buz mavisi gözleri yüzümde ve az önce korkudan sıktığım pikede gezindi bir süre ardından gözleri elimden biraz daha üste çıktı kolumda takılı kalmıştı.
elindeki sigarayı açık olan pencereden dışarı attığında yanıma gelmişti.ben ise yatağın başlığına dayadığın sırtımı dikleştirip oturur pozisyonuna geçmiştim.
sol eli sağ kolumu narince kavradı baş parmağı parmak izi olan hafif morlukta gezindi.okuşuyordu sanki öpeyim de geçsin der gibi.hiçbirşey yapmıyor öylece onu izliyordum.
eliyle kolumu dudaklarına getirmişti.kolumdaki morluğu acıtmamaya dikkat ederek morluğun üzerine hafifçe dudaklarını bastırmıştı ve ben ilk defa arslan konusunda iç sesimin haklı çıktığına şahit olmuştum.
kolumu elinden çekerken acaba buna da kızar mı diye içimden geçirmemiş değildim bu düşünceyi.
"seni incittiğim için üzgünüm."kahverengi gözlerim içimdeki belli etmediğim şaşkınlık ile beraber buz mavisi gözlere gitmişti.Arslan Yılmaz ilk defa benden özür mü diliyordu.
"Nasıl geldin buraya?"sorduğum sorunun cevabını az çok tahmin ediyordum ama yinede sormuştum ailemin bana karşı sorumsuzluklarını birde başkasının ağzından duymak istemiştim ve arslan sorduğum soruyu ne için sorduğumu anlayarak başını sallamış"zümrüt hanım odanda olduğunu söyledi"
beklediğim cevap beni şaşırtmamıştı.
buz mavisi gözleri kahverengi gözlerimi adeta esir almıştı.Başka bir yöne bakmak istesemde o beni buz mavisinin girdabına sokmuştu ve ben gözlerimi bir an bile başka bir yöne çeviremiyordum.
eğer ki karşımdaki adamın arslan yılmaz olduğunu bilmesem bu gözlerin böyle derin böylesine anlamlı bakıyor olmasına inanabilirdim.ama arslan yılmazdı onun aşkı bile kendi menfaati içindi!
odayı aydınlatan komidinin üzerinde bulunan gece lambası olsa da gökyüzündeki ay arslanın arkasından aydınlanmasını sağlıyordu.
"alya"sessiz ve sakince ismimi telaffuz ettiğine bu büyüye kapılmamak imkansızdı.
dudaklarım az önce kulaklarımının duyduğu melodi sesi yüzünden mühürlenmişti.istemesemde bu karadeliğin çekim gücü benide içine çekiyordu.sanki zaman gittikce yavaşlıyor ve biz de kitap karakterlerinin o romantik eşsiz anını yaşıyor gibiydik.
sol eli bileğindeki saati ile yüzüme uzandı.
gözlerindeki değişikliğe şahit oldum ve her ne söyleyecekse de susmuştu söylememişti.
"bir şeye ihtiyacın olursa bana söyle"
otoriter sesi ile ben de kendime gelmiştim.Elimle yanağımda olan elini indirdim.bir şeyi çözmeye çalışırcasına arslanın hareketlerine,sözlerine ve gözlerine baktım.Kafamda düşündüğüm arslana seslice cevap verdiğim zamanlar bu sessizliğim kadar setçe etkilemiyordu onu.Zaten konuşmak istemiyordum ve üstüne sessizliğim ona daha çok (afedersiniz ama) koyuyorsa o halde bende zevkle susardım.
"Alya sana soru sordum."az öncekinden daha sert çıkmıştı bu sesi."sormak istediğim bir soru var sen onu cevaplayacaksan bende senin sorularını cevaplayayım!"dayanamamış arslanla pazarlık yapıyordum fakat galiba bu gece ben biraz yürek yemiştim.
tek kaşı havalandığında sanki pazarlık yapmıyormuşumda o bana 'söyle 'diyordu.
