İçeriğe geç

AETHER

Bölüm 4 · 2 dk okuma

AETHER

Bölüm 4

SESSİZ SIZINTI

## 2. BÖLÜM: SESSİZ SIZINTI

### Korttaki Panik

Tenis kortunun mavi zemini, Salih'in burnundan damlayan koyu kırmızı kanla lekelenmişti. Rüzgar, tellere çarparak uğulduyor, kampüsün o alışılmış neşeli uğultusu yerini tekinsiz bir sessizliğe bırakıyordu. Salih, dizlerinin üzerine çökmüş olan İklim’in yanına çömeldi. Ellerini onun mor lekelerle kaplı, titreyen kollarına uzattı ama dokunmaya korkuyordu.

**Salih:** "İklim... Bu imkansız. Yurttan burası yürüyerek yirmi dakika. Bir saniyede buraya gelemezsin. Hele bu kolların... Sanki bir fırına girmişsin gibi, ne oldu sana?"

**İklim:** (Ağlamaklı, diş fırçasını hala sımsıkı tutarak) "Salih, yemin ederim bilmiyorum. Sadece seni düşündüm. Canım o kadar yandı ki... İçimden bir şey koptu ve kendimi bu tellerin dibinde buldum. Ama asıl senin yüzün ne halde? Burnun neden durmuyor?"

Salih, elinin tersiyle burnunu sildi. Kan, parmaklarına bulaştı. Kafasının içinde Kant’ın değil, kendi hayatının sınırları sarsılıyordu. Az önce zamanı geri aldığından emindi. Topu havaya atmıştı, top fileye takılmıştı ve o bunu "iptal" etmişti. Ama bedeli, beyninin arkasına çakılan o ağır balyoz gibi ağrıydı.

**Salih:** "Burada duramayız. Kütüphaneye, Hüseyinlerin yanına gitmemiz lazım. Dün gece o laboratuvarda her ne olduysa, sadece bizi değil, her şeyi bozmuş."

Salih, İklim’in ayağa kalkmasına yardım etti. İklim’in bacakları titriyordu, her adımda mor lekelerin olduğu yerler sızlıyordu. Tenis çantasını omuzlayan Salih, İklim’i kolunun altına alarak kütüphaneye doğru yürütmeye başladı.

### Cansu’nun Dehşeti: Kimya Laboratuvarının Arkası

Aynı dakikalarda, Kimya Bölümü binasının arkasındaki boş atık konteynerlerinin orada, **Cansu (21)** tek başınaydı. Dün gece reaktörün içine enjekte ettiği o sentetik element karışımının kokusu hala genzindeydi. Üzerindeki halsizliği atmak için laboratuvardan çıkmış, arka bahçede temiz hava almaya çalışıyordu.

Huzursuzdu. Parmak uçlarında garip bir karıncalanma, derisinin altında birikmekte olan bir hidrolik basınç vardı. Sanki vücudu bir şeyi dışarı fırlatmak istiyordu.

Cansu, sakinleşmek için cebinden plastik bir su şişesi çıkardı. Tam kapağını açacaktı ki, sağ elinin işaret parmağında keskin, etini yırtan bir acı hissetti. Çığlık atmamak için dudaklarını ısırdı. Parmağının ucu, sanki bir silah namlusu gibi gerildi, kemiği kasıldı.

***ÇAT!***

Kuru ve çok şiddetli bir ses yankılandı. Cansu’nun elindeki su şişesi, milisaniyeler içinde havaya uçtu. Plastik parçaları ve su damlaları etrafa saçıldı. Cansu dehşet içinde sağ eline baktı. İşaret parmağının ucunda, derisinin hemen altında kemikten ve kalsiyumdan oluşmuş, sivri bir mermi çekirdeği gibi duran organik bir parça geriye doğru çekiliyordu. Parmağının ucundan ince bir duman süzüldü.

Cansu nefes nefese kalmıştı. Vücudu o tek bir "atış" yüzünden sanki maraton koşmuş gibi bitkin düşmüştü. Nabzı deliler gibi atıyordu.

**Cansu:** "Bu ne... Bu ne?!" diye fısıldadı, elini kazağının cebine saklayarak. Korkuyla etrafına baktı. Neyse ki yağmurlu havada dışarıda kimse yoktu. Ya da o öyle sanıyordu.

Arkadaşlar sıkmamak için bölümleri kısa kısa tutuyorum hahayt okursunuz okumazsınız orası size kalmıs zaten bu arkadaslarla aramızda yaptığımız hikayeydi ama güzel oldu bence buraya da atim dedim belki ilerde baska bi şeyler vs vs gelir bbb görüşürüz iyi günler devamı yarın gelecek çok yoruldum bb

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.