ARSEN BORA KUYUMCU
Bu adama kaymak istemiyorum ama kayarsam fena bölümler yazarım. Kıraçı da siker atar. O havayı veriyor bana. Umarımkine ona benzeyen böyle görseller Pinterestte önüme çıkmaz. Baktıkça daha da deliriyorum. Beni bu adamdan soğutun. Derhal.
İyi okumalarr
...
"Arkadaşlar çalışın okul sınavlarınıza az kaldı. Okul derslerinden yüksek alın bari." Sanırım sınavın götümüze boru gibi gireceğini ama çalışırsak suçun edebiyat zümresinde olmadığını anlayacağımızı anlatmaya çalışıyordu. Başarılı olmuştu. Aferin fırto hocam. Aklımdan çıkmayan elhan-ı şita ile tebessüm ettim.
Beni çalıştırırsa yüksek alırdım. Amma ve lakin çalıştırmazsa zortingen. Basmıyor ki kafam yazar eserlere. Ha bir de saçma bir düzen geldi. 3 sınav oluyoruz. Bir yazma iki konuşma üçse bu gireceğimiz sınav.
Fırat hoca herkese kendi konu vermek yerine işi kuraya bırakıp kendi kaderimizi kendimizin seçmesini sağlıyordu. Öğretmen masasının üzerinde bir sürü kağıt duruyor içinde tek tek konular yazıyordu. Herkes sıra sıra gidiyor kendi konusunu hocaya söylüyordu.
Cam kenarındaki sıra bitince orta sıraya geçmişti. Gidenlere bakıp ellerimi kavuşturdum. Buna da heyecan yapıyor olamazdım.
Konuşmak istemiyorum
Haziran arkasını döndü. "Acaba konular neler?" Ona gözlerimi devirdim. "Her türlü bişey anlatacağız haziran." Başını olumlu anlamda sallayıp önünde döndü. Sevil arkasını dönme tenezzülüne bile girmemişti. Onunla bu kadar yakın otururken aramızın soğuk olması bana iyi gelmiyordu. Derin bir nefes aldım.
"Tahta titretiyor." Başımı meleğe çevirdim. "Fena hemde. En sonki konuşmamı hatırladım da." Cidden berbat bir konuşmaydı. Tahtada cömertliği anlatmıştım. Heyecandan elim ayağıma dolanmış kelimeler birbirine girmişti. 2 dakikalık sürenin 1.5 dakikasını anca doldurmuştum. Full fırat hocaya bakmıştım. Benim aksıma o bir kere bile bakışlarını değdirmemiş karşıya bakmıştı.
Melek de güldü. "Adamı gözlerinle yemiştin." Omzuna vurdum. "Abartma sadece heyecan yaptım. Sanki sen muhteşemdin." önüne gelen saç tutamını havalı bir şekilde geriye atarken konuştu. "Örnek al bebeğim."
"Ablan kurban olsun sana." Yanağına bir öpücük kondurdum. Sevgi dolu bakışlarla birbirimize bakarken sıra bizim tarafa gelmiş. En öndeki halime ayaklanıp gitmiş konusunu seçip dönmüştü. Sıra bizim önümüzdekilerdeydi. Çaprazımdaki haziran ayaklanınca sevil de ayaklanıp tahtaya gitti. Heyecanla onlara baktım. Haziran küçük kağıtlardan birini seçip açtı. Gelen konuyu hocaya söyleyip sırasına doğru ilerledi.
Başımı 'ne çıktı?' Dercesine salladım. Omuz silkti. "Aşk." Melek ofladı yanımdan. Aşk mı? Aşk varsa sex de vardır. Lütfen bana o gelsin.
Aynen bok anlatırsın onu affedersin ama
"Aslında kötü değil." Haziran yerine oturup arkasını döndü. "Kötü değilde. Ben çok dağıtırım konuyu." Dağılırdı. Aşk basit bir şey değildi. Bakalım aşkı 2 dakikaya sığdırabilecek miydi?
Bir kaç saniye sonra sevilde gelince "ihanet." Dedi. İhanet mi? Bu fırto hocam neresinden uydurmuştu bu mükemmel ötesi konuları. Allah bilir bana ne gelecek. Sevil de yerine geçip yerleşince melek ile ayaklandık.
