Mağaranın içinde ateşin son közleri iyice kararmıştı. Selene, rüyadan uyanınca bir süre nefesini dengelemeye çalıştı. Gözleri Ragnar’a kaydı. O da uyanıktı, ama gözlerini kapamış gibi yapıyordu. Nefesi ağır ve düşünceliydi.Selene dudaklarını ısırdı. “Aynı şeyi gördü mü? Aynı denizi? Aynı gökyüzünü?” diye geçirdi içinden. Onu sormak istedi, ama dilinin ucunda takılı kaldı. Sanki sorarsa büyü bozulacakmış gibiydi. Ragnar ise başını mağaranın taş duvarına yaslamıştı. Göz kapaklarının ardında hâlâ o görüntüler çınlıyordu: Selene’nin silueti, denizin ortasında ellerini uzatışı… Satürn’ün ışığı. Parmaklarını farkında olmadan sıkıca yumrukladı. İçinde bir huzursuzluk vardı; bu sadece bir rüya olmamalıydı. Sessizlik ağırlaştıkça dışarıdaki rüzgârın uğultusu daha net duyulmaya başladı. Uzaklardan kurtların uluması tekrar yankılandı. Selene ürperdi, kollarını kendine sardı.Ragnar gözlerini açıp ona baktı. Sesi alçak ama kararlıydı: “Uyumaya çalış. Ben buradayım.” Selene başını salladı ama gözlerini kapatmadı. Ateşin yanıp sönen közlerine bakarken içinden geçen cümleyi söylememek için kendini zorladı: “Senin de aynı rüyayı gördüğünü biliyorum.” Bir süre sonra Ragnar da gözlerini tekrar kapattı. Ama ikisi de derin uykuya dalamadı. Aynı rüyanın ağırlığı, ikisini de birbirine bağlayan görünmez bir zincir gibi aralarında asılı kaldı.Ve gece, o zincirin gölgesinde uzayıp gitti.
Gece, mağaranın içinde ağır ağır ilerliyordu. Ateşin son közleri solmuş, duvarlara vuran gölgeler neredeyse kaybolmuştu. Yalnızca dışarıdan gelen rüzgârın uğultusu ve ara sıra uluyan kurtların sesi duyuluyordu. Selene, rüyadan sonra bir türlü derin uykuya dalamadı. Gözlerini kapatsa dalgalar geri dönüyor, elleri boşlukta kalıyordu. İçinden fısıldadı: “Bu sadece bir rüya olamaz. O ışık… o his… Ragnar da aynı şeyi gördü, eminim.” Ama dönüp bakmaya cesaret edemedi. Eğer sorarsa ve Ragnar “Hayır, hiçbir şey görmedim.” derse? O zaman bağ kurduklarını sandığı şey sadece bir yanılsama olurdu. Ragnar da uyuyamıyordu. Kollarını göğsünde kavuşturmuş, mağaranın tavanına bakıyordu. İçinden geçirdiği sözler dudaklarına kadar geldi, ama ses olmadı: “Ona doğru koşamadım. Ellerine dokunamadım… Yine de onun düşmanım olduğunu kendime hatırlatmam gerek. Yoksa bu bağ beni zayıflatır.” Ama ne kadar kendini ikna etmeye çalışsa da, Selene’nin suda çırpınan siluetini unutamıyordu.Sessizlik öylesine ağırlaştı ki, ikisinin nefes alışları bile birbirine karışıyordu. Sanki rüyadan kalan zincir hâlâ oradaydı.

