İçeriğe geç

AH BE HOCAM+18

Bölüm 19 · 15 dk okuma

AH BE HOCAM+18

Bölüm 19

Bölüm 18

İyi okumalar

...

Cumartesi günü akşamı

Sarışın adam saçını geri atarken karşısındaki titreyen kıza kendine olmayan bir duyguyla baktı.

Şevkat.

Kızı ayaklarına çağırdıklarından beri korkusu bu dört duvarın dışından bile hissediliyordu. Arda iyi iş çıkarmıştı. Kız da aşkından ne yapsın gelmişti.

Adam oturduğu sandalyeden kalktı. Kızın gözleri kısa bir an ona kaysa da kendini toparladı. Neden gelmişti ki buraya. Bu adamlar ondan ne istiyorlardı. Ne isteyebilirlerdi. Mafya oldukları her halden belliydi fakat daha önce böyle bir holdingin olduğundan emin bile değildi.

Adamın ayakkabılarından çıkan ses odada yankılandı. "Ada, Ada siles. Fırat ve kıraçı etkilemiş durumda. Ona bir seçim hakkı sunmanı istiyorum. İkisinden birini seçsin ve ben diğeri ile birlikte seçtiği kişiyi yok edeyim."

Adamın şartları açıktı. Her zaman kartları açık oynardır. Kapalı kapılar ardından iş yürütmeyi saymazsa tabi. Oyunu daha başlatmamıştı. Perşembe o dershaneye gidip adayı canlı görecekti. Bu kız nasıl olmuş da iki rakibini de etkilemişti.

Kuyumcular için biçilmiş kaftandı. "Arkadaşıma ihanet mi edeyim." Kızın sesi cılızdı. Soğuktan buz tutmuş elleri bacaklarının arasında ısınmayı bekliyordu.

Adam kızın oturduğu sandalyenin karşısındaki sandalyeye oturdu. Bu kıza zarar vermek istemiyordu. Güzel bir kız, her zaman yaşamayı hak eder. Eğer bu kız adayı ikna etmezse Arsen bu kızı becermekten keyif alırdı. Hangi ihtimal iyiydi?

Arsen dirseklerini dizlerine dayadı. "İhanet değil küçük kız." Adam 'cık' ladı. "Hedef göstermesini istiyorum. Neticede iki hocası da mezara girecek. Belki biri diğerinden uzun yaşarsa bilemem."

"Ne yapıp ediyorsun en geç 1.5 ay sonra bana seçtiği kişi ile fotoğraflarını getiriyorsun." O zamana kadar kızın ensesinde olmalıydı. Bu korkak kız ya bir hata yapardı ya da cidden istediğini getirirdi. İki ihtimal vardı. Ya ölürdü ya yaşardı. Bu kadar yaklaşmışken adam önüne kim gelse harcardı.

Kızın dili damağı kurudu. Ne diyordu bu adam. Hangi akla hizmet gelirdi buraya. Küçük sıçan arda onu kandırmıştı. Şimdi de en yakın arkadaşına ihanet etmesi onun arkasından iş çevirmesi gerekiyordu. Yoksa onu öldürürler miydi? Tecavüz mü ederlerdi? Aklına binbir türlü işkence geldi. Gözleri doldu.

Fırat hocasının ölümüne yardım etmek gibi bir şeydi bu. Vicdan azabı ömür boyu bırakmazdı. Öte yandan Kıraç hocayı tanımıyordu.

"Yo yo yo. Ağlama küçük kız. Sana söylediğimi yaparsan yaşamana izin bile veririm. Aslında çok basit bir şey istiyorum. Lafının bile olmaması gerek." Adam onunla alay ediyordu. Konuşma tarzını sevmemişti kız. Gözlerini karşısındaki adama çevirdi.

"Yaşamam karşılığında bunu mu yapmalıyım." Adam başını salladı. "Bak sende anlamaya başladın." Küstahça sırıtmaya başladı. Bugüne kadar istediği her şeyi almıştı. Bunu da alacaktı. Fırat Yankı Yılmaz ve Kıraç Altan Çağlaroğlunun kapanmamış hesapları çok yakında kapanacaktı.

