İçeriğe geç

ACIMASIZ |GL ♥

Bölüm 4 · 8 dk okuma

ACIMASIZ |GL ♥

Bölüm 4

4. Bölüm- Kırılan Kar Küresi ve Geçmişin izleri

Yazar Notu:

Bu Seriye Devam etme perileri geldi bende sıkıldıkça yazmaya devam edeyim dedim.

Yeni gelen Lilith hakkında kısa bilgiler:

Adı: Lilith

Soyadı: Waterson

Boyu: 1.60

Yaşı: 16

Sevdiği şeyler: Kafeler, alışveriş yapmak, oje sürmek ve moda sayfalarını takip etmek.

Görünüşü: Platin sarısı, doğal saçlara sahip. İtalyan.

Geçmişi: Henüz bilinmiyor.

Neyse, bu kadar.

İyi okumalar dilerim, sevgili okurlar.

---

Eve Adrien ve Helia ile döndüğümüzde akşamın sessizliği çoktan evin içine yerleşmişti.

Kapıyı kapattığımızda Helia doğrudan salona geçip koltuğa oturdu. Adrien ise mutfaktan bir şeyler almak için ilerledi.

Ben de peşlerinden gitmiştim ama aklım hâlâ kafedeydi.

Daha doğrusu...

Kyara'daydı.

Onu gördüğüm andan beri zihnimde aynı görüntü dönüp duruyordu.

Kyara'nın Lilith'le konuşması.

Birlikte gülmeleri.

Aynı masada oturmaları.

Bunların hiçbirinin beni ilgilendirmemesi gerekiyordu.

Ama ilgilendiriyordu.

Hem de fazlasıyla.

Salonda otururken konuşulanların çoğunu duymuyordum bile.

Helia bir şey anlatıyor, Adrien arada ona cevap veriyordu.

Ben ise karşımdaki duvara bakıyordum.

Düşünüyordum.

Yine.

Her zamanki gibi.

Bunu ilk fark eden Adrien oldu.

"Cey?"

Cevap vermedim.

"Cey, iyi misin?"

Hâlâ boşluğa bakıyordum.

Adrien birkaç saniye bekledi.

Sonra sesi biraz daha belirgin, orta tonlarda ve hafif sert bir hâle geldi.

"Cey, dedim. İyi misin? Sürekli dalıp gidiyorsun. Kafede de aynı şekilde dalgındın. Söyle artık, rahatla."

Bir anda ona baktım.

Sonra gözlerimi tekrar yere indirdim.

Boğazım düğümlenmişti.

"Üzgünüm..."

Sesim neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.

"İyi değilim."

Adrien'ın yüzündeki ifade bir anda değişti.

"Bir şey mi oldu?"

Başımı iki yana salladım.

"Eğer hep böyle yapıyorsam... üzgünüm."

Adrien bir süre bana baktı.

Sonra ayağa kalkıp salona doğru ilerledi.

"Tamam."

Bir an durdu.

"Peki."

Sesindeki endişeyi duyabiliyordum.

Ama daha fazla soru sormadı.

Belki de o an ihtiyacım olan şey buydu.

Bazen insan anlatmak istemediği için değil, anlatacak kelime bulamadığı için susardı.

Benim de kelimelerim yoktu.

En azından şu an.

Yutkundum ve odama geçtim.

Üstümü değiştirmek için dolabımı açtım.

Telefonumu her zamanki gibi masanın üzerine bırakacaktım.

Elim telefonun kenarına değdi.

Telefon kaydı.

Ben yakalamaya çalışırken elim masadaki eşyalara çarptı.

Ve...

ÇAT!

Bir ses.

O kadar tanıdık olmayan ama bir o kadar da korkunç bir sesti ki olduğum yerde donup kaldım.

Başımı yavaşça yere çevirdim.

Kar küresi.

Kyara'nın bana yılbaşında verdiği kar küresi...

Yerde paramparça olmuştu.

İçindeki cam parçaları odanın zeminine dağılmıştı.

Küçük figür ise birkaç santim ötedeydi.

Bir an nefes almayı unuttum.

"Hayır..."

Dizlerimin bağı çözülmüş gibi yere çömeldim.

Kapı hızla açıldı.

"Cey!"

Adrien'ın sesi geldi.

Helia da hemen arkasından odaya girdi.

"Ne oldu?"

Adrien yere baktığında yüzü değişti.

"Bir yerine bir şey oldu mu?"

