Ben yaşamayı haketmiştim yaşayan bir ölüye dönüşmeyi değil annem bana "zorluklar için hayatta kal bu hayat toz pembe bir hayat değil takılıp düşersin ama biz yaşadığımız sürece seni hep kaldıracağız ama gün gelecek biz olmayacağız işte o zaman kendin baş etmen gerekecek" derdi bu dediğini şimdi anlıyordum işte gün geldi annem babam yok ben okuyup makine mühendisi olup kendime bakacaktım ama katil olup seri katilliğe geçecektim.
Kendimi aydınlığa çekiyordum ama birisi kolumu tutup beni karanlığa çekiyordu.
2 Ay sonra
Elimdeki silahla karşımda duran 10 tane şişeleri vurmaya çalışıyordum 7 tanesini vurmuş üç tanesi ise ıskalanmıştı yanımda duran Savaş ise kısık gözleriyle beni izliyordu yorulduğumda ellerimi indirdim ve savaşa baktım "Afferim iyi ilerliyorsun ama hepsini tekte vurman gerek küçük hanım" sinirlenmeye başlıyordum ama kendimi zorluyorum sinirlenmemek için çünkü her an savaşı öldürebilirim sakinleştiğimde savaş tekrardan şişeleri dizdi ve bu sefer elime keskin nişancı tüfeği verdi "Şimdi evin balkonuna çıkıyorsun ve şişeleri vuruyorsun".
Yoruluyordum artık ellerimde yaralar çıkmaya başlıyordu arkamı döndüm ve evin balkonuna çıktım, yere yatıp tüfeği ayarladım o sırada arkamda birisi vardı arkamı döndüğümde savaş gelmişti ve "Bir dakikan var, bir dakikada bütün şişeleri vurmuş olacaksın" kaşlarımı çatarak baktım "Çok kolaysa gel de sen vur bay bilmiş" cevabını beklemeden direkt tüfeği ayarladım seri ve hızlı hareketimle on şişeyi de vurdum. Ayağa kalktığımda ona kapak yaptım ve eve geçtim Murat söylene söylene geliyordu;
-Ne oluyor ya sabahtan beri silah sesi beynim şişti la.
Bir yandan da başını tutuyordu.
-Kendimi geliştiriyorum var mı bir sorunun ki olamaz da yoksa ben sana bir sorun yaratırım feleğin şaşar.
Cevabını beklemeden mutfağa gittim ve bir muz alıp yemeye başladım bu sırada mutfağa Savaş girdi ve elinde bir ajanda ile bir şeyler yazıyordu.
Zaten ben ne zaman bir silah antrenmanı yapsam hep o ajandaya bir şeyler yazar kesin benimle ilgili yanına gittiğimde ajandayı kapattı ve masanın üzerine koydu, başımla defteri işaret edip tek gözümü kırptım "Senin her silah antrenmanın dan sonra puanlama yapıyorum ve aferim Asena silah sınavını geçtin sıra dövüşlerde" dedi tek kaşımı kaldırdım ve üzerine yürüdüm "Daha kaç tane sınav var" dedim.
Ajandayı aldı ve sayfaları çevirdi " silah, dövüş, insanları manipüle etmek ve kılık değiştirmek" başımı salladığımda ajandayı tekrardan masaya koydu ve ben onu umursamadan odama çıktım ve hızlıca bir duş aldım odama girdiğimde yatağa oturdum ve boynumu kütlettim dolabın önüne gelince boş boş dolaba baktım siyah bir İspanyol paça ve kahverengi crop giydim saçlarımı kurutup dağınık bir topuz yaptım odada ki koltuğuma oturduğumda bahçeye baktım tam da havuz kısmına bakıyordu boş boş baktığımda kapım çalınıp açıldı;
Gelen kişi Cindy
-Asena naptın canım.
-Eh işte idare eder.
