İçeriğe geç

AH BE HOCAM+18

Bölüm 26 · 30 dk okuma

AH BE HOCAM+18

Bölüm 26

Bölüm 25

Çok fazla düzenlemekle uğraşamadım. Yazım hataları, mantık hatası bulursanız yazar mısınız?

İyi okumlar

...

Günlerden pazartesi ve ders programı değiştiğinden mütevellit ilk dersimiz edebiyat ve kitap okuma saatiydi. Uyumamak için çaba sarf edip okuduğum kitabın sayfalarını çevirdim. Dark romandı ama bir türlü atmosfere odaklanamamıştım. O yüzden normalde hızlı bitirecek olduğum bu kitap bir haftadır sınırlarını zorluyordu.

Kitabı kapatmadım. Sıkıyorlar kapat ada. Etrafa göz atıp diğerlerinin neler yaptığına bakmalıydım. Sapık gibi milleti de kesmek denebilirdi. Kitabın üstüne kalem kutumu koydum bu sayede okuduğum-okumadığım-sayfa açık kalmıştı.

Bir kaç fısıltı kulağıma ilişti. Sıkıcı atmosferi dağıtmaya yetmiyordu bu yaptıkları. Fırat hoca başını kaldırdı. Bugün klasik bir meb öğretmeni gibi giyinmişti. Vasatın üstü. Kitabımla ilgileniyormuş gibi yaptım. Üzerindeki kalem kutuyu saymazsak gayet inanılacak gibiydi.

Ah kimi kandırıyorum. Koca koca adamlarla takılıp buna engel olamıyordum. Kalem kutudan nasıl bağladım ama.

Teacher's pet

Yanlıştı. Çok yanlıştı. İkisi arasında kalmam da çok aptalcaydı. Neydim ben salak wattsy kızlarından mı? Belki evet.

Hayatımın orta yerine sıçmak hiç bu kadar rahatsız etmemişti. Üstelik kıraç ile yaptığımız o şeyden sonra onun vücudunu düşünmeden bir anım bile geçmiyordu. Kafamı dağıtmak için geçen gün aldığım yüzüğe baktım.

Ucuzdu. Ama hoşuma gitmişti. Pazar günü kıraç beni eve bıraktıktan sonra annem birkaç alınacak şey söylemiş kartıma para atmıştı. El mecbur almaya gittiğimde önünden geçtiğim bir bijuteride görmüştüm. 80 tl'ye değmezdi ama kalpli tektaşı kim sevmezdi. Gidip de pandoradan alacak kadar para sıçmıyordum.

"Kitaplarınıza odaklanın arkadaşlar. Etrafa değil." Etrafta olan bir kaç fısıltı da jet hızında kesilince başladı benim bağırsaklar horon tepmeye. Hiç bir şey düşünmeyip bütün beyin gücümü mideme ve bağırsaklarıma yönlendirdim.

Ses çıkarma sakın. Tehdit de edemiyorum. Yine gelip bana patlıyordu.

Yanımdaki halime kıpırdandı. Melek gelmemişti bugün ve yanıma gelmişti. Yarın da nöbetçi sırası melekteydi bugün değil özellikle yarın gelecekti. Ah keşke benim anam da gelmememe izin verseydi.

Şu anki gerginliğim anlatılmaz yaşanır. "Sıkıldım." Başımı diktiğim okuma kitabından Halime'ye belli belirsiz çevirdim. Kolumdaki saate baktığımda daha dersin bitmesine 20 dakika olduğunu gördüm. 20 dakika mı? Yıllar geçti ama hala ders bitmedi.

"20 dakika daha var." Halime bayılma hareketi yaptı. Bunu o kadar göze batacak bir şekilde yapmayı ki sonrası ip söküğü gibi sıralandı. Fırat hoca bu küçük hareketlenmeyi farketti farketmemek için salak olmak lazım. Bu sırada kitabımın üstünde duran kalem kutuyu kaldırdım. Halime Fırat hoca ile bakışmaya bense anlamadığım paragrafı okumaya başladım. Sanki bütün hayatım o satırlara bağlıymış gibi odaklıydım.

"Halimeydi değil mi?" Halime kafasını belli belirsiz salladı. Gözümse yan taraftaydı. Stres olduğu 3 km öteden belliydi.

"Dersime bu kadar bayıldığını bilmiyordum." Gülme ada. Gülme. Sakın. Gülm- dudağımdaki küçük sırıtışı gizleyemedim. Halime mortingen. Her şeye laf bir bulan kızdı o. Stres olsa bile bir kaç bir şey yapıştırırdı ve yapıştırdı da.

"Çok seviyorum hocam. Özellikle ada ile cumhuriyet dönemini tekrar ederken isminiz baya bir geçti." Kapak sesini duydunuz mu? Bilerek gülmedim ki ben. Bir de cumhuriyet dönemi ne alaka ne yaptı Fırat, romanı falan varda ben mi bilmiyorum. Tanzimat falan deseydi bari. İyi hoş orda da giderdi sanat için sanat mı? toplum için sanat mı? tartışmalarında kafasına sıkarlardı. Neyse bunlar küçük ayrıntılar.

'Hih' diye sırıtıp adım geçtiğinden mütevellit hocaya baktım. Halimenin de alttan bacağına sert bir şekilde vurmayı da unutmadım. Yüzünde mimik oynamasa da acıdığı belliydi. Ne bokuna beni de kendiyle sürüklerdi. İdam.

"Hmm öyle mi? O zaman cumhuriyet dönemini odamda konuşmak istersiniz." Yok istemeyiz. Yo gerek yok. Hiç almayalım. O odaya daha önceden girmiş olsam da şu gerici ortamda tekrar girme düşüncesi beni fena derecede dehşete düşürüyordu.

"Hocam bir daha olmaz üzgünüz." Sınıf kitap okumayı bırakmış bizi izliyordu. Hiç de sevmem sınıfı. Hele odak olmaktan nefret ederim. Hele bir de edebiyatsa ders. Allah korusun.

"Kaç kere uyardım ada." Orta en ön sıradaki Kızlar hocaya arka çıktı. Siz hayırdır? "Haklısınız hocacığım." O ses tellerini koparıp malum bir yerlerine montelerim kızım. Bu kızlara zaten sinir oluyordum. Dik dik bakıp kendi aralarında fısıldaşıyorlardı. TinKi VinKiler. Bi siz eksiktiniz.

"Hocam odanıza gelmeliler bence bu büyük saygısızlık. Biz burada susup kitap okuyoruz onlar ise ne yapıyorlar." Bak kızım. Nefes al ada. Derin nefes al. Bütün sınıf sizin atışmanızı izliyor ama sakince cevap ver. Hoş ben vermesem bile bizim kızlar hayli hayli verirdi.

Halime bacak bacak üstüne abartılı ve göze batacak bir şekilde atıp konuşmaya başladı. "Pardon prenses. Rahatsız olduğunu bilsem daha önceden susardık."

Pardon prenses üzgümü herkes

Halime'yi bu sefer cimcikledim. Laf dalaşına girerse bu iş uzardı. Sevil ve haziran da kötü kötü öndeki kızlara bakmaya başlamıştı. Al sana kaos.

"İyi olur aşkom biraz susun." Bu sefer diğer gıcık tinki vinki konuşmuştu. Şu an el atmazsam soluğu disiplinde alacaktık. Halime konuşmadan ben atladım.

"Uzatma fatma." Uyarı dolu sesimi kale almadan yanındaki merveyle birbirlerine sinir bozucu bir gülüşle baktılar. Yalakalar. Utanmasalar hocaların kıçlarını yalayacaklar.