"Ne sormak istiyorsun."
bir cümle bu kadarmı derin olurdu sanki ne soracağımı biliyor gibiydi veya soracağım soru için ilk olarak yürek yemem gerektiğini anlamıştı.fakat ben arslandaki bu huy ve zekaya şaşırıyordum.Nasıl böyle pratik bir şekilde anlıyordu.
"ona ne yaptın"cesaretimi toparlayıp gerçekle yüzleşecek olmaya hazırladım kendimi.
bu yüzleşmeye arslanın gerçek yüzünüde eklemiştim.
arslanı her süzüşümde ürküyor korkuyu odamdaki her santiminde görüyordum çünkü arslanın odamda olması bu odayı korkutucu hale getiriyordu.
dudaklarını ıslattığında tüm odağım arslandaydı.az önceki yüz ifadesinin yerini farklı bir duygu almıştı buna kahverengi gözlerim bizzat şahit olmuştu.
"fazla cesursun."sesini tekrar böylesine işitmem yutkunmama sebep olmuştu.
"ne olursa olsun o benim arkadaşım ne halde bilmeye hakkım var"
"pekâla."
şaşkınlıkla arslanın söyleyeceklerini daha dikkatli dinlemeye hazırlamıştım kendimi.
"evinde..arada sen olmasaydı evine asla yollamayacaktım."
buz mavisi gözleri ile sözleri çok farklıydı.gözleri derinlerime iniyordu fakat'evinde' derken sözleri öylesine kurulmuş rastgele sözlerdi sanki.
kahverengilerim arslanı süzdü .buz mavileri bu sefer yönünü gök yüzüne çevirdi."Sürekli gökyüzüne bakıyorsun.nedenini merak ediyorum."
yan profilini izleyen gözlerim gökyüzüne çevrildi."yerde tevazu , gökte ise ferahlık var denilir."
başını olumlu anlamda sallayarak buz mavisi gözler tekrar beni buldu.
gözleri üzerimdeyken sessizce bekledik.konuşmamı bekliyordu ama ben konuşmuyordum.
gözlerini benden ayırmadan ayağa kalktığında
"sessizliğine alışkın değilim." sözlerini kurmuştu.
alaylı bir tebessüm yüzümde belirirken"ne garip, insan kendi sebep olduğu duruma alışamıyor."
buz mavisi gözler baştan aşşağı süzdü beni ardınan odamı süzdü ve o yıkıcı gözleri beni buldu.
yüzünde eserinden memnun olmuş bir sanatkâr ifadesi vardı.silik ama buz gibi bir gülümseme yer edindi dudaklarında.
alparslan o kadar soğuk tu ki katil edasını asla gözlerinden silemezdiniz fakat insanlar onun gerçek yüzünü göremiyordu.ya da onun gücü tüm bunları kolaylıkla kamufule edebiliyordu.
arkasını dönmüş odamdan kapıyı açık bırakarak çıkıyordu ki duraksayarak arkasını dönerek yüzünü görmemi sağlamıştı.
"sen akıllı kızsın alya.yaşayacağın cezanın ağırlığına kendini hazırlamalısın."
içimde yaşanan gerginliğe karşı dışımı stabil tutmaya çalışıyordum.
gözlerimde olan gözleri sanki içimi okur gibi dudaklarını tekrar ıslatmıştı."yarın sana bir süprizim var sevgilim."
öyle sakin öyle huzurla kurdu ki bu cümleleri.az önce kurduğu cümle ile şu anki cümlenin aynı olmadığına adım kadar bir emin olduğum güvenlik hissettim.fakat bu farklı sözleri aynı mânaya çıkıyordu.
yüz hatlarım gerildiginde korku artık tüm hücrelerime yayılmıştı.
bu dehşetli halime zevk alarak bakıyordu.ardından çıkıp gitmişti.
ne zamandır tuttuğum nefesimi bırakmış nefesimi düzene sokmaya çalısıyordum.sağ gözümden bir damla yaş aktı böyleliklede günün imzası atılmıştı.
göz yaşımı silme gereği duymadan yatağıma uzandım beni böyle bir enkaza atan alparslanın etkisini hâla üzerimden atamazken uyuyarak bu andan kurtulmak istedim.
elime aldığım telefonumdan rastgele bir şarkı açtım.
