İçeriğe geç

Adını Bile Bilmezken

Bölüm 4 · 2 dk okuma

Adını Bile Bilmezken

Bölüm 4

Bölüm 4-İlk Mesaj

Son dersin bitmesine daha yirmi dakika vardı.

Ama benim aklım derste değildi.

Telefonum sıranın altında sessizde duruyordu.

Ekranı açtım.

Hiçbir bildirim yoktu.

Telefonu tekrar kapattım.

“Ne yapıyorsun sen?” diye fısıldadı yanımdaki arkadaşım.

“Hiç.”

“Beş dakikadır telefonuna bakıyorsun.”

“Ders sıkıcı.”

“Telefonun kapalı.”

Ona baktım.

“Detaylara takılma.”

Gülmemek için yüzünü çevirdi.

“Tamam. Ben hiçbir şey görmedim.”

Tam o sırada telefonum titredi.

Ekrana baktım.

Ege:
“Ders bitince kantine geliyor musun?”

Mesaja birkaç saniye baktım.

Sonra cevap yazdım.

Ben:
“Belki.”

Cevap neredeyse anında geldi.

Ege:
“Bu kelimeyi özellikle mi kullanıyorsun?”

Ben:
“Belki.”

Üç nokta belirdi.

Kayboldu.

Tekrar belirdi.

Ege:
“Tamam. O zaman ben de kantine gidiyorum. Tesadüfen.”

İstemeden gülümsedim.

Arkadaşım hemen döndü.

“Kim?”

“Kim ne?”

“Mesaj.”

“Kimse.”

“İrem.”

“Ege.”

Bir an sustu.

Sonra gözlerini büyüttü.

“NE?”

“Şşş!”

“Ege mi?”

“Evet.”

“Ne yazdı?”

“Hiç.”

“Telefonunu ver.”

“Hayır.”

“Bir saniye bakacağım.”

“Kesinlikle hayır.”

Gülerek telefonumu çantama koydum.

“Sen çok fena oldun.”

“Ben hiçbir şey yapmadım.”

“Daha şimdiden savunmaya geçtin.”

Zil çaldı.

Herkes sınıftan çıkmaya başladı.

Ben de çantamı aldım.

Koridora çıktığımda ilk baktığım yer kantinin olduğu taraf oldu.

Ege oradaydı.

Duvara yaslanmış, telefonuyla uğraşıyordu.

Beni görünce telefonunu cebine koydu.

Yanına gittim.

“Tesadüfen mi buradasın?”

“Evet.”

“Tabii.”

“Sen de tesadüfen geldin.”

“Ben arkadaşlarımla geldim.”

“Ben de arkadaşlarımla geldim.”

“Arkadaşların nerede?”

Etrafına baktı.

“Birazdan gelirler.”

“Yani yalnızsın.”

“Şimdilik.”

Güldüm.

“Çok kötü yalan söylüyorsun.”

“Sen de çok sorguluyorsun.”

Kantine girdik.

Arkadaşım başka tarafa giderken bana baktı ve göz kırptı.

Onu görmezden geldim.

Ege bana döndü.

“Ne içiyorsun?”

“Bir şey istemiyorum.”

“Emin misin?”

“Evet.”

“Tamam.”

Kendine bir içecek aldı.

Sonra kasadan ayrılırken bir tane daha aldı.

Bana uzattı.

“Al.”

“Ben istemiyorum dedim.”

“Biliyorum.”

“E o zaman?”

“İnsan bazen istemiyorum deyip aslında ister.”

“Ben öyle biri değilim.”

“Bunu daha yeni öğreniyorum.”

İçeceği aldım.

“Teşekkür ederim.”

“Rica ederim.”

Bir süre yan yana yürüdük.

Konuşmadan.

Sonra Ege birden sordu:

“Sen hep böyle misin?”

“Nasıl?”

“Mesafeli.”

“Sen de hep böyle misin?”

“Nasıl?”

“Bir şey söyleyip sonra kaçan.”

Güldü.

“Belki.”

“Bak, şimdi sen başladın.”

“Çünkü senden kaptım.”

Merdivenlerin başına geldiğimizde durduk.

“Bir şey daha soracağım.”

“Bugün kaçıncı soru?”

“Son.”

“Tamam, sor.”

“Dün profilime baktın mı?”

Bir an duraksadım.

“Hayır.”

“Yalan.”

“Kanıtın var mı?”

Telefonunu çıkardı.

“Profilime bakanları göremiyorum.”

“E o zaman?”

“Bilmiyorum.”

“Demek kanıtın yok.”

“Yok.”

“E o zaman suçsuzum.”

“Tamam.”

Gülümsedi.

“Ama bakmış olmanı isterdim.”

Bu kez ne diyeceğimi bilemedim.

“Niye?”

“Merak ettim.”

“Ne merakı?”

“Benim hakkımda ne düşündüğünü.”

Gözlerimi kaçırdım.

“Daha seni tanımıyorum ki.”

“Tanıyabilirsin.”

“Belki.”

Güldü.

“İşte yine.”

Sonra sınıfına gitmek için merdivenlere yöneldi.

İki basamak çıktıktan sonra arkasını döndü.

“Akşam mesaj atarım.”

“Niye?”

“Çünkü bugün yüz yüze yeterince konuştuk.”

“Bence konuşmadık.”

“Tamam.”

Gülümsedi.

“O zaman akşam konuşuruz.”

Ve gitti.

Ben birkaç saniye olduğum yerde kaldım.

Telefonumu çıkardım.

Ekrana baktım.

Daha şimdiden yeni bir mesaj vardı.

Ege:
“Bu arada içeceği gerçekten istemediysen geri alabilirim.”

Gülümseyerek yazdım.

Ben:
“İstiyordum.”

Cevabı hemen geldi.

Ege:
“Biliyordum.”

Telefonu kapattım.

İlk defa onun mesajını beklerken kendimi yakalamıştım.

Ve daha kötüsü…

Bundan hiç rahatsız değildim :)

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.