Yabancı kız önde, bizim ekip arkada, kampüsün dışındaki terk edilmiş metro şantiyesinin paslı sacdan yapılmış kapılarından içeri girdiler. İçerisi karanlık, rutubetli ve devasa beton borularla doluydu.
İçeri girdiklerinde kız kapıyı kapattı ve sac kapının üzerine elini koydu. O an kapıdan hafif bir cızırtı yükseldi, sanki kapının moleküler yapısıyla oynamış gibi bir his yayıldı odaya.
Salih, İklim’i yavaşça bir beton bloğun üzerine oturttu. İklim’in kollarındaki mor lekeler hafifçe sönmeye başlamıştı ama hala canı yanıyordu. Salih cebinden çıkardığı mendille burnunu iyice temizledi, kanama sonunda durmuştu.
Hüseyin, kapüşonlu kızın karşısına dikildi. Mesafe bırakarak, analitik bir gözle kızı tepeden tırnağa süzdü.
Hüseyin: "Bizi oradan kurtardın, eyvallah. Ama kim olduğunu, o laboratuvarda bizimle olup olmadığını ve en önemlisi... o yaratıklara ne yaptığını bilmek zorundayım. Kimsin sen?"
Kız kapüşonunu arkaya doğru itti. Uzun, ıslak saçları omuzlarına döküldü. Yüzünde ne bir korku ne de bir dostluk ifadesi vardı. Kim olduğunu, adının ne olduğunu söylemeye hiç niyeti yok gibiydi.
Gizemli Kız: "Dün gece o laboratuvarda değildim," dedi net bir sesle. "Ama o mor ışığın bu dünyaya ne bıraktığını çok iyi biliyorum. Sizler sadece kendinizi özel sanan birer kurbansınız. İçinizdeki o enerji, bu dünyayı yavaş yavaş eritiyor."
Nehir: "Gücün ne senin? Onları nasıl durdurdun?"
Kız, Nehir’in sorusuna cevap vermedi. Gözlerini Muhammet’e çevirdi. "Asker," dedi Muhammet'e bakarak. "15 dakikalık sürenin dolmasına kaç dakika var? Gözlerin tekrar ne zaman görecek?"
Muhammet irkilerek geri adım attı. Gücünün sınırını ve süresini bu hiç tanımadıkları kız nereden bilebilirdi?
Muhammet: "Daha 5 dakikam var..."
Gizemli Kız: "Güzel. Çünkü o 5 dakika bittiğinde, buraya kapıdan değil, arkanızdaki o beton zeminin altından neyin geleceğini ilk senin görmen gerekecek."