"Yeter! İkiniz de susun artık." Hedef ben olmuştum iyi mi? Bana ve öndeki kızlara tehditkarca baktı. Öndeki Kızlar hemen susup kitaplarına dönerken bağırması içime oturmuştu. Kınayan bakışlarımı üzerinden çekmedim.

Bana bağıranları ve bağıran insanları sevmezdim. Adam gibi anlaşmak varken sesini yükseltmen mantıksızdı. Karşındaki seni anlamıyorsa başka tabi. Gözlerim dolmadı şükürler olsun ama fırat hocaya nasıl baktıysam artık yüzü yumuşadı. Eh be kızım minicik bir olaydan bile sulu göze bağlıyorsam ah bana vah bana.

Başını hafifçe ileri oynattı. 'Kitabınla ilgilen.' Başımı kitabıma çevirdim. Şu ders bitsin. Nerde bu kitabın smut sahneleri.

Kıraçı özledim.

...

Öğle teneffüsünde Sevil ile katı turluyorduk. Normalde yerime mıhlanır kalkmazdım ama önemli konular vardı. Ellerimi hararetli bir konuşma yapacak gibi kaldırdım.

"Sevil ben bu idda meselesinden vazg-"önümüzden koşturarak gelen çocuklara gözüm takıldı. Tek sıkıntı bize doğru doğrultu değiştirmeden geliyorlardı. Biri ortamızdan hızla geçti. Diğeri ise sevili bodoslama çarpıp yere düşürdü.

Olayın şokundan bir kaç saniye çıkamadım. Çıktığımda ise yerde iki seksen uzanan ikiliye baktım. Çok acıtmış olmalıydı. Sevil direk kafasını çarpmıştı. Hissettim. Etraftaki öğrencilerin bakışları bize döndü.

Sevile çarpıp üzerine düşen çocuk kendini hızla toparlayıp Sevil'den uzaklaşırken sevil başını tutup doğrulmaya çalışıyordu.

"Eh be gerizekalı kafam zaten çalışmıyordu iyice beyin hücrelerimi öldürdün." Çocuk güldü. Artık bir şey yapmam gerektiğine karar verip yere eğildim.

"Kanka iyi misin?" Başını salladı ama başını tutup ona çarpan çocuğa kötü kötü bakıyordu.

"Özür dilerim." Çocuk uzaklaşmadı. Uzaklaşmayacak sanırım. Elimi Sevile uzattım. Aynı zamanda çocuk da elini sevile uzatmıştı. Kaşlarımı çatıp çocuğa baktım. Ben varken sen kim?

Sevil ikimizin eline de bakıp benim elimi tutmaya karar verdi ve önce kendimi sonra da onu kaldırdım. Başını çarptığı yere dokundum. Yüzü buruştu. Cidden beyin hücreleri ölmüş olabilir miydi?

"Gel revire gidelim." Sevilin belime elimi doladım. Ağırlığının birazını yüklenirken dengede kalmaya çalıştım. Başı dönüyor olmalıydı. Bana bakarken gözü kayıyordu. Eh be güzelim.

Çocuk beklemekten sıkılmış gibi oflayıp sevile baktı. "Durup dururken ölme şimdi." Dedi ve eğilip sevilin bacağından ve sırtından kolunu geçirdi.

Ben engel olmaya çalıştım "Yardım ediyorum kızım çek elini." Oğlum döverim seni.

"Az dikkat etseydin bu olmayacaktı." Tek kaşını ukalaca kaldırdı. "Bak sen, çok konuşma." Bugün evren benim birilerine fena şekilde dalmam konusunda bana meydan okuyordu. Ulan evren. Hani aldık verdik kabul ettik 777 yapıyorduk.

Sevili kucağına aldı. Sevilin aklı uçmuş bir şeyler sayıklıyordu. Bense çocuğa kötü kötü baktım. Uzun boylu saf salak bir şeye benziyordu. Umarım o kollarla sevili düşürmezdi.

Revire ilerlerken tek kelime bile etmedim. O konuşma dediğinden değildi. Daha fazla üstelersem sevili şak diye yere bırakabilir ve canım arkadaşımda kesin hasar ortaya çıkabilirdi.

Revir bir kat aşağıdaydı. Aşağı inene kadar herkesin gözü üstümüzdeydi. OMG BİR ÇOCUK BİR KIZI TAŞIYOO. Sanki dünyanın en ilginç olayı. Şaka yok. Bende bakardım. Onları anlayabiliyordum.

Merdivenleri indik. Sağa dönüp revire ilerlerken içerideki hemşire abla. Bizi görmesiyle yerinden kalkıp yanımıza geldi. "Ne oldu çocuklar?"

"Bu hayvan arkadaşıma çarptı." Kucağındaki Sevil'le birlikte bana döndü.

"Ayıp oluyor." Başımla hemşire ablayı işaret ettim. Komutu anlayıp hemşireye döndü.

"Dediği gibi. Sonra başını tuttu acımış olmalı." Hadi canım. Hayvan gibi çarp sonra da acımış olmalı de.

Revir odasına girip sevili sedyeye yatırdı. Siktir. Bu nasıl bir gündü. Ne hastane severdim ne de revir. Hele arkadaşımın başına bir şey gelmesi korkutuyordu beni. Bir gerizekalı osuruk böceği tarafından ölemezdi. Genç ve güzeldi.

Abla, sevil ile ilgilenirken sevilin bilinç tamamiyle gitmişti. Arkamdaki beyaz duvara yaslandım. İğrenç bir odaydı. Bir sürü dolap ve bir sürü sedye vardı. Hepsi de beyaz renkliydi. Sanki topluca zombi salgını olursa buraya koyabileceklermiş gibi.

Bir ürperti vücudumdan geçti. Kalbim hızlı atıyordu. Dilim tutulmuş ablanın ne yaptığına bakıyordum. Serum falan mı takacaktı. Ailesine haber vermek lazımdı. Travma kalmazdı umarım.

Sevil abartıyo

Tam da önemli bir şey söyleyecekken olan işe bak. Evren var ya seni bir yerde yakalarsam kork benden. Saklanacak yer ara.

Hemşire abla bize döndü. "Dışarıda bekleyin çocuklar." Dedi ve bizi kışkışladı. Sevili burada bırakıp dışarıda bekleyecektim. Çok beklersin abla.

"Abla bekleyelim işte burada geniş yer. Arkadaşımı yalnız bırakmam ben." Yanımdaki çocuk kıkırdadı. "Görende sancak beyin kanaması geçiriyor." Bende şalter kaydı. Ellerimi yumruk yapıp çocuğa döndüm.

"Ya sen hayırdır kardeşim? İkide bir laf sokmalar etmeler. Hatalı olan sensin ama maşallah dilin pabuç gibi." Çocuk bir adım atıp ciddiyetini korudu. Buna ciddiyet denebilirse tabi. Alaycı piç.

"Üzgün olduğumu dile getirdiğimi sanıyordum. Buraya kadar taşıdığıma göre hatamın farkındayım ve ben dilime çok şey yapabilirim." Kaşlarım havaya kalktı. Gözlerimi sinirden kapatıp açtım. Tırnaklarım avuç içime batıyordu.

"İşte bu yüzden çocuklar çıkmalısınız. Arkadaşın iyi olacak." Abla ilaçların hemen yanındaki masasından bir kâğıt çıkarıp kaşe bastı. Onu izlerken arkamdaki çocuktan yayılan auroya odaklanmamaya çalıştım. Sonunda abla döndüğünde elindeki kağıdı aldım.