"Bunu yapacaksın küçük kız. Yoksa haberim olur." Adamın sözleri kızın suratına rüzgar misali çarparken kız ne yapacağını düşündü. Tek çaresi vardı. Adayı ikna etmek. Ya da ona yapamayacağı bir şey ile meydan okumak. Biliyordu ki kız bunu yapardı. İçine sinmeyen bir şeyler vardı. Belki adaya söylese bir şeyler yaparlardı hocaları. Ama bir yandan ölmeye değer miydi?

Kapıya gelen koruma kıza çıkma zamanının geldiğini bildirdi. Kız adamın yüzüne bakmadan çıkışa ilerlerken Arsen sözünü daha bitirmediğine karar verdi. Son bir söz ile kızı iyice ağına alacaktı.

"Unutma küçük Sevil, bir bakmışsın bir nefes kadar yakınındayım." Ve kız koşarak adamın ofisinden ayrıldı. Gözlerinden yaşlar istemsiz akarken en yakınına bunu nasıl yapacağını düşünüyordu. Bir söz birden fazla anlam içerirdi ve bu son söylediği düşünmek istemediği anlamlar içeriyordu.

Nasıl belli etmezdi. Ada onun her şeyiydi. Anlardı ki. İçindeki bir diğer tarafsa her şeyin planını yapmıştı. Kız zaten iki hocası ile de hatırı sayılır bir yakınlığı olduğunu tahmin ediyordu. Ordan ilerlerdi. Bu ortaya çıkarsa ada ona fena derecede kızacaktı.

Adanın kızmasına kalmadan bu sarışın adam öldürürdü belki onu. Çıktığı binaya omzunun üstünden baktı. Adları batsın diye düşündü.

KUYUMCULAR HOLDİNG

Bu sırada sarışın adam camdan kızın çıkışını izliyordu. Nasıl da titriyordu yavrucak. Ona bir şart bile sunamamıştı. Oysa bunu yapma karşılığında ondan bir şey isteseydi arsen seve seve verirdi. Elindeki viskiden bir yudum aldı. Arkasından güvendiği adamlardan biri konuşunca dahi gözlerini giden kızdan ayırmadı.

"Sonunda onu da öldürecek miyiz patron?" Arsen başını salladı. Bu işe bulaşanların hiç biri sağ çıkamayacaktı. Bir iş yapıyorsan arkasını temizlemen lazımdı.

"Hepsini öldüreceğiz. Ama adayı bunları öldürdükten sonraya saklayacağım. İçimden bir ses onu seveceğimi söylüyor." Bir yudumda viskiyi kafasına dikti. Kıraçın dershanesine gittiği anda oyun başlayacaktı.

"Eğlenceli olacak."

Günümüz

Bir Perşembe gününden daha merhabalar sayın seyirciler bendiniz ada bugünkü haberler sunmak için karşınızda bulunmakta.

"Bel altı konuşmayalım diyorum da-" yanımda oturan halime baktım. O mu bel altı konuşmayacaktı. Bugün melek gelmediği için yanıma oturmuştu bende sesimizi çıkarmamıştım.

"Sen ve bel altı halime gözünü sevim." Haziran, genelde halime ile bel altı konular konuşmayı severdi. Ne yapıcan canım erkenlik ve merak işte. Mesela geçen gün penisin hangi pozisyonda kırıldığını öğrenmiştik. Pek iç açıcıydı doğrusu.

"Ne biri Sevil mi dedi. Evet aşkım bel altı. Gönder." Sevil ellerin masaya koyup eğilmiş sanki halime devlet sırrı söyleyecekmiş gibi gözlerini dikmişti.

"Bu Türk erkeklerinin ortalaması çok kısa be." Grup, ne ortalaması olduğunu şak diye anlamıştı. Sevil 'bu muydu yani' bakışlarını atıp masadan ellerini çekti.

"Bilmediğimiz bişey söyle halime." Sevilin hevesi kaçmıştı.

"Kanka ama bak 16 cm. Bilemedim." Dedi halime hepimize bakarak. Özellikle bir tık kısık ses ile konuşuyorduk. Sonuçta sınıfta ismimiz çıkmasın canım.

"Beni bir 29 paklar anca." Dediğim şeye kendim de güldüm.

"Bence de ada. Buluruz sana bir 29 cm." Hazirana kaşlarımı kaldırarak baktım. Bul lan. Bul bak ben arkandayım.

