Telefona baktığımda arayanın kardeşim Sonya olduğunu gördüm. Ben fark etmemiştim ama saat çoktan 11.30 olmuştu. Telefonu açtığımda yine o neşeli ve sevinçli sesini duydum. Mutluydu çok mutluydu ve onun mutluluğu beni biraz olsun rahatlatmıştı.
Dün annemi aramış bütün olanları anlatmıştım. O da üzülmüş fakat Sonya'ya bana haber vermeden bir şey söylemeyeceğine söz vermişti. Bu beni her ne kadar mutlu etse de Sonya'dan bunu saklamak beni kırıyordu.
Sonya telefonda mutlu mutlu annesinin yanına geldiğini söylüyor, onu ne kadar özlediğinden bahsediyordu. Boğazıma tekrar yumru oturdu, onun her zaman babamla gidip üçü birden beni arardıkları zamanları hatırlıyor, Sonya'ya fark ettirmemeye çalışıyordum. Henry'de onu uyardığım için hiç bir şeyden basetmeden sadece yapması gerekeni yapmış ve Sonya'yı güvenli bir şekilde onu annesinin yanına ulaştırmıştı.
Sonya bana tekrar tekrar neden babamın onunla gelmediğini soruyordu. Ne diyeceğimi bilemiyor öylece aynada kendime bakıyordum. En sonunda kendimi toplayıp ona:
" Babamın işleri var güzelim, biliyorsun o her zaman çok çalışıyor. Bu seferlik böyle olsun bir sonrakinde söz beraber gideceksiniz. "
Bu seferlik dedim! Bu seferlik dedim, hayır hayır hayır!!! Sonya sadece bu sefer olduğunu düşünüyordu. Tekrar kendime baktığımda yanağımdan akan yaşları gördüm. Ağlıyordum. Ağlıyordum ve durduramıyordum. Neden böyle demiştim ki, bir daha babamı görmeyeceğini bile bile bunu demiştim. Sesim titredi, derin bir nefes verdiğimde Sonya tamam diyip telefonu gülerek kapatmıştı.
Onu kandırmak istemiyordum fakat zorunda kalmıştım. Ne kadar üzüleceğini biliyordum o üzüldüğünde kendimi kötü hissediyordum, evet ama bu daha kötü değil miydi? Hayatında bir daha göremeyeceği bir adam için ona yalan söyledim. Ona yalan söylediğim için üzülecekti, çok üzülecekti ve ben buna engel olamayacaktım. Beni en çok üzen buydu onun üzülmesine engel olamayacak öylece izleyecektim.
Tuvaletlerden birine girip gözlerimden akan yaşların durmasını bekledim. Durmadı. Akıyordu durmadan, usanmadan, sadece akıyor bitmek bilmiyordu. Hayatım alt üst olmuştu ve ben bunu düzeltemiyordum. Kardeşime ne olucaktı, onu sadece annesinin yanında güvende olacağını biliyordum ancak bu da beni üzüyordu. Katlanmak zorundaydım kardeşimin yeri orasıydı bense burada kalıp örgüte bakmalıydım yoksa sonum babamın yanı olacaktı.
Sonunda kendime geldiğimde tuvaletten çıktığımda gözlerim kıpkırmızı olmuş kendimi tanıyamıyordum. Adamlarım yanıma gelmiş bana destek oluyordu. Oluyorlardı olmasına ama işe yararmıyordu, ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Hem kardeşime yalan söylemiş hemde babamı kaybetmiştim koyuyordu. Çok koyuyordu.
Sonunda evin salonuna geldiğim de bütün örgüt oradaydı. Benim geldiğimi görünce herkes hazır ola geçmiş çıt çıkmıyordu. Orta koltuğa doğru ilerledim ve konuşmaya başladım:
" Günaydın, herkesin bildiği üzere bugün sıradan bir gün değil. Bugün liderin cenaze günü. Evet bundan sonra örgütü ben yöneteceğim fakat bundan gurur duymuyorum. Nedeni ise canımdan çok sevdiğim babam bu örgütü bana şerefi ile değil ölümü ile bıraktı..."
Sustum sesim titriyor boğazım düğümleniyordu. Konuşamıyordum, boğazımdaki yumru gitmiyor üstüne üstlük daha da yer ediyordu. Her kelimem kalbimi daha çok kırıyor beni çaresiz bırakıyordu yine de devam ettim:
" Elbette ki babamın bana bıraktığı bu büyük miras ve yükte bana yardımcı olacağınıza eminim, bundan bir şüphem yok. Ancak babama yapılan bu saygısızlığa dayanamam. Bunun için sizden ilk isteğim Miraç Kılıç hakkında bütün bilgileri öğrenip bana bildiriyorsunuz. Anlaşıldı mı? "
Herkes bir ağızdan anlaşıldı derken cenazeyi kaldırma vakti gelmişti. Her bir ucuna adamlarım geçmiş beni bekliyorlardı. Sonunda bende başa geçip tabutu omzuma aldığımda taşımaya başlamıştık. Cenaze arabsına koyduğumuzda öne ben binmiştim. Mezarlığa gelmiştik, arabadan indiğimizde bütün orumaların geldiğini ve yaklaşık yüze yakın araba olduğunu gördüm bu beni mutlu etti çünkü babamın bana bıraktığı en güzel şey buydu arkamda duran koskoca destekti.
3 saat sonra...
Eve gelmiştim, saatte baktığımda 3 saat geçmişti çoktan. Telefonum çalmaya başladı, kim olduğuna bakmadan direk kapattım. Tekrar çaldı, kapattım tekrar ve tekrar. En sonunda kim olduğuna baktım Sonya. Açtığımda sesi neşeli değildi. Susukundu ağlıyordu, durmadan ağlıyordu ne olduğunu soramıyordum. Korkuyordum, olanları öğrendiğini düşündüğüm için korkuyordum.
Doğruydu, öğrenmişti hepsini öğrenmişti. Telefonu kapattığım gibi annemi aramam bir olmuştu. İlk çalışta açtı o da ne olduğunu biliyor ona kızmamdan korktuğu için suçunun olmadığını sayıklıyordu. Sonunda ağzımı açtım:
" Neler oldu anne, Sonya nasıl öğrendi? Sen mi söyledin yoksa nasıl? "
Annem:
" Oğlum üzgünüm, Sonya benim telefon konuşmamı dinlemiş ve öğrenmiş yanına gelmek istiyor fakat izin vermeyeceğini bildiğim için çok üstelememesini söyledim. Bir şey demeden odasında ağlıyor sana sinirli ama onu üzmemek için yaptığını bildiği için çokta takmadı. Bana sadece ' Abim çok iyi biri onu üzmek istemiyorum ve zorlamıyorum ama yarın sadece bir günlük yanımıza gelebilir mi? ' diye sordu bir şey demedim ama geleceğine eminim gelirsin değil mi? "
" Elbette hemen uçağı ayarlatıyorum. "
Bunu duyduğuna sevindi bende sevindim fakat Sonya büyük ihtimalle bana kırgındı. Haklıydı ama zorunda olduğumu biliyordu...