Gecenin en derin saatlerinde, karanlığın korkulu yüzüne bakamadan yürüyen insanların arasında bir sarhoş hıçkırdı. Gölgelerin içinde kaybolan canavarımsı evler, koca gözleriyle bütün korkak bedenleri dehşete düşürüyor, yağmurdan çukurlaşmış geniş hendek misali çukurlar, kuyu gibi dipsiz görünüyordu. Gece, gündüzün gölgesinde kalmış gibi her şeyi siyaha boğmuştu. İnsanların önüne bakar şekilde kaygılı bakışları, sokağı dönünce kayboluyordu. Herkes bir yere ulaşmak umuduyla adımlarını hızlandırıyor, sağ salim bir an önce evine ulaşmak istiyordu. Koca sokakta yalnız başına sadece bir kişi kalmıştı.
Uzun, kirli ve griye çalan sakalları yüzünde fazlalık gibi görünüyordu. Doğrusu giysilerinin de sakallarından pek farkı yoktu. Toz ve pislik içinde, sahibi gibi bütün ömrün yorgunluğunu üzerinde taşıyordu. Yırtık, pis ve yıpranmıştı...
Yaşlı adam karanlığın ulu ortasında umursamadan bir kere daha hıçkırdı. Saat çok geç olmuştu. Kendinden başka sokakta kimse görünmüyordu. Herkes çoktan sıcacık evine ulaşmış, sıcacık yataklarında derin bir uykuya dalmıştı. Yaşlı adama göre güzel bir hayatları vardı. Belki yaşlı adamın sarhoş olma nedeni de buydu. Yılların yorduğu bu beden kim bilir kaç hayalle kavrulmuş, kaç kez küle dönüşmüştü. Her küle dönüşen hayalin ardından kim bilir kaç şişe kırılmıştı. Kim bilir kaç kez virane görünen bu şehrin sokaklarında avare gezmişti.
Yaşlı adam sallanarak yürürken ayağı pis suyla kaplı derin bir çukura battı. Lanetler okuyarak ayağını çamurun içinden çıkardı. Ayak bileğine kadar çamura batmasını o kadarda önemsememişti. Üzerinde biriken kir ve pisliğin üzerine sadece yeni bir tane daha eklenmişti. Alkolün etkisindendir midir bilinmez ama bir ayağı yürürken aksıyordu.
Elindeki şişeyi bitirdikten sonra sakince yere bıraktı. Ardından kaygılı bakışlarla yoluna devam etti. Önüne bile bakmıyordu. Yere bakarak sırtındaki eski kabana biraz daha sarılıyor, bedenini sıkıca sarıyordu. Bu soğuk kış akşamında gidecek herhangi bir yeri yoktu. Bu yüzden sırtındaki eski yırtılmış siyah kaban evi gibi olmuştu. Yıllardır hiç şikâyet etmeden onu koruyup kollamıştı. En soğuk günde bile onu sımsıcak tutmuştu. Yaz, kış hep yanında olmuştu.
Yaşlı sarhoş adam uzun bir yürüyüşten sonra ilk kez kafasını kaldırdı. Kafasını kaldırdığı anda bir şeylerin yanlış gittiğini anlamıştı. Bir anda sokak kararmıştı. O kadar dalgın ve umursamaz yürüyordu ki nereye geldiğini bile anlamamıştı. Girdiği sokakta bir tane bile sokak lambası yoktu. Bu sokağa daha önce hiç gece vaktinde girmemişti fakat nerede olduğunu biliyordu. Bu sokağa gece olunca hiçbir insan girmezdi. Bulunduğu bölge bir zamanlar site olarak yapılmaya başlamış fakat yarıda bırakılmıştı. Sıralı şekilde onlarca yarıda bırakılmış, penceresiz, kapısız ve boyasız binalardan oluşuyordu. Böyle bir yer varken hiçbir evsiz böyle bir yerde kalmaya cesaret edemiyordu. Çünkü bu yerde kalmaya cesaret eden hiç kimse bir daha görünmedi. Kimse evsiz bir adamı merak etmediği için sokakta yaşayan insanların arasında bir şehir efsanesi gibi dolaşmaya devam etti. Sabah normal bir şekilde geçilen bu sokakta gece olunca işler tamamıyla değişiyordu. Gecenin dehşetli baskısıyla gündüzden tamamıyla farklıydı. Gecenin ortasında kalmış karanlığın zebanisi bu ruhsuz sokakta can bulmuştu.