- Ya Asena bunu yapmak zorunda değilsin bırak ya kendini hırpalıyorsun, oku mesleğini eline al ondan sonra ne yapıyorsan yap.
Yüzüne şaşkınca baktım "Hayır anneme babama yapan kişileri bulup öldürecem ne öldürmesi daha da beter edecem" Cindy yanıma gelip karşımdaki koltuğa oturdu " Asena zaten öldürmedin mi? He Yağmuru öldürdün başka kim var" başımı kaldırdım "Burak var Yağmurun eşi oda bu işin içinde onu da öldürecem sonra ne yapacaksam yaparım ister bana düşman olanları keserim ya da bana iftira atanları öldürürüm".
Aramızda bir sessizlik oldu sonra Cindy "Alışverişe gidelim mi?" Ters ters ona baktım bir de saate baktım "Bu saatte mı kızım saat olmuş akşamın sekizi ne Alışverişi" Cindy ellerimi tuttu "Lütfen 2 aydan beri gitmiyoruz gidelim" elimle kapımı işaret ettim "Git abine söyle öyle gideriz" tam da bu esnada aşağıdan ses yükseldi "Cindy otur oturduğun yerde ne alışverişi akşam akşam bela bulmak mı istiyon".
Cindy oflayarak odadan çıktı ve sessiz odada bir ben kaldım gökyüzüne baktığımda bulutlar toplanmıştı yağmur yağacaktı ama umrumda değildi ne ben yağmurdan korkuyordum ne de şimşek ten bu iki ayda ben çok değişmiştim.
Saat 10 da uyuyan ben artık biri ve ya iki yi buluyordu sürekli yemek yiyen ben artık az yiyordum sürekli gülücükler saçan ben her gün yüzümde gergin bir ifade takıyordum ne gülüyordum ne üzülüyordum ama gerektiğinde bu maskeleri takmak zorunda idim.
Bir anda aklıma Kılıç'ın şiirin de ki mısra aklıma geldi.
avcıyı bekleyen av gibiyim
Şimdi bu sözü daha yeni anlıyordum galiba oturmayan taşlar yerine oturuyordu.
Sıkılmıştım dışarıya çıktım hava soğuktu ama umrumda değildi arka bahçeye geçtiğimde bir kişi gördüm ama bu kişi Savaş ve ya Murat değildi hemen duvarın kenarına saklandım adama baktığımda adamın arkası dönüktü ormanlık alana bakıyordu, yanımda silahım da yoktu, acaba hemen eve çıkıp silahı alıp gelsem çok mu zaman kaybederim diye kısa bir an düşündüm ama olmazdı tam da bu sırada adrenalinin verdiği tepkiyle direkt adamın üstüne koştum.
Adamın sırtına tekme attığım da öne doğru biraz sendelendi ve kolundan tutarak döndürdüğümde yüzüne yumruğu geçirdim adam bana şaşkın gözlerle bakarken bana doğru bir yumruk atacakken son anda kaçışım la kurtuldum ama ikinci yumruğu tamda göğsümün ortasına yemiştim, yere düşerken adam üstüme eğildi göğsüne tekme atarak o geriye doğru düşerken ben kalmıştım üstüne eğilip yüzüne tam yumruğu geçirecekken bir ses duydum;
-Ne oluyor burada.
Sesin geldiği yöne baktığımda gri bir eşorfman takımlı bir adet Savaş vardı bize doğru yürürken adama baktı "Yasin sen ne arıyorsun lan burada" ne yani tanıyor muydu. Adamın üstünden kalktım ve yasin yerden kalkarken üstünde silkeliyordu yüzüne dokunduğunda yüzü buruşmuştu "Ya savaş bu manyak karı da kim?" Dedi yüzünü tutarken, üstüne yürüyerek "karı senin anandır varoş" yüzüne sert ifadesini takınca;
-Ne diyon la yavşak.
-Sus la gevşek.
