İçeriğe geç

Adım Hazel

Bölüm 7 · 5 dk okuma

Adım Hazel

Bölüm 7

6. Bölüm

9 Kasım 2009

"Neler oluyor, neredeyim ben?" diye mırıldandı Alp.

Dünyanın dönüş hizı yüzlerce kat artmış, bir tek kendisi sabit kalmış gibiydi. Etrafındaki her şey hızla dönüyordu. Bulutlar, ışıklar, karanlık, ay, ağaçlar, evler... Her şey iç içe girmiş bir girdap gibi dört bir yanı kuşatmıştı...

Buraya nasıl geldiğini anımsamaya çalıştı. En son arkadaşıyla birlikte lokalden çıkmıştı. Arabaya binerken, karanlığın

içinden birisinin kendisini izlediğini fark etmişti. Gözleri ışıl

ışıl parlayan, uzun siyah saçları iki yandan omuzlarına vuran,

üzerinde uzun bir beyaz elbise olan bir kadın. Kadına dikkatle

bakındığı esnada kadın gözden kaybolmuştu.

Kısa bir süre sonra aynı kadın bu kez yolun karşısında bekliyordu. Araba lokalden çıkıp dönerken bakışları üzerindeydi. Farlar üzerine vurduğu esnada gözden kaybolmuştu. Kısa bir süre sonra, eski virane bir evin önünde durdu. Yanından hızla geçtiklerinde sadece parlayan gözleri hareket etmişti. Az ileride, asfalt yola çıktıklarında, yolun kenarında yine o...

Birkaç yüz metre sonra bir kez daha...

Elli metre sonra bir kez daha..

On metre sonra bir kez daha...

Her seferinde parıldayan gözler.

İnmişti arabadan. Karanlık bir yolun ortasında. Rüzgarla sallanan ağaç dalları dışında etrafında başka hiçbir şey yoktu. Kadına bakındı. Defalarca gördüğü kadına. Kadin son kez yolun karşısında, tellerin arkasında göründü.

"Sen de kimsin?"

Alp'in sesi kadına ulaşmadan kadın yok oldu.

Bir nefeste karşıya geçerek telleri sıkıca kavradı. Yerinden

sökmeye, tellerin arkasında gitmeye çalıştı ancak başaramadı.

Az ileride, zifiri karanlığın içerisinde yeniden gördü. Gözlerindeki parıltı ay ışığını kesiyor ve onu davet ediyordu.

Kenardan bulduğu irice bir taşı tellere doğru fırlattı. Bel seviyesinde tellere çarpan taş, tellerin bir kısmını parçaladı, geri kalanı elleri ve ayaklarıyla aşağıya doğru ayırdı. Bir hamlede tellerin arkasına geçip karanlığın içerisine bakındı. Kadın daha da ilerlemiş, aynı bakışları sunmaya devam ediyordu. Ağaçların arasına girip peşinden devam etti. Her on adimda

bir kadın gözden kayboluyor ve birkaç metre ileride yeniden

ortaya çkayordu. Hışırtlar ve rüzgâr sesi dışında bir ses gelmiyor, kuytu bir boşluğa doğru ilerliyordu. Kadın biraz daha ileride, bu kez iki ağacın ortasında durdu. İki elini birden yanlardan omuz, hizasına kadar kaldırdı. Daha sonra aynı hizayı koruyarak ön kısmında ellerini yakınlaştırdı.

Avuç islerinde gõrünmeyen bir șey tutuyor gibi parmaklarmı

itae Dr harcketle goğds.

ayırdi. Hemen ardından "Gel" dercesine bir hareketle

lerine doğru çekti,

Kadına doğru adımlarını hzlandırdi. Kadın artik kaybol.

muyor, olduğu yerde bekliyordu. Hizland, hrzlandı, hizland

ve tam önünde durdu. Parldayan gözlerine bakarak, "Sen de

kimsin?" diye sordu.

Kadının ilk olarak yüz kasları hareketlendi, Dudaklanı ke.

narlarına doğru çekildi ve zoraki bir gülümseme meydana geldi.

Hemen ardındansa sıkça duyduğu o tiz kahkaha. Kahkaha sesi

kadından m yoksa başka bir yerden geliyordu ayrt edemedi,

"Sen de kimsin?"

Kadın bir anda kayboldu ve hemen sol tarafında yeniden

belirdi. Vücudunu ona doğru çevirdi. Bunun üzerine yeniden

kayboldu ve bir sol tarafinda daha ortaya çıt. Yeniden vücu-

duna o çevirecekken tam arkasına, arkasına dönerken diger ta

rafa sıçradi. Kadın hızla etrafinda dönerken pesi sura dönmeye

çalıștı. Dengesini yitirmemek için tıpkı kadının ilk yaptığı gibi

kolarını açt, Döndükçe etrafindaki ağaçlar, bulutlar ve ay da

dönmeye bașladı. Her șey dönerken bir duruyor, kendi durduğunda ise kadın dönüyordu,

Birkaç seri turdan sonra etrafında her şey dönmeye başladh.