Yaşlı adam kafasını sağa, sola çevirdi. Bilmeden sokağın ortasına kadar gelmişti. Ayakta bile zor yürürken nereye gittiğine dikkat etmemişti. Sadece yürümüştü lâkin şu anda bulunduğu durumda çok da korkulacak bir şey yoktu. Duyduğu şeyler çoğu ihtimalle şehir efsanesiydi. Bazı insanların başkalarını korkutup o yere sahip olmak için uydurdukları yalanlardan ibaretti. Buna inanmak için kaçık olmak gerekirdi. Yaşlı adam bu kadar şeyle korkacak değildi. Tabi ki burnuna gelen o ağır kokuyu ciğerlerine kadar çekene kadar...
Bir anda yaşlı adamın yüzü ekşidi. Kalbi hızlanmaya başladı. Bu koku hiç de normal değildi. Pis bir kokudan daha çok beynine kadar etki eden keskin bir kokuydu. Nefes almayı bile imkânsız hâle getiriyordu. İnsanın midesini bozacak kadar güçlü bir kokuydu.
Yaşlı adam birkaç adım daha atıp kokunun geldiği yere doğru yürüdü. Yaklaştıkça bu kokunun ölü bir bedenden geldiği anlaşılıyordu. O kadar keskin bir kokusu vardı ki taze bedenin pis kan kokusunu dilinde hissediyor gibiydi. Bu kadar kokuya rağmen ölü beden hala ortalarda yoktu. Çoğu ihtimalle bir sokak köpeği ya da sokak kedisi ölmüştü fakat ölü bedenden yayılan koku hiç de kedi ya da köpeğe benzemiyordu. Ölü hayvana çok rastlamıştı fakat bu koku daha ağırdı.
Birkaç adım daha attıktan sonra yaşlı adamın ayağı suya benzer ıslak bir şeye battı. İlkbaharın ortalarında bu gayet normaldi. Yaşlı adam birkaç adım daha attı. Ayağı sürekli kaygan bir sıvıya batıyor ve tekrar çıkıyordu fakat bu şey sudan daha kaygandı. Yağ gibiydi ama değildi. Daha çok tenine yapışıyordu. Işıksız bir sokakta ne olduğunu görmek imkansızdı.
Karanlık sokakta yaşlı adam için zaman inanılmaz derece yavaş geçerken küçük bir ses duyuldu. Neye veya kime ait olduğu belirsiz ses durmadan tekrarlanıyordu. Konuşma sesinden ziyade iğrenç bir eylem gibiydi. Yürüme sesi olabilirdi veya bambaşka bir şey... Koca bir belirsizliğin içinde karanlık giderek daha da çöküyordu.
Yaşlı adam kısık sesiyle korkarak seslendi. Sesi sigara ve alkol yüzünden giderek bozulmuş, çatallanmıştı;
"Kim var orada?"
Yaşlı adam sesini sadece kendinin duyduğuna inanıyordu. Çok kısık ve güçlükle çıkmıştı. Kendi bile zor duymuştu. Boğazı nerdeyse kapanmış gibiydi. Buna rağmen az önce gelen sesler bir anda kesildi. Birileri veya birisi yaşlı adamı duymuştu. Yaşlı adam kesilen seslerle birlikte kalbi hızlanmaya başladı. Nefes alışverişi düzensizleşmeye başladı. Yürürken dizleri titriyordu fakat artık geri dönemezdi. Arkasındaki sokak çok geride kalmıştı. Tek yol ilerlemekti. Dua ederek Tanrının kendisini duymasını dilemek için durmadan yalvarıyordu. Bütün insanlar gibi en zor durumda iken tek yapabileceği kendisini yaratana seslenmekti.
