Sabahleyin soğuk hava ve camlar açık
çırılçıplak kalmışım
ve elimde günü geçmiş bir sigara
Yaktım ki o sigarayı kumsal halkının üzerinde söndürdüm
Ve onlar ceviz ağacına bile çıkamadı
Korkudan donarken ayakları
Yapabildikleri sadece konuşmaktı
Koştum o halka
Celladı mı olacaktım şimdi o halkın yoksa kahramanları mı
Ve sanırım tek che che-
Susturulmaktan kalan kız çocukları
ve onların namasum anaları
onlar benim susturulmuş ağzıma bir hediye
ağzımda onlarla geviş getiririm ve birden bir iki oluverir
yükselir insanlık
merkezlerden ayrıca
Bir küçük resme bakarım sabahları her kalktığımda ve içinde bir kyo belkide kyolaşmamış bir dul vardı içinde
sonra ben o dula menekşeler bahşettim
yalnızlık akarken yüz bin gözümden
sabahları sona ermesin
zekeyken ben
ben zekeyken
us
tam
Ustam bana söylemişti zaten böyle sonları
ustalarıma selam veremeden gidersem
kahrolur güz akşamları
ve ardından o dul kadın bana yaklaşır menekşeleri uzatır kollarımdan aşağısına
düşen menekşeler ise beni güvercinletir
ve böylece seks benim akranım oluyor
her saniyesinde yanında olduğum
o minik düşlerle bütünleşen minik hilaller ile birlikte gittiler mi güvenciler geri gelmez asla unutmalar
buram buram ter kokan artık nursuz sakallarımdan ise düşlerim akar düşer tulumuma
ve bir daha asla tutulamaz seks
yakalayamam o günleri
uzaklardayeken hala
yürürler üzerime
ve ardından
üremeler, zevkler bıçak ve seksten başka bir şey düşünemeyen mor menekşeler
sazım da öyle derdi her sabah kyoya
aynadan baktığım kumsala
ve ben KALKTIM zekeyken
bağırdım o halka
ey cahillikten menekşelerle doluşan sokakların sahipleri, siz ne anlarsınız A'nın yedisinden
bir bıçağınız dahi yokken
VE YENİDEN indim KYOYKEN
üç mil ne kadar ederdi acaba
gecenin menekşeme taptığı saattir artık yarın
ve bir düş
belki de gerçekten erkek olan bir erkeğindir bu döş
ve ışık yanıp söner
sonsuz sular içsen sen bu suları sonsuz defa koca bir yangınla içsen de asla içmezmişsin bu suları
Ve bir ağrıdır artık savaştan çıkma kurbağaların vıraklaması
ta ki yedilerin istilasından bin küsur göz doğana kadar
ardından gerçek bir kyo oluşumla övünerek çıktım kürsüye
ursuzum ve kürt bedenimde köylü yaşamına yakışmıyorum
sağım sağdır anlamsız sürlükle şuursuz işler namahrem ellerle mahkum birer küçük kız gibi
tecavüz ne meşrudur ellerimde
zalım kader derlerdi zekeyken ben toprak menekşeler doluydu o zaman
gelinler kol ederdi namert cenini
ve bir dinç ölüm kutlamaya çalışır kendisini huzur kayalıklarından sarkıtırken
ve kyo onları görür uzaktaki dağlardan
o dağlarda ise çiçekler açar
açar ki
o çiçekler hepimizin miydi bu külliyatsız tan akşamında
yoksa bizler menekşelerle boyanmış birer döl müydük
ve yeniden selam yollamaya mecalim kalmazken ustalarıma
semah ile başladığımız yolculuk mudur artık dünyevilik önemli miydi
Yoksa tanrı bizi çoktan unutmuş muydu
yedi yılı gecenin yedi saatine sığdırınca
maviyle sarı bütünleşince göklerde
ve işte o zaman zekelik meşru olacak
kyo ise masumiyetlikle namahrem yerlerime menekşe konduracak
teker teker ölmek derken isyanın bayrakları
canları kırık dünyada hüzünler yok
tanyeri yok
sadece zekeyim ben
güvercinlerimi bıraktım küçük kızların boynuna
Limanlar artık benim aşkımı kabartırken
kim ne yapsın jezabeli
ve zekelik
ve kyo
menekşelerimi güvercinlerime taşıtanlar
son zamanlar ağlarımı sanata
yok etmeye kalktığım sanata vuruyorum, ölsün diye
yollara düşmekten
sanattan
zekeyken ve kyo
ölümden
