“Bu… bu gerçekten iğrenç! Böyle bir şeye kim alışabilir? Böyle şeyler yüzünden polislikten soğudum. Sen nasıl sakin kalabiliyorsun? Allah aşkına gidelim buradan.”
“Sus artık Sezgin! Burada iş yapmaya çalışıyoruz. Buna alışmak imkânsız fakat senin mızmızlanmanı dinlemeye gelmedim.”
“Haydar ağabey sence bu nasıl olmuş olabilir?”
“Bilmiyorum ama büyük ihtimalle bir hayvanın yaptığını düşünüyorum. Baksana! Parçalanmış gibi görünüyor fakat cesetlerin uzuvları ve başları olay yerinde değil!”
İki polis aralarında tartışırken beyaz giysili ve eldivenli kişiler cesetleri durmadan inceleyip fotoğraflarını çekiyordu. Zemin oluk oluk kan ve parçalanmış insan kalıntılarıyla doluydu.
Sezgin yavaşça polislerin çektiği sarı renkteki girilmez şeridini kaldırıp içeri girdi. Yüzü bembeyaz olmuştu. Sürekli ağzını ve burnunu tutarak yürüyordu.
“Haydar ağabey ne zaman buradan gideriz?”
Haydar aynı şekilde sarı şeridi kaldırıp içeri girdi. Sezgine göre daha kalıplı ve daha cesurdu. Gördüğü şeyler ne kadar iğrenç olsa da iğrendiğini belli etmemek için burnunu kapatmıyordu.
“Birazdan savcı burada olur. Raporu yazdıktan sonra bizde emniyete döneriz.”
Sezgin midesini tuttu.
“Benim midem kaldırmıyor. Ben çıkıyorum.”
Sezgin hızlı adımlarla sarı şeridi kaldırıp dışarı çıktı. Arabanın arkasına geçip bir kez daha kustu. Anonsta duydukları yere en yakın ikisi olduğu için gelmişlerdi fakat böyle bir şeyle karşılaşacakları asla akıllarına gelmezdi. Bu cinayette olabilirdi, hayvan saldırısı da… İki türlüde tam bir vahşetti. Beş metre boyunca parçalara ayrılmış iki cesedi ayırt etmek imkansızdı. İki ceset birbirine karışmıştı. Yan yana iki parçalanmış beden duruyordu, yanlarında ise kan havuzunda yüzen binlerce et parçaları…
Arabadan ilk Sezgin inmişti. Olay yerine yaklaşırken ayağına bir şey yapışmış ve ezilmişti. Sezgin ayağına baktığı anda konuşmadan kusmaya başlamıştı. Haydar kaygılanıp Sezgine ne olduğunu sorsa da Sezgin cevap verecek durumda değildi. Kısa bir süre sonra zor da olsa konuşmayı başarmıştı.
“Yere bak! “
Haydar yere baktığında ezilmiş saydam bir göz parçası gördü. Sezginin ayağının altında parçalanmış, içindeki sıvı yere akmıştı.
Sezgin arabanın arka tarafında öğürürken siyah bir makam arabası olay yerine yaklaştı. Sezgin zorla kafasını kaldırıp makam arabasına baktı. Arabadan üç kişi çıkmıştı. İki kişi ortadaki kırk yaşlarındaki adamınkollarından tutmuş olay yerine doğru götürüyordu.
Sezgin arabadan tutunarak birkaç adım atıp zorda olsa kendini toparlayarak olay yerine girdi. İlk olarak Haydar’ın yanına gitmişti. Haydar hala cesetlerin yanında bekliyordu.
“Haydar ağabey bu adam kim? “
Haydar sakince kafasını Sezgin’e yaklaştırıp;
“Savcı” dedi. Sezgin inanamayarak gülümsedi.
“Hadi canım sende. Böyle bir sarhoşun Başsavcı olmasına imkân yok!”
Haydar da Sezgin’in gülümsemesine karşılık gülümseyerek cevap vermişti.
“Bu adamın ne kadar ünlü olduğunu biliyor musun sen? Ülkenin her yerinde adını duyurmuş bir savcıdır. Bu zamana kadar yanlış rapor verdiği görülmemiştir fakat kan tuttuğu için her olay öncesi içtiği söylenir. Böylelikle kan fobisini yenebiliyormuş.”
Sezgin hâlâ şaşkınlığını koruyarak olay yerine gelmiş adama baktı. Çoktan yerdeki cesetleri incelemeye başlamıştı. Artık kollarından tutan birisi yoktu fakat zar zor ayakta durabiliyordu.
Savcı eğilerek cesetlere baktı. Ardından en yakındaki iki polise, yani Sezgin ve Haydar’a döndü.
“Gerçekten de iğrenç değil mi?”
Savcı konuşurken yüzünde kocaman bir gülümseme oluşuyordu. Yerlere dökülmüş, toprağa bulanmış bağırsaklar şu an kan tutan adamı etkilemiyordu. Sezgin korkuyla Haydar’a döndü.
“Bu adamı kan tuttuğuna emin misin? Bana daha çok kanı seviyor gibi geldi.”