TANER OLGUN'dan.
… Sen olsan ağlaman mı
Sen olsan ağlaman mı
Sen olsan ağlaman mı
Kaderine yâr...
… Dostlarım dostlarım dostlarım oldu yılan
Hayatımı etti etti talan
Ne can kaldı ne canan
Sen olsan
Sen olsan ağlaman mı....
müziğinden çok sözleri etkiledi beni sustum.en iyi şeyi yaparak sustum ve ben şunu fark ettim susmak sadece konuşmamak değilmiş.hıçkıra hıçkıra ağlamamak ta bir suskunlukmuş.artık uyumak bile benim için susmaktı.
göz kapaklarım ağırlığını belli ederken uykuya daldım...
ve alya yarının kendisine asıl dersi olacağından habersizdi.alparslanı tanımıyordu ama biliyordu.
ama ne kadar biliyordu orasını yarın daha iyi anlayacaktı.
yarın onun alparslan yılmaz ile asıl tanışma günüydü.
alya sosyeteden bir kız olsada merhametli birisiydi.Alparslanın karanlığının dersecesini tahmin dahi edemezdi...
Odaya izin isteyerek giren tahir servet patronunun karşısına geçti."buyur abi."
tüm heybetiyle ayağa kalkan alparslan adımlarını viski dolabına doğru attı.
seçtiği viskiyi eline aldığı bardaklara doldurduğunda tahir servet ağabeyisinin her hareketini dikkatle izliyordu.
ağabeyisinin, masasında bulunan koltukta değilde, karşısında duran koltuğa oturduğunu gören tahir açılacak olan konuyu az çok tahmin edebiliyordu.
alparslanın sehpaya koyarak uzattığı bardağı elina alan tahir ağabeyisini dinliyordu.
"aksoylar ne âlemde"
tahir duruşunu dikleştirmiş "halit aksoy hâla hareketsiz.öncesinde farklı şirket zinciri sahipleriyle konuşması olmuş fakat hepsi olumsuz artık pes etti gibi duruyor.."
tahir sözünü bitirirken aklına gelen soru ile"abi yanlış anlamazsan bir şey soracağım. senin istediğin halit bey değil mi? yani onun elinden o son kalan yalısını da alsan zaten perişan olmayacak mı neden araya alya aksoy girdi? daha farklı bir planın var diye düşündüm başta ama sen halitin yine zenginliğini keyfini sağlamış olacaksın? bu nasıl oluyor onu anlamadım."
alparslan yılmaz önündeki viski bardağından başka bir yere bakmıyorken gözleri tahiri buldu."ben halitten istediğimi değil istediklerimi alıcam. Herşeyin bir sırası var! sen bunlarda takılı kalma tahir."
viski bardağından son yudumunu da aldığında koltuğunda geriye yaslandı."sen gidebilirsin "
başıyla onaylayıp ayağa kalkan tahir bir soru daa soracakken kendini tuttu.gereksiz sorulardan hoşlanmazdı ağabeyisi.
"bir şey mi soracaksın tahir"
alparslandan duyduğu ses ile sesli bir nefes verdi."abi kusura bakma haddim deģil ama kaç yıldır tanıyorum seni.sen sana yamuk yapanı alıp ardından evine sağlam bırakmazsın. bu gün ki herifi niye yolladık evine?"
alparslan sandalyesini geriye çekip ayağa kalktığında tahir bir adım geriledi.alparslan bir adım atarak tahirin önüne geçti"fırtına öncesi sessizlik tahir.fırtına öncesi sessizlik..."
tahir ağabeyisinin ses tonu ve sözleriyle ne demek istediğini anlıyordu. alparslan adımlarını kapıya yönelterek salona ilerlemişti.
gecenin sessizliği alparslanda zaferi alyada ise mağlubiyeti hissettiyordu.
gecenin yerini gündüz alırken alya annesi zümrüt aksoy ile güne başlamıştı.