"Oyun mu oynasak." Sevilin konuyu değiştirme çabalarına bakılırsa eski sevgilisininki 13 falandı. Hayır hayır arkadaşımı sevmem onun sevgilisini de sevmem anlamına gelmiyordu. Hiç bir sevgilisini de sevmedim zaten.

"Bakıyorum konu hoşuna gitmedi."

"Gitmedi değil de bu bel altı soruları doğruluk cesaret oynayarak mı birbirimize yönlendirsek." Aslına mantıklıydı. Sevil hazirana baktı. Haziran başını salladı.

"Hadi oynayalım." Birden karar verilen oyuna ayak uydurmak zorunda kaldım. Zaten son saateydik. Mükemmel bir soru sorucam sizce kim var?

Alemenyum. Normalde serbest bırakmanın S sini bilmeyen adam derse girdiği anda 'serbestiniz.' Demiş öğretmenler masasına çömmüştü. Kombini de bilemedim. Kareli gömlek ve siyah pantolon. Eh bir Fırat hocam edemez. O mavi gömlek ve sarı kazak-

Sus artık unut şunu

Haziran çantasındaki sırma su şişesini çıkarıp bizim masaya koydu. O koyduğuna göre o çevirecek. Sevile baktım. Bana göz kırptı. Bu oyunu boşu boşuna istemediği belliydi. Bir kaç gündür arkadaşımda bir haller var ama bir bulsam. Bir şey olsa bana anlatırdı diye düşünüyorum. Yanlış mı düşünüyorun?

Şimdilik susacağım. Belki gerçek kişiliğini bilmiyordum da yeni yeni gösteriyor. Ya da mafyaya bulaştı ve beni de en adi suçlarından birine sürükleyecek. Aslında hayır demem. Aksiyon iyidir. Yakında çıkar kokusu.

Haziran şişeyi çevirdi ve kapak kısmı halimede alt kısmı sevilde durdu. Sevil ellerini birbirine kenetleyip sordu. "Doğruluk mu? Cesaret mi?" Halime biraz düşündü. Sonunda kararını vermiş olacak ki. Sevile kötü sayılabilecek bir bakış attı.

"Doğruluk." Sevilin yüzü düştü. Soracağı soruyu önceden düşünürdü hep. "Hiç biriyle ilişkiye girdin mi?" Halimenin yüzü kısa bir anlığına dağıldı. Ağzını açtı. "Ben namuslu bir kızım sevil, sizin aksinize." Halime başını bana ve hazirana çevirdi. Biz namussuz mu oluyoruz yani. Hadi canım.

"Az önce 16 ya kısa diyen senken bilemedim." Halime ona atılan lafa karşılık verdi. Hakkını savunan arkadaşımız podyumda. "Soruyu tam anlamadın sanırım ada." Omuz silktim.

"Sadece görmeden nasıl biliyorsun." Halime ağzını açıp cevap vereceği sırada haziran araya girdi. "Tamam yeter atışmayın. Çevir halime." İkimizde suspus olmuştuk. Şu an fena gıcıklığım tuttu. Görmeden de bilmesi normaldi. Yine de boğazına yapışıp karnını rotringim ile deşesim var.

Halime şişeyi çevirdi ve bana kapak kısmı. Sevile ise alt kısmı geldi. "İkidir sana geliyor güzelim." Sevil sağ elini kalbine koyup oturduğu yerden başını eğdi. Bu haline güldüm.

"Doğruluk mu? Cesaret mi?" Düşünüyormuş gibi yaptım. Belliydi ne diyeceğim. Eğer gidip de cesaret desem beni alemenyuma rezil ederdi. "Doğruluk." Sevil kaşlarını çattı.

"Fırat hocan mı Kıraç hocanı mı seçersin ada." Belliydi böyle bir soru soracağı şaşırmamak lazım.

"Neye göre seçerim Sevil hanım." Gözlerin bana dikti.

"Olası bir durumda seni koruyacağına inandığın hocan kim ada." Bir anda sesi ciddi bir hal almıştı. Elimdeki kalemi bir tur çevirdim. Bu kadar ciddiyete gerek var mıydı? Bak bende strese girdim.

