş tanrı duruşunu sergiliyordu.
Devrim hoca beni tamamiyle kaldırınca kıraça döndü. Bende yanımdaki duvara yaslandım. "Tamam küçük bir kazaymış kıraç. Uzatmayın."
"Hocam ben uzatm-" kıraç sözümü kesti. "Teminden beri ne diyorsun acaba." Devrim hoca şaşırmıştı. İkimize de garip bir şekilde bakıyordu.
Yanımdan yukarı çıkan öğrenciler de bize bakarak çıkıyorlardı. İlgi odağı olduk ama kıraçla sarılırken yakalanmaktan iyidir.
"Pes doğrusu çocuklar. Karı-koca gibi kavga ediyorsunuz. Pardon diyip geçip gidebilirdiniz." Oh. Devrimtoştan da azar yedik. Bir rahatladım. Hocam entalpi hocam ent- Dur o geçen senenin konusu. Hocam amonyum siyanat. Organik kimya.
Mahçup görünmek için gözlerimi ayaklarıma indirdim. "Pardon hocam bilerek olmadı."
Devrim hoca tekrar konuştu. "Güzel şimdi gidiyorum." Asansörün tuşuna basıp biraz bekledi. Bu süre zarfında dudağımın içini dişlemek durumunda kaldım yoksa şurada anıra anıra gülecektim. Amonyum siyanat hocam üzgünüm.
Başımı yavaşça kaldırdım. Asansör gelip de devrim hocayı alana kadar kıraçla aramızda sessiz bir bakışma geçti. Kahve gözleri kısılmış beni baştan aşağı süzmekten geri kalmazken asansörün bip sesi ile devrim hoca aramızdan ayrıldı.
Sesimle kıraç hocayı tekrar ederek "onlara benden başka kome bakmoyor." Dedim. Dudakları ince bir çizgi olup yukarı kıvrıldı. Bu andan faydalanıp üstünü inceledim. Bu havada kısa kollu giymişti. Bu havada bu soğuk havada.
Üstünde lacostenin kısa kollu Polo yaka siyah bir tişörtü vardı. Boğazına kadar gelen düğmelerin hepsini açmıştı. Ağzım sulandı. Sonra gözlerim kollarına kaydı ve gördüğüm şeyle dehşete düştüm. Belki biraz da tatmin olmuş olabilirim.
Kollarını cumartesi günü çizip yara yapmıştım ve bu izlerin kalıntıları duruyordu. Kabuk bağlamıştı çoğu ama yine de belli oluyordu. Dudaklarımı büzdüm. Pazuları gayet sağlam görünüyordu sanırım biraz daha çizmeliyim.
Yanımda krem olmalıydı. Onu alıp sürsem- "biraz daha mı çizmek isterdin güzelim?" Kolları aşırı cazip gelmişti. Tabi sesini duyup yakalanmasaydım.
"Yok canım öyle gözüm kaydı sadece hain bir planım mevcut değil." Kıraç elini uzatıp beni kendine çekeceği sırada yanımızdan berrak hoca geçti. Bize bakmadan odaklanmış bir şekilde merdivenlerden çıkmıştı. Layn. Dersim var. Kıraçı biraz uzaklaştım.
"Dersim var ve yürüyen dna eşlemesi derse girecek birazdan." Hilal hocanın tarafına göz attım. Bakmıyordu buradaya. "Yürüyen dna eşlemesi mi? Bana ne diyorsun acaba." Bir adım daha uzaklaşıp merdivenlerden iki adım çıktım.
"Sana diyecek çok şeyim var." Bunu erotik bir tınıda söylemeye çalışmıştım. Kollarına ufaktan bir göz atıp yüzüne baktığımda karşılaştığım ifade yabancı değildi. Aksine beni yiyecek gibi bakıyordu.
Yandan koşarak gelen ve yanlışlıkla-kesinlikle yanlışlıkla değildi-kıraça çarpan kişi ile bize ayrılan zamanın sonuna gelmiş bulunmaktaydık. Dün bir bugün iki. Keşke kimse gelmeseydi dershanedeye beterin beteri varmış.