Tahtaya çıkarken ufak bir anksiyetem tutsa da yenmeyi başardım. Seçip oturacaktım. En fazla ne olabilirdi ki. Melek önümden kağıdını seçerken kararsızlığını izledim. Gözleri bütün küçük katlanmış beyaz kağıtlarda gezindi ve bir tanesinde durdu. Onu alıp açtığında okuyamasamda Fırat hoca sorunca "Ego." Demişti.
Bana dönünce "Tanıdık geldi." Dedim. Dişlerinin arasından tıslarcasına "ne demezsin." Diye cevap verip yerimize doğru ilerledi. Ben fırat hocanın masasına doğru bir adım attım ve kağıtlara baktım. Fırat hocamda bana bakıyordu. Ona gözlerimi değdirmeden herhangi bir kağıda uzandım.
Ne çıkarsa çıksın yine mükemmel anlatamayacaktım zaten. Saçma bişey gelmese bari. Elimdeki kağıdı açtım. Şaka yapıyorsun.
Sex mi geldi?
Tutku. Ya siktir ya. Tutku ne. Kıraç hocadan ders almam lazım. Adam akıllı bir şey yazsa olmuyor muydu cidden. Tutkuyu ben bu hayvansı yaratıklara nasıl anlatabilirim.
Sex daha iyidi
Kaşlarımı çatarak hocama baktım. Kaşlarını merakla kaldırdı. "Tutku. Ben bunu nasıl anlatabilirim ki hocam. Yapmayın." Şimdi şey diyormuş. 'Gösterebilirin.' Akıllı tahtayı kullanabiliyor muyduk? Direk 365 gün. 2 dakikalık olsa yeterli.
Grinin elli tonu
Muzip bir bakış atıp herkesin konusunu yazdığı sınıf listesine adımın yanına tutku yazdı. Tutku diye çikolata vardı. "Adil bir şekilde seçiyoruz ada." Elimin ayarını-
"Hocam-" elini kaldırıp beni susturdu. "Şu an bunu değiştiremem ada." Eliyle sıramı gösterince elimdeki kağıdı masaya koydum ve hızlı adımlarla yerime gittim. Adamı gırtaklamak istiyorum. İyiydi hoştu. Mis gibi yakınlaşmıştık. Tutku girdi.
Ya çok mantıksız. Sırama ilerleyip meleğin kalkmasını bekledim. Arkadaşım kalktı ve ben duvar kenarına geçip ellerimi kavuşturdum. Çiçek olmuş etrafa kötü bakışlar atıyordum. Melek "ne geldi kız?" Ona dönüp dudaklarımı aşağı doğru kıvırdım.
"Tutku." Oha dedi ve dudaklarında ufak bir gülüş belirdi. Ağlanacak halime gülüyordu. Tamam komikti de ne bileyim. Anlatılmaz ki abi. Haziran ve sevil arkasını döndü.
"Biri bana tutkuyu nasıl anlatacağımı söylesin." Yakınmama karşılık haziran acı acı güldü. "Asıl ben aşkı nasıl-" sözünü kestim. "Aşk anlatılır güzelim. Tutkuyu napcam götüme mi şey yapıyım." Ellerimi açıp dirseklerimi sıraya dayadım.
Melek sırtımı okşarken beni avutmaya çalıştı. "Buluruz be ada bişeyler daha çok var." Fırat hoca bir anda ayağa kalktı ve "bu arada bu konuşmalar haftaya değil sonraki hafta." Başımla onu işaret edip meleğe baktım.
"Tamam. Yine de zamanımız var. Kötü düşünme." Ardından ekledi. "Bu hıyar hoca da tutkuyu niye koyar ki?" Valla onu bende anlayamadım. Anlatacaksın dedi şaka gibi. Bütün sınıfın önünde ben anlatmak.
"Anlatırsın ada. Hem daha çok va-" sevilin konuşması hocanın konuşması ile yarıda kesilmişti. "Hazırlanın derim. Kapsamlı bir şekilde anlatacaksınız."
Grinin elli tonunu açıyoz dimi
Fırat hoca yerine oturup kura çekenlere çıkan konuları yazmaya devam etti. "Of sevil ya. Tutku, şehvet, sex üçünü birlikte mi alsam." Sevil gözlerini pörtletti. Başını iki yana salladı. "Yani bunu hoca ile yalnızken yapabilirsin de bu angutlar sınıfta varken yapma." Of. Çok haklıydı. Hem ona ihanet çıkmıştı. Ne kadar saçma.