Stres demişken bit ara monopoly oynayalım. Ama takım elbise falan giyelim öyle. Bu ciddiyet onun ciddiyetiydi. beni koruyacağına inandığım. Hmm. Aslında ikiside beni hayli hayli korurdu. Kıraç hocamın beni bir kere koruduğu aklıma gelince onu söylemeye karar verdim. Bir kere yapan bir kere daha beni koruyabilirdi. Öte yandan fırat hocama haksızlık da yapmak istemiyordum.

"İkiside." Sevil başını iki yana salladı. "Sadece biri." haziran ve halimenin gözleri ikimizin üzerindeydi. Affet beni fırto hocam. Seviyorum seni.

"Kıraç hocam."

Haziran sevil konuşacakken böldü. "O kim?" Sevil hazirana dönüp anlatmaya başladı. "Adanın dershanedeki matematik hocası."

"Kanka edebiyatçı yerine bir sayısalcı olarak kıraçı seçmen iyi olmuş." Haziran elini uzatıp elimi uttu. Layn nolii. 'Hayırdır' bakışlarımı hazirana gönderdim.

"Ver kanka ver arkandayım." Elimi çekip haritanın kafasına bir tane çaktım. Bir nida koparıp elini vurduğum yere koydu. Salak salak konuşuyorlardı. "Düğününüzde bu anı hatırlatmayan şerefsiz ulan." Benim arkadaşlarımda beyin yetmezliği var. Ben buna eminim.

Düşün yani hocama 'seni istiyorum kıraç' dediğimi duysalar. Düşünmek bile istemiyorum. Sanırım bende de var beyin yetmezliği.

"Umarım en doğru kararı verirsin mümin kardeşim." Halime yanımdan kolumu dürttü. Sabır yarabbim sen ben neler ile sınıyorsun.

Bu konu biraz daha uzadı. Sonunda herkesi bir araya getirmek zor olmuştu. Bir kaç kere daha çevrildi şişe. Bazılarına ben sorarken bazılarına da cevap vermiş, doğruluk hakkım sıfırlanmıştı.

Nöbetçi öğrenci gelip sınıf defterini aldığında hoca bir kişiyi telefonları almak için bir aşağı kata göndermişti. Bizde bu sırada son bir kere çevirme kararı aldık. Haziran çevirdi. Benim ve sevilin arasında durdu. Sevile kapak tarafı bana da alt tarafı gelmişti. Ben soruyordum.

"Doğruluk mu? cesaret mi?" Cesaret hakkını bir kere kullanmıştı. Tekrar kullanırsa yapacağı bir şey bulmam bu kısacık zamanda zor olacaktı. Doğruluk der ise de benden sakladığı bir şey olup olmadığını soracaktım. Şu sıralar çok şüpheli davranıyordu. Ona göre korkmaya başlıcam.

"Doğruluk." Derin bir nefes aldım. "Benden sakladığın bir şey var mı? Evet ya da hayır?" İstemsiz kalbim daha hızlı kan pompalamaya başlamıştı. Diyeceği cevaptan az da olsa korkuyordum. Sevil düşündü düşündü. Bende zaten bu süre boyunca cevabımı almıştım. Çok düşündü.

"Hayır senden sakladığım bir şey yok." İnandım sevil. Bakışlarımı sevilden çekip çantamı toplamaya başladım. Bir şey saklıyordu. "Ada bak cidden bir şey saklamıyorum." Çantamı sıranın üzerine çıkardım. Montumu da sıranın altında aldım.

"Çok düşündün sevil." Kızlar da eşyalarını toplamıştı. Sevil de hızlıca eşyalarını toplayıp bana döndü. "Ada, canım benim senden sakladığım hiç bir şey yok." Gözlerinden bile anlaşılıyordu. Başımı ona çevirmeden ceketlimi giydim. Benden saklayacak kadar ne önemli olabilirdi ki. Benim en yakınım oydu.

Telefonlar geldi ve herkes kendi telefonunu almaya gitti. Bende kendi telefonumu alıp yerime döndüm. Zilin çalmasına çok az kalmıştı. Dershanede fizik dersi vardı bugün ve yeni hoca gelecekti. Bakalım nasıl anlatacak. Ve kıraç hocanın nefretini üzerine çekmesinin bir nedeni olmalıydı.

Heyecan dorukta. Zil çaldı. Her çıkışta seville çıkan ben bu sefer sevili beklemeden çıktım. Haksızlık ediyordum belki. Özel bir meseleydi. Sinirim az da olsa geçince onunla konuşurdum. Yine de anlatmak istemezse artık Allah kerim.

