Kızın üzerine yürümeye başladığımda Kaan bi anda salondan içeri girdi ve duraksamama sebep oldu. Kaan'a sinirli gözlerle baktım, oda yüzünü ekşiterek bana doğru bakıyordu. Kaan yavaş yavaş yanıma yürüdü, baltayı elimden hızlıca çekip aldı ve dolaba geri koydu. Kızı oracıkta öldürememenin hırsıyla Kaan'a tehtitkar bakışlar atıyordum. Kaan cinayetimi bölerek ondan dahada nefret etmeme sebep olmuştu, bu nefretin sonu ya ölümle yada bi yaralanmayla sonuçlanıcaktı. Ani bi hareketle kızın uzun saçlarını tek elimle kavradım ve kızı koltuktan sürükleyip yere doğru fırlattım. Dirseğinin ve dizinin mermere çarpma sesi kulağıma kadar gelmişti. Kız yerde geriye doğru emekleyerek duvarın dibine kadar gitti, sakin bi şekilde ona bakıp "Sana zarar vermeyeceğim." dedim. Kızın bakışları biraz rahatlamıştı ama hala içindeki o korku belli oluyordu.
Kaanla birlikte salondan çıktım ve salonun kapısını kitledim. Kaan'a döndüm, "Bu kızı napıcaz?" diye sordum. Kaan bir süre düşündükten sonra "Bilmiyorum, Emre Bey'e sorsak?" diye soruma soruyla karşılık verdi.
"Emre Bey? Emre nerden bey oluyor Kaan?" Kaan pişman olmuş bi yüz ifadesiyle bana bakıyordu.
- Haklısın."
"Daha fazla içinde kalmasın Kaan. Emre'ye değil, Hakan'a sorucaz."
- Hakan abi'yi en son rahatsız ettiğimizde naptığını hatırlamıyor musun? Belimde ve kolumda hala izleri duruyor."
" Evet, bende de duruyor ama Emreyle iletişim kurcağıma belime kızgın kemer yerim daha iyi."
Kaan isteksiz bi şekilde onaylama anlamında başını salladı. Cebimden telefonumu alıp aradım, çalıyordu.. "Hakan Alper Yılmaz"
Telefon bir süre çaldı. Yaklaşık 2 dakikanın sonunda Hakan telefonu açtı. Çekingen bi sesle konuşmaya başladım.
"H..hakan abi?"
-Hm?
"Eğer müsaitsen birşey sorucaktım, biliyorsun ki Kaanla yanlış görevi yaptık. Bu kızı napalım? Eğer rahatsız ettiysem çok özür dil-"
- Sen beni rahatsız edemezsin Adolf. Ben seni rahatsız edebilirim, ha rahatsız edersemde bi daha rahat edemezsin. Duydun mu?
Yutkundum ve tek kelime edemedim. Hakan devam etti ;
- Kızı yurt dışına gönderin, gümrük memuruna takılır. Böylece suç onun üzerine kalmış olur.
Şu adamın zekasına gerçekten hayranım. Dediği çok mantıklıydı, kızı yurt dışına göndericektik ve sanki o yurt dışına kaçmaya çalışıyormuş gibi olacaktı. Kabak tamamen ona patlıycaktı.
" Eğer siz dediyseniz bizede yapmak düşer efendim. Aklınız kalmasın, görevi kusursuz yapacağız.
Başka bişey söylemeden telefonu suratıma kapattı. En azından beni dövmeyeceği için mutluydum. Kaanla bu plan üzerine konuşmaya başladık, bi kaç saat konuşmanın ardından planı kafamızda iyice kurduk ve uygulamak için hazırlık yapmaya başladık. Kız için taksi tuttuk ve onu Türkiye'nin sınırına bırakıp gitmesini söyledik. Taksici zaten bizim işlerimi yapan ve tanıdığımız bi adamdı. Gece 3 civarı gelip kızı alıcağını söyledi. Saat şuan 12ydi.
Geçen geceki şeylerden dolayı içim hala rahat değildi. Buz dolabında aranmaya başladım ve 1 şişe viski buldum. Taze ve güzel görünüyordu, dolaptan bi viski bardağı aldım ve içine buz doldurdum. Kaan'a mutfaktan çıkmasını söyledim, başıyla onayladı. Kaan mutfaktan çıktığında viskiyi bardağa doldurdum ve ilk bardağı tek dikişte içtim. Ardından 2. bardak, ve 3...Viskinin dibinde çok azıcık kalmıştı, onuda kafama diktim. Kafam allak bullak olmuştu. Kaan mutfağa girdi ve karşıma oturdu. Kafamın güzelliğini fırsat bilip bana birşeyler sormaya başladı.
- Geçen gece hakkında ne düşünüyorsun, benden hala nefret ediyor musun?
Kaan'ın neyden bahsettiğini anlamıyordum. Kelimeler ve cümleler anlamsız geliyordu, sanki hiç bilmediğim bi dilde konuşuyor gibiydi. Gözlerimi kısıp Kaan'a anlamadığımı belli edicek bi bakış attım. Kaan güldü ve şöyle devam etti ;
- Hahshasha, Pekii. O zaman şöyle sorayım, Hasst du mich immer noch?
Sanırım bu sefer ne demek istediğini anlamıştım, hala ondan nefret edip etmediğimi soruyordu. Tereddüt etmeden cevap verdim.
" Ich hasse dich abgrundtief. " (Senden ölümüne nefret ediyorum.)
Kaan'ın yüzü düştü ve boynu bükük bi şekilde masadan kalktı. Mutfaktan çıkmadan bana son bi şey söyledi.
" Yıldızımsın."