"Bunu dersin hocasına verirsin." Başımı salladım ama hiç çıkmak istemiyordum. Bana çarpsa Sevil de beni yalnız bırakmazdı.

"Abla bende kalsam." Ablaya yalvaran bakışlarını gönderdim. Arkamdaki çocuk beni kolumdan çekti. Kolumu ondan kurtarmaya çalıştığımda ise daha sert tutup beni kapıya doğru sürükledi.

"Duymadın herhalde çıkın dedi." Devirden çıktığımız anda kolumu bırakmıştı. Sanki dokunmak istemediği bir böcekmişim gibi bakmaya başladı. Elimi ovuşturup onu omuzlarından ittirdim. Bir adım bile geri gitmemişti.

"Sen sınırlarını zorluyorsun-" dudağını büktü. Alaycı bir tonda beni baştan aşağı süzdü. Sende süze süze.

"Yoksa naparsın?" Üzerime yürümeye başladı. Geri adım atmazken başımı dik tuttum. Cevap olarak verebileceğim çok şey vardı. 'Fırat hocaya söylerim.' Ya da 'taciz ediyorlar diye bağırırım.' Diyebilirdim. Sonra adı tacizciye çıkardı. Fırat hoca biraz yavan gelebilirdi. Oysa adam okulda terör estiriyordu.

"Bende öyle düşünmüştüm. Havlayabileceğin başka birilerini bul. Telafi ettim bitti gitti. Gerisi beni alakadar etmiyor." O havlamak mı demişti? Sinirden gözlerimin dolmasına şu kadar kalmıştı. Doğru dürüst ağız dalaşına giremezdim. Arkamda duran olmazdı. Genelde biraz da olsa laf soktukları taraf oluyordum.

Elimdeki tek kozu kullandım. Yakında olmasından faydalanıp elimi kaldırdım. Yüzüne tokat atacağım sırada elimi tuttu. Öyle bir sıktı ki yüzümü buruşturacaktım.

"Sakın buna cüret etme." Aramızda salak bir bakışma geçerken gözlerinde tek duygu bile yoktu. Ne renkli gözleri. Siyahın tonları. Saçları ve gözleri uyumluydu. Kaşları çatılmıştı.

Okulda ilk defa gördüğüm bu çocuk kendini bir şeyler sanıyordu. Ve beni de ezip geçiyordu. Nefret ettim. Kendimden. Her şeyden. İnsanların çabucak ezebileceği bir profil yaratmaktan nefret ettim.

Kolumu bırakmadı ama sıkı tutuşu gevşedi. Yüzü bilmiş bir sırıtışla aydınlandı. "Ah gözlerin doldu. Ne kadar da ağlaksın." Elimi çekmeye çalıştım.

"Bıraksana!" Elimi bırakmadı. Beni çözmek istiyormuş gibi bakmaya başladı. Sanki ben botanik bahçede özellikleri bilinmeyen yeni bir tür çiçekmişim gibi.

"Noluyor burada?" Sesini duyduğuma hiç bu kadar sevinmemiştim hocam. Haber çabuk uçmuş olmalıydı.

İkimizde başımızı fırat hocaya çevirdik. Elimi çekince kolumdaki parmakları elimi sarmayı bıraktı.

Fırat hoca hızla yanımıza gelip ikizime de kaşlarını çatarak baktı. Bakışlarımı kaçırdım. Gözlerindeki sular kendilerini hala geri çekmemişti. Adamla konuşmuşluğum çok olmuştu ama yine de yalnız kalmadıkça mesafeyi korumak mantıklıydı. Hoş artık yalnız kalsak bile mesafeyi koruyacaktım.

"Hocam nasılsınız?" Fırat hocam çocuğa döndü.

"Odama geliyorsun çocuk." Çocuk ofladı ve bana göz kırpıp yanımızdan ayrıldı. Ben olanların şokundan çıkamazken fırat hoca omzuma dokunup beni kendime getirdi. Ne kadar da çıtkırıldımdım. Nazım anca tanıdıklarıma geçiyordu. Nefret sebebi.

"İyi misin?" Başımı sallayıp tutuşundan uzaklaştım. Sevili ne kadar burada bırakmak istemesem de elimdeki kağıdı hocaya verdiğimde yok yazılmayacaktı. Ailesine de haber verirlerdi.

"Görüşürüz hocam." Arkamı dönüp uzaklaşırken fırat hoca bir şey diyemedi. Bu olanların üstüne bir de onunla konuşursam sarılmak isteyecektim. Ve bu benim suçluluk duygumu daha da harmanlayacaktı. Ne gerek vardı.

Merdivenlerden çıkarken kıraç hocama sarılma ihtiyacı hissettim. Bana sarılmasını ve her şeyi halletmesini istedim. Her şeyin iyi olduğunu ve yolu totişime sokmadığımı söylemesini istedim. İşin açığı önüme hep adam akıllı adamlar çıkmayacaktı. İti kopuğu da vardı. Ve ben şu çocuğa bile yenildiysem. Lanet olsun.

Millet ne güzel ağzına geleni yapıştırıyor. Benim ise kavgada, küçük atışmalarda, kırıcı sözlerde gözlerim doluyordu. (Gerçeklik payı vardır.)

Bunları düşünerek sınıfa ilerledim ve bütün öğle molası sınıfta oturdum. Kılımı bile kıpırdatmadım. Ne kadar da sıra dışı bir gün.

...

Telefonlar gelmiş herkes telefonunu almıştı. Kendi telefonum ve sevilin telefonunu alıp yerime ilerledim. Halime Ayağa kalkıp geçmem için izin verdi.

Sevile uzattığım telefonla birlikte bugün 500 kere sorduğum soruyu tekrarladım. "İyisin değil mi?"

Başını salladı. Bıkmışlıkla göz devirdi. "İyiyim kızım. Endişelenme." Çocukla konuşmamı bilmiyordu. Söylerdim bir ara ama sinirlenip çocuğu bulmak için kat kat dolaşıp her sınıfa girmeyi gözüm almamıştı. İnadı inattı.

"Öyle olsun. Eve gidince bana yazıyorsun tamam mı?" Başını salladı ve kendi telefonuyla ilgilenmeye başladı. Bende kendi telefonumu açtım. İnterneti ve diğer her şeyi kapatıp kutuya öyle koyuyordum.

Bir kaç mesaj arka arkaya gelmesiyle yüzümde minik bir gülümseme belirdi. Önüme gelen saç tutamlarımı geriye ittirdim.

Yanımdaki halime öndeki hazirana son dakika haberini okuyordu. Her okula bir imam mı?Neyse bana dönelim.

Kırço hoca(dershane): günaydın güzelim. 09.00

Kırço hoca(dershane): derste misin? 09.01

Kırço hoca(dershane): kesin derstesin benimkide soru 09.02

Kırço hoca(dershane): çıkışına derslerimi boşalttım. Seni almaya geleceğim. 09.02

Kırço hoca(dershane): kapıdayım. 16.42

BENİ ALMAYA GELMİŞTİ. Koskoca bir günde kesinlikle en mutlu olduğum an bu an olmalıydı. Yüzümde güller açtığını gören Sevil haziran ve halime bakışlarını bana çevirdiler.

Cevap yazacağım sırada haziranın konuşmasıyla yarıda kaldı. "Sen pek bir mutlusun?"

"Evet evet. Kimden mesaj aldın?" Dedi halime kendi telefonunu sıranın üstüne bırakarak hepsinin dikkatini çekecek kadar mı gülümsemiştim. Büyük ihtimal evet.