Buket sanki canı acımış gibi başını tutup biraz geriledi. Bildiğin benim adamıma çarpmıştı. Hatta omzuna çarpmıştı salak bir şekilde. Dümdüz duran bir adama nasıl çarpabilirdiniz ki. Kıraç sarsılmamıştı bile. Ellerimi yumruk yaptım.
"Hocam pardon." Kafasını ovuşturup Kıraç hocama baktı. Bakmakta bakmak olsa. Süzdü adamı. Bakma ada. Bakma. Bakmasam daha da sinir olucam.
"Sorun değil." Kıraçın benimle konuşurkenki ses tonu kaybolmuş yerine buz gibi bir ses tonu gelmişti. O bu kızdan uzak durmak için bütün yeteneğe sahipti. 30 yaşındaki bir adam. Kıza bilerek yeşil ışık yakmazdı.
Neredeyse 30
Buketin buz mavisi gözleri bana döndü. Bir dakika o küçümseme mi? Bana bir böcekmişim gibi baktı. Gereksiz bir ayrıntı. Kendimi bir anlığına hiçmişim gibi hissetmemi sağladı mı? Bir anlığına evet. Kaşlarını çatıp başımı 'ne var?' Manasında salladım fakat o sadece omuz silmekle yetindi. Birileri dövülmek istiyor.
Başını kıraça çevirdi. Ben hala onun sarı saçlarını nasıl da dümdüz olduğu ve kabarık olmadığına baktım. Nadiren düzleştirici kullanırdım ben. Yüzündeki makyajla bütün ülkenin boya ihtiyacı giderilirdi.
"Hocam ders çıkışı birebirimiz var değil mi?" Bu soru ile bakışlarımı ondan çekip canım hocama baktım. Onu zaten bana bakarken yakaladım. Koyu kahveleri bana ne tepki vereceğimi bilemiyormuş gibi bakıyordu. Sonra buketin bakışları kıraçın koluna kaydı. Gözleri kısılırken o upuzun tırnaklarıyla koluna dokundu tam da yara yaptığım yere. Gözlerimi sabır dilercesine kapatıp açtım.
"Görüşürüz hocam." Arkamı dönüp merdivenlerden çıkarken arkamdaki sesleri görmezden geldim. Bağırmış mıydı? Duymamıştım. Eve gittiğimden beri düşünmemeye çalıştığım her şey üzerime üşüştü. Gözlerim istemsiz dolarken bir kat çıktım. Sonra bir kat daha. Telefonuna mesaj gelse de bakmadım. Kimden geldiği belliydi.
Son bir kat daha çıkarken nefesim kesilir gibi oldu. 2. Katın kimsenin görünmediği koridorunda biraz durup soluklandım. "Sen böyle benden uzaklaşırsan ben sana kendimi nasıl anlatacağım ada." Yanımdan gelen sesle aniden döndüm.
"O kızı sevmiyorum kıraç hocam." Bana yaklaşınca ona bakmak için başımı kaldırmak zorunda kaldım. "Bende Fırat ve Arseni sevmiyorum Ada. Bilmem anlatabiliyor muyum?" Sonra eğildi ve annemin vurduğu yanağımı öptü. Midemdeki kelebekler halaya kalkarken başımı ona doğru çevirip sakalının daha fazla batmasını sağladım. Dershanedeydik ama mekan kavramım çoktan uçmuştu. Eğer buketi aşağıda bırakmışsa birazdan buraya çıkacaktı.
"Farkında değilmişim gibi davranamam." Farkında mıydı? Neyin farkındaydı. Salağa mı yattığımı sanıyordu. Fıratı sevmediğini biliyordum Arseni de aynı şekilde. İkisiyle de bir mesafem vardı.
"Ve sevgilim-" sakalını boynuma bastırdı. Hala tam çıkamamış sakalı acıtırken elim omzunu buldu.
