Sabah oldu ve alarmım çalmaya başladı. Uyanır uyanmaz alarma sövdüm ve haklıydım. Kim sabahın 7'sinde uyanmak isterdi ki... Ayağa söylene söylene kalktım.
Omzum az da olsa ağrıyordu. Komidinimin üzerinde ilaç vardı ve üstünde bir not vardı:
"Evet saygıdeğer arkadaşım bu ilacı eğer sabah uyandığında ağrın olursa iç! Ama olmazsa ilk önce kahvaltı yap,tabi sen kahvaltı yapmıyorsun unutmuşum! Ama bugün yapılacak! Efe ve diğerlerine söyledim. Zorla da olsa yiyeceksin. Seni çook öpüyorum."
Gülümsemiştim. Ah deli kızım benim. Sen olmasan belki de şuan da burada olamazdım. Sen benim iyi ki hayatıma girmişsin.
İlacı hemen ağzıma atıp üstüne su içtim. Hemen üstümü giyindim ve merdivenlerden aşağı inmeye başladım. Evimiz 2 katlıydı ve ben bazen bu merdivenleri inmeye dençıkmakya da aşırı üşeniyordum.
Deri ceketimi,arabamın anahtarını ve telefonumu aldım. Arabama bindim ve yola doğru çıktım. Ben arabaya biner binmez Gökçe aramıştı.
Gökçe: Heh sonunda kızım kaç defa aradım seni korktum.
Tutku:Ben iyiyim telefona bakmadım kusura bakma. Ne oldu?
Gökçe: İyi misin? Sana not yazmıştım gördün mü?
Tutku:Evet baş belası gördüm. Sen olmasan buralarda olamazdım. Şuan belki de ölü olucaktım.
Şuan bana ters ters baktığına emindim.
Gökçe:Tutku! Bak oraya gelirsem kötü olur.
Tutku:Off tamam. Ama gerçekten seni arkadaşım gibi değil annem olarak görüyorum.
Anne... İkimizde konuşmadık ve bu sessizliği bozan ben oldum.
Tutku:Tamam neyse ben yoldayım kapatıyorum.
Telefonu kapattım. Gözümden bir damla yaş düştü. Ben normalde ağlamazdım eğer ağlayacaksam da tek olduğum zamanlardı. Kendimi her ağladığımda yenildiğimi hissediyordum.
Göz yaşımı sildim ve yola devam ettim. Her zamanki aldığım kafeye geldim. Arabadan indim ve kafeye girdim. Kahvemi aldım ve arabama geçtim. Yola çıktığım an Onur arıyordu.
Onur:Reis neredesin? Gelip alayım mı seni?
Tutku:Ya kardeşim sizi bana tek tek mi gönderiyorlar?
Onur:Kim aradı ki?
Tutku:Gökçe de aradı. Neyse sana sesimi fazla çıkarttıysam özür dilerim. Şuan da kahvemi aldım ve geliyorum. 10 dakikaya oradayım brocuğum.
Onur:Tamam şampiyon.
Telefonu kapattım. Onur ile aramızdaki bağ bir farklıydı. Diğerleriyle de iyi bir bağım vardı ama Onur sanki benim abimmiş gibi hissettiriyordu. Her şeyimi ona anlatıyordum. Tâbi Gökçeden sonra. Gökçe'nin bazen şehir dışına çıktığında olan herşeyi Onur'a anlatırdım. O da bana anlatırdı.
Bizim ortak eve gelmiştim. Burada birçok anılarımız geçmişti. Hepsi de çok güzeldi. Hepsinin ayrı bir güzelliği vardı.
Kapıyı açtım ve içeri girdim. İlk girdiğim salondu. Sağ tarafta merdiven vardı ve oradan çıkınca hepimizin ayrı odası vardı. Bazen burada kalıyordum.
Onur ve diğerlerinin yanına geçtim.
"Eee yok mu hâlâ bir delil. Bana yok demeyin lütfen."
Hepside birbirine bakıyordu. Cem abi "Tutku maalesef yok."