Haydar dikkatlice savcıyı inceledi. “Değişik bir insan” dedi. Gerçekten çok değişik bir insandı. Bu manzara karşısında bu kadar rahat olması hem şaşırtıcı hem korkutucuydu. Yerde ortalığa saçılmış birçok organ vardı fakat savcı pek önemsemeden gülecen bir tavırla cesetleri inceliyordu.
Savcı yanından geçen beyaz önlüklü bir adamdan bir çift eldiven ve cımbıza benzeyen bir alet aldı. Sadece cımbızdan biraz daha büyüktü. Ardından yerdeki organların bir tanesini tutup havaya kaldırdı. Paranın sahte olup olmadığını öğrenmek gibi tuttuğu organı güneşe kaldırmış bakıyordu.
Sezginin bir kez daha midesi kalktı. Organdan akan kanlar Başsavcının elinden akıp yere dökülüyordu.
” Bu iğrenç!” diye yeniledi Sezgin. Haydar anlamış gibi kafasını salladı.
Savcı tuttuğu eti inceledikten sonra tekrar Haydar ve Sezgin’e döndü.
“Burada iki ceset var” Sezgin ilk defa gülümsedi. “Onu bizde biliyoruz.”
Savcı sanki bu cevabi bekliyor gibiydi.
“Lâkin cesetlerden bir tanesi yaşlı bir adama aitmiş, elimdeki et parçası adamdan kalan karaciğer parçası. Aslında çoğu parçalanmış ve kayıp, karaciğerin bu kadar küçük olacağı aklıma gelmezdi. Neyse! diğer elimdeki et parçası da bir karaciğer fakat göründüğü gibi diğerinden daha temiz görünüyor. İhtimallere dayanmak pek hoşuma gitmese de ilk kurban yaşlı biriydi. 50 – 60 yaşları arasında olduğunu tahmin ediyorum. Diğer kurban ise daha temiz ve genç biriymiş. 20 – 30 yaşları arasında olduğunu tahmin ediyorum”
Savcı tutarsızca gülümsedi. Haydar ve Sezgin pek tepki göstermedi. Haydar durmadan çenesine kadar uzanan bıyıklarını işaret ve baş parmağıyla çevirip duruyordu.
“Savcım bunları bende söyleyebilirim.” Haydar ilk kez savcıyla konuştu. Sözleri biraz sert olsa da doğruydu. Sezgin kaçamak bakışlarla Haydar’ı ve savcıyı süzüyordu. Savcının yüzündeki gülümseme hâlâ silinmemişti. Aksine iyice genişlemişti.
“Haklısın…” savcı yere eğilip bir daha yerdeki organ parçalarına baktı. Sarhoş olduğu için bazen dengesini kaybedip düşecek gibi oluyordu. Buna rağmen düşmeyip dengesini koruyabiliyordu.
Savcı işaret parmağını yerdeki kurumak üzere olan kana batırdı. Sezginin bakışları tamamıyla savcıya yöneldi. Yerden aldığı kanı tereddüt etmeden diline sürmüştü. Sezginin gözleri büyüdü. Bu adam deli miydi? Nasıl böyle bir şey yapabilirdi? Bir de kan tuttuğunu söylüyorlardı. Sezgin ve Haydar birbirine baktı. İçlerinden sürekli aynı cümle geçiyordu.” Ne yapıyor bu deli adam? Bunu kan tutmuyor muydu?”
Savcı parmağındaki kanı uzun uzun kokladıktan sonra bir kez daha yavaşça dilinin ucunu sürdü. Haydar ilk kez sinirle konuştu. “Bu yaptığınızı doğru bulmuyorum savcım. Çok sarhoşsunuz. “
Savcı hiç oralı bile olmadı. Dilini damağında defalarca kez döndürüp durdu. Ağzında biriken tükürüğü yuttuktan sonra tekrardan konuştu.
“Hm … Yüksek oranda alkol… Kurban tam bir alkolikmiş. Sanırım bu yaşlı olan… Ciğerlerinde de görüldüğü gibi kanser olma olasılığı yüksek fakat asıl soru zanlı bu adamdan ne istemiş olabilir?”
Haydar derin bir of çekerek konuştu.
“Bir cinayet olduğunu düşünmüyorum, bana göre bir hayvan saldırısı. Belki bir ayıdır?”
Savcı ayağa kalkıp etrafına bakındı.
“Böyle bir şeyi hayvan yapmış olamaz. Etrafımızda herhangi bir orman yok! Kurt ya da ayı saldırısı olduğunu düşünüyorsan imkânı yok! Zaten fark ettiysen iki cesedinde başları kayıp!”
Savcı tekrardan eğildi ve cesede baktı. Ardından parçalanmış bedeni gösterdi. Doğrusu bedenin tamamen içi açılmıştı. Sadece kemikler ve biraz et kalmıştı. Kalan etler ise çoğunlukla parçalanmıştı.