"Seninle kıyıda köşede saklanıp öpüşmek istemiyorum." Kalbim çoktan stabil durumundan çıkmıştı. Uzaklaşmak istedim. Bu kata çıkan her hangi biri bizi net bir şekilde görebilirdi. Ayaklarımın hakimiyedini de kaybettirdi bu adam bana. Bir gram uzaklaşmadım.
"Kıraç." Büyük siktir. Başımı sesin geldiği yere çevirdim. Kıraçtan uzaklaştım. Ayaklarım ani adrenalinle harekete geçmişti. Kıraç bu hareketime karşın bana keskin aşk dolu bir bakış attı.
Şansa bak ki merdivenlerden çıkan bora hoca sırıtarak bize doğru geliyordu. Görmüştü. Ben bu hocayı sevmiyordum bir bizim yakınlaşmamıza tanık olmuştu. Yüzüm kızardı.
"Ulu orta-burnundan güldü-olmaz böyle şeyler." Aynı iticilik, aynı gerginlik, aynı öldürücü yeşil bakışlar. Bir aşağı katta ben seninle karşılaşmıştım hocam. Dünya ne kadar küçük.
Merdivenlerden tamamen çıkıp ikinci katta bizim olduğumuz katta durdu. Yeşilleri ikimiz arasında gidip gelirken kıraç önüme geçti. Arsen merdivenden uzaklaşıp kıraçın karşısına dikildi. Ben olanları izlerken kıraçın kolunu tuttum. Tam bu sırada kurulmuş alarm gibi arkadan buketin sesi geldi. Gel kız gel bi sen eksiktin. "Hocam."
Bunların arasındaki gerginliği anlamamıştım. Kıraç duruşunu güçlendirmek için omuzlarını biraz geriye attı. Arsen de bir elini cebine koydu. Bugün sade giyinmişti.
Bukete baktım. O da kıraçın kolunu tuttuğum elime bakıyordu. Büyük ihtimal yukarıda biyoloji dersi çoktan başlamıştı. Onun gözlerinde bir anlık kıskançlık gördüm. Sonra bir şey demeden yürüyüp yukarı kat merdivenlerinde gözden kayboldu. Aslında gitmesini değil de burada kalıp kıraça yapışmasını beklemiştim.
"Seni mi seçti? Tabi insan iki seçeneği de değerlendirmeli." Gözleri bana kaydı. Yüz hatlarında oyuncu bir tavır kol geziyordu. Benim bilmediğim bir şey biliyor ve bunu bana karşı kullanmaya an kolluyor gibi duruyordu. İyi de ne?
Sonradan cümlelerini düşünmeye başladım. Seni mi seçti demişti. Seçmek. Dershanedeki fizikçiyle alakası yoktu. Seville girdiğimiz iddayı bilmesinin imkanı yoktu. Kalbim göğüs kafesimden çıkacak gibi attı. Kıraçın üzerimde yarattığı etkinin sonucunu daha farklı bir şekilde hissettim.
"Sen ve oyunların. Sınırıma ulaşıyorum Arsen." Sesindeki tehditler üzerime hücum ederken bora hoca bundan hiç etkilenmemiş bir sırıtışla kıraça baktı. Adamımın sesinde rahat 30 ölü var. Titredim. Birbirlerine girmezler değil mi?
"Rahat ol kıraç. Ben yeni başladım ve durmaya da gram niyetim yok." Yeşil bakışlarının odağı yine ben oldum. Ona aynı şekilde karşılık verirken tüylerim diken diken oldu. Karşımdaki fizikçi olamazdı. Tamam gıcık fizikçiler de vardı ama bu adamın gerçek mesleğinin öğretmenlik olmadığına bu bakışla emin oldum. Kalpsiz biri gibi bakıyordu. Kalpsiz ve acımasız. Geri çağırıcı kuvvette acımasızlığa ihtiyacın olmazdı ki.
"Arkadaş dediklerini iyi seç küçük Ada. Bir bakmışsın arkandan iş çevirmişler. Bir bakmışsın kıraçın kapısının önündesin. Bir bakmışsın-" kıraç ona doğru hamle yapacağı sırada koluna tırnaklarımı geçirdim. Hayır. Bir kavganın sebebi olmak istemiyorum. Hem de hiç istemiyorum. Arkadaşlarımı iyi seçmek mi? O da neyin nesi.
