Efsun’dan;
Gecenin zifiri karanlığı, farların yardığı ıslak asfalt yolda hızla eriyordu. Arabanın arka koltuğunda, Asaf’ın göğsüne sığınmış bir halde zamanın akışını yitirmiştim. Karan, sanki arkamızda az önce bir düzine adamı devirmemişiz ve peşimizde koca bir polis ordusu yokmuş gibi soğukkanlılıkla direksiyon sallıyordu. Arada bir dikiz aynasından bize bakıyor, yüzündeki o düşünceli ifadeyi gizlemeye çalışıyordu.
Asaf’ın bir eli saçlarımın arasında dolanırken, diğer eliyle sargılı ellerimi sıkıca tutuyordu. Onun sıcaklığı, dışarıdaki dondurucu dağ havasını ve içimdeki tüm korkuları bastırıyordu.
"Çok az kaldı," diye fısıldadı Asaf boynuma doğru. Sesi, yorgunluğun getirdiği o pürüzlü tonla ruhumu titretiyordu. "Sınırı geçtiğimizde her şey arkamızda kalacak Efsun. Yeni bir ülke, yeni bir kimlik... Sadece ikimiz."
Başımı hafifçe kaldırıp gözlerinin içine baktım. Karanlıkta bile parıldayan o koyu hareler, artık benim tek pusulamdı.
"Gittiğimiz yerin bir önemi yok," dedim, sesimdeki kararlılığa kendim bile şaşırarak. "İster bir dağ evi olsun, ister bir hücre... Sen yanımda olduğun sürece, ben her yerde özgürüm Asaf. Ben sadece senin yanında nefes alabiliyorum."
Asaf’ın gözlerinde bir parıltı belirdi. Eğilip alnımdan uzunca öptü. Bu öpücük, beni kaçırdığı o ilk günkü sert adamdan falan fersah fersah uzaktı. Bu, ruhunu bana teslim etmiş bir adamın sessiz yeminiydi.
O sırada Karan, arabanın hızını düşürdü ve dikiz aynasından Asaf’la göz göze geldi.
"Patron, sınıra yaklaşmak üzereyiz," dedi Karan, sesindeki alaycılık bu kez tamamen gitmişti. "Ama bir sorunumuz var. İlerideki kontrol noktasında ışıklar var. Normalden çok daha fazla hareketlilik söz konusu. Muhtemelen Emre’nin ihbarı buraya kadar ulaştı. Yolu kapatmışlar."
Asaf anında doğruldu. Bakışları sertleşti, o korumacı ve ölümcül canavar saniyeler içinde geri döndü. Belindeki silahı çıkarıp namlusunu kontrol etti.
"Yoldan çıkacağız," dedi Asaf, tavizsiz bir sesle. "Patikaya sap Karan. Ormanın içinden yürüyerek geçeceğiz."
"Elleri bu haldeyken mi?" diye sordu Karan, kafasını hafifçe arkaya sallayarak ellerimi işaret etti. "Hava sıfırın altında. O sargılarla o soğukta yürüyemez."
"Yürümeyecek," dedi Asaf, doğrudan gözlerimin içine bakarak. "Ben onu taşıyacağım."
Araba aniden sert bir manevrayla ana yoldan çıkıp ağaçların arasındaki dar, çamurlu patikaya saptı. Farlar söndürüldü; artık sadece gökyüzündeki soluk ay ışığının aydınlattığı bir karanlıkta ilerliyorduk. Birkaç yüz metre sonra çamur o kadar derinleşti ki araba daha fazla ilerleyemedi.
"Buraya kadar," dedi Karan motoru stop ederken. "Bundan sonrası ayaklarımıza kalmış."
Asaf kapıyı açıp indi ve hemen benim tarafıma dolanıp kapımı açtı. Beni incitmemek için büyük bir özenle kucağına aldı. Dağ havasının o dondurucu soğuğu anında tenime işledi ama Asaf’ın göğsündeki o kor ateş beni sıcak tutmaya yetiyordu. Başımı onun boynuna gömdüm, kokusunu içime çektim.
Karan önden giderek dalları temizliyor, Asaf ise beni kucağında taşırken en ufak bir sarsıntıda bile beni daha sıkı sarıyordu. Ayaklarımızın altındaki kuru dalların kırılma sesleri, sessiz ormanda adeta birer çığlık gibi yankılanıyordu.
Yaklaşık yarım saatlik zorlu bir yürüyüşün ardından, ağaçların seyreldiği ve ileride dikenli tellerin göründüğü o sınır hattına ulaştık. Tellerin hemen arkasında, özgürlüğümüz duruyordu.
Ama tam o anda, arkamızdaki ağaçlık alandan birden fazla güçlü fener ışığı üzerimize doğru tutuldu.
"Kımıldamayın! Polis!"
Ses ormanda yankılanırken, hemen ardından tanıdık, nefret dolu o ses kulaklarımı tırmaladı. Bu, Emre’ydi.
"Asaf! Yolun sonuna geldin!" diye bağırdı Emre, elindeki silahla fener ışıklarının arkasından beliren gölgesiyle. "O kızı benim ellerimden aldın ama şimdi hem onu hem de hayatını kaybedeceksin!"
Asaf beni yavaşça yere indirdi ve hemen arkasına alarak gövdesini bana siper etti. Ellerim onun sırtındaki gömleğe kenetlendi. Korkudan titriyordum ama bu kez kendim için değil, benim için canını vermeye hazır olan bu adam için canım gidiyordu.
"Arkama geç Efsun," diye fısıldadı Asaf, silahını Emre’ye doğru doğrultarak. "Gözlerini kapat ve ne olursa olsun, arkamdan ayrılma."
Sınırın tam eşiğindeydik. Önümüzde özgürlük, arkamızda ise bizi yutmak isteyen geçmişin o karanlık canavarları vardı. Ve o an anladım ki, bu gece ya birlikte kurtulacaktık ya da bu dağ başında birlikte küle dönecektik.
Yorum yapmayı ve beğenmeyi unutmayın 🌹 🥰 💗