Haziran hevesle konuşunca ona baktım "bana bir tutku alabilir miyim?" Ona tehditkar bir bakış atıp "tutkuyu senin- neyse."
Aklıma halime gelince öne baktım. Kendi çapında eğleniyordu. Başımla onu işaret ettim. "Ona sevgi çıkmış." Yine gideri vardı. Hele benimki-
Açıcaz grinin elli tonunu uzatma
"Hem biz hallederiz bunları. Söyleyin bakalım gezide ne giyeceğiz?" Haziranın bu kombin merakı benimkiyle yarışır. Aklıma gelen gezinin ücreti ile çantamı kucakladım. Ön gözünde zarfın içinde duruyordu. Oh. Teneffüste verip kurtulmalıyım. Elime aldığım zarfı cebime sıkıştırdım. Çantayı yerine koydum.
"Don sütyenle gelcem ben." Meleğin alaya alıp söylemesi gereken şeyi ciddi söylemesi komiğime gitti. Bende öyle gelcem. "Okul aile birliğine gidicem teneffüste gelen var mı?" Halime önden konuşunca atladım. Yalnız gitmek istemezdim. Ne o öyle soğan sapı gibi.
"Bende gelcem." Sevilde geleceği ile ilgili bir kaç cümle söyleyip çantasından cüzdanını çıkarmıştı. Ona kinlenmem boşunaydı. Sevdiğim ve benim için önemli biriydi. Görmezden gelebilirdim. Üstüne onunla sağlam bir iddamız vardı.
Haziran ve melek dün verdiklerini söylediler. Hiç bize söylemeden gizli gizli mi vermişlerdi. Büyük ihtimal öyleydi.
"Hayır ya melek. Bütün okul orada olacak ve bu da etkileyecek bir sürü erkek eder." Hocalarımın üzerinden girdiğim iddaya bir erkek eklemek daha büyük sorunlara yol açacağından ben almıyım. Sağol. Kalsın. İstemiyorum. Gerek yo-
Anladık
"Ayy evet. Çok heyecanlı." Melek ellerini çırptı. Bence de heyecan dolu geçecekti. Hele dershanenin de gelmesi tuzu biberi. Ama başka bir açıdan bakarsak you can be the boss daddylerim orada olacaktı. Gözleri üzerimde olurdu. Hele kıraç hocamın. O adam farklı bir boyuttan buna gün geçtikçe ikna oluyordum. O sırada fırata bak tutkuyu sardı başıma.
Fırat hocama kötü bir bakış attım. Gümüşi bir kazak içine ise beyaz gömlek giymişti. Altında siyah kot vardı. Üzerine yapışmıyordu. Kaptı tabi benden bir şeyler. Şaka gibi 33 yaşındaki adama kombin yapıp giydirtmiştim. Big boy ya. Kahve saçlarının önü yana atık duruyordu.
Başını bana çevirdi ve kaşlarını kaldırdı. İnadım inat siki- neyse. İnatla gözlerine baktım. Bakışımdan bir şeyler anlamış olacak ki dudaklarını bir sırıtışla kaldırdı. Hayır canım yani komik miydi? Bakışmamızı bölen zilin çalması ile masadaki tek koluna astığı çantasını aldı ve sınıftan çıktı.
Bende ayaklanınca halime ve sevilde ayaklandı. Gidelim bakalım okul aile birliğine. Babalar sözünü tutar. Bunu düşününce benim babam sözlerini tutmuyordu.
...
İstiklal marşı okunmuş ve hepimiz dağılmıştık. Sevile baktım. Soğuktan buz tutmuş burnunu ısındırmaya çalışıyordu. "Üşüdün gibime geldi." Onunla konuşmama şaşırmış şekilde yüzüme baktı. Bahçedeki öğrenci yoğunluğu her dakika azalıyordu.
"Yok canım ne üşümesi yanıyorum." Gülümseyip koluna girdim. Ortamı bozmadan okulun çıkış kapısına ilerledik. "Akşam planın var mı?" Başımı iki yana salladım. Dershaneden sonra boştum. Hoş dershane de 6 da bitiyordu. Kıraç hoca ile ders yapmazsak tabi. Onu da bir saat eklersek.
"Yok ama 7 de biten bir dershane problemim var." Telefonuma gelen bildirim ile merdivenlerin başında duraksadım.