Aksiyon dedik evren de sende bol keseden doldurma. Rica ediyorum. Bir günde ömürümün yarısı gitti.
"Yapma."
Arsen ikimize de küçümseyici bir bakış atıp ayrılırken derin bir nefes aldım. Gidiyor Allah'ın geri çağırıcı yapışkan kuvveti. Arsen gittiği gibi kıraç bana döndü. Yüzündeki acımasız ifade anında değişirken "Seçmek mi ada? Lütfen bana Fırat ile aramızda kaldığını söyleme." Gözlerinde daha fazla bakamadım. Küfretti. Seçmekten fırata bağlaması çok normaldi.
"Dersine git. Çıkışta odama gelirsin." Sesini nazik tutmaya çabalıyordu. Kızmak istiyor ama kızmıyordu. İçimde bir şeyler kırıldı. Dolan gözlerimden bir damla yaş düştü. Dudaklarımı birbirine bastırdım. Pislik Arsen. Pislik.
"Kıraç h-" beni kolumdan tuttu. Beni yukarı götürür sanıyordum. Götürmedi. Beni bu kattaki odasına götürdü. Bende tıpış tıpış gittim. Arada göz yaşımı silsem de sümüğüm akmadığı için biraz daha idare ederdim.
Herkes derste olduğu için ortalık bomboştu. Odasına girip kapıyı arkadan kitlerken onu izledim.
"Ağlama." Ne kadar kararlı bir adamdı. Bana git dersine demişti. Sonra da odasına getirmişti. Sırtımı odasının duvarına yaslayıp aşağı kaydım. Dizlerimi kendime çekip yere oturdum.
"Başlamadan bitirmek mi istiyorsun güzelim." Başımı dizlerime yasladım. Yine evde olanlar başıma üşüştü yeter ulan siz de bir uzaklaşın. Sessizce ağlamaya başladım. Benim hatam. O arsene de iki çift lafım olacaktı. O söylemese bile eninde sonunda öğrenecekti fakat o zamana kadar açıklama bulabilirdim. Şimdi bitemezdi.
"Hayır."
"Ağlama Ada. Ağlama." Bunu söylemesiyle sesli bir şekilde ağlamaya başladım. Burnumu arada çekiyor. Göz yaşları yanaklarımdan hızla süzülüyordu. Bu kadar erken olmamalıydı bu. En azından bir ay sonra öğrenseydi. Biraz daha ilerleseydik. Onu bırakmak istemiyorum. Hiç bırakmak istemedim.
"Özür dilerim." Hıçkırıklarım arasında söylediğim cümleyi anlayıp anlamadığını görmek için başımı kaldırmadım. Gerek de kalmadı. Eğilip beni kucağına aldığında omzuna yapışıp oraya akıttım göz yaşlarımı.
O meşhur masasının önündeki sandalyelere oturdu. Ben de kucağında oturmuş bulundum. Hıçkırıklarım odadaki tek sesti. Tişörtünü sıkıp içimdeki duygu yoğunluğunu dışarı vuruyordum. Bir patlama anı gibiydi. İçimde tut tut tut sonra bum. Arsen bunu biliyorsa daha fazlasını da biliyordur ve kıraça bununla ilgili hep kafa tutacak canını sıkacaktı.
En önemlisi ya kıraç artık beni istemezse ya onu bir seçenek olarak gördüğümü düşünmeye devam ederse ya beni bir daha sevmezse. İçimi korku sardı. İlgisizlikten korkuyordum. Baba sevgisi görmediğimden korkuyordum. Bana bir daha bu kadar iyi davranıp sevecek bir adam bulamamaktan korkuyordum.
Bulamazdım ki. Beni kıraç gibi seveni bulamazdım ki. Bulmak da istemiyorum. Bitmesini istemiyorum. Daha yeni başlamışken ne kadar ileri gidebileceğimizi görmek istiyorum. Yanağımda da acı hissetmeye başladım. Annemin vurduğu yer acıyordu. Fiziksel acı değildi. Manevi bir ağırlıktı.
