Yine en sevdiğim mevsim sonbahardaydık sonbaharı çok severim pencerenin önüne geçip yapraklı yola bakmayı, sanki birisi gitti de bir daha gelmeyecekmiş gibi ya da bana mı öyle geliyor.
Oturma odasında televizyondan film arıyordum ama bulamıyordum sonra sıkılıp odama çıktım yatağıma yattım ve telefona bakıyordum yarın saatten fazla bakınca başıma ağrı girdi acıyla kasılınca bir anda telefon cızırdamaya başladı;
-Ya yine ne oldu bu telefona Ya sabır.
Telefonu bırakıp mutfağa gittim kendime kahve yaptım kahve içmeyi çok severim özellikle zift gibi olacak suyun ısınmasını beklerken bir yandan da bardağımı hazırlıyorum saate baktım 15.37 geçiyordu;
- Kahvemi içtikten sonra ödevleri yapayım ya hazır sessiz ortam.
Kahveyi yaptıktan sonra odamdaki balkona çıktım ve manzaraya bakarak kahvemi içiyordum tam o esnada yan komşunun oğlu bağıra bağıra şiir okuyordu;
- Eğer o sesini alcaltmazsan kapına dayanırım.
Ufak bir sessizlik oldu ve balkona 1.80 boylarında kumral mavi gözlü hafif çekik gözlü birisi çıktı.
-Bana mı dediniz?
- Yok ağaçlara dedim,tabiki sana dedim be bağıra bağıra şiir okuyorsun ne güzel huzurluydum içine ettin.
- Pardon şiir ezberliyordum da, istersen size de okuyabilirim.
Bir an tereddüt le baktım şiirleri fazla sevmezdim ama merak ettim "oku " dedim;
- Aşk mıydı bizi birbirimizi karşılaştıran,
Yoksa o kahve gözlerin miydi beni sana bağlayan.
Yüreğimde kelebekler,
Yüzümde gülücükler açtıran.
Yanağının yanındaki çukura gömsünler beni,
Hoşuma gitmişti güzel bir şiirdi "Kendin mi yazdın?"
Başını salladı "başka var mı" balkonun korkuluklarına yaslandı "Ne o hanım efendi şiirimi sevdiniz galiba, daha temin kızıyordunuz". Mahcup olmuş şekilde başımı öne eğdim;
- Dünya yıkılsa kalsam tek başıma,
Zaten yalnızdım fark etmez bana.
Avcıyı bekleyen av gibiyim ,
Bende kendi celladımı çok sevdim.
Elim çenemde kendimi şiire vermiştim hele özelikle "Avcıyı bekleyen av gibiyim". Beni öyle bir derinden etkiledi ki anlatılmazdı. "Çok güzel şair mi olmayı düşünüyorsunuz" dedim ciddiyle.
-Yok daha çok ajanlığa hevesliyim.
-Ooo güzel bende makine mühendisliğine bu arada adın ne?
-Kılıç Bulut
-Asena Yıldırım memnun oldum.
-Bende.
Elimi uzatacaktım ama aramızda 2-3 metre vardı uzatamadım nedense gözüme bir yakışıklı geldi ayy noluyor bana aşık olacam galiba.
- Birşey demek istiyorum ama biraz da çekiniyorum.
Bu söyleyişi biraz tedirgin ettirdi.
- Söyle.
- Yarın tarih sözlüsü var ve bende II Viyana kuşatmasını tam anlayamadım bana anlatır mısın. Dedi gözlerini kaçırarak.
Nasıl bu 11. Sınıf konusu yalnız, bu okuyor mu? Ona da şüphe ettim "Sen okuyor musun?" Baya baya şaşırarak sormuştum.