Tam suratına vuracakken Savaş "şşt sakin olun" dedi aramıza girerek, bu yasin'e ayrı bir kıl olmuştum. "Tanıştırayım sizi Yasin benim yakın arkadaşım, Yasin bu da sana bahsettiğim kız Asena"
-Bu mu lan, bu eğitmemiş hâli ise eğitilmiş hâli nasıl acaba.
Korkmuştu herhalde örtlek tavuk.
-Ne o beğenemedin mi?
- Beğenemedim var mı bir sorun.
Bu da inadına inatlaşıyordu.
"Aman ben beynimi salak insanlar için yoramam kusura bakma" bu da kendini çok beğenmiş birisi idi başından aşağıya süzünce süzme bir salak olduğu apaçık belli zaten, kabarık dağınık saçlar yüzü aynı Savaş gibi sert, çene hatları belli, yeşil gözlü, 1.80 boylarında, zargana birisi;
-Ne! Pardon da benim nerem salak.
Tam bir kadın gibi konuşuyordu "Şimdi bir şey diyecem olmayacak yürü git kardeşim belanı benden bulma".
Yasin benden sıkılmış olacak ki Savaşın kolundan tutarak onu ön bahçeye götürmüştü. Bahçede tek başıma dolaşırken bir anda acaba ormanlığa girsem mi fikri ile durdum, bir süre düşündükten sonra girmek istedim, ormanlığa inince koyu yeşil ağaçlara baktım hepsi çam dı biraz daha ilerlediğimde bir tane siyah bir mezar gördüm.
İki
Yanına gitmek ile gitmemek arasında kaldım hem gece yarısı olmuştu ama ben yinede gitmek istedim ve gittim mezara baktığımda Leyla KORKU yazıyordu büyük ihtimalle Savaş'ın ve Cindy nin annesidir biraz daha incelediğimde bı hışırtı sesi duymuştum ve bu kişiyi iyi tanıyordum arkamı dönmeden "Senden başka kimse gelemez Savaş".
Tam da yanımda durdu "aferim iyi ilerliyorsun sezgilerin güçleniyor".
Bir dizini mezar taşına koydu ve eli ile mezar başlığını okşadı ve derin bir iç çekti bir süre konuşmadık Savaş mezara bakarak "Anne bak ben geldim bak kargan geldi, yine karga gibi ses çıkarsam da bana yine 'bir de uç oğlum tam karga olursun' desen, çok özledim". Gözleri dolmuştu benim de ondan bir kalır yanım yoktu gözlerim dolmuştu ama ağlamayacağım;
- Annen mi? Dedim kısık sesimle
Başını salladı, eli bu seferde toprağa gitti ve toprağı okşadı
-Nasıl öldü sakıncası yoksa anlatır mısın?"
Derin bir iç çekti.
"Annem bu ormanı çok severdi hatta babamla burada tanışmışlardı annem hep babamla burada buluşurlar mıştı kimse görmesin diye annem ve babam evlendiler ben doğdum babam mutlu ama annem daha mutlu çünkü anneme daha çok benziyorum diye aradan 7 sene geçti Cindy doğdu babam çok sevindi bir kız çocuğum oldu diye annem ve babam birbirlerini çok severlerdi ta ki ben 20 yaşıma kadar yine annem ve babam bu ormana geldiler burada oturup sohbet ediyorlardı tam da burada".
Eli ile mezarın ilerisini göstererek.
-Sonra bir kaç adam geldi babamı kaçırdılar ve...
Her ne olduysa söyleyemiyordu o söz Savaş için çok ağır bir sözdü.
-Annemi tecavüz ettiler dövdüler parçalara ayırdılar tam da burada. Dedi mezarın olduğu yeri göstererek.