Kıraç bacağımın altındaki elini çekip saçıma yerleştirdi. Saçımı okşarkenki şefkati beni daha da mahvediyordu. "Yalvarıyorum ağlama." Sesi boğuklaşmıştı. Ağlamamı durduramıyordum.
Başımı iki yana salladım. "Dayanamıyorum ada.
Ağlama güzelim." Bir tutam saçımı kulağımın arkasına itekledi. Kendimi omzundan boyun girintisine çektim. Orayı da göz yaşlarımla ıslatmak istiyordum. Belki beni bırakmazdı. Belki devam ederdik. Belki görmezden geleceği bir ayrıntı olarak kalırdı. Belki belki belki...
Çok belki var
"Bebeğim. Güzelim. Balım lütfen aşkım." Kalbim tekledi. Bunun şoku ile başımı kaldırdım. Kesin gözlerim burnum kızarmış burnumdan sümük akıyordu.
"Aşkım mı? Benden ayrılman lazım. Ben çok kötü bir sevgiliyim. Seni bir seçenek olarak görmedim. Sadece yaşamak istedim. Nasıl olacağını bilmek istedim. Sana bağlanacağımı bilemezdim. Fırat sadece bir hoşlantıydı. Sene başından beri sempatik geliyordu. Onun dışında onunla hiç yakınlaşmadım. Seninleykenki gibi olamadım onun yanında hem menekşe sevmem ki ben. Orkide tercih ederim. Zarif, narin." Gözlerine bakarak konuştum. Kahvelerinin duygu yoğunluğu benim yaşadığım duygu yoğunluğundan fazlaydı.
Orkide mi demiştim ben. Sona doğru saçmalamışım. Burnumu çektim. Elini başımın arkasından yanağıma indirdi. Göz yaşlarımı baş parmağı ile silerken her dakika yenisi ekleniyordu.
"Okuldan gelince annemle kavga ettim. Bulmaması gereken bir eşyamı bulmuş. Bana tokat attı." Duraksayıp arka taraftaki camdan dışarı baktım. "İlk defa annemden şiddet gördüm. İlk defa bana elini kaldırdı. O an ağlayamadım ama çok içime oturdu."
"Bunları bana acıman için söylemiyorum. Sadece bil istedim. Eğer bitireceksen hayatımdaki en değer vermek istediğim kişi sensin. Evet sorunlarım var. Bazen bir yerlerden atlasam kim üzülecek diye düşünüyorum. Sonra sen aklıma geliyorsun diyorum bir ihtimal varsa ben çok isterim kıraç. Seni sevebilmeyi. Bana hayatın ne kadar değerli olduğunu gösteriyorsun." Sustum. Bu kadar fazla diyeceklerim olduğunu bilmiyordum. Hem ağlayıp hem konuştuğumdan arada bir sesim kesilmişti.
Derin bir nefes aldım. Sonra bütün cesaretimi toplayıp camdan gördüğüm ağaçlardan gözümü kıraça çevirdim. Ağaçların yeşili arsenin söylediklerini hatırlatıyordu. Fizik mi? Almayayım.
Kıraçın koyu kahveleri buğulanmıştı. Yanağımda eli varlığını korurken mırıldandım. "Lütfen."
Bir şey demedi. Hemde hiç bir şey demedi. Benim göz yaşlarım azalırken geriye sadece iç çekişlerim kaldı. Gözlerinin derinine baktım. Karar vermeye çalışıyordu. Kendiyle çelişiyor bu da gözlerine yansıyordu.
Gözlerimi yenilmişlikle indirdim. Başımı boynuna geri koyarken yanağımdaki eli başımın arkasına gitti. Yüzümün yan kısmını boynuna gömüp kokusunu içime çektim. Tabi ki de beni istemeyecekti. "Son defa sarılayım bari." Yalvarır gibi çıkan sesim götümden çıkmış olmalıydı ki ben bile anca duydum.
