ön sezileri güçlü bir kabiledeyken ben
kulağımıza işitilmesi yasak olan tınılarla birlikte arayışa çıkmıştım
ormana yakın olsan da karşı taraftaki sen
önünde gül bahçeleri olan şehir evinden dışarıya çıkmazdın
böylece ormana doğru yürümem, kabilemi unutmam bir suçtu
ama kulaklarım yalan söylemiyordu
sanki tanrıdan gelmiş bir şarkıydı
daha dünyaya zeke inmeden önceydi kendi benliğimden dışarıya çıkışım ve belki de egemen gibi dokunulmadan önceydi zeke
herkesi bilmede önce ormana girmek
tehlikeliydi
tek tek her ağacı geride bırakmak
derbederliği öğrendiğimiz zoestik devrimde hala hayatta kalanlardan biriydim
Fakat uzun zamandır anmadığım kyo ise tanrının lütfunu izliyordu
ve ormanın içinden geçmiştim artık
o tanrıdan gelmiş şarkı sanki artık sen değildin
ihanet ettim
geldiğim yola, tanrıya, o şarkıya ve sana
ben ihanet ettim
son defa gördüğüm o güllü evinden ayrılırken
yeniden döndüğüm ormanda birkaç kulak tırmalayan sesten sonra oraya yönelmemek artık insanlıktan bile sayılmazdı
ve bu doğrultuda attığım adımların akabinde
karşıma eski bir Rus düğünü çıktı
ag
böylece hürf eylendiğim sıhatleri bırakmam
ve sırtıma yapışmış izler
artık üstümden silemeyeceğim birer anı mıydı
belki de aramam gereken düğüm moskovadan uzaklarda
Bratislavadaydı
peki ya benim kendi benliğimden aykırı duran bulgar kanlarımı kime yermeliydim
ama sarhoşluğun aşk ve zekanın edebiyat sayıldığı bu zoestik devrimde duygular boşa mıydı
sanmam
benim ise o yüksek yollarda güvercinlerimi ve menekşelerimi kaybedip yürümemin sebebi
tanrının bir hediyesi olan o şarkıya ihanetimdi