🗡
Lee Know kendisini zorla odasına sokup kapıyı üzerine kilitleyen 3 genç adama karşı koyamamış, odasında bir süre çırpındıktan sonra kapının arkasına yaslanarak yere oturmuştu.
Bir anda deli gibi ağlamaya başladı. Bu yaşanılanlar gerçek olamazdı. Annesinin katili ömrü boyunca sevdiği tek kadının babası olamazdı.
Ama olmuştu işte! Ha Ra'sı, ömürlük sevdası,saçının teline bile zarar gelmesine kıyamadığı meleği o katilin kızıydı.
Şimdi ne yapacaktı? Az önce... Az önce öfkesine yenik düşerek Ha Ra'ya neler yapmıştı?!
Çok mu yanmıştı canı? Çok mu sıkmıştı narin kollarını?
Pişmandı.
Ha Ra'nın her ne kadar o herifin kızı olduğunu öğrense de şakinleştikçe pişmanlığı daha da çok artıyordu. Çünkü sakin kafayla düşününce o dehşet olayların yaşandığı zamanlar Ha Ra'nın kendisinden daha küçük olduğunu ve babasının yaptıklarını bilemeyecek kadar masum olduğunu düşünmek zor değildi.
Bu olanların sorumlusu Ha Ra değil, babası olacak kansızdı! Ha Ra'yı tanıdığı andan beri takip ediyordu. Onu belki de kendisinden bile daha iyi tanıyordu. O hâlâ kendisinin masum meleğiydi.
Ama şimdi... Şimdi o masum meleğin kanatlarını öfkesine yenik düşüp kendisini kaybederek kırmıştı.
Çıkmalıydı buradan. Ha Ra'sının yanına gitmeliydi. Kim bilir ne hâldeydi?
Ayağa kalktı genç adam. Ardından gözyaşlarını silerek sakince kapıyı tıklattı.
"Bangchan! Jisung! Felix! Çıkarın beni buradan, Ha Ra'nın yanına gitmem lâzım."
Onun sesini kapının önünde çömelen üç genç de duysa da bu mümkün değildi. Az önce olanlardan sonra Ha Ra'nın canını tehlikeye atamazlardı. Bundan dolayı Bangchan:
"Hayır!"diye bağırdı.
"Bunu Ha Ra için yapamayız kardeşim. Biraz daha orada dur ve iyice sakinleş. Gerçi her ne kadar sakinleşirsen sakinleş o kızın yanına seni bir daha yaklaştıramayız."
Lee Know, arkadaşlarına da hak veriyordu. Bunu Ha Ra'nın güvenliği için yapacaklarını tahmin ediyordu da ama denemişti.
Yine sırtını kapıya yasladı genç adam. Daha sonra aklına gelen fikirle cebinden telefonunu çıkarak ablası Jiwoo'yu aradı. Neyse ki istediği olmuş ve ablası anında telefona cevap vermişti.
"Abla! Abla ne olur telefonu Ha Ra'ya ver. Ne olur soru sormadan sadece bana güven ve telefonu sevdiğim kadına ver."
Bir süre hat sessiz kaldıktan sonra genç adam ablasının, "Tamam," dediğini işitti ve sevinerek bekledi.
Hıçkırık sesleri işitiyordu. Bu Ha Ra mıydı? O zaman telefon kulağında kendisini dinliyor olmalıydı.
Yine göz yaşlarına engel olamadı Lee Know. Minik damlalar yanağından yol alıp akarken derin bir nefes alıp verdi ve konuşmaya başladı.
"Ha Ra'm..." diyerek başladı ilk sözlerine. Ardından hiç ara vermeden devam etti.
"Benim tek sevdam, en hassas ve en derin yaram, ulaşamayacağımı hissettiğim kara sevdam, nefesim, her şeyim ... Ben kendimi kaybettim. Öfkeme yenik düştüm. Sen... Sen benim masum meleğimsin Ha Ra. Kanatlarını kırdıysam özür dilerim. Yemin ederim çok pişmanım. Beni affetmeni istemiyorum senden. Ama... Ama seni ne kadar çok sevdiğimi bilmeni istiyorum. Unutalım güzelim... Az önce yaşanan her şeyi unutalım. Hatta, hatta babanı da. Onun kim olduğunu da! Sen bana soru sorma, ben de sana. Sadece unutalım ha, olmaz mı? Seni kaybetmek istemiyorum. Nefesimi kaybedersem nasıl yaşarım ben? Unutalım ne olur?"
"Lee Know..."
Genç adam duyduğu narin sesle yüzüne büyük bir tebessüm yerleştirdi. Cevap vermez zannediyordu ama vermişti en azından. Bir kere daha o güzel sesini işitebilmişti.
"Ha Ra..."
Genç kızın ağlaması yeniden şiddetlendi ama telefondan Lee Know'un kendisine söylediği sözlerden sonra konuşmak istiyordu. Her ne kadar boğazı düğümlense de, her ne kadar vücudu sızım sızım sızlasa da yine de cevap verecekti ona.
"Lee Know... O adi herifin kızı olduğum için özür dilerim."
Bu kelimeleri duyan genç adam daha da şaşırdı. Bunu ona söylememişti. Sadece babasının kim olduğunu sormuştu. Yoksa... Yoksa ablası...
"O adi herifin kanını taşıdığım için beni affet. Benim hiçbir şeyden haberim yoktu inan bana. Babamın böyle adi bir adam olduğunu bilmiyordum. Unutalım diyorsun... Gerçekten bunu istiyor musun?"
Genç adam kararlıydı.
"Evet, bunu gerçekten istiyorum. Unutalım Ha Ra."
Bu sözlerden sonra Ha Ra'nın da yüzüne hafif bir tebessüm yerleşti.
"Unutalım madem ama... Ama sana babamın kim olduğunu söyleyeceğim."
Lee Know hemen:
"Söyleme," diye atladı Ha Ra'nın sözlerine.
"Senin canın yansın istemiyorum."
Ancak genç kız da bu konuda kararlıydı. Bundan dolayı kararlılıkla devam etti sözlerine.
"Lee Know, sana onun kim olduğunu söyleyeceğim ve sen de onu bulup cezasını vereceksin. Sana yaşattıklarının hesabını bir bir soracaksın. İntikamını alacaksın, tamam mı?"
"Ha Ra-"
"Tamam mı, Lee Know? İnan bana böyle olunca daha iyi olacağım. O... O cezasını çekmeli. Kim bilir daha ne kadar masum insanın hayatını kararttı. Bana söz ver. Yapacaksın değil mi?"
Ha Ra'nın sözleri, onun yüce gönüllülüğü Lee Know'un da yüzünün gülmesine neden oluyordu.
"Söz, yapacağım," dedi genç adam tebessümle.
"Bir de... Şimdi yanına gelmek istesem beni kabul eder misin?"
"Soru mu yani bu şimdi? Sanırım sana ihtiyacım var."
"O zaman... O zaman bekle, yanına geliyorum."
Ve telefon kapandı. Genç adamın kulağına tuttuğu telefon yavaş yavaş yere inerken yüzünde büyük bir tebessüm mevcuttu.
Pişman değildi. Doğru olanı yapıyordu ve her ne pahasına olursan bu kızı sevmekten asla ama asla vazgeçmeyecekti.
...