"Alya nereye gidiyorsun kızım"
duyduklarını üzerine alınmayan alya üzerine trenç kotunu geçirirken annesi zümrüt hanım kolunu nazikçe tutmuştu
"kızım lütfen konuş benimle.son olaylardan sonra doğru düzgün konuşamadık seninle"
bir koluna birde kolunda duran elin sahibine baktı alya"son olaylardan sonra doğru düzgün konuşamadık..."
annesinin söylediği sözleri durgun bir ifade ve ses tonuyla tekrarladı.
"son olaylar olmadan önce konuşsaydın dinlerdim ama sonrasındayız işte.
olan olmuş biten bitmiş..."
kızında ilk defa gördüğü bu ifadeler zümrüt hanımın afallamasını sağlamıştı.
"kızım iyi görünmüyorsun geç içeriye konuşalım anne kız ne dersin"
alya annesinin sözlerini dikkatle dinlerken kendiside içinden tekrarladı sözler ve dudaklarında silik alayvari bir tebessüm oluştu"biz seninle anne kız muhabbetini ben çok küçükken kaybettik."
"e tabi sen yeni duyuyorsun bu haberi ama başın sağolsun o muhabbet bende çoktan kapandı."
selametle kalın der gibi elini havaya kaldırmış sanki bu son görüşümüş gibi alya acı bir tebessümle evden çıkmıştı.
şu an tek tesellisi havanın yağmur yağmasada yağmurlu bir hava olmasıydı.
havanın soğukluğu tenini okşuyordu adeta.
adımları kendi kendine ilerlerken gözlerine ilişen sahil kenarına doğru yürümeye başladı.
annesi onu konuşarak belki biraz derhlesmek yüreğindeki yangını söndürmek istedi ama tam tersi olmuştu.annesi alyanın hiç hatırlamak istemediği maziye götürdü.
sahile kenarına gelmiş denizin karşısındaki banka değilde denize dahada yakınlaşarak asfaltın denize yakınlaştiğındaki bittiği yere oturdu.
şimdi tam karşısında deniz vardı.
denizin maviliği onu rahatsız etmeye başlarken göğe baktı alya fakat gökte maviydi.soğuk bir mavi!
bakışlarını soluna çevirdi insanları izledi bir süre. annesinin küçük kızına pembe renkte bir içecek aldığını detaylı detaylı izliyordu ki sağındaki hareket ile bakışları sağını buldu.
mavi...soğuk bir mavi.
"istiyorsan sana da alayım."
bakışlarım neyden bahsediyorsun der gibi olduğunda.
"öyle derin izliyorsun ki sanki küçükken sana hiç alınmamış gibi"
sözlerini kurarken gözleri az önce izlediğim anne kızı gösterdi ardından beni buldu buz mavileri.
"yok bana limonata alınırdı"dedim alayvari bir ses tonuyla.
"görüşmeyeli nasılsın"
"gördüğün gibi"
"farklı;kaybedecek hiç bir şeyin kalmamış gibi"
"yok.sen yine bulursun kaybedeceğim bir şeyi"
sustu bu defa derin olduğunu hissettiğim bir sessizlik oluştu.
ardından ayağa kalktı."hadi gel sana bir süprizim var"
havanın buz gibi siğukluğu değilde kurduğu cümlenin soğukluğu üşütmüştü beni.
dün gece söylediği süprizdi bu bana yasatacağı acı onun için bir zevkti.
ayağa kalktım duruşumu düzelterek"