"Gizli hayranım sonunda geldi. Çok da yakışıklıymışsın cidden. Yah, nerede kaldın? İnsan sevdiğini bu kadar bekletir mi hiç oppa? Bir de ilk buluşmamız. Bu kadar sorumsuz olmamalıydın. Ayyy! Ne oldu? Yüzün kireç gibi oldu. Hasta mı oldun yoksa? Aman aman Allah korusun. Daha evleneceğiz biz. Dur bakayım ben bir sana..." deyip oturduğu yerden kalktı ve Lee Know'un yanına geldi.
Onun yüzüne ateşi çıkmış mı diye bakacaktı ama genç adam kimsenin yüzüne dokunmasına müsaade etmezdi.
Reflekslerini kullanarak tanımadığı konuşkan kızın bileğini hızla yakaladı. Canını yakmadan narince tutmaya özen gösterdi.
"Sen de kimsin?"diye sordu şaşkınlıkla.
Kız ise çatılan kaşlarıyla sorusuna cevap verdi.
"A-a! Kim olacağım canım? Senin pamuk prensesinim ben. Senin âşık olduğun kadınım. Kolumu bırakır mısın?"
Ha Ra yanında Yun Hee ile birlikte gülme krizine girecekti ama kahkaha atmamak için zor tutuyorlardı kendilerini.
Manyak herifle buluşacakları yeri gören bir yerdeydiler. Ne konuştuklarını duyuyor, ne yaptıklarını görüyorlardı bu iri kayanın arkasında.
Ha Ra, en yakın arkadaşı Yun Hee'ye başına gelen her şeyi en başından sonuna kadar eksiksiz bir şekilde anlatmıştı. Bugün uygulayacağı hain planı da...
Yapmış oldukları çocuksu, ergensi oyunun ne kadar tehlikeli olabileceğini düşünememişlerdi.
Şu an Ha Ra, o adamın bir daha asla kendisine bulaşamayacağını düşünüyordu. Çünkü ona göre Seo Ri, yani bir nevi yalan söyledikleri kız acayip takıntılı, acayip bulaşıcıydı. Çenesi düşük ve bir o kadar da sosyetikti. Onun eline düşen bir daha ondan kurtulamazdı.
Ha Ra ve Yun Hee sessiz sessiz soluklanıp gülmemek için kendilerini tuttular ve başlarını yine kaldırarak izlemeye devam ettiler.
"Bana bak! Ben seni tanımıyorum! Bana saçma sapan şeyler söylemekten de vazgeç! Şimdi söyle... Kimsin sen? Lee Ha Ra nerede?!"
"Ne bağırıyorsun canım?! Kim Seo Ri'yim ben, Seo Ri! Hem Lee Ha Ra da kim? Daha başlamadan beni aldatıyor musun sen yoksa?"
"Eeehh! Uğraşamayacağım seninle!"
Lee Know hışımla ayağa kalkıp arabasına doğru yürümeye başladı ama bir anda koluna yapışan kızla neye uğradığını şaşırdı.
"Bırak kolumu!"
Ama o kız bırakmadı. Sülük gibi yapışmıştı.
"Benden bu kadar kolay kurtulabileceğini mi sandın? Beni buraya çağıran, beni oyalayan sen değil miydin? Bırakmam seni. Hiçbir yere bırakmam."
Lee Know'un sinirleri giderek gerilmeye başlıyordu.
Bu kız... Bu kız... Ahh! Anlatılamayacak kadar zor, anlatılamayacak kadar yapışık bir kızdı. Ama yine de bayandı. Bundan dolayı bir fırsat daha verecekti. Son bir defa ona sinirle, dişlerinin arasından:
"Bırak beni. Bırakmazsan çok kötü şeyler olacak, demedi deme. Bak, ben gerçekten kötü bir adamım," dedi ve tanımadığı kızın tepkisini bekledi.
Ama o kız:
"Bırakmayacağım işte,"diyerek dudaklarını büzüp aynı zamanda omuzlarını kaldırıp indirince sabrı taştı.
Tanımadığı kızı ince kolundan tutarak belindeki tabancayı hızla çıkardı ve soğuk namlusunu onun alnına dayadı.
Bunu beklemeyen kız neye uğradığını şaşırdı. Ha Ra ve Yun Hee de!
Bunu görünce anında yüzündeki tebessümleri soldu. Adam resmen kızın kafasına silah dayamıştı. Ya bir de öldürürse? O zaman... İşte o zaman Ha Ra bunun vebalinin altından kalkamazdı.
Lee Know, kızın kendisini bırakması için sert görünmeli ve onu korkutmalıydı. Tek amacı buydu. Bu sebeple bağırdı.
"Sana beni bırakmanı söylemiş, uyarmıştım! Şimdi burada sıksam kafana kim bulur senin cesedini? Huh?! Kim bulur?! Bana oyun oynamaya nasıl cürret edersin sen?!"
Her kükreyişinde karşısındaki kız daha da titriyor, gözlerinden sicim gibi yaş akıyordu ama konuşamıyordu korkusundan.
Ha Ra bu sahneyi daha fazla oturup izleyemezdi. Kayanın arkasında, oturduğu yerden kalktı ve hızla manyak herifin olduğu yöne doğru koşmaya başladı. Herif gerçekten manyaktı. Öldürecekti kızı!
Koştu, koştu, koştu...
Seo Ri'nin gözleri onu görünce bile koşmaya devam etti.
Ve işte ne olduysa o an oldu!
Lee Know, arkasından kendisine doğru gelen koşma sesini işitince refleks olarak savunmaya geçti ve hızla arkasına dönerek sesin geldiği yöne ateş etti.
Kurşun hızla ilerledi ve Ha Ra'nın vücuduna saplandı.
...