"Nasıl yok ya 2 yıldır ya 2 yıldır araştırıyorum sizde araştırıyorsunuz. Nasıl birşey bulamıyoruz ya." Sinirle elimle duvara yumruk atmıştım. Sakin kalmalıydım ama kalamıyordum. Nasıl kalabilirdim ki! Bir insan anne ve babasının katilini 2 yıldır araştırıyor ama hiç birşey bulamıyordu. Nasıl sakin kalınabilir ki.
Cem abi "Tutku,sakin ol bulacağız o şerefsizi. Ama sen böyle davranırsan hiç bulamayacağız. Sen bu değilsin,bizim tanıdığımız Tutku bu değil. Öyle değil mi?"
Haklıydı. Ben bu değildim. Ama yapamıyorum ailemin katilini bulmak benim için hazine bulmuş gibi olucaktı. O yüzden kendime gelmeliydim.
"Doğru söylüyorsunuz ben bu değilim. Ama sizden bir söz istiyorum." Hepsi bana bakıyordu. "Onu bulduğumda bana karşı çıkmayacaksınız." Hepsi birbirine bakıyordu.
Cem abi "Tamam ama fazla ileri gitmek yok Tutku. Cezasını çekmeli."
Daha ne kadar ileri gitmesinden bahsediyordu bu. Sesimi yükselterek "İleri gitmek mi! O benim anne ve babamı öldürdü Cem abi! Senin de arkadaşını sen nasıl böyle sakin olabiliyorsun! Tabiki de ileri gideceğim! Acı çekerek bana yalvarıcak ama ben ona acımayacağım. Tıpkı onun yaptığı gibi." Elimi yumruk yaptım ve dişlerimi sıkıyordum.
Haklıydım,son kelimesine kadar haklıydım. Birşey söylemediler ve önlerine döndüler.
Yarım saat sonra Gökçe aradı. Önemli birşey mi olmuştu? Hemen açtım.
Gökçe:Tutku yardım et peşimde birileri var.
Sesi telaşlı geliyordu. Hemen ayağa kalktım.
Tutku:Ne oldu? Neredesin?
Gökçe den cevap gelmedi. Telefonu kapatmıştı. Ellerim,dizim titriyordu.
"Gökçe..." Nefes alamıyordum.
Efe "Ne olmuş söylesene Tutku."
Hemen odama çıktım ve silahımı aldım. İçini doldurdum ve aşağı indim. "Takip cihazından yanına gidiyorum. Onu buraya göndermeye çalışacağım. Eğer ki yarına kadar gelemezsem takip cihazından gelirsiniz. Şimdi hiçbiriniz gelmiyorsunuz!" Omzumdaki yarada acılık hissettim.
Onur yanıma gelerek "Hayır Tutku hem yaran var hem tek başına ne yapacaksın? Bizde geliyoruz!" Haklıydı ama onları tehlikeye atamazdım.
Onur'un kollarını tutarak "Evet ama lütfen Onur. Onun kılına zarar gelirse kendimi asla affetmem. Lütfen dediğimi yapın! Yarın sabaha kadar gelemezsem takip cihazından gelin. Ben şimdi gidiyorum. Sakın gelmeyin ortalık daha da tehlikeleşmesin."
Cem abiye baktım ve gözlerimle onları sakın arkamdan yollama dedim. Beni anlayarak kafasını tamam anlamında salladı.
Onur'un kollarını bıraktım ve kapıya doğru ilerledim. Ağlamamak için kendimi zor tutuyordum. Hemen kapıyı açtım ve arabaya doğru koştum. Arabaya bindim.
Gökçe'nin telefonuna takip cihazı yüklemiştim. İyi ki de yüklemiştim. Tam bakacakken Ayfer Teyzem arıyordu. Telefonu açıcakmıydım? Onlara yalan söyleyemezdim ama açmazsam da telaşlanıcaktı. Telefonu açtım. Sesi korkmuş bir şekilde çıkıyordu. Sakinleşmesi için ameliyattadır dedim ve kapattım.
Kafamı koltuğa yasladım. Gözümden yaşlar dökülmeye başladı. Kaçıran kimse eğer ona zarar verirse onu öldürecektim. Kimse benim aileme zarar veremez. Hemen takip cihazına baktım ve ormanlık bir yerdi.