Helia hemen yanıma yaklaştı.

"Yaralandın mı?"

Sonra camları gördü.

"İzin ver, camları temizleyeyim."

Ben hiçbir şey söylemedim.

Sadece yere bakıyordum.

Küçük figüre.

Kar küresinin içinde duran o küçük figüre.

Cam kırılmıştı.

Ama benim için mesele sadece cam değildi.

O küreyi neden bu kadar önemsediğimi kimse bilmiyordu.

Belki de kimseye anlatamazdım.

Titreyen parmaklarımla yerdeki camların arasından yalnızca figürü aldım.

Elimi sıktım.

Sonra yavaşça ayağa kalktım.

"Benim hatam."

Sesim titriyordu.

"Ben temizlerim."

Adrien itiraz edecek gibi oldu.

"Cey..."

"Ben temizlerim."

Bu kez daha net söyledim.

İkisi de birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonunda Adrien başını salladı.

"Tamam."

Helia da bana son kez baktı.

"Bir şeye ihtiyacın olursa seslen."

Kapı kapandı.

Yalnız kaldım.

Yere çömeldim ve kırılan camları tek tek toplamaya başladım.

Her cam parçası elime battığında canım acıyordu ama umursamadım.

Çünkü asıl acıyan yer elim değildi.

İçimde bir yerdi.

Kar küresinin parçalanmış hâline bakarken gözlerim doldu.

"Ben ne yaptım?"

Figürü avucumun içine aldım.

Yılbaşını hatırladım.

Kyara'nın bana o hediyeyi uzattığı anı...

Belki onun için basit bir hediyeydi.

Belki sadece bir kar küresi.

Ama benim için değildi.

Çünkü bazı insanlar sana küçücük bir şey verir ve sen ona koskoca bir anlam yüklersin.

Ben de öyle yapmıştım.

Camların hepsini temizledikten sonra odama baktım.

Zemin temizdi.

Ama oda hâlâ kırılmış bir şeyin izini taşıyor gibiydi.

Figürü masamın üzerine koydum.

Sonra üstümü değiştirdim ve salona çıktım.

Mutfakta Adrien ve Helia waffle hazırlıyordu.

"Sonunda geldi," dedi Adrien.

Gülümsedim.

"Ne yapıyorsunuz?"

"Waffle."

"Ben de yardım edeyim."

Mutfakta onlara katıldım.

Unu çıkardım.

Helia sütü hazırlıyordu.

Adrien ise kendisini aşçı zannederek hamuru karıştırıyordu.

Bir süre sonra mutfak güzel bir kokuyla dolmaya başladı.

Ama birkaç dakika geçmeden başım dönmeye başladı.

Önce hafifti.

Sonra biraz daha arttı.

Tezgâha tutundum.

Helia hemen fark etti.

"Cey?"

Başımı ona çevirdim.

"Bak, iyi gibi değilsin."

Gülümsemeye çalıştım.

"İyiyim."

"Hayır, değilsin."

Helia yanıma yaklaştı.

"Bir şeyin varsa salonda uzanmalısın bence."

Bir an düşündüm.

Sonra kısa bir tebessüm ettim.

"Muhtemelen ilacımı kullanmadığım için."

Helia'nın yüzündeki ifade değişti.

Sanki bir anda ne yapacağını anlamıştı.

"Odan da ise getiririm."

Başımı salladım.

"Evet."

Helia hemen odama gitti.

Adrien ise bana bir bardak su getirdi.

İlacımı aldım.

Bir süre sonra baş dönmem azaldı.

Yorgunluğum ise hâlâ geçmemişti.

Salondaki koltuğa uzandım.

Gözlerim ağırlaşmaya başladı.

"Biraz uyuyacağım."

Helia üzerime ince bir battaniye örttü.

"Uyu."

Gözlerimi kapattım.

Ama bilmiyordum...

Her şey daha yeni başlıyordu.

---

Ortaokul Yılları

Bazen geçmiş, insanın kapısını çalmazdı.

Doğrudan içeri girerdi.

Benim geçmişim de o gece rüyalarımın arasından içeri girdi.

Kendimi yıllar önceki hâlimle gördüm.

Henüz on bir yaşındaydım.

Masanın başında sessizce oturuyor, bir resim çiziyordum.

Dünyanın geri kalanından habersizdim.

Elimdeki kalemle küçük bir şeyler çiziyordum.

Çizdiğim resmin güzel olup olmadığını düşünüyordum.

