Hyunjin, refleksi sayesinde ona dokunmaya çalışan bir şey hissetmiş ve savunmaya geçip onu bileğinden tutarak altına almıştı.
Genç adam uyku sersemliğiyle şu an altında kendisine şaşkın şaşkın bakan güzele kaşları çatık bir şekilde bakıyordu.
"Sen... Sen ne-"
"Asıl sen ne yapmaya çalışıyorsun?! İn çabuk üzerimden sersem herif!"
İşte yine başlamıştı. Karşısındaki masum melek gitmiş yerine hırçın melek gelmişti. Ama nedense bu hâliyle bile tatlı görünüyordu şu an.
Hyunjin, hırçın meleğe büyük bir sırıtış gönderdi.
"İnmiyorum, ne olacak?" dedi onu daha da sinir etmek için.
Başarmıştı da. Altındaki kızın gözlerinden alev fışkıracaktı neredeyse.
"Sana in dedim. Yemin ederim acımam, canını yakarım."
Hyunjin bunun üzerine sırıtışını yayarak genişletti ve gülmeye başladı.
"Hadi canım," dedi alay edercesine çıkan sesiyle.
"Bu hâlinle nasıl canımı yakacağını gerçekten çok merak ediyorum."
Jiwoo da meydan okurcasına cevap verdi.
"Tamam," deyip ilk başta kabullendi ve sonra cesurca devam etti.
"Belki canını yakamam ama buradan çıkmanın bir yolunu bulurum."
Hyunjin gülmeye devam etti tabii. Yine aynı şekilde alayla sordu genç kıza.
"Nasıl çıkacaksın? Vallahi çok merak ediyorum."
Jiwoo şimdi sırıttı ve aklındaki planı uygulamaya geçirmek için:
"İşte böyle!" diyerek bir anda başını kaldırıp Hyunjin'in dudaklarına yapıştı.
Erkeklerin zayıf noktasıydı bu. Biraz sonra yumuşayıp gevşerdi bütün kasları. O da bu fırsattan istifa ederek kaçabilirdi.
Tek çıkış yolu buydu. Aksi takdirde Hyunjin'den kurtulsa adamlarından kurtulamazdı.
Hyunjin de neye uğradığını şaşırdı. Ama zorlamıyordu şu an. Kendisine uzanmıştı bu hırçın melek. Böyle bir fırsat ona göre şu an kaçırılmazdı.
Şaşkınlığı bir kenara bırakıp tadını çıkarmak için genç kızın dudaklarına daha da sert bastırdı.
Jiwoo bir an beceremeyeceğini zannetmişti ama Hyunjin kendisini daha büyük bir arzu ile öpmeye başlayınca amacına ulaştı.
Onun bu boşluğundan yararlanarak elini genç adamın sırtına attı. Hyunjin sırtında dolaşan eli hissediyordu hissetmesine ama bu gayet hoşuna gidiyordu ve Jiwoo'nun amacını anlayamıyordu.
Jiwoo, Hyunjin'in sırtındaki elini yavaş yavaş beline indirdi ve işte tam da o sırada eline değen sert metali hissedince çaktırmamaya çalışarak elini yeniden Hyunjin'in sırtında gezdirdi.
Ardından yeniden elini beline indirdi ve ani bir hareketle tabancayı genç adamın belinden çıkarttı. Aynı anda onu üzerinden sertçe ittirerek dudaklarından ayrılmasını sağladı. Kendisini yatağın diğer tarafına da atmayı başarabilmişti.
Jiwoo, hızla ayağa kalktığı sırada nefes nefese elindeki tabancayı hedefine doğrultarak Hyunjin'e bakmaya devam etti.
Hyunjin, yatağın üzerinde doğrulmuş ve ne kadar da salak olduğunu düşünmeye başlamıştı bile.
Bu esnada Jiwoo yeniden sırıttı ve son sözlerini bu sefer kendisi alay ederek söyledi.
"İşte böyle Hwang Hyunjin, işte böyle..."
...