Fırto hoca(school): Arabadayım arkadaşını gönder gel.
Sevil telefona uzanmaya çalıştı. "Kimden?" Yalan söyleyeceğiz mecbur. Aklıma gelen ilk düşünceyi dile getirdim. "Annem, beni almaya geliyormuş." Sevilin kolundan çıktım.
Kaşlarını çatsa da yadırgamadı. "Tamam o zaman haberleşiriz." Başımı salladım. "Olur. Görüşürüz." Aynı şekilde karşılık verdi ve arkasını dönüp merdivenlerden inmeye başladı. Okuldan çıkasıya kadar biraz bekledim. Sonra öğretmenlerin arabalarını park ettikler yerde fırat hocamın arabasını aradım.
Arabasını mı değiştirmişti. Daha geçen gün siyah bir arabası vardı diye hatırlıyorum. Şimdi ise gümüş rengi. Takımıyla uyumlu. Sadece bir an gitmesem mi diye düşündüm. Vazgeçtim ve merdivenlerden inip sola döndüm.
Arabasına doğru ilerledim. O mu değil mi? diye camına dik dik bakmam sonucu, evet kesinlikle oydu. Arabanın etrafında dolandım ve yolcu koltuğunun kapısını açtım. Artistik bir şekilde kendimi içeri atmaya çalışırken neredeyse başımı çarpıyordum. Şükür çarpmadık.
Yerleşip kapıyı kapattım. Çantamı ayaklarımın dibine koydum. "Nasılsın menekşe?" Yandan side eyes bakışlarımı attım. "Tutku çıktıktan sonra çok sallantılıyım hocam." Trip attığımı anlasın diye onun tarafına bakmıyordum. Gür kahkahası arabada yankılandı. Çalışan arabayı hareket ettirip okuldan çıkış yaptı. Umarım kimse görmemiştir.
Güvenlik kamerası
"Bunu değiştiremeyeceğimi biliyorsun." Bir kıyak geçse mutlu olurdum. "Hocam tek bir şey soracağım tutkuyu yazmak kimin aklına geldi Allah aşkına." Derste düşündüklerimi dile getirirken gram utanmıyordum. Belki biraz ağlarsam değiştirirdi. Değiştirmeyeceğim dedi ama-
"Benim." Bakışlarımı ona çevirdim. Bana geleceğini biliyor gibiydi. Sabır. Allah belanızı vermesin hocam. "Bakma öyle. Sana geleceğini bilmiyordum." Bildiğin bir taraflarından atıyorlardı şu konuları. Ona bakmayı kesip önüme baktım. Emniyet kemerini çekip taktım.
"Değiştirmez misiniz?" Yoksa tahtayı porno açmak için kullanırım diye tehdit etmek istedim. Ah siktir. Bak yine aklıma geldi. Kucağına oturmuştum adamın.
"Tutkuyu farklı yerlere çek. Aşk üzerinden ya da." Düşündü. Ellerini bir tur direksiyonda çevirdi. Sonra tek eliyle kullanmaya başladı direksiyonu. Diğer elini vitese attı. Gözlerimi kısıp onu haince süzdüm. Kontrollü kullanıyor ani hız yapmıyordu.
"Ona en yakın olduğunu düşündüğün şeye çek." Tutku neyde vardır. Sex. Ama her sex de tutku var mıdır ki? Duygu aktarımı oluyordur herhalde. Hiç yapmadığımdan bu konuda biraz cahilim.
Bir haftan var ve hmm
Hayır düşündüğün şey olmayacak. Hocalarımlan biri ile sevişicem dedim ama bu bu hafta olmak zorunda değil. Daha zaman var.
Bence güzel olur deneyimlemek
"Sağolun hocam." Sesimi normal tutmaya çalıştıkça daha da alaylı çıkmıştı. Hocam göz ucuyla bana baktı. Vitesteki eli arabanın dokunmatik ekranına gitti ve bir şarkı arabada yayıldı. Sanırım bu konu ile ilgili konuşmamız bu kadardı. Diğer yarışmacılara başarılar dilerim.
