İş gezisine çıkması gerekiyordu Bu yüzden uçak bileti aldı. Ailede çalışan bir kadın olmak gerçekten zordur ancak kendi güçlü yapısnı ortaya koymak onun için daha zordu aileyi gururla taşımak zorundaydı, tek umut ışığıydı.Bu yüzden İş hayatına çok erken atıldı uçağını kaçırmamak için erkenden yola çıktı. Uçağı son dakika yetişti ve Yerine oturdu. Bir süre sonra; Gökyüzünde süzülen uçak, motorlarının uğultusuyla geceyi yarıyordu. Yolcuların çoğu uyumuştu; yalnızca birkaç kişi camdan dışarı bakıyor, yıldızların arasında kayboluyordu. Selene Morwen, koltuğuna yaslanmıştı. Yorgundu ama gözlerini kapatamıyordu. Yan taraftaki koridorun öteki ucunda, yüzünü asla unutamayacağı birini gördü: Ragnar Thorne. Göz göze geldiklerinde, ikisinin de bakışında aynı ifade vardı: nefret. Morwen ve Thorne aileleri kuşaklar boyunca birbirine düşmandı. Birbirlerinin adını duymak bile kin uyandırıyordu. Aynı uçakta olmaları bile kaderin zalim bir oyunu gibiydi. Ragnar, dudaklarının kenarında küçümseyici bir gülümseme ile Selene’ye bakıp başını çevirdi. Selene ise dişlerini sıktı, içinden söylenerek bakışlarını pencereye yöneltti. Ama birkaç dakika sonra, uçağın içinde bir şey oldu. Önce küçük bir sarsıntı, ardından kulakları sağır eden bir patlama. Motorlardan biri alev aldı. İnsanların çığlıkları kabini doldurdu. Uçak hızla irtifa kaybediyordu. Selene’nin son hatırladığı şey, Ragnar’ın koltuğunun kenarına tutunmuş bakışlarıydı. --- Güneş ışığı göz kapaklarına vurduğunda, Selene kumların üzerinde uyandı. Başı zonkluyordu, kıyafetleri ıslanmıştı. Etrafına baktığında, sadece deniz ve yemyeşil ağaçlarla kaplı ıssız bir ada gördü. Ve birkaç metre ötede, yerde oturmuş hâlâ nefes nefese olan Ragnar Thorne’u. İnanılmazdı… onca yolcu, onca ses, onca kendisine bir oyun oynandığını düşündü… ama hayatta kalan sadece ikisiydi.
Selene, sinirle bir anda ayağa kalktı, fakat ayağının yaralı olduğunu fark edince acıyla haykırdı. Acının ani dalgası yüzünü burktu. Tabii bu durum Ragnar’ın gözünden kaçmadı. Selene’nin acı çektiğini görmek yüzünde alaycı bir sırıtış oluşturdu. Bu küçümseyici ifade, Selene’nin öfkesini daha da körükledi. “Siz ne yaptığınızı sanıyorsunuz?” dedi hırsla. “Aklınızca beni böyle tuzağa çekebileceğinizi mi düşündünüz? Ne kadar ezikçe!” Ragnar, kahkaha atmamak için kendini zor tutarak cevap verdi: “Ne diyorsun be, kafan mı iyi? Hadi söyle de oyunu bitirsinler… bak çok korktum. İşim gücüm var, sizinle uğraşacak vaktim yok.” Selene’nin yüzü kızarmıştı. “Bana bak! Sizin oyunlarınızla, gıcıklığınızla uğraşamam. Bizimle bir ilgisi olsa, sence ayağım bu halde olur muydu?” Ragnar, gözlerini kısmış, alaycı bir tonla konuştu: “Tüh, ne yazık! Ne kadar acıdım şimdi!Bilerek ayağını yaralı olarak gösteriyorsun bende bunu yicektim demi gerçekten biraz mantık, Selene. Gerçi sizin ailede genetik sanırım… kullanamıyorsunuz.” Selene’nin gözleri öfkeyle büyüdü. “Öyle mi? Madem sen yapmadın, o zaman uçakta neden bana bakıp duruyordun? Ve diğer yolcular… onlar nereye kayboldu öyleyse?” Ragnar, soğuk bir gülüşle karşılık verdi: “Onu sana sormak lazım. İnsan kaçırmak sizin doğanızda.” Selene’nin nefesi kesik kesikti. Yerde bulduğu kalın bir dalı kavradı, ayağına destek yaparak ağıradımlarla yürüdü Ve böylece… Adadaki Düşmanlık başladı.





