İçeriğe geç

Adım Hazel

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Adım Hazel

Bölüm 1

Giriş

Adım Hazel ve bu benim yolculuğum.

Hikayeye başlayabileceğim birçok nokta var. Tunus Nehri kıyılarında büyüdüğüm Vrev köyünden başlayabilirim. Sekiz yaşımdayken annemin öldüğü veya on iki yaşımdayken babamla Türkiye'ye taşındığımız günlerden de başlayabilirim. Ama sanırım hikayeme yeni okulumun önündeki ilk dakikalardan başlamalıyım.

Tarihi net olarak hatırlayamasam da soğuk bir kış günüydü. Montumu öyle sıkmıştım ki hastalanmamak için yazın ortasında pencereleri kapatan nenelere benziyordum. Ya da igloda yaşayan eskimolara... Başımın etrafından görünmeyecek şekilde kapattığım saçlarım, enseme batıyordu. Hafif acılardan şikayet etmiyordum çünkü saçlarımı kısaltmayı ben istemiştim. İlk birkaç gün uçlarından batma olacaksa da "Gökkuşağı için yağmura katlanmalısın." öyle değil mi?

Babamın beni kardan adam gibi atkı, bere ve sıkı mont içerisindeki gördüğü ilk anı hatırlıyorum da, çok gülmüştük. Hatta burnumun etrafı sıkıştığı için daha hızlı yaşlanacakmışım. O zamanlar buna inanmıştım. Ancak asıl yaşlanma vücudun yaşlanması mıdır ki? Bunu daha sonra öğrenecektim.

"Yeni arkadaşlar edin." dedi babam. O da benim arkadaş özürlüsü olduğumun farkındaydı. Ve Türkiye'ye yeni gelmemin farkındalığıyla daha az arkadaş edineceğim düşüncesindeydi. Haksız da değildi. Diğer öğrencilerin beni dışlayacaklarının farkındaydım. Babam belki de en çok bundan korkuyordu. Belli ki geçmişte bunları o da yaşamıştı. Ailede böyle bir genetik olup olmadığı araştırmayı daha önce hiç düşünmemiştim. Ta ki bu ana kadar. Fakat muhakkak birkaç arkadaş edinirdim düşüncesindeydim. Hatta belki benim gibi göçmenler de vardır. Onlar bana iyi davranırlardı ne de olsa...

Babamın yüzündeki acıma duygusu eminim bana değildi. O sima, babamın favori tepkisi olabilirdi. Çünkü mutlu olduğunda da üzüldüğünde de aynı tepki, iki kaşının arasından dudaklarına kadar iniyordu. Fakat şu anki tepkisi acımadan o denli uzaktı ki... Sanki aynı suratı oluşsa da duyguları çok daha farklıydı. Pişmanlık hissediyordu sanki. Buraya gelirken ben pek etkilenmesem de -hatta yeni arkadaşlar edinme düşüncesi beni mutlu etmişti- babam, ailesinden ayrılmak zorunda kalmıştı. Dedemlerle Rumence dilini konuşsak da, oradaki okulda ve ev içerisinde Türkçe konuşuyorduk. Oraya çok bağlıydık ancak dedemlerin miras işleriyle uğraşmak için, İzmir'e gelmiştik -Dedemin babası zamanında Türkiye'de de toprak satın almıştı.- Aslına bakarsanız bu miras işi o kadar da kolay değildi. Dedem sapasağlamdı ve öleceği yoktu. Ancak halam, kendine kalacak hisseyi kocasının adına, yani enişteme (eski eniştem), yaptırınca ve eniştem altınlarla beraber Almanya'ya kaçınca mahkemeye başvurdular. İmza işi o denli mühim olmasa da eniştem İzmir'deki toprakları bir hissedara satınca işler sarpa sardı.

Yaklaşık 3 hafta burada kalacaktık. Aslında ben Vrev'de kalabilirdim ama buraya gelmeyi öyle çok istiyordum ki... İlk kez bir arkadaş edinebilirdim. Böyle deyince arkadaş özürlü olmam ne kadar iyi anlaşılıyor değil mi? Size geçmiş arkadaş anılarımı anlatmaktansa yeni okulumdaki arkadaş (yapamama) anılarımı anlatsam daha anlaşılır olur.

Okulun kapısından ilk geçişimi hatırlıyorum da tıpkı yeni yürümeyi öğrenmiş bir bebek gibi yürüyordum. Bunu istemsizce yapıyordum. Giydiğim kıyafetlerin hareket etmemi engelleyecek kadar beni sıktığını söylemiş miydim?

