"Yun Hee, sakin ol kızım. Onun bir suçu-"
"Var! Ben yutmam bu numaraları ajusshi! Yutmam! Bu koskocaman, bu genişçe yolda nasıl oldu da bize çarpabildi? O herif taktı değil mi seni bizim peşimize. Polise gideceğimizi anlayınca da engel olmak için bilerek çarptın!"
"Ben-"
"Sen şerefsizin tekisin. Tıpkı emri veren o herif gibi! Her ne olursa olsun engel olamayacaksınız."
Yun Hee hızla yeniden arabaya doğru ilerledi ve kendi oturduğu yerin kapısını açmaya gerek kalmadan kırılan camdan uzanarak yere savrulan telefonunu aldı.
Sağ kolu fena sızlıyordu. Büyük ihtimalle kırılan cam parçaları kolunu kesmişti.
Canının acısının giderek artmasına rağmen sol eliyle telefonunu açtı ve yapması gerekeni yaptı.
Tuş takımını açıp polisin numarasını tuşladığında canının acısıyla gözünden süzülen göz yaşları kendilerini serbest bıraktı.
Aramadan önce genç kız ağlayarak telefonunu sol eliyle havaya kaldırdı ve Bangchan'a bağırdı.
"Hadiii!"
"Hadi şimdi de engel olsana! Ne yapacaksın? Huh?! Bu sefer de bir tabanca falan çıkarıp kafamıza mı sıkacaksın?!"
Bangchan bunun üzerine gözlerini irileştirdi ve ne yapması gerektiğini bilemeyerek şaşkınca bakmaya devam etti.
Bu kız... Bu kız cidden..!
Yun Hee elini aşağı indirip arama tuşuna bastı ve telefonu kulağına tuttu ama Bangchan buna müsaade edemezdi. Bundan dolayı:
"Heeeyy!"diye bağırıp genç kıza doğru koştu. Bir çırpıda elindeki telefonu alıp aramayı sonlandırdı.
"Anlamıştım zaten pislik herif. Ver şunu bana! Ajusshiii!"
Han ajusshi işte o zaman anlayabilmişti her şeyi. Yun Hee'nin fark edip de söylediği her şey doğruydu.
"Rahat bırak kızımı!" diye bağırdıktan sonra ona doğru adım atmıştı ki Bangchan'ın genç kızı kendisine çekip tek kolu ile boynunu sıkıştırmasıyla olduğu yere donakaldı.
Bangchan, Yun Hee'nin telefonunu da arka cebine koyduktan sonra belindeki tabancayı çıkardı ve kızın başına dayadı.
Tabii ki zarar vermeyecekti ama şu an göz korkutması gerekiyordu. Üstelik bu adam da polis ile iletişime geçebilirdi. Her hâlükârda Yun Hee'nin yanında olması ve bu adamı kontrol altına alması gerekiyordu.
'Ahh Lee Know ahh! Yine ne işler açtın başıma?!' diye söylenmekten alıkoyamıyordu kendisini bir türlü.
Her neyse, bir an önce bu işi bitirmelilerdi.
"Kız benimle gelecek. Polise tek laf edersen ona ne olabileceğini tahmin edebiliyorsundur herhâlde?"
Yun Hee'nin kolundaki sızı, yaşadığı korku, Ha Ra'nın ortada olmayışının endişesi... Hepsi bir araya gelmişti.
Dayanacak fazla tâkâti kalmamıştı. Dizleri tutmuyordu artık kendisini. Bundan dolayı acıyla süzülen gözyaşlarını biraz daha akıtmaya devam etti.
Her akan gözyaşı Bangchan'ın boynunu saran kollarına damlıyordu.
Genç adam her ne kadar onun bu hâline üzülse de zarar vermeyecekti sonuçta. Ha Ra'nın yanına götürürdü onu. Ancak öyle sakinleşir ve iyi olurdu belki. Ama tabii öncelikli olarak ilk yardımını yaptıktan sonra.
"Merak etme sana zarar vermeyeceğim. Seni arkadaşının yanına götüreceğim. "
Bangchan, Yun Hee'nin kulağına fısıldadıktan sonra genç kız biraz daha sakinleşti ve Ha Ra'nın yanına gidebileceğini duyunca zorluk çıkarmadan Bangchan ile beraber arabaya bindi.
Ön tamponunu Lee Know yüzünden feda eden Bangchan, arabasının o hâlini görünce yüzünü buruşturdu. İçi cız etti bir an. Ama bunun hesabını soracaktı elbet Lee Know'a. Soracaktı elbet.
...