Kollarımı boynuna doladım. Hala konuşmaması bir şeylerin bittiğine işaret ediyordu. Diyecek söz bulamıyordu. Diyecek söz mü vardı ki.
Onu seçenek olarak görmemin hiç bir akıl alacak türden değildi. Kaybettin ada. Bu adamın sevgisini yerle bir ettin. Yazıklar olsun sana. Değer kıymet bilmez bir insan olarak tarihe yazılmalıyım. Tarih demişken sınavda en çok savaş kaybeden padişahlara kendimi yazmalıyım. İnkilap görüyoruz ama sorun yaratacağını sanmıyorum.
Orman kokusunu derince solurken kendimden geçtim. Ellerim ensesindeki saçlarla oynuyor son defa dokundukları saç tellerini bırakmak istemiyormuş gibi sıkıyordu.
"Bir daha beni sakın bir seçenek olarak görme. Sakın siles." Sesi ile afalladım. "Ne?" Elim ensesinde durdu.
"Benim kızıma el mi kaldırmışlar?" Göğsü öfke ile inip kalktı. "Bana bunu şimdi mi söylüyorsun?" Boynuna saklanmam saçma kaçacağından başımı kaldırdım. Yan oturduğumdan ellerimi kucağıma yerleştirdim.
Onun eli ise yanağımda gezindi. Saçlarımı kulağımın arkasına götürdü. Son kalan göz yaşlarımı sildi.
"Söylemeyecektim. O yanlışlıkla kaçtı." Bana kınarcasına baktı. Koyu kahve gözleri sinirle parladı.
"Yanlışlıkla bir de. Güzelim ben senin tek bakışınla her şeyi anlarım dedim ama o bakışlarının ardına sakladıklarını bilmiyorum. Ve bu canımı yakıyor. Annenle konuşacağım." Kaşlarımı kaldırdım. Hayır. Konuşmasın. Hemen atıldım.
"Yapma lütfen bak annemin cinleri şu aralar tepesin de 'neden hocan bunları soruyor?' Deyip daha da kızar bana." Beni kendine çekip göğsüne yasladı. Kalp atışlarını duyuyordum. Her zamanki gibi hiç sakin değildi. Elim otomatik göğsünün üstüne gitti. Kalbinin atış hızını seviyordum.
"Yani sen benden ayrılmayacak mısın?" Konuyu değiştirmezsem daha da üstünde dururdu. Bir sürelik bu konuyu düşünmese iyi olur.
Göğsünden bir kahkaha yükselir gibi oldu ama ağzına ulaşmadı. "Bir daha sakın bana bunu yapma. Hem bir yerden atlamak mı? Kafayı mı yememi istiyorsun aşkım. Güzel bir geleceğimiz varken neden saçma şeyler düşünüyorsun." Arada siktiriboktan şeyler düşünmede üstüme yoktu.
"Kızmadın mı?" Salak ada. Tabi ki de kızdı. Adama paragraf paragraf konuşma yaptım. Yine de beni affediyor muydu?
"Kızdım. Çok kızdım. Fakat bilmiyordun. Hangimize karşı hislerinin doğru olduğunu bilmiyordun." Beni benden iyi tanıması biraz beni ürkütsede bu duruma anlayış göstermesini beklemiyordum. Diğer yandan ona son kez sarılmış olmayacaktım. İçimde umut filizlendi.
"Bu duyguları bana ilk defa yaşatıyorsun. Öğrencime karşı çok sevgi doluyum." Dudaklarım yukarı kıvrıldı.
"Seni ponçik bir adam yaptım desene." İşte bu sefer kahkaha attı.
"Sırf sana ceza olsun diye buketle ders yapmaya karar vermek üzereyim." Başımı kaç bininci defa kaldırdığımı sorgulamadan hızla kaldırıp yüzlerimi eşitledim. Başım döndü kız. Nasıl onla ders yapacaktı. Olamaz.
"Hayır. Yapmayacaksın dimi kıraç." Gözlerindeki kurnaz pırıltı boku yediğimin habercisiydi.
