İçeriğe geç

AETHER

Bölüm 11 · 3 dk okuma

AETHER

Bölüm 11

KÖR SIZINTI

Kantindeki o gerilimli konuşmanın üzerinden tam dört gün geçmişti. Vize haftası, ekibin her bir üyesi için iki farklı cephede savaşarak bitti. Bir yanda önlerindeki test kağıtları ve teslim etmeleri gereken projeler, diğer yanda ise her an tetiklenmeye hazır, bedenlerini içeriden kemiren o tuhaf arızalar.

Muhammet’in "Güçlerinizi her kullandığınızda o mor frekansı yayıyorsunuz" uyarısı masadaki herkesin aklına kazınmıştı kazınmasına ama bu gücü baskılamak, akan bir nehri avuçla durdurmaya çalışmaktan farksızdı. Vücutları, o mor ışığı bir kez tattıktan sonra en ufak bir stres, refleks ya da korku anında o enerjiyi dışarı kusmak istiyordu.

Enes, çarşamba günkü yazılım vizesinde klavyeye sertçe basarken bir anlığına parmaklarının tuşların içinden geçip masanın altındaki kablolara değdiğini hissetmiş, panikle nefesini bırakıp kendini geri çekmişti. Nehir ise kütüphanede Hüseyn’in yanında otururken, yan masadaki kızın ağzından çıkacak her cümleyi 10 saniye önceden duymaya devam etmiş, baş ağrısını dindirmek için şakaklarını ovmaktan parmakları aşınmıştı.

Herkes bir şekilde sınırda yürüyordu. Ve o sınır, cuma akşamı vize haftasının bittiği o son saatlerde tamamen kırıldı.

Cuma Gecesi – Kampüs Arkası Tenis Kortları

Saat **21:30**. Kampüsün büyük kısmı sınavların bitişini kutlamak için Kadıköy’e ya da yurt odalarına dağılmıştı. Etrafta derin bir sessizlik vardı.

Salih, vize haftasının o boğucu stresini ve kafasındaki o geçmeyen ince sızıyı atmak için gece ışıklarının altında tek başına korta çıkmıştı. Raketini her sallayışında, sınavda çektiği o kopyanın ve burnundan akan kanın suçluluğunu topa vurarak çıkarmak istiyordu. *ÇAT... ÇAT...* Top karşı duvara çarpıp geri geliyordu.

### Güçle Oynamak

Kortun hemen dışındaki bankta **İklim** oturuyordu. Üzerinde kalın bir mont vardı, ellerini ceplerine sokmuş, Salih'in hareketlerini izliyordu. Aralarındaki o sessiz bağ, bu bir haftalık belirsizlikte daha da kenetlenmişti.

Salih topu tekrar havaya fırlattı, raketini savurdu ama bu sefer bilerek vurmadı. Top yere düşüp sekerken, midesindeki o tanıdık baskıyı bilerek, isteyerek tetikledi. İçinden *"Geri al"* dedi.

***Tık.***

Dünya kararıp açıldı, top yine elindeydi. Salih gülümsedi. Sınavdaki o panik anının aksine, şimdi gücü bilerek kontrol etmek ona garip bir haz veriyordu. Sırf gücün sınırlarını görmek için bunu birkaç kez daha denedi. Topu fırlatıyor, tam vuracakken zamanı **3 saniye** geriye sarıyordu.

**İklim:** "Salih, yeter artık!" diye seslendi endişeyle. "Kendini hırpalıyorsun. Muhammet’in ne dediğini duydun. İçindeki o şeyle oynayıp durma, frekans yayıyorsun!"

**Salih:** (Soluk soluğa, raketine dayanarak durdu. Burnu sızlamaya başlamıştı ama durmak istemiyordu) "Zorlamıyorum İklim, sadece kontrol etmeye çalışıyorum. Sınırımı bilmem lazım."

Topu son bir kez daha fırlattı. Ancak bu sefer, Salih'in ardı ardına yaydığı o mor frekans, kampüsün altındaki o karanlık boşlukta adeta bir fener gibi parlamıştı.

### Av Başlıyor

Projektör ışıkları aniden kırpışmaya başladı: *Cızzz... Cızzz...* Havaya keskin bir kükürt ve yanık kablo kokusu yayıldı.

Kortun yeşil sentetik zemini, tel örgülerin dibinden başlayarak siyaha boyanmaya, asit dökülmüş gibi erimeye başladı. Toprağın altından, o yüzü olmayan, dikey mor ışıklı **"Ağ Kırıkları"**ndan iki tanesi aniden fırladı. Uzun, kemiksi uzuvlarıyla hızla hareket ederek Salih ve İklim’in etrafındaki çemberi saniyeler içinde kapattılar. Onları kortun köşesindeki yüksek tel örgülerin arasına acımasızca kıstırdılar.

Yaratıklardan biri, pençesini büyük bir hızla Salih'e doğru savurdu. Salih panikle geri çekilmek istedi ama ivmesini alamadı. Tam pençe göğsünü yırtacakken gözlerini kapattı alkış yaptı ve feryat etti: *"GERİ SAR!"*

***Tık.***

Dünya **3 saniye** geriye gitti. Yaratık daha hamlesini yapmamıştı. Salih zamanı bükmenin verdiği o ölümcül yorgunlukla sarsıldı; burnundan ve ağzından gelen koyu kan kortun zeminine boşaldı. Dizlerinin üzerine çöktü. Yaratığın nereye basacağını bildiği için raketini savurmaya çalıştı ama bu seferki yaratık çok yoğundu; darbe boşa gitti. Varlıklar onları tekrar köşeye, tel örgülerin arasına öyle bir sıkıştırdı ki kaçacak tek bir santim bile kalmadı.

### İklim’in Kumarı ve Kızıl Boşluk

İklim, Salih'in kanlar içinde yerde olduğunu ve yaratıkların üzerlerine eğildiğini gördü. İçindeki o gitme, buradan uzaklaşma içgüdüsü korkunç bir basınçla patladı. Salih'in kanlı ceketinin yakasını sımsıkı kavradı.

O an, kollarındaki o tanıdık mor elektrik yanığı hissi yerini korkunç bir parçalanma hissine bıraktı. Hücreleri bu kontrolsüz ışınlanmanın basıncına dayanamıyordu. İklim’in çığlığı kortta yankılandı; derisinin altında mor ışıklar yerine, sanki görünmez jiletlerle boydan boya yarılmış gibi derin, büyük çizikler açıldı. Kazağının kolları anında yırtılarak oluk oluk akan kırmızı kanla sırıl sıklam oldu. Kemikleri kırılacak gibi bir acı saplandı vücuduna.

Kulak tırmalayan bir çınlamayla birlikte korttan tamamen silindiler. Ama İklim acının şiddetiyle odağı kaybettiği için kendilerini güvenli bir yere atamadılar. Boyutların arasında, dünyanın hiç bilmedikleri tekinsiz bir kesitinde, sert bir zemine çakıldılar.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.