"Kankaaaa." Sevil koluma sevinçle yapışıp "seçtin mi yoksa?" İki dakikada bütün enerjim söndürüldü yeminlen.

"Bir şey yok. Canım Konya belediyesi mesaj atmış komiğime gitti." Cidden bu arada kıraçın mesajlarının yanında Konya belediyesinin mesajı da gelmişti. 1 Konya 1 antalya aşık bana.

Hepsi hayal kırıklığına uğramıştı. "Bende bir şey sanmıştım." Dedi haziran telefonuna bakmaya devam ederken.

"Hmm." Dedi halime çantasını almak için ayağa kalkarken. Yavaştan bende hazırlanmaya başladım.

Sevil ise dikkatle bana bakıyordu. Sanki bugün kafasını çarpıp ölme tehlikesi geçiren o değilde bendim. Az hasta rolü yap be. Beyni hala yerindeydi şükür.

Kolunu benden çekti ama bakışları hala varlığını koruyordu. Telefonumu kapatıp masaya bıraktım. Bende çantamı sırtıma almak için ayaklandım. Montumu giymiştim daha önceden. Sırtıma çantayı da alınca Sevil de ayağa kalkmıştı. Odağının bende olmamasından faydalandım.

Ben: biliyor musun?

Ben: buna çok ihtiyacım vardı.

Bir şey daha yazacakken sevilin tekrar odağı olmuştum. Hemen insta açıp ona komik bir video gösterdim.

Kendime çevirdiğim anda telefona mesaj geldi.

Kırço hocam(dershane):biliyorum güzelim.

Kırço hocam(dershane): araba siyah biliyorsun yine de plakası 35 KS 228

Ah arabanın plakasını bile verdi. Sonunda okul bitiyor. Daha dershane var ama onu da hallederim. Matematik ve fizik dersleri arka arkaya. Tamam belki biraz sıkıntılıydı. Hele o yeşil gözlü bora hoca ile. İçim ürperiyor. Adamın bakışlarından 5 kil çıkardı.

Zil çaldı. Herkes okuldan çıkmak için can atar bir pozisyonda hızlarını arttırarak sınıfın kapısından çıktı.

Sevil'le bende o kalabalığa katılınca kendimizi hızlıca okulun bahçesinde bulmuştuk.

"Babam almaya geldi ada seni de bırakalım mı?" Hayır. Olamaz. Bul ada bul bahane bul.

Aklıma gelen ilk şeyi hareketli bir şekilde söyledim. "Siz direk eve geçin çok ters evlerimiz. Hem dolmuş daha aksiyonlu bebeğim." Aksiyonluydu. Hatta geçen bir çocukla göt göte gitmiştik. Sonra dönüp demişti ki 'kanka seni de ezdim ama kusura bakma.' Bir gün dolmuşta öleceğim diye korkuyorum.

"Cidden bak bırakabiliriz ada." Başımı iki yana salladım. Israr etme işte kızım.

"Dolmuşla gideceğim."

Sevil onaylamaz bakışlar attı sonra gülümsedi. Okulun dış kapısından çıktık. "Öyle olsun bebeğim. Eve gidince yaz." Başımı sallayıp ona sarıldım. Kalabalık etrafımızdan dolanıp geçtiği için bir kaç kişi laf atmıştı ama bugünlük kotamı doldurdum. l am so sorry.

Sevil'le ayrıldıktan sonra Sevil babasının kırmızı nissanına doğru ilerleyip bindi. Oh görev tamam. Arkamı dönüp kıraçın söylediği plakaya aramaya koyuldum.

Bu sırada kendi aramasına doğru ilerleyen fırat hocam gözüme takıldı ama ona bakmadan aramaya koyuldum. Ben bir şeyleri bulma konusunda sıkıntılıyım. Cidden.

Telefonumdan kıraçı aramaya başladım. Birinci çalışta açtı. "Nerdesin acaba?"

"Ben seni görüyorum. Sola dön ilerle." Kulağıma dolan sesiyle içime serpiştirilen güven duygusu ve minik heyecan midemi kapladı.

Dediği şekilde ilerledim ve okulun servislerinin az ilerisindeki arabasını gördüm. 35 KS 228

Daha önce hiç plakasına bakmamıştım. Asıl önemli olan oydu aslında. Koşsam biri fark eder mi diye bir tur etrafımda döndüm. Okuldan çıkan kalabalık ve servislere binenler haricinde çok da dikkat çekmezdi.

Kıraçı filmli camdan gördüm. Ah kalbim. Biraz deli olduğum doğrudur. Başladım sırtımdaki eşşek yükü ile koşmaya. Bana kaşlarını kaldırıp komik bir ifade ile baktı.

Önümdeki asfalt yolda koşup arabanın yanında gelince nefes nefese kalmıştım. İyi koştuk ha. Eridi minik göbeğim.

Arabanın kapısını açıp içeri girdim. Araba bildiğiniz kıraçın kokusuyla harmanlanmıştı.

"Ben geldim." Gülümseyerek çantamı çıkardım. Ayaklarımın dibine koyduğum çantayı sağlam duruyor mu diye kontrol edip üzerine krem bir gömlek altına ise kumaş pantolon giymiş hocama baktım.

Heyt be ateş ediyor.

"Koşmana gerek var mıydı?" Nefeslerim hala normale dönmezken gözlerindeki şaşkınlık karşısında güldüm. Benimle yaşayacaksa böyle salak saçma deliliklere hazır olmalıydı.

"O eğlenceli tarafıydı gülüm." Mahalle ağızı ile konuşmuştum. Nefeslerim bir kaç dakika sonra normale döndüğünce bana kitlenmiş hocamın üzerine doğru hareketlendim.

Üzerimdeki etek biraz açılmıştı ama geçen gün bundan daha kısa bir şort giyerek önünde durmuştum.

Elleri anında belimi bulurken yanına geçerken vites kolu bir taraflarıma girmiş bulunmaktaydı. Vites mutlu.

"Neşelisin bugün güzelim." Ona sarıldım. Siktir bu şu ana kadar en rahatlatıcı şeydi. Nefeslerim huzurlu bir tınıda boynunu yalıyordu. Kollarım boynuna dolanmış bacaklarım iki yanındaydı. Dışardan bakan birine göre aşırı sexy bir pozdaydık.

Bir elini saçıma çıkardı. Yavaşça okşarken mayıştığımı hissettim. Adam yürüyen sakinleştiriciydi. Umarım bugün başka bir sıkıntı çıkmaz.

"Sadece garip bir gündü." Adı koyulmamış ilişkimizin ikinci günüydü.

Eli ile saçlarımı diğer tarafa atıp başımı kaldırmamı istedi. Ona uyup başımı kaldırdım. Koyu kahveleri yorgun bakıyordu. Hani karşınızdaki mutlu olsun diye ona iyilik yapardınız da o kişi bunu anlar ya. Beni mutlu etmek için gelmişti.

Elimi yanağına koydum. Kırk yıldır çıkmak bilmeyen sakalları elime battı. Kesse daha da babyface olurdu. Ne kadar batsa da seviyordum sakalını.

Baş parmağımı yanağında gezdirdim. "Yorgunsun. Ve bugün seninle dersimiz var. Ekelim mi?" Ne kadar da çıkarcıydım. Amacım dikkatini dağıtmaktı. Bu gözlerindeki yorgunluk normal değildi.