Bedenini sabitlemesine rağmen döngüden kurtulamıyordu. Her

şey o kadar hızlanmıştı ki yüzüne vuran rüzgårdan artk etrafındakileri seçemiyordu. Bir girdabın orta yerinde hapsolup

kalmış gibiydi. Adım atıp kurtulmaya çalışıyor, her adımında

girdap onunla birlikte ilerliyordu.

"Neler oluyor, neredeyim ben?"

Kendi sesini saniyeler içerisinde defalarca yeniden dhuyu

yordu. Girdabın yankılaması bir tokat gibi yüzüne çarpıyordu.

Ellerini ileriye doğru uzatıp girdabı delmeye çalıştı. Parmakları

girdapla temas eder etmez acıyla sızlandı. Son kez var gücüyle bağırdı: "Neler oluyor, neredeyim ben?"

Karşılık olarak sadece tiz bir kahkaha duydu. Kahkahanın

ardından girdap yavaşlamaya başladı. Yüzüne vuran rüzgar gücünü kaybetti. Etrafında dönen her şey yavaşladı, yavaşladı, yavaşladı ve durdu. Hemen önünde, ayın yansımasının yüzüne vurduğu bir parıltı doğdu. Ellerini gözlerine perde yaparak pa-

nltya doğru baktı. Parıltı bembeyaz bir kumaştan yayılıyordu. Bütün dikkatini verdiği esnada karşısında beyaz elbiseli kadını gördü. Yűzündeki zoraki gülümseme halen duruyordu. Sol kolunu yavaşça kaldırdı. Kolu bir anda uzamıştı. Buruşmuş parmakları yüzünü teğet geçti ve yukarı çıktı. Parmaklarıyla yukarıyı işaret ediyordu. Alp hafifçe kafasını yukarı kaldırdı. Parmakların işaret ettiği yöne çevirdi. Ağaca, ağacın dallarına baktı. Gözleri bir anda yuvalarından fırlayacakmış gibi açıldı, bir çift sarı göz; dalları üzerinden kendisine bakıyordu onu görünce bir anda

yere yığıldı.

Gözlerini terli halde açtı. Uyuyor muydu? Bunların hepsi bir rüya mıydı? Kapı çalıyordu. Aşağı kattan gelen zil sesi koca evde yankılanıyordu. Başucundaki monolog saate gözü kaydı: 03.29

Zil art arda çalmaya devam ederken sonunda kalkmaya tenezzül edebilmişti. Önünü, alnından damlayıp gözüne doğru akan ve bakış alanını bulandıran terler engelliyordu. Ancak hiçbir şey yapmadı. Akan terlerini silmedi, dışarı doğru kalkık saçlarını düzeltmedi. Rüyanın halen etkisindeyken odadan çıktı.

Birkaç kat aşağı indi ve ana kapıya ulaştı. Bugünün hizmetlilerin izin günü olması ilk defa kötü bir sonuç yaratmıştı. Kapıyı araladı ve gelen misafirine baktı:

"Ala Hanım..." dedi, şaşkınlığını kaşlarından belli edercesine. Korkusu iki kat artmıştı. Akan sıcak terleri bir anda soğuğa döndü. Türkiye'nin en ünlü gazetecilerinden biri olan Zeynep Ala Özkul saatin üç buçuğunda şu an karşısında dikiliyordu.

Ala her zamanki siyah deri ceketiyle beraber, siyah pantolon ve siyah botlarını giymemişti. Bu hiç de hayra alamet değildi. Yüzüne makyaj yapmamış, üzerindeki pijama tarzı giysilerle kombin oluşturmaya çalışmıştı sanki. Yüzü makyaj olmamasına karşın halen çok güzel, teni de bembeyaz idi.

Ala göz yaşlarına engel olamadan, "Sakın nedenini sorma." deyip Alp'e doğru ilerledi. Kollarını açıp ona sarıldı. Alp, karşılık vermeden yalnızca durakaldı. Az önce gördüğü rüya ve şu an göğsünde ağlayan Zeynep Ala Özkul dışında her şey normaldi.

Ala gözlerini kapatmış, gözlerinden akan tüm yaşlara karşılık "Barış Alp Sancak..." diye fısıldadı. Alp; şaşkınlığıyla, bu ütopik sahnenin nedenini sorgularken Ala dudaklarını Alp'e doğru yapıştı ve Alpn dudaklarıyla buluşturdu. 30 saniye öpüştüler.

***

Her ikisi de yatakta yatıyorlardı. Alp sonunda sormaya yeltenebildi. "Anlatmayacak mısın?"

Ala cesaretini topladı.

"Kardeşim. Erkek kardeşim Samimi öldürdüler."

***

Bodrumdaydı. Etrafa bakmadan doğrudan sağ taraftaki kitaplığa doğru ilerledi. Baş köşede, sehpanın üzerindeki kitaba baktı. Eline alamayacak kadar ağırdı. Kitabı açtı. Son sayfalara doğru ilerledi ve yazılanlara baktı. Ardından fısıldadı.

"Bu bodruma bugün biri girmiş."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.