...

"Ne dicem bu yeni gelen fizikçi sabah gurubuna girmiş de." Hepimiz ceydaya baktık. Baran yanımdaki masada ceyda ise benim önümde oturuyordu. İrem ise duvar kenarı en köşeyi kapmıştı. 4 kişilik sınıf ne harika. Hani bize öğrenciler gelecekti. Where are the students?

Baran "ee." Dedi. "Eesi şu canım. Gelen hoca analarını bellemiş. Herkese tek tek soru sorup tahtaya kaldırmış. Her yapamadıkları soru içinde 100 tane soru kitlemiş. Sabah gurubu bu yaptığına çok sinirliler ama gidip de kıraç hocaya söyleyememişler." Ceydanın dedikleri ile ağzım açık kaldı. Bu hoca da neyin neysiydi? Hele bide 100 soru kitlemek. Acımasız.

Baranında benden farkı yoktu. Elini alnına koydu. "Desene ayvayı yedik." ceyda gülüp barana baktı. "Ben ona ayva demezdim."

İrem kenardan bize bakıyordu. Kızı sevmediğimi söylemiş miydim? Sanırım söylemiştim. Aklıma gelen şarkıyı mırıldanmaya başladım. Biz ne hocalar görmüştük. Bu mu koyacak.

"Sırtım yere gelmedi halen. Gelsin diye uğraşır alem." Ceyda ve baran kendi aralarında konuşmaya girdiklerinde bana dikkat etmemişlerdi. Ya biz nasıl olurda bu şarkıyı arabada çalmazdık. Bak içime oturdu şimdi.

Bir anda hocanın sınıfa ışık hızı ile girmesiyle konuşan baran ve ceyda susmuştu. Bende neden sustu bunlar diye bakarken onu gördüm. Yeni fizik hocamız. Vay anasını sayın seyirciler. Dünyada böyle taşlar var mıydı? Ben fırat ve kıraç hocamla yarışacak birini hiç düşünmemiştim ama bu adam. Yeşil bakışları hepimizde gezindi. Sonunda bende durunca gözlerinden anlayamadığım bir duygu geçti. Sonra sarı saçlarını tek eli ile geriye attı.

"Merhaba arkadaşlar. Bir 10 dakika tanışalım. Sonra derse geçeriz." Hepimize teker teker ismini ve ne meslek istediğini sordu tipik yeni gelen hoca davranışlarıydı. Sonunda sıra bana geldi. Sınıfta 4 kişi olunca fazla hızlı geldi.

"Ben ada. Ada siles." Ne istediğime karar vermediğim için söyleme gereği duymadım. Olmadı yazar oluruz. Ya da mimar. Bu durumlar çok karışıktı. Bir ara dershanenin rehber hocası ile konuşmalıydım. Adını bilmediğim sarışın fizik hocası kaşlarını kaldırdı. Sanki aradığı nadir bir taşmışım gibi beni süzdü. Yerimde rahatsızca kıpırdandım. Tamam iyi hoş hocam da. Yok yok ben seni sevmedim.

Bana yiyecek gibi bakıyordu. O yeşil orman gibi gözlerini sonunda üzerimden çekince bir oh dedim. "Ben Arsen Bora Kuyumcu. Umarım iyi anlaşırız çocuklar." Bunu sıkıyosa iyi anlaşmayalım tarzında söylemişti. Götü kollamam lazım.

Arsen bora mı? yabancı mıydı? Ben bora demeyi tercih ederim. "Hocam hangi isminizi kullanıyorsunuz." İrem cırtlak sesi ile sorduğu sorunun cevabı için hocaya baktım.

"Genelde Arseni kullanırım." Sizde onu kullanın demişti. Yo ben bora dicem. Kaşınıyorum var mı diceğiniz?

"Diğer fizikçiniz ile nerde kalmışsınız?" Yanında kitap bile olamadan gelen birine göre hoca olarak sayılmamalıydı. Tanışma faslını ne kadar uzun tuttu görüyorsunuz değil mi? Üzerine giydiği beyaz gömleği ve altında da gri çizgili pantolonu ile fena durmuyordu. ama bu bana olan bakışlarından rahatsız olmadığım anlamına gelmiyordu.

