Kış bitmişti.
Her şey sona ermişti.
En azından ben öyle sanıyordum.
Yazın bitmesine yalnızca birkaç gün kalmıştı. Takvimdeki o son boş günler de tükendiğinde okullar yeniden açılacaktı. Aynı okul binası, aynı merdivenler, aynı sınıflar…
Ve yine aynı koridorlar.
Sevmediğim ortam.
İnsanların yüzlerine bakmak zorunda kaldığım, geçmişin bazı anılarını istemeden hatırladığım o koridorlar.
Bazen bir insanın bir yere dönmesi için sadece birkaç adım atması yeterliydi ama bazı yerlere dönmek, insanın geçmişine yeniden adım atması gibiydi.
Benim için okul tam olarak böyleydi.
Gece saat 03.30 olmuştu.
Balkonda oturmuş, gecenin sessizliğinde dışarıyı izliyordum. Şehir neredeyse tamamen uyuyordu. Sokak lambalarının altında birkaç araba geçiyor, uzaktan gelen uğultular gecenin sessizliğine karışıyordu.
Telefonum bir anda titredi.
Ekrana baktığımda mesajın Adrien'dan geldiğini gördüm.
Adrien: Naber Cey?
Kaşlarımı çatıp saate baktım.
03.30.
Bu çocuk gerçekten normal değildi.
Cey: Neden gecenin 03.30'unda yazıyorsun?
Mesajı gönderdikten birkaç saniye sonra cevap geldi.
Adrien: Bilmem. Ama sen neden o saatte uyumuyorsun?
Telefonu elimde çevirip kısa bir süre düşündüm.
Cey: Uyuyamıyorum. Aklım karışık.
Adrien'ın cevabı yine gecikmedi.
Adrien: Aklın karışıksa saçlarını boya. Tıpkı benim gibi.
Ekrana birkaç saniye boş boş baktım.
Sonra istemsizce güldüm.
Cey: Hım... Bilmiyorum. Denerim belki.
Telefonu kapattım.
Gerçekten uyumam gerekiyordu.
Ama gözlerimi kapattığımda aklımın susmayacağını da biliyordum.
---
Sabah saat 09.00 olduğunda gözlerimi açtım.
Bir süre tavana baktım.
Sonra içimden gelen garip bir huzursuzlukla yataktan kalktım.
Kendime hızlıca bir şeyler hazırladım ve odamda yemeye başladım.
Fakat birkaç lokmadan sonra durdum.
Odam...
Eskisi gibi güzel hissettirmiyordu.
Etrafıma baktım.
Her şey yerli yerindeydi. Fazlasıyla yerli yerinde.
Belki de sorun buydu.
Odanın düzenli olması değil, bana ait hissettirmemesiydi.
"Değiştirmeliyim."
Bir anda karar vermiştim.
Eşyaların yerini değiştirecektim.
Belki yeni bir düzen, kafamın içindeki karmaşayı da biraz olsun düzeltirdi.
Önce dolaba yöneldim.
Dolabı tek başıma hareket ettirmek düşündüğümden çok daha zordu.
"Of..."
Bir kez daha ittirdim.
Sonunda dolabı odanın diğer tarafına doğru çekmeyi başardım.
Yatağı sola aldım.
Masayı pencerenin tam karşısına yerleştirdim.
Kitaplarımı yeniden düzenledim. Birkaç eski eşyayı kutuya kaldırdım. Penceremin önüne küçük birkaç süs eşyası koydum.
Odaya tekrar baktığımda garip bir şekilde rahatladığımı hissettim.
Sanki oda değişince ben de biraz değişmiştim.
Belki bu gece bir pijama partisi bile verebilirdim.
Annem zaten on iki günlüğüne Kanada'ya gitmişti.
Ev sessizdi.
Ve bu kez o sessizlik rahatsız edici gelmiyordu.
---
Akşam için çikolatalı soslu kek ve pankek yapmaya karar vermiştim.
Mutfağa geçer geçmez malzemeleri çıkardım.
Bir yandan da müzik açtım.
İlk başlarda her şey güzeldi.
Ta ki o şarkı başlayana kadar.
Bir anda...
Ortaokul yılları aklıma geldi.
O yıpranmış kolum.
Omuzlarımdaki morluklar.
Ergenliğe yeni girmiş, ne olduğunu bile tam anlayamayan o çocukluğum.
Bir zamanlar kendimi ait hissetmediğim sınıflar...
Yırtılıp çöpe atılan kitaplarım...
Bazen duyduğum ağır sözler...
Ve bir gün yaşanan o talihsiz olay.
Bir makasın sivri kısmı yüzünden kolumun çizilmesi...
Hepsi birkaç saniyenin içinde zihnimden geçti.
Elimdeki kaşığı yavaşça tezgâha bıraktım.
Gözlerimin dolduğunu fark etmem birkaç saniye sürdü.
"Ne yapıyorum ben?"
Elimin tersiyle gözyaşlarımı sildim.
"Cey, saçmalama. Eskide kaldı işte."
Ama bazı şeyler gerçekten geçmişte kalıyor muydu?