"Yapmak istiyorum. Bir de hala Fırat ile o gece ne yaptığını bilmiyorum. Öğrencilerime ceza vermeyi severim bilirsin." Bilirdim. Ödevini yapmayanlara bir kaç yüz test veriyor ya da başlarında bekleyip tehditler savuruyordu. Barana yaptığından biliyorum. Motive düşürüyor bazense soğuk tavrı ile herkese illallah getiriyordu.
"Trip at ama ceza verme. Buketle de ders yapma."
'Hmm' dedi. Kesin ağzıma edecekti. Ama buketle ders yapamazdı. Kıskançlıktan çatlardım oturur bir de onun için ağlardım.
"Neredeyse 30 yaşında bir adam olduğumu varsayarsak ergence şeyler yapmak biraz absürt kalır. Vazgeçtim. Buketle ders yapmayacağım." Kucağına yerleşmek için uzattığım bacaklarımdan birini diğer tarafa atıp belimi az da olsa rahatlattım. Ellerimi üst bacağımın üzerine koyup ne diyeceğini beklemeye başladım.
"Uludağ da bir gece bende kalacaksın." Canıma minnet. Ellerini kalçalarıma yerleştirdi. Huu. Sevişecek miyiz?
"Kalemimi ve yüzüklerimi getirmezsen sabah kadar uyutmam seni ve bu sandığın gibi olmaz."
"Bunları unutman lazımdı çok zaman oldu üstünden geçeli." Kalemi yüzüne fırlatacağım en sonunda. Al dicem kalem. Götüne-
"Kalemi getirmeyeceğini bilecek kadar seni tanıyorum o yüzden bence yarın gece için şimdiden uyumaya başla bebeğim."
Ağzımı açıp konuşacağım sırada beni susturdu. "Ha yine de istiyorsan ki yok kıraç ben buketle ders yapmanı istiyorum-"
"Tamam tamam yeter ki yapma onunla ders. Dediğin gibi olsun. En fazla ne yapabilirsin ki." Çok mı büyük konuşuyordum.
"Beni seçtiğine pişman olmayacaksın." Omzuna vurdum.
"Tekrar ağlamamı mı istiyorsun." Yaklaşıp yanağıma sakallarını değdirdi. "Buraya mı vurdu." Elleri kalçamdan belime çıkarken başımı hafifçe salladım.
Beni kendine çekip dudaklarını yanağıma bastırdı. Yanağımın her yerini öperken sakalı batıyordu ama onu hissetmek bile çok güzeldi. Bugün yaşadığım kaybetme korkusunu hiç bu kadar hissetmemiştim.
Bu adam başlı başına mükemmel bir kusursuzla yapılmıştı.
Yanağımın yer yerini öptükten sonra şakağıma bir öpücük kondurup gözlerime baktı. O beni öperken ellerim omuzlarına tırmanmış, bacaklarımsa biraz daha açılmıştı.
"Sana kimse dokunamaz Siles. Sana kimse zarar veremez. Buna izin vermem kim olursa olsun. Benden bir şey saklamadığın sürece her zaman bir çözüm yolu buluruz." Elimi yanağına koyup sakalını okşadım.
"Bırakma beni." Yüzlerimiz arasındaki mesafeyi kapatırken fısıldadım.
"Seni ancak ölürsem bırakırım." Duraksadım. Bunun düşüncesi bile korkunçtu. Duraksamamı farketti ve dudaklarımı sömürmeye başlamadan "o zaman kadar benimsin." Dedi.
Sonrası mı? Hararetli bir öpüşme ve diğer biyoloji dersine postalanmamla son buldu.
...
Bu kadar sakin karşılamasını beklemiyordum. Bir anda ben karaktere hükmetmekten çıktım sanki Karakter kendi kendini yazdı. Acayipti.
Siz ne düşünüyorsunuz? Daha mı fazla tepki vermeliydi.
Sıktı ama bu idda mevzusu. Tabi iddayı bilmiyor daha ama olsun. Şh-
Bora ile Arsen aynı kişiler. Karıştıran olursa siye söylüyorum. Arada bora arada arsen dedim çünkü.
Sizi seviyorum.
Görüşürüz.

