“Benim, annemin, masum bir kadının kaçmasına izin verecek misin şansım? Kaderim izin verecek mi? Hayatım boyunca onca şeye katlandım. Ama onların ölümüne asla.”
Usulca dışarı çıktık. Ses çıkarmamaya özen gösteriyor, nefes almaya bile çekiniyorduk. Annem fısıldadı. “Yanımdan ayrılmasın kimse.” Cevap vermeden yolumuza devam ettik. Yanan evin yanından geçerken burnumuzu şiddetle kapatmak zorunda kaldık çünkü inanılmaz yoğun duman kokusu vardı. Bir anda gelen şiddetle öksürmemi engelleyemedim. Benim ardımdan Bayan Fifer de cesaret bulmuş olacak ki güçlükle öksürdü. Annem anlamsız gözlerle bizi süzüp sıkıntıyla nefes verdi. “Az,” boğazını temizleyip yüzünü buruşturdu. Belli ki boğazı yanıyor ama öksüremiyordu. “Az kaldı. Dayanın.” Zorla cümlesini devam ettirdikten sonra devam edelim işareti yaparak yola devam etmemizi sağladı.
Meydana yaşlaştıkça sesler gelmeye başlıyordu. Annem belli etmeden cebindeki bıçağı küçük bir cıyırtı ile çıkardı. Her an her şey olabilirdi. Cidden dikkatli ve temkinli olmalıydık. Bıçağımı tuttum. Önden giden annem aniden durdu.
Bizi geri alarak kılıcına daha da sarıldı. O an birinin yaklaştığını anlamıştım. İçimi korku kaplamıştı. Ama öleceğim korkusu değil. Ölecek korkusu... O ölecek. Hayır olmayacak. Gerekirse kendimi feda etmeye hazırım. Annem bizi geride bırakarak duvarın dibine adeta bir asker edasıyla yapıştı. Duvarda sürüne sürüne sonuna kadar geldi.
“İrina bekle geliyorum.” Bayan Fifer anneme yardım için gitmeye hazırlanıyordu ki annemim sert sesi onu durdurdu.
“Hayır. İkinizde orada duruyorsunuz!” baskılayarak söylediklerine karşı Bayan Fifer duraksadı.
“Anne,” diye mırıldandım. “Bırak gelsin. Bırak ben geleyim? Ama tek olma lütfen!” Acılı ve çaresiz çıkan sesime annem gülümsedi. “Olmaz Eva’m. Bırak bunu yapayım. Öleceksem ben öleyim.” Bırak ben öleyim... Bırak ben öleyim... Bırak ben öleyim?
“Hayır!” Bıçağımı çıkararak duvara doğru gittim. Sürünerek annemin yanına ulaştım. Gülümsedim. Bana gülümsedi. “Sana bir şey olursa kendimi asla affetmem. Biliyorsun değil mi inatçı kızım?” Gözleri buğulanmıştı. Tekrar gülümseyerek sildi ve duvarın arkasından baktı. Taş kesildi. O an kim geliyorsa yaklaştığını anladım ve ecel terleri dökmeye başladım. Bıçağıma iki elimle sarılarak derin bir nefes verdim.
Tahminim aksine gelen üç tane cadıydı! Annem kıvrak bir hamleyle ilkini bıçakladıktan sonra ben araya daldım ve ikinci gelen cadıyı bıçaklamaya başladım. Cadıyı yere sersem bile durduramıyordum kendimi. Duramadan bıçaklamak bize yaşatanların acısını bu cadıdan çıkarmak istiyordum. Sapladım çıkardım. Sapladım çıkardım. O kadar saplayıp çıkardım ki elim ve yer üç şişe kırmızı su dökülmüş gibi kandı. Arkamdan bağırarak gelen bir sesi bile duymadım.
“Eva hayır!” diye bağıran sesle kendimi yana attım. Bir cadı arkamdan gelerek yere düştü. Arkasından gelen Bayan Fifer hayretler içerisinde bıçaklayıp etkisiz hale getirdiği cadıya bakıyordu. Ben neler olduğunu dahi kavrayamadan annem yanıma çöktü ve beni göğüslerine bastırdı. “Tanrıya şükürler olsun,” diye sayıklayarak beni alnımdan öptü. Göğsünden ayrılıp yüzüne baktım. Gözlerinin içi buğulanmış bir şekilde Bayan Fifer’e bakıyordu. "Onun canı benim canımdır. Sana ne kadar teşekkür etsem az kalır Bayan Fifer. Sağ ol.” Bayan Fifer minnet dolu bakışlarını anneme gönderdikten sonra ben neler olduğunu anladım.
Arkadan gelen cadı beni az daha yakalıyordu ve Bayan Fifer son anda onu bıçaklamış beni kurtarmıştı. Bayan Fifer’e minnetle baktım.
“Hadi hızlı olalım. Sese gelen cadılar olabilir.”
Arkamızda biriken kan gölcüğünü geride bırakarak yola devam ettik.
“İrina, nereye gidiyoruz?” Bayan Fifer’in sesi annemin yavaşlamasına neden oldu. Tam o sırada “Hadi hadi daha hızlı!” Diyen sesle kafam oraya döndü. Bir şey görünmüyordu. Bayan Fifer ve annemin arasından ayrılıp duvarın ardında kalan yere baktım. Biri insanları at arabasına bindirip kurtulmasına yardımcı oluyordu. Annem “Eva ne yapıyorsun? Gel buraya.” Dese de bakmaya devam ettim.
Evet, sahiden de insanları kurtarıyordu. Sırıtarak anneme baktım. Sırıtan sıfatım karşısında kaşlarını çattı. Gözümden bir yaş düştü. “Sanırım kurtuluşumuz yakın.” diye açıklayıp yanıma gelmesini sağlayan bir işaret yaptım. Yanıma gelip at arabasına baktı. Işıldayan gözlerle beni süzdükten sonra Bayan Fifer'e baktı.
Arabaya doğru ilerlemeye başladık. Yanına vardığımızda adam büyük bir ciddiyetle bizi süzdü. Bir anda gülümsedi. “Tanrıya şükürler olsun üç insan daha! Hemen binin.” dediğini yapıp arabaya bindik. Sanki bunca yaşananlardan beri nefesimi tutmuş gibi hissediyordum. Derin ama ferah bir nefes verdim. Artık sıra kaderdeydi. Şansım kendini belli etmiş, hayatımı kurtarmıştı. Kader bana gülümseyecek mi yoksa yüzünü mü dönecekti onu sadece zaman belirleyecekti...