Takvimden silinen bir yıl, insanın zihninden de siliniyor muydu?
Bilmiyordum.
Bazen geceleri uyuyamadığımda hâlâ o günlerdeki halimi hatırlıyordum.
Korkmuş.
Yalnız.
Ne yapacağını bilmeyen küçük bir kız.
Ve sonra düşünüyordum...
Bir insan gerçekten birkaç ilaç, birkaç görüşme ve birkaç güzel sözle geçmişindeki bütün ağırlığı geride bırakabilir miydi?
Belki.
Belki de bazı yaraların iyileşmesi için zamandan daha fazlası gerekiyordu.
"Her neyse..."
Derin bir nefes aldım.
Sonra kek hamuruna geri döndüm.
Bu geceyi geçmişi düşünerek geçirmek istemiyordum.
Bu gece gülmek istiyordum.
Telefonumu elime alıp Adrien'a mesaj attım.
Cey: Bu akşam geliyorsun. İtiraz kabul etmiyorum.
Birkaç saniye sonra cevap geldi.
Adrien: Emredersiniz hanımefendi.
Ardından Helia'ya yazdım.
Cey: Bu akşam bize geliyorsun.
Cevap neredeyse anında geldi.
Helia: Sen davet edersin de ben mi gelmem, canım Cey'im?
Telefonu kapatıp gülümsedim.
Yaklaşık bir saat sonra kapının zili çaldı.
Kapıyı açtığımda Helia gülerek üzerime atılacakmış gibi kollarını açmıştı.
Arkasında ise Adrien'ın elleri abur cubur paketleriyle doluydu.
"Ben bunları taşırken öldüm," dedi.
"Beş dakika önce yürüyerek geliyordun."
"Ruhen öldüm."
Helia kahkaha attı.
Ben de kendimi tutamayıp güldüm.
Helia aldığı çıtır tavukları pişirmek için mutfağa geçti.
Adrien ile ben ise salona geçip televizyonun karşısına oturduk.
"Film seç."
"Sen seç."
"Hayır, sen."
"Sonra kötü çıkarsa suçlu ben olacağım."
"Zaten genelde suçlu sensin."
"Çok ayıp."
Sonunda bir film seçtik.
Üçümüz yan yana oturup filmi izlemeye başladık.
Komik bir sahne geldiğinde hepimiz aynı anda gülüyorduk.
Bazen filmi kaçırıyorduk çünkü kendi aramızda konuşmaktan doğru düzgün izleyemiyorduk.
Film bittiğinde ise kutu oyunlarına geçtik.
Bir oyun.
Sonra bir tane daha.
Adrien sürekli kaybediyor, her kaybettiğinde oyunun kurallarının yanlış olduğunu iddia ediyordu.
"Bu oyun bana karşı."
"Adrien, oyun sana karşı değil. Sen kötü oynuyorsun."
Helia'nın sözleriyle kahkahaya boğuldum.
"Tamam! Bir daha oynamıyorum."
"Beş dakika sonra yine oynarsın."
"Belki."
Ve gerçekten beş dakika sonra tekrar oynadık.
Saat ilerledikçe ev daha da neşeli hâle gelmişti.
Sonunda Adrien eline bir şişe alıp bize baktı.
"Şişe çevirmece oynayalım mı?"
Helia'nın gözleri parladı.
"Olur!"
Ben iç çektim.
"İkiniz de başıma bela olacaksınız."
"İlk sen çeviriyorsun."
"Niye ben?"
"Çünkü ev senin."
Bu mantığın neresi vardı bilmiyordum ama yine de şişeyi elime aldım.
Çevirdim.
Şişe yavaşça dönüp Helia'nın önünde durdu.
"Doğruluk mu, cesaret mi?"
"Cesaret."
Yüzümde şeytanca bir gülümseme belirdi.
"Instagram'daki son beşinci kişiyi engelle."
Helia'nın yüzü düştü.
"Ne?!"
Adrien kahkahalarla gülmeye başladı.
"Yapacaksın."
Helia telefonunu çıkardı.
Bir süre ekrana baktı.
Sonra yüzüme döndü.
"Ama beşinci kişi benim sevgilim!"
Gülmeye başladım.
"Kurallar kuraldır."
Helia homurdanarak telefonu eline aldı.
"Seninle sonra konuşacağız."
Görevi yaptıktan sonra şişeyi çevirdi.
Şişe döndü.
Döndü.
Ve sonunda bana geldi.
"Doğruluk mu cesaret mi?"
"Doğruluk."
Helia'nın yüzünde garip bir ifade belirdi.
Ben hemen ellerimi birleştirdim.
"Lütfen acımasız olma Helia. Lütfen."
Helia bana biraz daha yaklaşıp gözlerini kıstı.
"Hoşlandığın biri var mı?"
Bir anda...
Sessizlik.
Gülümsemem yüzümde dondu.
Kalbim hızlanmıştı.
Bacaklarım istemsizce titremeye başlamıştı.
Helia bunu fark etmiş olacak ki yüzündeki ifade değişti.
"İstersen cevaplamak zorunda değilsin."
Başımı salladım.