"Neresi ulan burası? Neden burası?" Elimle direksiyona vurdum. Elim titriyordu ama sevdiğim kişi tehlikedeydi. Kendime gelmeliydim. Kendimi hemen toparladım ve yola çıktım. Göz yaşlarım hala dökülüyordu. Elimin tersiyle onları sildim.
20 dakika sonra bilinmeyen bir numara arıyordu. Hemen açtım.
Tutku:Alo!
Bilinmeyen:Merhaba Tutku.
Tutku:Sen kimsin Gökçe'yi kaçıran sen misin yoksa! Gökçe'ye ver hemen!
Gözlerimden ve sesimden öfke fışkırıyordu.
Bilnmeyen:Yok ya başka isteyin var mı paşam?
Tutku:Bak eğer ona zarar verirsen kendini ve yanındakileri öldü bil!
Arkadan gülme sesleri geliyordu. Bu benim daha da sinirlenme yol açmıştı.
Tutku:HEMEN TELEFONU GÖKÇE'YE UZAT!
Bilinmeyen:Aman iyi be veriyorum.
Bilinmeyen:Tutku. Çok korkuyorum.
Tutku:Güzelim sakın korkma tamam mı kurtaracağım seni. Sakın ağlama sakın!
Bilinmeyen:Bu kadar yeter şimdi arkadaşını kurtarmak için bize tam 8 trilyon getireceksin. Bu akşam saat 9'da getirdin getirdin yoksa arkadaşın ölür!Anladın mı!
Tutku:Tamam Allah'ın cezası yer neresi?
Bilinmeyen:Hemen teslim oluyorsun ama neyse daha kolay ben seni 2 saat sonra tekrar arayacağım o zaman söylerim.
Telefonu yüzüme kapattı. Sesli bir şekilde "Salak hemen teslim oluyormuşum. Beni tanımadığı o kadar belli ki. Sen görürsün birazdan azaldı."
Gökçe'nin olduğu yere gelmiştim. Kapının önünde beş tane koruma vardı. Arkasında ve yanlarında da vardı. Ama benim için sorun değil. Bekle Gökçe'm kurtarmaya geldim seni.
İlk önce öndekileri halletmek için yavaş yavaş ilerledim. Sonra bir dal parçasına basmıştım. İçimden "Hay böyle işin..." dedim. Başımı yavaş yavaş kaldırdığım da korumalar bu tarafa geliyordu. Benim için her türlüsü kolaydı. Ama onlar kendi elleriyle bana geliyorlardı. Bana doğru gelen 4 kişiydi. Ses çıkarmamak için silahımı şimdi çıkarmadım. Adamlar geldi ve onları dövmeye başladım. Hepside bayıldıktan sonra onları kenara çektim. Dikkatlice kapıya doğru ilerledim. Kapıyı ayağımla teperek açtım.
İçeri girdiğimde birisi Gökçe'ye çok yakındı. Eğer onu öpmeye kalkıştıysa sonu çok kötü olucaktı. İçeride de korumalar vardı ve silahlarını bana doğru tuttular. Gökçe'nin başında 4 kişi vardı ve biri Gökçe'ye yakın olandı. Önümde 7 adam vardı. Tek başıma dövebilirdim ama silahımı çıkardım ve 5'ini hemen vurdum. Kalan 2 kişiyide dövdükten sonra bayıldılar. Gökçe'nin tarafına baktığımda bana arkamı işaret ediyordu. Kahretsin yine arkama bakmamıştım. Kafamın arkasında o soğuk namluyu hissettim. Arkamdaki kişi birken 4'e çıkmıştı.
Yavaş yavaş onların yanına gidiyorduk. 2 kişi kolumu tutuyordu. Diğer 2'side kafama silah dayamıştı.
Gökçe'ye yakın olan yanıma doğru geliyordu. Ayağımı kaldırıp erkekliğine teptim. O acıyla inlerken arkamda duran biri dizimin arka tarafın vurdu. Benim yere düşmemi bekliyordu ama düşen o olmuştu. Silah tutanların eli tetiğe geçmişti. Ellerimle tamam durun dedim. Erkekliğine teptiğim kişinin arkasındaki 3 kişi yanıma geliyordu. Yere düşeni kaldırdılar ve karşıma geçtiler.