Başını çevirip avucuma dudaklarını değdirdi. Kısa teması kalbimi olağan hızının dışına çıkardı. Ulan kalp. "Seni dün bıraktıktan sonra dershanede bir kaç sıkıntı çıkmış onları hallederken saatin farkına varamadım. Yeni kayıt olan bir kaç öğrenci var. Onların da girişlerini halledeyim derken neredeyse sabahlayacaktım." Sonra sağ elimin yüzük parmağına taktığım kalpli evlilik yüzüğünü fark etti.

"Sana yüzük aldığımı hatırlamıyorum." Sesi bile yorgun çıkıyordu. Saçımdaki elini yüzük olan elime götürüp ters çevirdi. Yüzüğü kızgın bir şekilde süzerken gözleri beni buldu. "Sevgilin mi var?" Ah şapşal şey. Hala ayılamamış olsa gerek. Yorgunken kedi ayıkken panter.

"Dün sen beni bıraktıktan sonra annem alınacak bir kaç şeyi bana kitledi. Bende almak zorunda olduğumdan çarşıya indim. Orda da bijuteride gördüm. Hoşuma gidince aldım. Olmamış mı?" Gözlerindeki bakış yumuşadı. Sonra dediği şeyin farkına varmış olacak ki yüzünü buruşturdu.

"Üzgünüm güzelim. Amacım hesap sormak değildi." Duraksayıp devam etti. "Swarovski mi? Pandora mı? Eğer istersen başka bir yerden de bakabilirim." Masum bir istekle bakan bu adamın dediklerini anlamamıştım. Başımı anlamadığımı belirterek salladım.

"Böyle şeyleri sevdiğini biliyorum. Benim aldığım bir yüzüğü takmanı isterim." Bana yüzük mü alacaksınız hocam? Bişey dicem de gerek olduğun düşünmüyordum. Çok pahalıydı. Bak işte 80 tl likte aynı görevi görüyordu. Bir yandan kıraçın aldığı yüzük fikri kulağa hiç de kötü gelmiyordu.

"Gerek var mı kıraç? Hem bu da aynı işlevi görüyor. Onun yerine seninle kuşbaşı kaşarlı pide yeriz daha hesaplı gelir. Boşuna harcama yapma." Dilini dudaklarında gezdirdi. Gel diyor beni öp.

"Onu da yaparız. Ama önce sana yüzük almam lazım. Bunun acısı ile yaşayamam hem-"dudaklarına uzandım. Bu adamı susturmanın en etkili yolu kesinlikle buydu. İlk bir ürperti geçti bedeninden sonra beni daha sıkı tutup kendine çekti. O yorgunken üzerinde oturmam umarım rahatsı etmiyordur.

"Gerek yok dedim." Onu öpeceğim sırada geri çekilip başını koltuğun başlık kısmına yasladı. "Buna sen karar veremezsin." Sonra benden önce davranıp beni sertçe öpmeye başladı. Uyarılma noktasına oturmamaya çalıştım. O da bunun farkında olup ileri gitmedi.

Nefeslenmek için ayrıldığımızda konuşmaya devam etti. "Napsam hep almaya mı gelsem seni?" Hayır demezdim. Buna çok pis alışırdım. Uzun tırnaklarımı ensesinde dolandırdım.

"Hayır diyemem." Tekrar öptü beni. Alt dudağını dişledim. Alt tarafıma giden sıcaklığı elimden geldiğince görmezden gelmeye çalışmak sabrımı sınıyordu. Üzerim daha çok gelince geriye giderek ona alan açtım.

Birden sırtım direksiyona değdi ve korna çaldı. Korkuyla kıraçtan ayrıldım. O ise gülümsedi. Üzerindeki yorgunluk bulutu az da olsa dağıltmam içten içe beni mutlu etmişti. Ellerini belimde profesyonel bir şekilde tutarken konuştum. "Yeni gelen öğrencile 12 mi?" Başını salladı. Ya bize ya da eşit ağırlığa gideceklerdi.

"Sayısallar mı?" Başını tekrar salladı. Dudaklarıma uzanacağı sırada kornaya basmamaya özen göstererek yana kaydım. "Cinsiyetleri-"

"İki kız bir erkek." Yüzündeki sırıtış genişledi. "Hadi ama sevgilim. Kıskanmayacaksın değil mi?" Köpek gibi kıskanırdım. Aramıza mesafe koyup yan koltuğa geçmek istedim. Bunu anlayan kıraç belimdeki ellerinden birini bacağıma indirdi. Nefesimi tuttum. Hareket bile edemedim. Eli bacağımı kavramıştı.

"Hayır ne münasebet. Sadece-" elini bacağımdan yukarı çıkardı. Ben uzaklaşmaya çalıştıkça eli yukarı çıkıyordu. Aklıma gelen fikirle ona yaklaşıp bacaklarımı daha da açtım.

Ellerimi omuzlarına yerleştirdim. "Sen demiyor muydun? 'İnsanlar cinsellik olmadan da anlaşabilirler' diye. Çok çabuk unuttun sözlerini kıraç." Karşımda yaptığı şeyin farkında varmasını bekledim ama bunun yerine sakin bir tonda bakmaya devam etti.

"Ne dediğimi çok iyi hatırlıyorum güzelim. Ve beni daha görmediği kızlardan kıskanan sevgilimi başka nasıl sakinleştirebilirim söyler misin?" Eli yukarı çıkmaya devam ederken gözlerimi kısara ona baktım. Eteğin altına giren parmakları ile başımı yan tarafa çevirdim. Daha ilerleyeceğini sanarken durdu ve olduğu bölgede-neredeyse kiloduma değiyordu-daire çizmeye başladı parmakları.

Ben senin şeyini tutsam hoşuna gider miydi hocam? Belki giderdi ama. Çekiceğin var benden bekle hele. Çükünü koparacağım senin. Böyle onu aşağı yukarı-

"Gitsek mi?" Gözlerine bakma gafletine girdim. Koyu kahveleri güzel bakıyordu. Tanım bulamadım ama fena derecede güzel bakıyordu. Dünyadaki en değerli şey benmişim gibi. Eli bacağımda olamasa sevimli bile görülebilirdi.

"Sana yüzük almama izin ver. Gidelim." Ama bu adam zorlama. Ellerimi omuzlarından ayırdım. Saçlarımı önümden çektim.

"Bunu cidden soruyor musun?"

"Rızanı alıyorum." Ben bu adama yorgun mu demiştim. Hayır kesinlikle yorgun değildi. Elleri biraz daha ilerledi ve kilodumu okşadı. Kilodun iplerini çekiştirdi. Çıkarmadı sadece tahrik ediyordu.

"Gerek yok demiştim. Boşuna para ne gerek var-" eli biraz daha ilerledi. Dayanmayıp omzuna başımı koyup destek aldım. Bir yüzük için düştüğüm hallere bak. Sıcaklık dayanılmaz hale gelmişti. O parmaklarını içimde hissetmek istiyordum. Hareket etmesini-

"Duyamıyorum." Kulağıma nefesi çarptı. Elini belimden sırtıma götürüp aşağı indirdi. Hayır ada. İnlemeyeceksin.

"Sana bunları çok fena ödeteceğim." Omuzlarını sıktım. Göğsünden bir kıkırtı yükseldi. Dudaklarına ulaşıp dışarı çıkarken kendimi olduğumdan daha savunmasız hissettim. Tek değildim o da benleyken bütün gardlarını indiriyordu. Yani ben öyle sanıyordum.

"Biliyor musun? Gram itiraz etmem." Elini ilerletip artık gideceği yer olmadığından değmesini beklediğim yere değmeden konuştum.

