İçeriğe geç

Adım Hazel

Bölüm 3 · 3 dk okuma

Adım Hazel

Bölüm 3

2. Bölüm

22 Ocak 1994

Elinde bir tablo tutuyordu. Ahşap, koyu renkte, cilalanmış ve yüksek parlaklıkta bir görünüm kazandırılmış tahtalar arasındaki fotoğrafa baktı ve narin bir şekilde öptü. Bu fotoğraf annesiydi.

"Anne..." dedi. "...Sen gittin. Bizi bıraktın ve gittin. Sen bir kere öldün. Ben ise her gün, her dakika binlerce kez ölüyorum..." göz yaşları teker teker buğulu cama damlıyor ve fotoğrafı netleştiriyordu. "...Ah annem, canım annem. Sana demiştim ben, benden önce gitmeyecektin bu dünyadan. Sen de söz vermiştin..." Hıçkıra hıçkıra ağlarken burun akıntısını sildi. "Bırakmayacağım seni demiştin. Hiçbir zaman... Neden gittin anneciğim? Neden bizi bırakıp..."

Alp göz yaşlarıyla acı acı haykırırken odaya dedesinin girdiğini fark etmemişti. "Yat, uyu, dinlen. Hastasın zaten. Kendini çok yorma."

Hızlıca göz yaşlarını sildi. Ağladığını belli etmemeliydi. Bunun için çabaladı ancak olmadı. Göz yaşları kendine ihanet ederek inadına akmaya devam ediyordu. Dedesi yavaş adımlarla yanına, başucuna geçti. Yatağın sol tarafına oturdu.

"Çok özlüyor musun?" dedi Alp. "Annemi severdin, değil mi dede?"

Dedesi burnunun direğine nizami biçimde hizalı gözlüğünü iki elini tutarak çıkardı. Katlayıp cebine koydu. Alp'in elindeki fotoğraf çerçevesini aldı. "Hiç özlemem mi, o benim kızımdı. Hep bir kızım olsun isterdim..." dedesi göz yaşlarını silip konuşmaya devam etti. "Baban, yani oğlum bu isteğimi yerine getirince inan, çok mutlu olmuştum." Alp'in yüzündeki kırgınlık, tebessüme dönüşmüştü. Dedesine sımsıkı sarıldı, beni hiç bırakmayacaksın değil mi dede?" diye konuştu sesi titrerken. "Beni bırakma olur mu?"

Dedesi öksürüklü konuşmasıyla devam etti. "Bu dünya gelip geçici evladım, hepimizin bu fani dünyada bir rolü var. Bu rolü yazılmış senaryoya göre oynar, senaryomuz bittiğinde, final verdiğinde de ölüm kaçınılmazdır. Hiçkimse engelleyemez."

Alp yarı şaşkın halde sordu: "Annemin rolü final vermiş miydi peki?"

Dedesi gözlerini devirdi. Ağzını cevap vermek için açtıysa da dili, konuşmamaya gayret ediyordu. "Belki." diyebildi sonunda. "Gelmediyse de ölmezdi. Gelmiştir muhakkak."

Alp göz yaşlarını sildi. Her ne kadar mutlu olmasa da yüzünde bir tebessüm oluşturmaya çabaladı. "Yatayım en iyisi mi." dedi. "Zaten hastayım.

***

12 Eylül 1996

Gözlerini dahi açacak hali yoktu. Birkaç kez denedi. Fakat umudu tükenince göz kapaklarını aralamamaya karar vermişti. Başucundaki komodinde duran ilaçlara uzandı: Antibiyotik.

Bir tane ağzına attı ve susuz yuttu. "Ben hastayım. Neden kalktım ben?" dedi. Raporlu olduğunu ve bu hafta okula gitmesine gerek olmadığını hatırladı. Alışkanlıklardan vazgeçmek zorluğuyla üzerindeki ferahlığı birleştirip sırtına yükledi, uykuya döndü.

Uyandığında saat öğlene ulaşıyordu. Gözlerini tavana dikmişti. Sıcak yatağından çıkmaya niyeti yoktu. Bunu istemiyordu. Dünü düşündü. Dün gece yine annesi için ağlamıştı. Ve yine dedesi gelip onu teselli etmişti. Annesi öleli 5 yıl olmuştu ancak acısı birazcık olsun azalmamıştı. Artık bu yokluğu kabullenmeliydi. Babası iş gezisine gitmişti bu yüzden bu hafta evde olmayacaktı.

Kalkmalı, kahvaltıya gitmeliydi.

Aşağı kata, yemek salonuna geçti. Dedesi onun uyanmasını bekliyordu. Mehmur gözlerini gazeteden ayırıp Alp'e baktı.

Beraber kahvaltı ettiler.

***

O gün olacakların planını yaptı. Tüm gün oturup duvarlarla konuşamayacağına göre birini çağırmalıydı. Hızlıca telefona yöneldi. Birkaç numara tuşladı.

"Alo, Samim..."

"Evet. Hastayım. Hiç sorma..."

"...tabi. Hadi, bugün buraya geliyorsun ve burada kalacaksın."

"Ne yani en yakın arkadaşını yalnız mı bırakacaksın?"

"Tamam bekliyorum. Hadi."

Telefonu kapattığında onu izlediğini fark ettiği dedesine doğru baktı. Gülümsedi. Aynı şekilde dönüt aldı ve telefonu dıştan kapattı.

Ellerini başının arkasında buluşturup yeniden gülümsedi. O gün keyifli şeyler olacaktı. Arkadaşıyla vakit geçirmekten keyif alıyordu çünkü.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.