Geniş sırtını dönüp tahtaya kırmızı kalem ile başlık attı. Bu hocalar fazla mı vücut çalışıyordu. İlginç. Bora hocaya kötü bakışlar atıp defterime yazdığı başlığı yazdım.

Basit harmonik hareket

...

"Kolay konu halledilir. Sorunuz olursa beni görünce getirirsiniz." Baygın bakışlarla hocaya baktım. Motor takmış gibi bütün konuyu iki derste işlemişti. Ara bile vermemiştik. ben daha kötülerini gördük mü demiştim. Bu farklı bir boyuttandı. Herkes toparlanmaya başlayınca bende eşyalarımı topladım.

"Hocam çıkabilir miyiz?" Ceyda hocaya sorduğu soruyla ayaklanmış bana bakmıştı. Bende ayaklandım. Baran da montunu giyiyordu.

"Tabi çıkın. Ama ada bir kaç dakika dursana" ceydaya baktım. "Git sen." Başını iki yana sallayıp telefonunu diğer eline aldı. "Beklerim ada."

"Gerek yok. Lütfen geç kalma." Başını 'öyle olsun' dercesine sallayıp çıkışa yöneldi. Baran da omzuna dokunup ona dönmemi sağladı. "İkidir ekiyorsun bizi, kalbim kırılıyor." Dudaklarımı büzdüm. "Bir dahakine." Tebessüm edip yüzüme baktı ve kapıya doğru ilerleyip çıktı.

Bir kaç dakika içinde irem de toparlanıp çıkınca yeni gelen bora hoca ile yalnız kalmıştık. Şimdi fark ettim de etrafına korkutucu bir aura yayıyordu. Ayakta bakışlarımı ona diktim.

"Ben istediğim çoğu şeyi almışımdır ada." İyide bundan bana ne hoca. Ne istiyorsun yani? "Dikkatli ol." Sınıftan çıkıcağı sırada konuştum. Bu sarı civciv ne diyoru böyle. Mafyaya mı bulaştım ki. Ya da bilmediğim bir kişilik bu adam ile anlaşma yapmıştı.

"Anlamadım hocam." Başını bana çevirdi. Orman yeşili gözlerinden buram buram tehlikeli yayılıyordu. Geri adım atma dürtümü zor durdurdum.

"Anlarsın yakında. Anladığında yanıma yaklaşma ama. Önceden uyarayım ben." gözlerimi bir kaç kez kırpıştırdım. Ulan ne lan bu hareketler. Sınıftan büyük adımlar atarak çıktı. Bir şeyler dönüyordu. Hem de çok fena bir şeyler.

Bir kaç dakika hayatı sorguladıktan sonra salak salak sınıfta dikildiğimi fark edip çıkışa yöneldim. Sınıftan çıkıp merdivenlerden indim. Hilal hocaya selam verip dershaneden çıktığım sırada Kıraç hocam paltosunu düzelterek arkamda durdu.

"Bırakayım mı güzelim?" Bu adamın yaydığı güven duygusuna hayranım. Başımı ona çevirdiğimde arkadan gelen bora hocaya kaydı bakışlarım. Sırıtarak bize doğru geldi.

"Görüşürüz Kıraç hocam." Yanımızdan geçip tahminen arabasına doğru yürümeye başladı. Böyle bir adamın belediye otobüsü kullandığını düşünmüyorum. Vizyonsuzluk olur.

Kıraç hocam ona cevap vermek yerine nadiren attığı sert bakışlarını attı. Bense soğuktan titredim. Bakışlarını bana çevirip "Araba şurda gel." Beni yönlendirirken onu takip ettim.

Arabasının yolcu koltuğunu açıp bindim. O da sürücü koltuğuna binince arabayı çalıştırdı. "Ben bu hocaya sevmedim." Bir anda böyle bir şey söylememi beklemiyor olsa gerek kaşları çatılmıştı.

"Bir yanlış mı yaptı sana." Arabayı hareket ettirdi. "Sadece garip bir havası var hocam." Arabayı ana yola çıkardı ve bakışlarını bana çevirdi. "Hocam." Yaptığım hatayı fark edip "Kıraç." Diye düzelttim. Alışmam zor olacaktı.