Bir fırtına, bir öpücük
Her şeyi katabilir birbirine
Bir oda, iki kişi, sen ve ben
Bu şarkıyı hiç duymamıştım ama hoşuma gitti. Bir edebiyatçıdan daha fazlasını beklemezdim. Geçen gün odasında salak fizikçi karı gelmeseydi öpüşeceğimiz geldi aklıma. İkisiylede olamazdım. Kaç kişi benimle bu durumu yaşıyordu ki. Seçmem lazım ve ben-
Kıraç
Kimseyi kırmak ya da üzmek istemiyorum. İkiside sempatik geliyordu. Fırat hocaya 'seni istiyorum.' desem yargılamadan verebilirdi. Belki o da sorgulardı bilmiyorum yine de. Kafam karışık. Fakat kıraç yargılamıştı. O adam daha ilgimi çekiyor. Eğer bir şeyler yaşanacaksa kıraç hocamı tercih ederdim. Tercih etmeliydim.
Bunun farkındalığı ile gözlerim doldu. Başımı benim tarafımdaki cama çevirdim. Belki başka bir evrende, belki başka bir zaman çizelgesinde fırat hocamı seçmişimdir. (Ağlamak istiyorum.) ama bu evren ve zaman çizelgesinde kıraçın gölgesine sığınacağım. Suçluluk çekmemek için de fırat hocamla yakınlık kurmayacağım. Ne kadar yakın davranırsam kopmam o kadar zor olurdu.
Fakat küçük bir tarafım hep fırat hocamı isteyecek. Eğer onunla olursam neler olacağını düşünecekti. Onun küçük menekşesi olursam...
Seçimimi yapmıştım. Ben iki kişi arasında kalmayı hiç sevmezdim. İki yunan tanrısından birini seçmek. Hades mi? Poseidon mu? Hades kazandı. Oysa kıza bütün okyanusu verebilecekken kız gidip yeraltını seçmişti. Ne acı ama.
Evimin önünde gelince çantamı kucağıma alıp arabadan indim. Kapıyı kapatmadan önce fırat hocama "görüşürüz." Dedim. Eve giresiye kadar arabayı hareket ettirmedi ve bekledi.
Anahtarı çıkarıp kapıyı açmadan önce arkama baktım. Sütlü kahve gözlerini bana dikmiş her hareketimi izliyordu. Gözleri gözlerime çıktı. Burukça gülümseyip kısaca el salladım. Başını 'eywallah.' Anlamında salladı. İçeri girdiğimde kapının önündeki arabada da gitmişti.
...
Ders bitince sınıftan çıkıp kıraç hocamın odasına doğru adımladım. Bir kat yukarı çıktım. Geniş koridora adım attığımda bir beden yanımda belirdi. "Naber küçük ada?" Hay anneni. Yana sıçradım. Öyle gelinir mi? Bora hocam. Elimi kalbime koydum. "Korkuttum sanırım." Pisçe sırıtınca gözlerimi kısara ona baktım. Yok canım ne korkması.
"İyiyim hocam siz nasılsınız?" Yavaş yavaş kıraç hocamın odasına kaçmam lazımdı. Bu adam bana iyi izlenimler vermiyor. Bir adım atıp aramızdaki iki adımlık mesafenin yarısını kat etti.
"Kıraça gidiyordun sanırım." Hadi canım. Şaka yapıyorsun. Bu kata çıktığıma göre kesinlikle kıraça gidiyorum. Başımı olumlu anlamda salladım. "Öyle sanırım." Dedim. İkidir sanırım diyordu. Bir adım daha attı. Ona bakmak için başımı yukarı kaldırmak zorunda kaldım.
Gülümsedi. Komik olduğundan değil. Kendimi bana salak gibi hissetmek isteyen bir gülüştü bu. "Sakın geç kalma." Ben geç kaldığımı düşünmüyordum ama boracık sen öyle diyorsan bana müsade.
Orman yeşili gözleri gözlerimden ayrılmazken bakışlarımı kaçırdım. Çok yakındık. Ellerini arkamdaki duvara koysa kapana kısılmıştım. Ağzımda bir şeyler geveleyip kıraç hocamın odasına gitmek için adımımı attım. Engel olmadı. Sadece izledi.
Hayır yani çıplak da değilim. Açıkta bir yerimin de kaldığını düşünmüyorum. Ne bakıyo bu civciv. Kıraç hocanın odasına kadar ilerledim ve kapıyı tıklattım. Baktığını görmüyordum ama bakışlarının yakıcılığını sırtımda hissediyordum.