Ağlamıyordu ama bu da çaresiz olduğu anlamına gelmezdi elleri titriyordu içinde feryatlar kopuyordu. Elimi omzuna koydum "Anladım seni ama ayakta durmalısın kardeşin için şuan onu da kaybetmek istemezsin değil mi?" Yüzüme şaşkınca baktı. "Hayır bir tek o kaldı onu da kaybetmek istemiyorum canımdan çok seviyorum onu";
-O zaman şimdi kalkıyorsun ve hiç olmadığı kadar dimdik duruyorsun tamam mı? Annene yapan kişileri buldun mu?" Dedim, hayır anlamında başını salladı "Tamam onları buluyorsun ve işini bitiriyorsun" bir süre sessiz kaldıktan sonra "Baban, babanı buldun mu?".
Yine hayır anlamında salladı elimi uzattım bir süre elime baktı baktıktan sonra elimi tuttu ve kaldırdım "Nasıl beni kurnaz birisine dönüştürüyor san sen de öyle olacaksın" elini bıraktım beraber ormandan çıktık ve eve girdik derin bir nefes alınca bileğindeki Rolex saatine baktı "saat 12 olmuş hadi sen yat" dedi ama ben yatmayacaktım çünkü uykum yoktu, kafamı salladım ve odama çıktım üstündekileri çıkardım ve pijamalarımı giydim bir okuma kitabı alıp koltuğuma oturdum ve okumaya başladım.
Ay ışığı az da olsa odayı biraz aydınlatıyordu, yarım saat sonra yağmur yağmaya başlamıştı kitabımı bıraktım ve dışarıya baktım aklıma annem ve babam gelmişti, ne zaman yağmur yağarsa annem geliyordu "korkma kızım biz buradayız" diyordu ama şimdi yok dudaklarım titrerken konuştum "Anne bak, yağmur yağıyor ama siz yoksunuz anne" sesim titriyordu gözlerim dolmuştu ellerim kaşınıyordu kendimi odamın balkona attım.
Yağmur damlaları yüzüme vuruyordu içimdeki ağlamayı artık tutamayacaktım yere düştüm hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım yağmur da sanki bana eşlik ediyormuş gibi hızlanmaya başladı tam da bu sırada savaş balkona geldi ona baktığımda elimle dur işareti yaptım "Gelme ağlıyorum seni öldürmek istemiyorum" dedim Savaş ise olduğu yere çivi gibi saplanmıştı;
-Asena sakinleş derin nefes al.
Dediği gibi aldım.
-Ver.
Verdim.
-Tekrardan al.
Aldım.
-Ver.
Vermiştim.
Az da olsa sakinleşmiştim gözlerimi kapattım ve bir süre öyle durdum açtığımda Savaş gelmiş kolumdan tutuyordu "Hadi kalk hasta olacaksın" yerden kalktığımda odama doğru yürüdük içeriye girdiğimizde kendimi yatağa attım. Savaş bana çatık kaşları ile baktı "üstünü değiştir öyle yat" kafamı hayır anlamında salladım Savaş üstüme gelince "geceliğini değiştir hasta olursun bak".
Ayağa kalktım yüzüne sertçe bakınca direkt dolabımın önüne geçtim yeni geceliğimi çıkarınca ona baktım "ne bakıyorsun önünde mi değiştireceğim" yanıma doğru gelince bir an korkmuştum ama bunu belli etmeyecektim, tam önümde durunca kalbim hızlanmıştı çünkü aramızda hiç mesafede yoktu aramızda baya bir boy farkı vardı 1.75 boyumda olmama rağmen onun omzuna geliyordum;
- Yarın sabah saat 5 de dışarıda ol.
Gözlerimi irice açtım.
- Ne! 5 mi ya ne yapacağız sabahın 5 inde, şafak operasyonuna mı gideceğiz?
Başını önüne eğdi büyük ihtimalle güldüğünü belli etmemek için " Yok, dövüş derslerine başlayacağız" gözlerimi devirdim ve kolundan tutarak onu odadan çıkardım kapıyı kitleyince "Unutma 5 de" diye bağırıyordu.
Üstümü değiştirince yatağıma geçtim ve uykuya dalmıştım.