"Yok... Sorun değil."
Sonra yalan söyledim.
"Yan sınıftaki Damian."
Adrien kaşlarını kaldırdı.
"Damian mı?"
"Evet."
Helia birkaç saniye bana baktı.
"Vay be."
Gülümsedim.
Ama içimde hiçbir şey gülmüyordu.
Çünkü gerçek Damian değildi.
Gerçek...
Kyara'ydı.
Evet.
Ne kadar canımı acıtsa da ondan hoşlanıyordum.
Bunu kendime bile itiraf etmekte zorlanıyordum.
Yılbaşında bana verdiği o küçük kar küresini hâlâ saklıyordum.
Bazen odamda tek başıma kaldığımda onu elime alıyor, içindeki küçük figüre bakıyordum.
Belki de benim için anlamı, Kyara'nın düşündüğünden çok daha büyüktü.
"Tamam," dedi Helia.
Şişeyi tekrar çevirdi.
Bu kez Adrien'a geldi.
O gecenin geri kalanında sorular, kahkahalar ve saçma cevaplarla devam ettik.
Bir ara saatlerce konuştuğumuzu fark ettik.
Sonunda hepimiz yorgunluktan uyuyakaldık.
---
Sabah olduğunda üçümüz de aynı anda uyandık.
Kahvaltıyı birlikte hazırladık.
Mutfakta sürekli birbirimizin önünden geçiyor, birimiz bir şey düşürdüğünde diğer ikisi gülmeye başlıyordu.
Sonra dışarı çıktık.
Mağazaları gezdik.
Kıyafetlere baktık.
Helia bazı kıyafetleri denedi, Adrien ise her seferinde moda eleştirmeni gibi davranmaya başladı.
Akşam olduğunda ise bir kafeye oturduk.
İşte o zaman...
Onu gördüm.
Kyara.
Yine aynıydı.
Kızıla boyanmış saçları omuzlarına düşüyordu.
Açık kahverengi gözleri, uzaktan bile dikkat çekiyordu.
Duruşu her zamanki gibi sert ve dikti.
Sanki bulunduğu ortamın tamamına meydan okuyormuş gibiydi.
Yanında Lilith vardı.
Kyara'nın çocukluk arkadaşı.
Benim ise ikinci zorba olarak hatırladığım kişi.
Onları görünce bir anda etraftaki bütün sesler uzaklaştı.
Gözlerim istemsizce Kyara'ya takıldı.
Onu izliyordum.
Farkında bile olmadan.
"Hey."
Birinin bana dokunduğunu hissettim.
Başımı çevirdim.
Adrien bana sinirli bir ifadeyle bakıyordu.
"Kahveni içecek misin artık, hanımefendi? Soğudu da."
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Sonra gülümsedim.
"Biticek, bayım. Dalgınlığım için üzgünüm."
Üçümüz aynı anda gülmeye başladık.
Ama ben birkaç saniye sonra tekrar yana baktım.
Kyara hâlâ oradaydı.
Ve bu kez başka bir şey fark ettim.
Lilith'i kıskanıyordum.
Hem de fazlasıyla.
Onun Kyara'nın yanında oturabilmesini...
Onunla konuşabilmesini...
Birlikte gülmelerini...
Hepsini kıskanıyordum.
Keşke Lilith'in yerinde olsaydım.
Keşke Kyara'yı istediğim zaman görebilseydim.
Onunla makyaj yapabilseydim.
Onunla alışverişe çıkabilseydim.
Onunla saatlerce konuşabilseydim.
Ama sonra kendi düşünceme kendim güldüm.
"Aman ya..."
Ben kimdim ki?
Kyara'nın gözünde muhtemelen hiçbir şeydim.
Ucube.
Aptal.
Göz altları morarmış, cildi solgun, kendini bile doğru düzgün tanıyamayan garip bir kız.
Benim hakkımda böyle düşündüğünü sanıyordum.
Belki de gerçek buydu.
Belki de değildi.
Ama insan bazen gerçekleri bilmeden önce kendi hakkında en kötü ihtimali seçiyordu.
Ben de tam olarak bunu yapıyordum.
Kahvemden bir yudum aldım.
Gözlerimi Kyara'dan çekmeye çalıştım.
Ama başaramadım.
Çünkü bazı insanlar hayatımıza girer ve hiçbir şey söylemeden bile zihnimizde kocaman bir yer kaplar.
Kyara da benim için öyleydi.
Ve okulun açılmasına yalnızca birkaç gün kalmıştı.
Aynı koridorlara geri dönecektik.
Aynı sınıflar.
Aynı insanlar.
Aynı geçmiş.
Ama bu kez bir şey farklı olacaktı.
Ben artık eski Cey değildim.
En azından öyle olmak istemiyordum.
Henüz bilmiyordum ama o yazın son günleri, hayatımın en sıradan günleri olmayacaktı.
Çünkü okulun açılmasıyla birlikte geçmişte bıraktığımı sandığım bazı insanlar yeniden karşıma çıkacak...
Ve bazı sırlar, saklandıkları yerlerden yavaş yavaş ortaya çıkacaktı.
Devam Edecek...