İçeriden 'gel' sesi gelmesiyle kapı kulbuna yapışıp aşağı indirdim. Kapıyı açıp arkamdan hızlıca kapattım. O adamla göz göze gelmek istemiyordum.
Kıraç hocam bütün ihtişamı ile koltuğunda oturuyordu. Giydiği asker yeşili kazağı ona yakışmıştı. Başını aldırıp bana baktı. Dudaklarında ufak bir gülümseme oluşacakken yüzümde gördüğü ifade ile bozguna uğradı. Yerinden hızla kalktı.
Yanıma gelirken kapıya yaslanmış öylece bekliyordum. Altına siyah bacaklarını kaplayan bir kot giymişti. Yanıma gelip önümde durdu. Başımı kahveleriyle göz göze gelmek için kaldırdım. Yüzümü iki eliyle avuçladı.
"Ne oldu?" Endişeli ses tonu şaşırmamı sağlarken sadece ona baktım. "Söyle bana kızım." Bir şey söylemek yerine kollarımı açtım ve ona sarıldım. Sırtımda kocaman çantam vardı ama kimin umrunda. O da şaşırmış olmalı ki birkaç saniye ellerini koyacak yer aradı.
Sonrasında sıcak avuç içleri saçlarıma ve omzuma sarıldı. Çantam olmasa belime sarılırdı. Başım kalbinin üzerine gelmişti. Biraz kalp atışlarını dinledikten sonra göğsünden ayrıldım. "Öyle içimden geldi." Ellerim sırtını hala bırakmamıştı. Bir tutam saçımı alıp kulağımın arkasına kıstırdı.
"Söylemeyeceksin yani" soru sorar şekilde gözlerime baktı. "Hocam şöyle ki. Çok sarılası bir insansınız." Tekrar sarıldım. Ah ne saçmalıyordum ben. Göğüsünden bir kahkaha yükseldi. Eliyle saçımı okşuyordu. "Hocam ha." Omzumdaki eli çantamın sapına gitti ve onu indirdi. Bir elimi sırtından ayırıp çantamı çıkarmasına izin verdim. Diğer elimi de kısa bir sürelik ayırdı. Çantamı benden ayırıp yan tarafa koydu ve iki elini de belime sardı.
Biraz üzerime gelip sırtımı kapı ile buluşturdu. Ellerimi sırtından göğsüne götürdüm. Ne yapıyordu bu adam. Başını eğip kulağıma yaklaştı. Nefesimi tuttum. "Hem bana hocam diyorsun hemde ne olduğunu söylemiyorsun." Kalp atışım istemsiz hızlanmıştı. Bir şey olmamıştı bora hoca yüzünden biraz gerilmiştim. Hocam da dememeliydim. Yasaklı kelime gibi.
Başımı yana çevirince burnum yanağına değdi. "Bir şey olmadı hocam." Bastıra bastıra 'hocam' dememe karşın kaşlarını kaldırdı. "Ada." Adımı otoriter söylemesiyle ufaktan bit gerildim. Sorgulanmaya alışıktım. Aileme yaptığım her şeyin hesabını veriyordum. "O it yüzünden mi böyle oldun?" Ağzım açık kaldı.
Belimdeki ellerinden birini yanağıma çıkardı. "Biliyordum." Beni yavaşça yan tarafa ittirdi ve kapıyı açmak için elini uzattı. Hızlıca elini tuttum. Olay çıksın istemiyordum. Hele bora civcivi yüzündense hiç bulaşmamayı isterdim.
Bakışlarını bana çevirdi. "Size gelmeden önce merdivenleri çıkınca karşılaştık. Halimi hatırımı sordu. İnan başka bişey demedi. Zaten konuşmak için çabalamadım bile. Sonra kıraçı bekletme deyip gitti." Gözlerindeki sertlik biraz daha hafiflemişti. Ellerimiz havada duruyordu. "Sana inanıyorum." Elini indirdi bu sayede benim de elim inmişti. Yerdeki çantamı alıp masasına götürdü.
Derin bir nefes alıp verdim. 'Oh.' İyiyiz. İki iri kaplanın savaşmasını engelledim. Aferin ulan bana. Bende arkasından ilerleyip sandalyelerin birine çöktüm.
Masasının önündeki yüksek sehpaya ders defterlerimi çıkarırken sessizdi. Ben yapmak istesemde elimi ittirmişti. Sonrasına sandalyesini benim sandalyemin yanına getirip oturmuş ders anlatamaya başlamıştı.