O yaşta hayatımın bu kadar zorlaşabileceğini bilmiyordum.

Sonra biri yanıma geldi.

Kalemim elimden alındı.

Sandalyem hareket etti.

Dengemi kaybettim.

Yere düştüm.

Birileri bana gülüyordu.

Birileri uzaktan izliyordu.

Ve ben sadece ne yaptığımı anlamaya çalışıyordum.

Çünkü hiçbir şey yapmamıştım.

Masum olduğum hâlde neden bunların başıma geldiğini anlayamıyordum.

Sonra görüntüler birbirine karıştı.

Koridorlar...

Sınıflar...

Yırtılan eşyalar...

Korku...

Yalnızlık...

Ve hastane koridorları.

Annemin çaresiz yüzü.

Duaları.

Elimi tutuşu.

Bazen hayatımın yarısını hastanelerde geçiriyormuşum gibi hissediyordum.

İyileşiyordum.

Sonra tekrar kötüleşiyordum.

Bedenim toparlanmaya çalışırken zihnim çoktan başka bir yerde kaybolmuştu.

Okul değiştirdim.

Yeni insanlar gördüm.

Yeni sınıflara girdim.

Ama hiçbir şey değişmedi.

Çünkü sorun sadece okul değildi.

Sorun, benim içimde taşıdığım korkuydu.

İnsanlar bana gülümsediğinde bile arkasından kötü bir şey gelecekmiş gibi hissediyordum.

Birinin elini kaldırması bile beni irkiltiyordu.

Bir kalemin yere düşen sesi bile bazen geçmişi hatırlatıyordu.

Ve bütün o anıların arasında zihnimde tek bir şey kalmıştı:

Ben hiçbir şey yapmamıştım.

Sadece masum bir çocuktum.

Ama yine de canım yanmıştı.

---

Bir anda titremeye başladım.

Helia uykusunda bir şeylerin ters gittiğini fark etmiş olacak ki gözlerini açtı.

"Cey?"

Cevap vermedim.

"Cey!"

Helia hemen doğruldu.

"Cey, uyan!"

Adrien da seslere uyandı.

Helia omzuma dokundu.

"Cey! Uyan lütfen!"

Sesindeki korkuyu duyabiliyordum ama cevap veremiyordum.

"Cey, kriz geçiriyorsun. Beni duyuyor musun?"

Gözlerimi açtığımda ilk gördüğüm şey Helia'nın endişeli yüzüydü.

Nefesim hızlanmıştı.

Göğsümü tuttum.

Sanki odanın duvarları üzerime geliyordu.

Adrien yatağın arkasında duruyor, ne yapacağını anlamaya çalışıyordu.

"Derin nefes al," dedi.

Helia da elimi tuttu.

"Buradayım."

Bir süre sonra nefesim yavaşlamaya başladı.

Etrafıma baktım.

Odamdaydım.

Güvendeydim.

Geçmişte değildim.

Ama gözlerim doldu.

Helia'ya sarıldım.

Ve ağlamaya başladım.

"Tamam..."

Helia beni sakinleştirmeye çalışıyordu.

"Tamam, geçti."

Bir süre sonra saçlarımı okşadı.

"Buradasın."

Sonra tekrar söyledi:

"Hayattasın."

Bu cümle nedense içimde bir yere dokundu.

Gözlerimi kapattım.

Helia ve Adrien beni tekrar yatağa yatırdılar.

Bir süre sonra yeniden uykuya daldım.

---

Sabah olduğunda erkenden uyandım.

Helia ve Adrien hâlâ uyuyordu.

Sessizce hazırlandım.

Montumu giydim.

Masamın üzerindeki küçük figürü cebime koydum.

Ve evden çıktım.

Nereye gideceğimi biliyordum.

Hediyelik eşya dükkânına.

---

Dükkânın kapısını açtığımda içeride küçük bir zil çaldı.

Yaşlı adam başını kaldırdı.

Beni görünce gülümsedi.

"Buyur kızım. Bir şey mi istiyorsun?"

Montumun cebine elimi attım.

Küçük figürü çıkardım ve masanın üzerine bıraktım.

"Şey..."

Biraz utandım.

"Ben kar küresini kırdım da."

Yaşlı adam figüre baktı.

"Acaba yeni cam ekleyip düzeltebilir misin, amca?"

Adam figürü dikkatlice inceledi.

Sonra bana gülümsedi.

"Tabii ki tamir edebilirim kızım."

Bir an umutlandım.