Yere düşen "Kimsin lan sen!" Saçımı tutup arkaya doğru çekti.
Alaycı bir şekilde güldüm. "Ecelin nasıl ama?"
Saçımı bıraktı ve korumalara siz çıkın dedi başıyla. Bana soru soranın yanındaki 3 kişi yanıma geldi ve beni tutmuşlardı. Patron karşımdakiydi ve diğer 3 kişi yanındaki yardımcılarıydı büyük ihtimalle.
Çenemi sıkıca tuttu. "Sana kimsin dedim!"
Alaycı gülümseme atarak "Az önce de dedim ya ecelin!" Son kelimeyi bağırarak söylemiştim ve depo gibi bir yerde sesim yankılanmıştı.
Karnıma tekme attı. Canım yanmıştı ve hafif bir inlemiştim. Tekrar karşısında dikildim. "Peki bu kadar ısrar ediyorsun. Arkanda ki kişinin arkadaşı!"
Şaşırmış bir şekilde yüzüme bakıyordu ve arkasına döndü Gökçe'nin yanına gidiyordu o yüzden dizinin arkasına teptim. Yere serilmişti. Gülmüştüm. Arkamdakilerde bana vurmuştu.
Hemen ayağa kalktı ve sinirle bana yumruk attı. Kafam sağ tarafa doğru düştü. Büyük ihtimalle ağzım kanıyordu.
Gökçe "Ne yaptığını sanıyorsun sen!"
Hemen Gökçe'ye döndü ve "Bu senin arkadaşın mı?"
"Evet arkadaşım ve senin ecelin." Gülümsemiştim. Yürü be kızım kim tutar seni...
Bana döndü ve konuşan ben oldum. "Sana bir teklifim olucak." Sesimden ve gözlerimden öfke fışkırıyordu.
Bana doğru eğildi ve yüzüme yaklaşarak "Neymiş bu? Hem ben seninle neden anlaşma yapayım?"
"Onu bırak ve beni al!" Gözlerim Gökçe ile buluştu ve kafasını hayır anlamında salladı.
"Neden? Neden böyle bir şey yapayım? İkinizi de öldürmek istiyorum. Öyle değil mi beyler?" Hepside gülmeye başladı.
Dişlerimi sıkarak "Sana son kez söylüyorum onu bırak!"
"Hımm peki benim burda ne artım olucak?"
Küfür etmek istiyordum. Aklıma haince bir fikir geldi ve "Yaklaş söyleyeyim." Yüzüme yaklaşıyordu. Yazık biraz sonra ne olacağını bilmiyordu. Yüzüme yaklaştı ve yüzüne kafa attım.
"İşte bu olucak seni dövmek." Alaycı bir şekilde güldüm. Arkamda duran saçımı çekerek beni yere fırlattı. 3'ü de beni dövmeye başladı.
Kafa attığım yanıma geldi ve saçımı tutarak "Tamam bırakın onu bununla işimiz var!" 3'ü de Gökçe'yi çözdü.
"Son kez sarılayım ona." Bir bana bir de Gökçe'ye bakıyordu. Beni ittirerek Gökçe'ye doğru yürüttü.
Gökçe'ye sarıldım. "Sakın korkma bana bir şey olmaz."
"Tutku ben seni bırakmak istemiyorum."
Kısık sesle "Zaten yaran var ya birşey olursa."
Bende sessizce "Yaram varsa var hiçbir şey senden önemli değil Gökçe. Şimdi git tamam mı?"
Ağlıyordu. Ellerimle göz yaşlarını sildim.
"Sana birşey yapmadılar değil mi?"
Kafasını hayır anlamında salladı ve tekrar sarıldım.
"Aman yeter be götürün şunu." Bizi ayırmıştı. Ona dönerek "Söz ver onu göndereceğine!"
"Tamam dedik ya benim işim artık seninle o umurumda bile değil. Götürün şunu."
Gökçe'yi götürüyorlardı. Biraz da olsa rahatlamıştım.
Kafamın arkasında bir acı hissettim ve gözlerim kapanıyordu.
Yine o karanlık...
Peşimi bırakmayan karanlık...
Yalnız olduğumda ki karanlık...