Sakince ders anlatışını dinliyordum. Ara ara gözüm ona kayıyordu ama zorda olsa derse odaklanmaya devam ediyordum. Elindeki kalemi çevirdi ve yarım saatin ardından yüzüme baktı.
Ben bu adamı seçmiştim. Ve hala bana ders anlatıyordu. Beni sever miydi? Severse aradaki yaş farkı göze batardı. İnsanlar cinsel ihtiyacı gidermek için beni sevdiğini söylerdi.
Ne bekliyordun
Bana bilmediğim duyguları yaşatan bu adamla geleceğimin olması imkansızdı. Üzerime bir hüzün düştü. Babamdan görmediğim sevgiyi korumayı ondan görmüştüm. Güven problemim olmasına rağmen güveniyordum ona. Aklıma salakça girdiğim iddaa geldi.
Oysa sadece bana ilgi verdiği için mi onu seviyordum. Siktir. Ben cidden bu adamdan fena derecede hoşlanıyordum.
"Ne düşünüyorsun?" Sesiyle uzun süredir ona baktığım aklıma geldi. Gözlerimi kaçırıp önümüzdeki problemlere baktım. Büyü ve kendi problemlerini kendin çöz matematik ben seni çözemiyorum çünkü.
"Hiçlik." Kaşlarını çattı. Ben bide bu adama onu istediğimi söylemiştim değil mi? Ver ablama ilgiyi.
Üzerime eğilmek yerine sadece yüzüme baktı. Bu haline hiç alışık değildim. Trip mi yiyordum. Sırf Bora hoca ile karşılaştığım için.
"Yalan söyleme bari ada." Ders işlediğimiz test kitabını kapattı. Elimdeki kalemi bıkmışçasına masaya bıraktı. Bıkmış mıydı benden? Bıktırmış mıydım onu.
"Kim üzdü seni gidip hesabını sorayım." Anlık itirafı ile yüzüne baktım. Yorulmuş görünüyordu. İçten içe hesap sorması hoşuma gidebilirdi.
"Yorgunsunuz hocam. Bitirelim." Dedim masadaki test kitabı ve kalem kutuyu çantama koymak için çantama eğilmişken. Çantama yerleştirip fermuarını çektim.
"Sarılırsan geçer." Başımı çantamdan ona kaldırdım. Tabi ki ona sarılırdım. Kapıdan girdiğim gibi de sarılmıştım.
Sandalyemde biraz ona yaklaştım ve kollarımı açtım. Boynuna sarıldım. Bir elini saçlarıma ve diğer elini de belimde tuttu. Yağmurdan sonraki toprak kokusunu içime çektim.
"Noldu sana?" Ona hocam dememe bile çok bir şey dememişti. Kesinlikle morali bozuktu.
"Canım sıkılıyor güzelim." Daha sıkı sarıldım. Dağ gibi adamın hali kalmamıştı. Bu normal değil.
"Nasıl düzeltebilirim?" Saçımı öptü. Kalbim bir anlık tekledi. Sakin ol şampiyon.
"Başkalarının kırdığı kalbimi düzeltmeye çalışma." Ondan uzaklaşıp yüzüne baktım. Başkalarının kırdığı mı? Kız meselesi olamaz değil mi? Nolur olmasın.
Gözlerinin kahvesi bile sönmüştü. Elimi yanağına götürdüm. İmkansız olsa bile belki denemeden bilemezdim.
"Hem yarın biz dışarı çıkmayacak mıyız? Ben böyle bir adamla gezmek istemiyorum." Alayla söylediğim şeye kaşlarını kaldırdı.
"Nasıl bir adamla gezmek istiyorsun ada hanım." Düşünürmüş gibi yaptım. Moralini biraz da olsa yükseltebilmenin mutluluğunu yaşamalıydım.
"Yani şimdi böyle sorunca da olmadı. Yanımda mırlayan bir kedi gezdirmek istemem." Gözlerinden şaşkınlık akıyordu. Böyle bir şey diyeceğimi düşünmediği her halinden belliydi. Bildiğin dağ gibi adama kedi demiştim.
"Kedi. Ben." Başımı iki yana salladım. "Mırlayan." Diye ekledim.