"Tamam tamam alabilirsin. Kırmızı olsun. Ve kalpli." Omzunu sıkmaya devam ederken ne kadar tahrik olduğumu anladığını varsaydım. Zor anlar yaşıyordum.

Ellerini bacağımdan çekti. Belimi iki eliyle tutup beni yan koltuğa oturttu. "İşte bu kadardı güzelim. İşleri çok zorlaştırıyorsun."

"Her istediğin olmadığında böyle mi yapacaksın?" Arabayı çalıştırdı. Sexy sayabileceğim bir bakışla bana baktı. Eli çok sıradan bir şeyi yapıyormuş gibi direksiyonu bulmuştu.

"Hayır. Almamı istediğini bildiğim için böyle yaptım. Seni zor duruma düşürmeyi istemeyeceğimi biliyorsun." Son cümlesini muzipçe söylemiş olsa da arabayı hareket ettirmesiyle bakışlarımı ondan çekmiştim. Evlenmeden olmaz kıraç. No no no.

Ellerimi kucağımda birleştirdim. Benim canım kırmızı dantelli kilodum. Ellediler sana. Üzülme ama hıncımı alacağım.

Telefonumu elime alıp anneme çıktığımla ilgili mesaj attım. Annem kırmızı kalp. Bu yüzden kilitli ekranda siri kullanmıyordum. Ses açıksa sıkıntı çıkıyor herkes anamın yanında kırmızı kalp olduğunu öğreniyordu.

Kıraç telefona bakan ellerimden birini tuttu. Tutmasıyla birlikte odağım değişirken yan profiline baktım. Adamın mükemmel olduğunu söylemiş miydim?

"Yanında ben varım ama sen telefona bakıyorsun?" Seni mi izleyeyim hocam. Tamam. Telefonu kucağıma bıraktım. Üzerimdeki okul tişörtünü ve ceketi düzeltip elini daha sıkı tuttum.

Dirseklerimi aramızdaki buzluğun üzerine koydum. Bakışlarımı yan profili süslerken. Direksiyonu tutan eli ve kol kasları kısa süreliğine kasıldı. Saniyelikti ama yakalamıştım.

Üzerindeki gömlek kaslarını sarmış, açık olan yakasından kolyesi göze çarpıyordu. Nasıl hem bu kadar havalı hem de aile babası gibiydi. Saçları her zamanki gibi sadece öndeki kısımlar yana atılmıştı. Sakalları artık onlara söyleyecek yaratıcı bir şeyler bulamıyorum.

"Böyle bakmaya devam etmeyeceksin değil mi?" Adama alıcı gözüyle bakıyordum. Bence gayet ideal. Başımı yana yatırdım. Üzerimdeki etek Allaha emanet takılıyordu.

"Sen dedin telefonla ilgilenme diye." Yandan susturucu bir bakış attı. Bakışları yola dönerken derin bir nefes aldı. "Konu açacağını düşündüğüm için demiştim güzelim."

"Tamam." En sevdiğim aktivitelerden biri aklıma geldi. Hangi renk oje süreceğimi sorabilirdim. Elime kenetlenmiş elindeki yüzüklere dokundum. Metal soğuktu. Eli ise tam zıttı.

"Kırmızı mı süreyim yoksa mavi mi?" Kaşlarını çattı. Kırmızı ışıkta durunca başını bana çevirdi. "Kırmızı sür derim mavi ile kırmızı yüzük uyumsuz olur." Yüzündeki yorgunluk geri gelmişti.

"İlle de alacaksın yani." Başını salladı. "Bunu seninle tartışmayacağım güzelim." Kaybetmiştim. Ve ben ona karşı kaybetmeyi sevmiştim.

Yeşil ışık yanınca gaza yükledindi. Bu hafif hızla geriye gitmiştim. Neyi unuttuk. Kemer. Elini bırakmış kemere uzanacaktım. Abi frenle öne doğru uçtum. Kıraçın eli önümde siper olmasa camdan çıkacağıma yemin edebilirdim.

Başımı kaldırdığımda kıraç küfretti. Çarpmamıştık arabaya ama önümüze kırıp hızla başka bir yola girmişti. Kalbim hızlı atarken kıraça baktım. Önümdeki elini çekerken hasar kontrolü yaptı. Refleksleri sağlamdı. Hemde baya baya sağlamdı.

"Ada. Ya tutamasaydım." Bana kıza kıza arabayı hareket ettirip daha yavaş bir hızda ilerlemeye başladık. "Tam takıyordum. Üzgünüm."

Kısıkça "orospu çocuğu." Demesi gözümden kaçmamıştı. Hocam çok ayıp. Acele ederek kemerimi taktım. "Aslında beni o kaslı kollarınla ultra mega hızlı bir şekilde tutacağını biliyordum da denebilir." Sevimli bir ifade ile ona baktım. Kendimi görmüyordum ama sevimli olduğuna eminim.

Gülümsedi. Aynı zamanda burnundan nefes verdi ve 'hah' dedi. "Acaba kaç kilo basıyorsun? Hayır yani ayarı öyle bir tutturmuşsun ki maşallah." Bana şaşkınlığını gizleyerek baktı. Ne yapabilirim. Konuyu dağıtırsam bir ihtimal hatamı görmezden gelirdi derdindeydim.

"Konuyu dağıtma şeklini sevdim ama çok belli ediyorsun bebeğim." Oflayıp başımı koyduğun yumuşak başlığına yasladım. "Bir şeyide anlama be adam."

Eli hareketlendi ve vitesin oraya koyduğu telefonunu kucağıma bıraktı. Sonra eli tekrar direksiyona gitmeden vites attı. "Mekan senin." Hemen telefonunu aldım ve hatırladığım şifresini girdim. Doğum günüm olduğundan aklımda tutmak kolay olmuştu. 2206 ortasında da 90 vardı. Bunun neden şifresi olduğunu sorgulamadım.

Spotifyından kendi istediğim ve ana uyum sağlayacak bir şarkıya tıkladım. Daha başlamadan şarkının girişin söylemeye başladım. "Yakınmadan." Duraksadım. "Konuşmadan." Hem eşlik edip hemde kıraçın telefonunu karıştırıyordum. İnstadan kendime istek attım. Niahaha.

"Geceyi anlatmış, geceyi anlatmış o-o-o-o-o-o"

...

Ceydayla yeni gelen iki kıza dik dik bakıyorduk. İkiside çakma sarı ve filli boyaydı. Sanarsın pavyona gidiyorlar. Bu kadar makyaj normal değildi. Oysa gelen yeni çocukla anlaşan baran durumundan memnun görünüyordu.

Çocukla maç muhabbeti yapıyorlardı. Kızlar ise sudan çıkmış balık gibi bakınıyorlardı. Oysa hiç de öyle değillerdi. "Ada ben bunları döverim." Kızlara bakmayı kesip ceydaya onayla baktım. "Başla devamı bende."

İkimizde başımızı sallamış bakmaya devam ederken bu kadar rahat bakmamızın sebebi en önde oturmalarıydı. Tek tek sıra ve masalar vardı. İkisi de arka arkaya oturmuş dersin hocasını bekliyorlardı. Ben ve ceyda ise arkadaydık. Ben en arka ceyda ise önümdeydi.

Elimdeki kalemi çevirdim. Bugün üzerime yürüyen evrene inat yıkılmayacağım. Sınıfa ışık hızında giren bora hoca ile yayılma pozisyonundan çıkıp dik oturdum. Sarı civciv.

"Ah yeni arkadaşlarımız var demek. Kıraç iyi iş çıkarıyor." Bakışları bizde dolandı. Bu adam beni geriyor. Gerim gerim geriliyorum karşısında.