Birkaç adım sonra ayağına yapışkan süngerimsi bir şey yapıştı. Hayır! süngerden daha sert ve daha kaygandı. Ayağı kaygan maddeye değen adamın bir anda bütün bedeni titredi. Bir anda ağır koku iyice ağırlaştı. Ayağını bastığı şey ayağının altında ezilmişti. İlk bastığında sünger gibi bir şeye benzetmişti fakat tamamen ezildiğinde parçalanıp dağılmıştı. Bu şey tahmin edilebilir bir şeydi. Kabullenemeyecek kadar yakın bir şey. Kimsenin kabul etmeyeceği bir şey.
Yaşlı adam yere doğru eğildi. Bir kez daha büyükçe yutkundu. Boğazını kaplayan sıvı, bir türlü aşağı inmiyordu. Kan donduran bir zaman dilimine girmişti. Nefes alışveriş sesi kulaklarının içinde yankılanıp, beyninde tekrar tekrar yankı yapıyordu. Buna rağmen hazırdı. Beyni tehlike hissiyle yanıp tutuşsa da merak kendini bir adım öne çıkarıyordu lâkin her saniye kulağına bağıran beyni iyice şiddetleniyordu;
"KAÇ! KAÇ! NE DURUYORSUN KAÇSANA!"
Yaşlı adam elini ayağının altındaki yapışan maddeye sürdü. Artık geri dönüş yoktu. Eline gelen şeyi ilk anda anlamasa da anlaması çok uzun sürmedi. Avuç dolusu maddeyi eline aldığında parmak arasından bir sıvının aktığını hissetti. Akışkan ve yoğun bir sıvıydı. Akmaktan çok süzülüyor, damlıyordu.
Yaşlı adam korkuyla elindeki şeyi savurdu. Artık ne olduğunu anlamıştı. O şey... Bir insana aitti. Bir insanın parçalanmış bağırsaklarını tutuyordu. Bütün pisliğiyle öylece yerdeydi. Kanın, etin ve pisliğin hepsi yerlere serilmişti. Vahşetin boy gösterdiği bu sokakta yardım edecek kimse yoktu. Yalnız başına kalmıştı. Bu sessizliğin içinde bir avuç et ve ceset yığınıyla yalnızdı. Belki de değildi...
Yaşlı adam arkasını dönüp son kalan gücüyle bağırmaya çalıştı;
"YARD..."
Sözünü tamamlayamadan ağzından ince bir sıvı sızdı. Yaşlı adam korkuyla elini ağzına götürdü ve akan şeye elini sürdü. Ağzından kan akıyordu. Yaşlı adam korkuyla hareket etmeye çalıştı fakat bedenini yere doğru düşmeye başladı. Yere doğru düşerken ayakları hala yere sabitti fakat sadece kendisi düşüyordu. Bedeni dal parçası gibi ortadan ikiye ayrılmıştı. Hâlâ bedeninden çıkmakta olan bağırsaklarını görene kadar bunu asla inanmazdı. İç içe sıkışmış gibi görünen organları tek tek yere dökülüyordu. Bir anda olmuş ve bitmişti, tek yaptığı yerde çaresizce dağılan bağırsaklarını bir araya getirmeye çalışmaktı. Ölümden o kadar korkuyordu ki iki eliyle kendisinden sonra yere düşen bacaklarına doğru gitmeye çalışıyordu. Yerde sürtünen parçalanmış bedeninin bile acısını unutmuştu. Tek bir isteği vardı; yaşamak...
"Ha...yır! ha...yı..."
Yaşlı adam pervasızca yerde sürünürken sırtında bir ayak hissetti. Sırtına basan büyük ve güçlü ayak onu yere sabitlemişti. Ellerini, parmaklarını parçalarcasına sokak taşına sürterek ilerlemek artık imkânsızdı. Artık hareket edemezdi. Yaşlı adam çaresizce sürtünmeye çalışırken boynunda bir nemli bir nefes ardından garip bir ıslaklık hissetti.
Yaşlı adam kanlanmış gözlerini boynuna doğru çevirdi. Bir yüz görünüyordu. Bir insanın yüzü, karanlıkta kaybolmuş bir insanın yüzü... sadece birkaç kelime duyacak kadar yaşadı.
"Korkma, artık acı çekmeyeceksin... "