Yüzünü yüzüme yaklaştırırken sırıtıyordu. Dudaklarına baktım. Sonra gözlerine. O da aynısını yapmıştı. Hafif geriye gitmeye çalıştığımda beni kendine daha çok çekti.
Bedenlerimiz arasındaki tek engel bu sandalyelerin kollarıydı. Karnımın oraya çarpmasıyla yüzümü buruşturdum. Bunu anlayan kıraç hocam beni daha sert kendine çekti. Böğrüme giren demirle kaşlarımı çatıp ellerimi omuzlarına koydum.
Biraz alan yaratmak adına omuzlarından onu ittirdiğimde beni daha da kendine yapıştırdı ve bu kodumun sandalyesinin kolu da karnıma girdi. Bütünleştik hocam.
"Hocam biraz daha çekerseniz, artık bir midem böbreğim ya da bağırsağım olmayacak." Elini bacağımın altından geçirip beni kucağına çekti. Yan bir şekilde kucağında oturmuş bakışıyorduk.
"Teşekkür ederim." Gülümseyerek elimi omzundan ensesine çıkardım.
"Ben bir kedi değilim." Omuz silktim. Bir eli hala bacaklarımın altındaydı.
"Kaplanda kedigillerden." Dedim. Bacaklarım çok rahat olmadığından kucağında hareket edip bir bacağımı diğer tarafa attım. Fırsattan istifaden iki elini de belimde birleştirdi.
Geriye yaslanınca ona daha da yaklaştım. Beni de kendisiyle çekmişti. "Kaşınıyorsun kızım." O da rahat bir oturuşa geçmek için bacaklarını biraz daha açtı.
"Fabrika ayarlarına dönmene sevindim kıraç. Öbür türlü çekilmiyorsun." Yaklaşıp burnumun ucunu öptü. Ardından boynuna sokuldum. Kokusunu derince soludum. Bu koku antidepresan yeminlen.
"Demek minik kızım benim moralimi düzeltmeye çalışıyordu." Başımı aşağı yukarı salladım boynundan. Özellikle o bölgesine oturmamak için uzanır pozisyonda duruyordum.
"Ama bu kedi olduğunu değiştirmiyor. Mırlayan." Bir dakika her kedi mırlardı. Ah mantığımı çok seviyorum.
"Kediyi sana gösteririm ada." Kalçamı büyük elleriyle avuçlayıp beni kendi bölgesine çekmeye başladı. Gittikçe yaklaşırken ellerimi göğsüne koyup onu durdurdum. Oraya oturmak isteyeceğim bir şeydi ama bugün değil.
"Tamam sen kazandın. İttirme." Gür kahkahası kulağımın dibinden yankılandı. Elleri kalçamda dururken hala tehlikedeydim.
"Kim kediymiş güzelim." Başımı daha fazla boyun girintisine gömüp kaybolmak istedim. Niye kedi demiştim ki adama. Sadece neşelensin istemiştim.
Baya neşeli bence küçük kıraç
Elleri saçlarıma gitti. Kalçalarımdan uzaklaşmasıyla rahatlamıştım. "Moralimi düzeltmeye çaba harcamanın bile beni mutlu ettiğini dile getirmek isterim." Fazla mı beyefendice konuşmuştu.
"Ama buna beni alıştırırsan ortalıkta morali bozuk gezmekten de keyif alacağım." Kızardığıma yemin edebilirim. Bunu şerefine kucağından yavaşça kalktım. Saat geç olmadan eve gitsem iyi olacak.
Anında sorgular bakışlarının esiri oldum. "Bence beni eve bırakırsınız kıraç bey." Ellerini dizlerine koyup ayağa kalktı.
"Memnuniyetle hanımım."
...
Okyanus esintim. Kıydılar sana. Ben hep seni istedim oysa ki. Gittiler bir orman toprağına tutuldular. Yazar üzgün. Yazar çok üzgün. Lütfen dokunmayın.
Hem yazdım hem kendime kızdım. Bir karar vermesi gerekiyordu ama artık. 19. Bölümü milat yaptık.
Sizce dördüncü kanata devam mı edeyim yoksa dikenler ve güller sarayına mı başlıyım. Dikenler ve güller sarayını okuyanınız var mıdır?
Diğer bölümü ne zaman atarım bilmiyorum. Yazdıkça sınır koymadan atmaya çalışacağım.
Seviyorum sizi.
Görüşürüz.