Herkesin bu denli mutlu olması beni motive etmişti. Ben de günün birinde şu çocuklar gibi gülüp sohbet edebilecektim belki. Bu süre yaklaşık 3 haftayla kısıtlı olsa da... Etrafı iyi algılayamıyor olmam insanların cinsiyetlerini seçememem demek değildi. Veya sesi ayırt edememem, illaki kulaklarımda bir sorun olması anlamına gelmez ki. Biraz abarttığımı düşünebilirsiniz. Veya neyden bahsettiğimi bilmiyor da olabilirsiniz. Fakat yakında anlayacaksınız.

"Merhaba Hazel Ksonova!"

İsmim ve soyismim. Evet bu kişi benim ve ses arkamdan geldi. Bir çırpıda arkamı döndüm. Etrafı kolaçan ettim. Sesin kalınlığı ergen bir çocuğun ya da yetişkin bir hocanın sesini andırıyordu. Bu iki sesi nasıl benzettiğimi sorguluyor olabilirsiniz. Ama belki de bir adam ergenlikte hep sigara içmiştir ve sesi olgunlaşamamıştır. Bu tür tepkileri içimde hep verrim ama şu an bu tepkiye gerek kalmadığını anladım.

Kapüşonumu ve ardından beremi çıkardım. Tahmin ettiğim doğruydu, bu kişi ergen bir çocuktan başkası değildi. Omuzları geniş, çenesinde kıllar çıkmış çocuğa uzunca baktım. Bu çocuk bir yerden tanıdık geliyordu. Ya da ben öyle zannediyordum. Fakat insanlar eğer birini tanıdıklarını söylerlerse yüksek olasılıkla kaderleri bir gün buluşur. Ben de tam olarak bunu yaşadım.

"Merhaba." diye karşılık verdim isim ve soyismimi nasıl bildiğini sorgulamadan. Gözlerinde kayboldum. O arkasını dönüp gidene kadar hareket edemedim. Bu çocuk da kimdi?

İçimdeki küçük kızın korkusunu bastırmaya çalışırken montumun düğmelerini yavaş yavaş çıkarıyordum. O çocuk gerçek miydi diye düşünmedim değil.

Aslına bakarsanız ismimi bilmesi o denli tuhaf değildi. Soyismimi saymazsak babamın benle vedalaşırken bana Hazel demiş olması mümkündü. Ve belki o da bunu duymuştu. Yani bu konuya takılmadan hayatıma devam ettim. O gün dersler beklediğimden iyi geçti. Felsefe dersinde uyuduğumu hatırlasam da diğer çoğu derste aktif öğrenci rolümü yerine getirdiğime eminim. Diğer çocuklar bana pek yaklaşmasalar da kendimi kötü hissettirecek herhangi bir söz söylemedikleri için mutlu oldum.

Babam beni almaya gelince saat altıya varıyordu. On dakika gecikse de yoldaki trafiği görünce on dakikada gelmesinin bile bir mucize olduğunu anladım.

Bugün her şeyin sıradan olduğunu fark etmem pek uzun sürmedi. Günlüğümün başında oturmuşken bir yandan da dışarıyı seyrediyordum. Saat gece yarısını on beş dakika geçiyordu. Kiraladığımız ev, müstakil bir binanın ikinci katıydı. Pencereler direkt sokakla temas halindeydi, bahçemiz yoktu. Yolu izlerken geçen arabalara bakıp rengini daha önceden tahmin etmeye çalışıyordum. Bu oyunu hep oynardım. Geçen arabanın rengini doğru bilince kendimi çok zekiyim diye tasvir ediyordum. Eğlenme şeklim buydu. Bilakis şu an ne kadar aptal oluşumun farkındayım.

Yola dalmış, sıradaki araba için Siyah rengini çoktan atamışken kısa süre sonra siyah bir araba tam da tahmin ettiği gibi sokaktan geldi. Fakat bu arabanın diğerlerinden bir farkı vardı. İlerlemedi. Kendi evlerinin önüne kadar gelip durdu. Sanki buralarda bulunan bir eve gelecekmiş gibiydi. Korkmuyordum çünkü bu arabanın kendi evimize gelme ihtimali yoktu. Burada kimseyi tanımıyorduk ki! Alt katımızın boş olduğunun farkında idim ve eğer arabadan inen kişi buraya doğru yönelirse gelme amacı mutlaka biz olmalıydık.

Tahmin ettiğim tuttu. Arabadan irice bir adam indi ve evimize doğru yanaştı. Etrafı kolaçan etmiş gibi bir havası vardı. Ve korkumun doruk noktasına ulaşması, bana doğru bakmasıyla oluştu.

Daha önce hiç gelmediğimiz Türkiye'de siyah bir araba ve gizemli birisi, kendilerini ziyaret edecekti.

Babası seslendi:

"Kızım pencereden uzak dur. Hemen buraya gel."

Babamın sesindeki korkuyu sezebiliyordum.

"Neler oluyor baba?"

"Hemen buradan gitmeliyiz."

Daha sonra olacaklardan bihaber şekilde donakaldım. Ne yapmalıydım?

Bölüm sonu

4 yorum