Örgütün doktoru içeri girdi, soluğumu kesmiş ne diyeceğini beklerken nefesimi tuttuğumu fark etmemiştim. Yerde yatan babam dışında kimseyi görmüyordum. Doktorun söyledikleri aklımı kaçırmama yetiyordu.
"ÖLDÜ..."
Babam, canımı bile bağışlayabileceğim adam, gözümün önünde ölmüş son kurşundan kurtulamamıştı. Miraç Kılıç'a döndüm; gözlerimdeki öfkeyi, acıyı, intikam ateşini görmüş olacak ki odadan bir hışımla çıkıp gitmesi bir olmuştu. Boğazımdaki yumru gitmiyordu, kendime gelememin uzun süreceğinin farkında değildim.
Adamlarım odada bana bakarken ben sadece yerde yatan adama bakıyor ne bir şey söyleyebiliyor ne de gözlerimi kaçırabiliyordum. Yarına bir cenaze töreni olacaktı. Bu belliydi fakat ben buna hazır mıydım? Evet güçlüydüm, evet artık örgüt lideri bendim, evet her şey benimdi ama ben; ben miydim? Kafamın içindeki sesler ne yapmam geretiğini haykırıyordu, kalbim acı içinde haykırıyor kalbim ve aklım savaş içine girmiş ne yapacağımı bekliyorlardı.
Duygularımı yönetmeyi iyi biliyor olabilirim veya herhangi bir konuda ani karar verebiliyorda olabilirim fakat bu konu bana ağır geliyordu, hayatımda daha önce vermediğim kararları vermeye zorluyordu.
Adamlarım iki koluma girmiş beni çekerek dışarı çıkarmaya çalışıyordu. En sonunda odadan çıktığımda yanıma küçük kız kardeşim geldi. Kendisi 14 yaşındaydı ve babama benden daha çok bağlıydı. Ona annemi görmek isteyip istemediğini sordum, hemen kabul etti. Ertesi gün için ona bir uçak bileti aldım ve onu Rusya'ya annesinin yanına göndereceğimi söyledim. Sevindi çok sevindi, hayatımda gördüğüm en güzel gülüşlerden biri ile tam karşımda duruyor odasına gidip valiz hazırlayacağının haberini veriyordu. Bana sarılıp koşarak odasına çıktı. Bense arkasında buruk bir gülümseme ile öylece kaldım...
O küçük masum kıza babamın öldüğünü nasıl söyleyebilirdim ki nasıl. Nasıl!!!
Ben daha kendim kabul etmek istemezken ona bu kara haberi vermek hiç içimden gelmiyor, doğru kararlar vermek için beni zorluyordu. Onu korumak zorundaydım ve onun için şu an en güvenli yer annesinin yanı Rusya'daki Moskova'nın yaklaşık 200 kilometre uzağındaki Suzdal şehriydi.
Onu tek başına yollamak tabi ki güvenli olmazdı. O her zaman olduğu gibi babası ile gideceğini düşünüyor olabilirdi. Fakat bu ihtimal dahilinde bile olamayacak kadar imkansızdı. Benimde cenazede kalmam gerektiğini düşünecek olursak geriye sadece kuzenim Henry Mozaley kalıyordu. Kendisini bulmam zor olmamıştı kendisi bizdeydi babamın ölüm haberini almış bana destek olmak için gelmişti. Ona konudan bahsedip yarın kardeşim Sonya Mozaley'i götürmesini rica ettim. Kırmadı direk kabul etti.
Bir gün sonra...
Kardeşim sabah saat 6da yola çıkmış 10 gibi orada olacaktı. Bense babamın cesedinin yanında göz yaşlarımı güçlükle saklıyor, haykırarak ağlamamak için kendime soğuk su çarpıordum.
Aklım ve kalbim hala savaş içindeydi, gözlerim kızarmıştı, bacaklarım kasılıyor, ellerim işlevini kaybediyordu. Gece boyu uyumadan sadece ağlamıştım kimse görmedi, kimse duymadı, haykırışlarım odanın duvarlarına çarpıyor bana ger sekiyordu. Zordu çok zordu kendimi affetmek istemiyordum. Hayatımda kendimi o kadar çaresiz başka hiç bir yerde hissetmemiştim.
Vücudum uyumadığım için bana isyan ediyor, telefonum durmadan çalıyordu...