"Onunla tek kalmamaya çalış. Seni her zaman korurum fakat Arsen en olmadık zamanları yakalamakta bir numara." Onunla tek kalmamaya çalışmak mı? İlk günden başarısızlık. Bunu söylesem ilk günden belki hoca bana daha da kinlenecekti. kendime saklamaya karar verdim.

Bora hoca hakkında böyle konuştuğundan yola çıkarak onu tanığını varsayıyordum. Kesinlikle tanıyordu.

"Ee anlat bakalım ders nasıldı?" Omuz silktim. Havadan sudan konuşmak iyi gelebilirdi.

"Aynı ho- kıraç, fazla hızlı gitti hoca. Bir an hayatı sorguladım." Bu dediğime kahkaha attı. Komik miydi? Ciddi bakışlarımı ona çevirdim. Yan profili bir insanın bu kadar güzel olabilir miydi?

"Şaşırmadım. Bakma öyle komikti."

"Değildi. Gel bide sen benim yerime derse gir." Cama baktım. Gülüyor ya. Canım çıkmış benim adam gülüyor.

"Tamam tamam kızma. Bişey demedim." Yolda biraz gaza bastı. "Bakıyorum emniyet kemeriniz yok hanımefendi." Yeni fark ettiğim ayrıntı ile emniyet kemerini çekiştirip hızlıca taktım.

"Sana güvendiğimi başka nasıl belli edebilirim." 'Hıh' layıp yandan bana bakış attı. Kısa bir an bakışlarımız birleşti.

"Bana güvendiğini biliyorum. Karşıdan gelen bir yavşak yüzünden seni kaybetmek istemiyorum. O yüzden o emniyet kemerin takılı olsun." Şaşkın bakışlarımı ona çevirdim. Ne denirdi ki böyle bir cümleden sonra. Bir anlık içim yumuş yumuş oldu. Beni kaybetmek istemiyordu. Öğrencisi olarak Nadide bir yere sahibim tabi ki.

Sıkıntılı mısın?

"Ayrıca evet öğrencimsin fakat dışarıda öğrencim değilsin. Bende senin hocan değilim." Neyimdi o zaman. Dışarıda neyim oluyordu. Neden bişeyim olmasını amansızca istiyordum.

"Neyimsiniz o zaman ho- kıraç." Ah siktir. Hocam demek istiyordum. Kıraç demek çok garipti.

"Buna sen karar vereceksin." Biri gelir dikkatli ol der diğeri karar vereceksin der. Bir diğeri ise bana sınav çalıştıracağını söyler. Kombo ultra mega öğretmen bombası.

Şu an rap ya da en cringe şarkıyı bile dinleyebilirim. Yeter ki düşüncelerim sussun. Gittikçe daha da birbirlerine giriyorlar.

"Şarkı açabilir miyim?" Radyoya doğru elimi uzattığımda Kıraç hocam ekrandaki bir düğmeye dokunup telefonu arabanın ekranına bağladı. Telefonunu direksiyonun yanından alıp bana uzatınca elinden aldım.

Bu adam benim istediğim şeyleri ben daha söylemeden anlıyordu. Şurdan bir blok3 açsam ayıp olur muydu ki?

"Ne istiyorsan aç." İzin de aldığımıza göre kesin blok3 açacağım. Telefonunda spotify a girdim. Ve beğenilerin şarkılarına bakmadan arama yerine tıklayıp istediğim şarkıyı yazdım.

Arabanın içini şarkı doldurmaya başlayınca sesini biraz kıstım. Bangır bangır da dinleyemeyelim canım. Şarkıya eşlik etmeye başladım. Kıraç hocamın dudaklarında bir tebessüm belirdi.

Ne yani canım XXL açmadığıma dua etsin. Tabi ki de insanlar böyle şarkılar dinleyebilir. Zevkler ve renkler tartışılmaz.

"NO FACE NO CASE, BABY KİMSEYE YAPMAM JEST. HOLA, HOLA, DÖNDÜR, DÖNDÜR, ÇEK."

...

Bu şarkıyı dinleyerek bölümü yazdığımdan aşırı tetiklendim. PAUAUSU

Tam 90 bin olduk anında attım. Böyle de dakik bir insanımdır. Şu an saat 03.57

ARSENİMM, geldi koç.

Seviyorum sizi.

Görüşürüzzz.

Bölüm sonu

7 yorum