"Gerçekten mi?"

"İki günde hallederim. Ama ücreti biraz pahalıya olabilir. Sorun olur mu?"

Başımı iki yana salladım.

"Yok, olmaz amca. Verebilirim parayı."

Adam figürü dikkatlice kenara koydu.

"Merak etme. Eskisi gibi olur."

Eskisi gibi.

Bu söz beni düşündürdü.

Keşke insanlar da böyle tamir edilebilseydi.

Kırılan yerleri değiştirilse...

Eski hâline dönseler...

Keşke.

Dükkândan çıktım.

Eve doğru yürümeye başladım.

Ama birkaç dakika sonra birine çarptım.

"Ah!"

İkimiz de sendeledik.

Karşımdaki kişi hemen ayağa kalktı.

"İyi misin? Üzgünüm, önüme bakmıyordum."

Elimi ovuştururken başımı kaldırdım.

Ve onu gördüm.

Lilith.

Bir an nefesim kesildi.

Platin sarısı saçları güneş ışığında neredeyse beyaz görünüyordu.

Yüzünde samimi bir ifade vardı.

Sanki beni hiç tanımıyormuş gibi.

"İyiyim..."

Sesim titredi.

"İyiyim."

Lilith elini bana uzattı.

Elini tuttum ve ayağa kalktım.

Bana dikkatlice baktı.

"Kusura bakma, ee..."

" Cey."

Durdu.

"İsmim Cey."

Lilith birkaç saniye düşündü.

Ama hatırlamıyordu.

"Üzgünüm Cey."

Sonra endişeli bir şekilde sordu:

"Canın yandıysa gerçekten çok üzgünüm. Bir yerine bir şey oldu mu?"

Başımı salladım.

"Yok. Olmadı. Sorun değil."

Lilith gülümsedi.

Sonra yüzüme biraz daha dikkatli baktı.

"Saçların çok güzelmiş, Cey."

O an...

İçimde bir şey kırıldı.

Çünkü o cümleyi söyleyen kişi, geçmişte bana zarar veren aynı kişiydi.

Kalemimi kıran...

Beni düşüren...

Ve hiçbir şey yapmamışken canımı yakan kişi.

Ama karşımdaki Lilith bunların hiçbirini hatırlamıyordu.

Belki de gerçekten hatırlamıyordu.

Belki de onun için o günler hiç yaşanmamıştı.

Ama benim için...

Her şey hâlâ dün gibiydi.

"Teşekkür ederim."

Küçük bir tebessüm ettim.

Sonra hızla uzaklaştım.

Birkaç adım attıktan sonra gözlerim doldu.

Daha fazla dayanamadım.

Ağlayarak yürümeye devam ettim.

Lilith arkamdan bakıyor muydu bilmiyordum.

Bilmek de istemiyordum.

---

Eve girdiğimde Adrien ve Helia çoktan kahvaltıyı hazırlamıştı.

Masada ekmekler, peynirler, meyveler ve birkaç sıcak yiyecek vardı.

Helia beni görünce kaşlarını kaldırdı.

"Geç kaldın, Cey. Neredeydin?"

Adrien da bana baktı.

"Evet, nerelerdeydin?"

Başımı eğdim.

"Ufak bir iş."

Sonra masaya oturdum.

"Önemli değil."

Helia birkaç saniye beni inceledi.

Sanki bir şeylerin ters olduğunu anlamıştı.

Ama soru sormadı.

Ben de tabağıma baktım.

Bir lokma aldım.

Çiğnemeye çalıştım.

Ama boğazımdan geçmiyordu.

Çünkü aklımda tek bir şey vardı.

Lilith'in bana söylediği o cümle.

"Saçların çok güzelmiş, Cey."

Ne kadar masum bir cümleydi.

Ama benim için geçmişten gelen bir yankı gibiydi.

Belki Lilith değişmişti.

Belki değişmemişti.

Belki gerçekten hiçbir şey hatırlamıyordu.

Ama ben hatırlıyordum.

Ve okulun açılmasına artık çok az kalmıştı.

Bu kez aynı koridorlara yalnızca eski anılarımı değil...

Geçmişimdeki insanları da beraberimde götürecektim.

Üstelik onların bazıları, benim onları hatırladığım kadar beni hatırlamıyordu.

Ve bu...

Her şeyden daha korkutucuydu.

Devam Edecek.

Düşüncelerinizi Yorumlarda Söylemeyi unutmayın^^

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.