"İsimleri alıyım sonra ders işleyeceğim." Nolur işle. Dalga geçmiyorum işlesin ki kafam dağılsın. Fizik sevmeyen ben gittikçe sevmemeye başlıyordum. Şöyle bir gerçek vardı. Sayısallar fizik yapanlar ve yapamayanlar olarak ikiye ayrılıyordu ve bu o kadar doğruydu ki.

En önce oturdan sarı platin konuştu. "Ben buket hocam." Arkadaki birebir aynısı olan kız konuştu. "Bende Tuğçe memnun oldum." Bora hoca başını baranın önünde oturan çocuğa çevirdi. "Bende can hocam." İremin pabucu dama atılmıştı. Çok üzüldüm vallaha.

"Bende arsen arkadaşlar fizik hocanız." Akabinde direk derse geçip karışık formüllerle soruları bir çırpıda çözmüştü. Zorlasa aklından bile çözerdi. Fizik kolay değil ya. Bizim eski dershane fizikçisi tek tek her ayrıntıyı anlatıyordu. Bu ise teknik verip geçiyordu. İki ders bir şekilde geçerken bayılma düzeyine gelmiştim. Başım dönüyordu. Kızlar ise hocaya hep soru soruyor soruyu aralarında tartışıyorlardı.

Bir ara ceydayı da kaybettim sandım. O kadar tartışmaya odaklanmıştı ki. "Ders bitmiştir. Görüşürüz." Ve bora hoca sınıftan çıktı. Ayaklarımı sandalyeme çıkardım. Başımı dizlerime dayadığımda kızlardan biri konuştu. Seslerinden ayırt edememiştim.

"Bu arada çok iyidi hoca. Ben buna yürürüm." Az yavaş gel. Arsen kaç yaşındaydı ki. Kıraçla yaşıt sanıyordum. Diğer kız konuştu. "Bende bizi kayıt ederken kendini matematikçi olarak tanıtanı istiyorum. Ah eridim adama iki dakikada." Başımı kaldırdım. Benim olana dokunanın var ya.

Önde oturan adının buket olduğunu söyleyen kız demişti bunları. Bora hocayı alabilirlerdi ama kıraçı üzgünüm her türlü çirkefliği yapabilirim.

Ateş olsan cürmün kadar yer yakarsın

Kıraç ona bakmaz ki. Sarı saçları ve kahve gözleriyle başka biri için güzel görünecek bir güzelliğe sahipti. Yanlarına irem gitti. "Sana kötü haberim var güzelim. O kimseye bakmıyor." Sen nerden biliyon? Ulan kıraç.

Buket, iremi baştan aşağı süzdü. Hoşnut bir havada konuştu. "bu şimdiye kadardı güzelim. İzle bak. Nasıl düşüreceğim." Ellerimi yumruk yaptım. Ceyda da onların konuşmalarını dinliyordu.

"İyi şanslar o zaman." İrem dışarı çıkacakken buket seslendi. "Sigaran var mı?" İrem başını salladı. Ama ona boşu boşuna sigara verecekmiş gibi durmuyordu. Bir elini beline dayadı. "Ne istiyorsun?" Tuğçe bıkkınca kalkıp iremin yanına gitti.

"Kıraç hocayı ağına al. Şaşırt beni buket." Buket de ayaklandı. Bildiğin kıraç için iddaya giriyorlardı. Düşürecek mi? Düşüremeyecek mi? Diye. Sinirlendim ama bir yerden de tanıdık geldi. Sevile de söyleyememiştim.

"İlgimi çektin kızım." Sonra birlikte gülüşüp sınıftan çıktılar. Dışarıda sigara içeceklerdi. En sevmediğim ama deli gibi de merak ettiğim şey. Omuzlarım düştü. Enerjim çekildi.

"Kıraç hocayı düşürmek mi? Sınırlarda geziniyorlar." Baran cam kenarından bize seslendi. Ceydayla ona baktığımızda canla iskambil oynadığını gördük. Quin miydi o?

"O kızla ilkokuldan beri arkadaşım. İstediği her boku almıştır. O hoca anlattığın gibi biriyse bile Max 2 haftası var." Can içime su serptin evlat. Daha da stres olup kalbim göğüs kafesimi dövdü. Daha hislerimden emin olmadığım adamı kaybetme düşüncesi içime öküz oturtmuştu.

Ya bu iki hafta içinde benim idda meselimi öğrenirse kıraç ya beni istemezse ya o kızla birlikte olursa. Ya-

"İhtimal vermiyorum." Ceyda barana meydan okudu. Baran oynadığı oyunu bırakıp serçe parmağını öne uzattı. aynı hareketi ceyda da yapınca başımı arkamdaki duvara dayadım. Gün daha da kötüleşiyordu.

"Neyine?" Ceyda düşündü sonra yaratıcı bir şeyler bulmuş olacak ki sesindeki heyecanı gizleyemedi. "Karaoke. Hepimizi karaokeye götüreceksin. Hepimizden kastım sen ben ve ada. İsterse can da gelebilir."

Baran havalı bir tonda elini saçlarından geçirdi. "Sen götüreceğin için no problem baby." Türkçemiz katlediliyor. Edebiyatçılat seri üzgün.

Iddaa üzerinden iddaya girilmişti iyi mi? ben konuşmadan karşımdaki beyaz tahtaya bakıyordum. Ne çok ihtimal vardı. Bir adam üzerinden bir sürü iddaya girilmişti. Kıraça o kıza bakmayacağını bilecek kadar güveniyor muydum?

Ben bunları düşünürken kimse bana soru sormadı. Kendi aralarında konuşmaya devam ettiler. İyiki de öyle oldu. Bir süre sonra üç kızda gelince daha yerlerine yerleşmeden kıraç kapıda belirdi. Geldiği gibi kapıyı ardından kapattı. Kızlardan bir heyecan nidası duydum.

Elimdeki sevdiğim çikolatalı dondurma yere düşmüş gibi hissediyordum. Bacaklarımı indirdim. "Merhaba çocuklar." Of. Sesi de otoriterleşmişti. Gözleri herkese değerken bende bir kaç saniye fazla oyalandı. Gözlerimi kaçırdım. Anladığını umdum. İfadesini bozmadan elindeki kitapları masasına bıraktı.

"Yeni arkadaşlar geldi. Biraz geç kaldınız ama düzenli çalışırsanız arayı hızlı kapatırsınız." Şu buket var ya benim anlamadığım fizik sorusunu dakikasında çözmüştü. Tuğçe ise robot gibi her soruya fikir atıyordu. Can, yavrum napsın 'ben buraya nerden geldim' bakışları atıyordu.

Dersin 5 dakikası tanışmaya gitti. Tanışma da tanışma olsa. İsimlerini sormuş herkes cevap vermiş sonrasında da meydan bukete kalmıştı. Beklenen an. Ellerim sıkmaktan yumruk olmuştu. Başımı bir an bile kaldırıp göz teması kurmuyor bukete bakmıyordum.

Elimdeki kalemle kağıdı daha sert çizmeye başladım. Sol elim ise yanağımda öylece destek oluyordu. "Öyle hocam. Matematik dersine artıdan bir ilgim vardır. Sizin de bu ilerleyişime destek olacağınızı düşünüyorum." Vidividividividid.