“Hayvan pençeleri ve insan tırnakları arasında biyolojik olarak pek çok fark olsa da fiziksel olarak şunu söyleyebilirim; hayvan pençelerinin kökü kalındır ve çoğunlukla koni gibidir. Dairesel ve uca doğru ilerledikçe incelir fakat insan tırnaklarını yarım çembere benzetebiliriz. Ucu ve kökü aynı kalınlıktadır… “
Haydar savcı ile bir kez daha göz göze geldi.
“Peki bundan ne anlamam gerekiyor?”
Savcı tekrar eliyle cesedi gösterdi. “Cesette bırakılan ize bakar mısın? İlk bakışta hayvan pençesi gibi geliyor fakat daha dikkatli bakınca yaranın derinliğindeki ve yaranın başındaki genişlik aynı. Aynı zamanda hayvan pençesi yararken insan tırnağı kopartır. Cesedin yanındaki küçük iç içe girmiş et parçalarını görüyor musun? Sanırım şuradaki parçaya ait.”
Haydar ilk defa şaşırdı. Sezgin ikisini dinlerken bedenini çoktan korku kaplamıştı. Böyle bir şey olabilir miydi? Bunu hangi insan yapabilirdi?
Savcı ayağa kalkıp cebinden bir sigara çıkarıp yaktı. Elindeki beyaz eldivenleri çıkarıp geçen beyaz önlüklü bir adama verdi. Ardından ellerini cebine sokup yalpalayarak yürümeye başladı.
“Sanırım buradaki görevim bitti, artık raporumu hazırlayabilirim”
Haydar arkasını dönüp giden savcıya seslendi.
“Bunun bir cinayet olduğunu mu düşünüyorsunuz?”
Savcı durup sigarasından bir duman daha çekip üfledi. “Evet!”. Ardından yürümeye devam etti.
Haydar ve Sezgin savcının gitmesiyle birlikte olay yerinde biraz daha beklediler. İnanılmaz derecede dehşet veren bir olaydı. Kim böyle bir şey yapabilirdi? Bunu yapan kişi insan olamazdı ya da artık değildi. Bu olay artık cinayet işlemekten çıkmıştı. Bu bir vahşetti…
Kısa zaman sonra köşeli sokak taşlarında sürünen insan organları, et parçaları ve tanınmaz hale gelen bedenler Olay Yeri İnceleme sayesinde büyük bir incelikle toplanarak laboratuvara gönderildi. En büyük umutları parçalanmış bedenlerde zanlıya ait gen kalıntısı bulmaktı. Bu en ufak kan pıhtısı, et parçası ya da tükürük salgısı olabilirdi. Her şey olabilirdi fakat en önemli incelik, üç şahsı birbirinden ayırt etmekti. Her şey karışık bir silsileye dönmüştü. Bu yüzden bu basına sızdırılamazdı. Ülke tamamıyla kaos içinde boğulurdu. Bu yüzden gizli kalmalıydı.
Kısa zaman sonra yağan ilkbahar yağmuru ile güneşin ışığı sönmeye başladı. Dünya bir kere daha karanlığa gömüldü. Bu huzursuz bir vedaya benziyordu. Artık olay yerinden ayrılma vakti gelmişti. Korkulu gözlerle kan dolu sokak çukurlarına bakan yalnızca Sezgin değildi. Bütün ekip korkularını gizlemek için hızlıca olay yerinden uzaklaşıyordu. Bu yer lanetli gibiydi…
“Hadi Sezgin artık burada işimiz kalmadı, gidiyoruz.”
Sezgin büyük bir memnuniyetle arabaya bindi. Kapalı kapılar ardında bile huzursuz hissediyordu. Haydar gideceklerini söylemeseydi yalvarmak üzereydi. Artık bu lanet yerden gidebilecekti.
Haydar arabaya binmesiyle birlikte hızlıca olay yerinden uzaklaşmaya başladılar. Kısa zaman içinde olay yerinden fazlasıyla uzaklaştılar. Haydar arabayı sürerken bir elinde de yeni yaktığı sigarasını tutuyordu. Gözleri dalgın ve karamsar bakıyordu. Sigara tuttuğu eliyle bir yandan sigara içerken bir yandan da arada bıyığını çevirip duruyordu. Arabaya büyük bir sessizlik hakîm olmuştu.
Boş gözlerle araba camından etrafı izleyen Sezgin, uzun bir aranın ardından ilk kez konuşan kişi oldu.
“Şimdi ne olacak Haydar ağabey?”
Haydar bıyığını çevirmeye devam ediyordu.
“Bu iş artık Cinayet Büronun işi, yani bizim…”
Sezgin kafasını Haydar’a çevirdi.
“Bizim derken ikimizden bahsetmiyorsundur umarım?”
Haydar hala bıyığı çevirmeye devam ediyordu.
“Bilmiyorum… inan ki ne olacak hiç bilmiyorum. Sanırım birkaç gün sonra deliller incelenmiş olur. Bundan önce tam teşkilatlı bir emir almayız. Belki böyle bir olayı bizim gibi acemilere bile vermeyebilirler. Biz sadece olay yerinde bulunduk “
Arabada tekrardan derin bir sessizlik hakîm oldu ve yol bitene kadarda kimse bir daha konuşmadı.