"Umarım buket. İyi geçiniriz." Bu kulağa aşırı mesafeli gelmişti. Şaşırdığımdan olsa gerek başımı kaldırdım. Kıraç hoca telefonunda bir şeylerle ilgileniyordu. İlgi odağı sıfırdı bukete karşı. İki şeyin arasında kalmış gibi yüzü dağlandı. Bir süre aynı yüz ifadesi devam ederken buket hala kariyer hedeflerini anlatıyordu.

"-o nedenle buraya geldik hocam. En azından nezaket gereği yüzüme bakabilirsiniz hocam." Son söylediğiyle kıraç kafasını kaldırıp kıza baktı. Herkes nefesini tutmuş diyeceği şeyi bekliyordu.

"Kural 1, ben öğrencilerimin özel hayatlarıyla ilgilenmem. Kural 2, kayıt olurken zaten anlattığın şeyleri tekrar dinliyorum sence bu da nezaket değil mi? ve 3, sevgilime yüzük bakarken beni bir daha rahatsız etme." Buketin suratını görmüyordum ama bozulduğuna çok emindim. Daha önemlisi sevgilime yüzük bakarken demişti. Yüzümdeki sırıtışı gizlemek için dudağımın kenarını siliyormuş gibi yaptım. İçten içe mutlu olmuştum.

Davranışı normal değildi kıza, kız parasını geri isteyip dershaneden kaydını aldırabilirdi. Bu da zaten kıraçın çok umrundaydı. Lütfen gitsin.

Kıraç başını tekrar telefona gömdü. Seçmiş olacak ki telefonu masasına bırakırken tahta kalemlerini alıp tahtaya başlık yazmaya başladı. Sonra çok sessiz geçmişti. Yüzsüz buket susmamıştı. Ne sessizlik ama. Kendini gösterirken tereddüt etmiyordu.

İki ders fiziğe karşı daha hızlı geçen matematik dersi ilaç gibi gelmişti. Kıraç hoca 'görüşürüz' diyerek çıkmış eşyalarımı topluyordum. Planım odasına gitmekti. Ve bunu şu kızların görmemesini sağlamak.

"Of bir kere bile doğru düzgün bakmadı." Buket çantasını tek koluna takmışken tuğçeye yakınıyordu. "Bide sevgilisi varmış buket. İşin zor gibi ama." Buket dudak büzdü. Tuğçe de toplanıncaya kadar telefonuna baktı. "Kimse kolay olduğunu söylemedi. Pişman olacak böyle davrandığı için." İrem kocaman bir kahkaha atıp yanlarından geçip gitti. Sınıftan çıkarken de el işareti çekmişti.

Buket tuğçeyi kolundan sürükleyerek sınıftan çıkarttı. Pardon prenses üzdümü herkes. "Dedim ben sana tavırlarını görmedim mi kıraç hocanın. Asla pas vermez." Ceyda telefonundan başını kaldırdı.

"Onu görürüz ceyda şimdi yürü de otobüse yetişelim." Baran ceydanın koluna girip çıkarken can da arkalarındaydı. Unutuldum ulan. Baran arkasını döndü. "Sen artık bize katılmadığın için sorma zahmetine girmiyoruz. Görüşürüz." Giderayak trip de yedim oldu mu? Sınıfta tek ben kalmıştım.

Ayaklarımı sürüyerek sınıftan çıkıp kıraçın odasına ilerledim. İki kat yukarı çıktım. Nefes nefese kalmıştım. Al ver. Oh iyisin adam iyi atlattın bugünü. Eve gittiğimde annemden azar falan yemezsek elhamduilah diyecektim. Nedense içime doğdu.

Kapıyı tıklattım. İçeriden 'gel' sesi gelince kapıyı açıp arkamdan kapattım. Çantamı anında kenara koyarken kıraça ilerleyip sandalyesinin yanına geldim. Çok yapışık davranıyordum.

Kollarımı kıraça dolarken beni kucağına nazikçe çekti. Bir günde iki kez kucağında olmak. Ellerim ensesideki saçlarla oynarken konuştum. "Lütfen o kızı dershaneden at."

Başını saçlarıma gömdü. Orman esintisi burnumu mest ederken tek yaptığım derince solumaktı. "Yapamayacağımı biliyorsun." Geri çekilip yüzüne baktım. "O kız benden daha zeki. Bak zekaya falan düşüyorsan baştan ayıralım bu yolları. Sarışın hem. Sarı değilim ben." Belimi bulan ellerinden biriyle yanağımı okşadı. Bakışları kafa karıştırıcıydı. Tek bir duygu yoktu. Bilip bileceğim bir sürü duyguyla harmanlanmıştı koyu kahveleri.

"Ona bakabileceğimi bir an bile düşündün mü?" Duraksadı. Duraksadım. Anladı. "Düşündün. Bir daha böyle bir şey düşünme olur mu?" Yanağımdaki eli saçlarımı arkaya attı. Karasızca ona baktım.

"Tamam. Ama ona yakın davranma. Hem de hiç. Zaten senin üzerinde-" yumurtlamama birazcık kalmışken dudaklarıma uzanıp sözlerimi kesti. Nefesi dudaklarımı okşarken ellerim ensesini daha da sardı. "Biliyorum. Ben çoğu şeyi biliyorum ve farkındayım." Biliyordu ve böyle bir öğrenciyi dershanesinde mi tutuyordu.

Biliyordu ve böyle bir öğrenciyi seviyor muydu?

İleri uzandı geri düşmemem için belime destek olurken boynundaki ellerimi omuzlarına indirdim. Başımı nereye uzandığına bakmak için çevirecekken elindeki siyah minik kutu önümde belirdi. Avucunun içinde minicik kalan kutuyu bana uzattı. Düşündüğüm şey olamazdı değil mi?

"Şaka yaptığını söyle." Dudakları kıvrıldı. Hayır yapmıyordu. Kutuyu aldım. Açtığım sırada iki eli de belimde heyecanla vereceğim tepkiyi bekliyordu. Heyecanlandım. Siyah kutuyu açtım. İçinde beni kırmızı kalpli bir yüzük karşıladı.

Çok iyi. Dehşet bir şekilde pahalı görünüyordu. Kıraça baktım. Başını yana yatırdı. "Sevmedin mi?" Başımı iki yana salladım. "Çok güzel bu kadar hızlı beklemiyordum ama-" beni susturdu.

"Hayatımızda 'ama' demeni istemiyorum." Kutudaki yüzüğü aldı. Kutuyu dönüp masaya koydum. Kadife kutusu hoşuma gitmişti. Daha çok yüzüğe aşık olmuştum. Narin tasarımlı yüzüğü sağ elimin yüzük parmağına takarken ilişkimizin resmen resmiyete bindiğini hissettim. Bu gereğinden ağır gelen yük omuzlarıma binmeden konuştu.

"Baskı hissetmeni istemiyorum. Ben yanında olacağım. İyi ve-" duraksadı. "Kötü günümde."

...

5882 kelime mi? Derhal 2000 e indirmem lazım.

Sınav haftam yaklaşıyor, annemle doğru düzgün anlaşamıyoruz, durup dururken ağlamaya başlıyorum, Keman aldık ve ismi de arsen bulut, hayatta o kadar mutlu olacağım şeylerin sayısı azaldı ki anlatamam. Son vermeyi düşündüğüm çok şey var.

Sizin hayatınız nasıl gidiyor?

Uzun olduğundan mütevellit okurken sıkılmış olabilirsiniz. Fıratı da doğru düzgün ekleyemedim zaten.

Bir dahaki bölümü ne zaman atarım bilmiyorum. Çalışmam lazım. Şimdiden çok üzgünüm.

Sizi seviyorum.

Görüşürüz.

Bölüm sonu

3 yorum