"Evet bakma boyuma ben 19 yaşındayım ve 12 ye gidiyorum annem beni okula geç yazdırmış ondan dolayı bu durumdayım"
Kafamı salladım "iyi tamam bize gel anlatayım sana" küçük çocuk gibi sevindi " ciddi misin? Hemen geliyorum" kendi kendime güldüm ve odama geçtim odamda sanki savaş olmuş gibi çok dağınıtı, hemen apar topar toparladım yaklaşık yarım saat sonra kapı çaldı kapıya koştum ama kapının önüne gelince durdum elimle saçımı düzelttim sonra kapıyı açtım;
Karşımda kılıç vardı elinde kitapla duruyordu elimle geç işareti yaptım içeriye geçince kapıyı kapattım sonra beraber odaya girdik odanın kasvetli havası bizi karşıladı kılıç ıslık çalarak "vay anasını sen burada nasıl yaşıyon, kahve tonlarında duvarlar siyah bir yatak yine kahverengi kitaplık siyah bit koltuk". Biraz gülümsedim ve koltuğa oturdu. Gözüme dikiş izi takılmıştı sağ kaşının üzerinde yuvarlak bir dikiş izi vardı ve sağ gözünün altında ise bir ben vardı. Merak ettiydim dikiş izini "Kılıç kaşının üzerindeki dikiş izi nedir?"
Elini oraya götürdü ve "küçükken babamın araba takım çantasını almıştım ve içinde uzun sivri bir şey görmüştüm onu alıp yere attıydım o da sekti ve kaşımın üzerine geldi hastaneye gittik çıkardılar ve dikiş attılar" sesizce güldüm;
-Peki sen neden babanın eşyalarını kurcalıyorsun. Dedim .Kılıç sesli güldüğünde boynuma baktı, boynumun sol tarafında doğum lekesi kırmızı bir leke vardı.
-Senin boynuna noldu peki.
-Benimkisi bir doğum lekesi ben senin kadar yaramaz değilim.
Ortama bir ölüm sessizliği çöktü, iki dakika sessiz kaldığımızda sessizliği bozan kişi ben oldum "kaç kardeşsiniz" çok saçma bir soruydu ama sessiz kalmak istemiyordum sessizliği sevmiyordum "Tek , ablam veya abim yok kardeşim de yok zaten olmasını da istemem, siz" dedi bende tek diyecektim ama bir iblis gibi ablam vardı.
- 2 bir tane ablam var, tabi ona da abla mı denir. Dedim.
Kılıç bana şaşkınlıkla baktı
-Niye ne oldu ki özel değilse anlatır mısın.
-Benim ablam yani yağmur biraz sorunlu bir iblistir kendisi beni hep döver küçük düşürmeye çalışır daha bir çok şey var. Dedim hepsini bir anlatsam ağzı açık kalırdı.
Başını salladı "anladım ama her abla kardeş arasında olur böyle şeyler" olur mu? Bir ablanın kardeşini öldürmeye çalıştığı ne zaman normal oldu. "Neyse boşverelim, biz ders çalışacaktık çenemiz düştü hadi" dedim.
Şimdiden bana bu kadar alıştıysa ileride ne yapacaz. Elinden kitapları alıp masanın üzerine koydum ;
-Hadi gel orada öylece oturmayacan herhalde.
Kılıç bir süre düşündükten sonra kalkıp çalışma masama oturdu sanki aylardan beri birbirimizi tanıyoruz hiç çekinmiyor utanmıyor. Bende balkondan sandalye getridim ve yanına oturdum kitabını aldım ve sayfaları çevirdim II Viyana kuşatmasını bulunca durdum ve defteri açtım.
"Evet anlatmaya başlıyorum, vasvar antlaşmasını biliyorsun dimi?"
Başını salladı.
-Tamam o zaman anlatıyorum vasvar antlaşmasından sonra sağlanan barış ortamı Katolik Avusturya'nın Protestan macarları mezhep değiştirmeye zorlamasıyla bozuldu.
- Birşey soracam.
-Sor tabi ki.
-Neden bu kadar güzel anlatıyorsun.
Noluyor lan! Bu bana yürümeye mi çalışıyor. "N-ne anlamadım" şaşkınlığa vurdum "Diyordum ki çok güzel anlatıyorsun bizim hoca bu kadar anlatmıyor". Daha yeni anlatmaya çalışıyorum bu ne diyor ya "Teşekkürler devam edelim".
Yaklaşık bir saate anlatmıştım dersi bölen şey ise kapının çalınmasıydı "bir dakika annem geldi herhalde" diyip kalktım kapıyı açtığımda annem gelmişti "Hoşgeldin anne" diyerek yanaklarını öptüm "Hoşbulduk kızım, kim var evde" dedi. İçeriye geçti "Anne yan komşu varya Mukaddes abla onun oğlu tarihten konu anlatıyordum anlamamış.
Annem yan yan baktı ve yüzünde bir gülümseme oluştu "Allah Allah konu anlatıyorsun" başımı salladım "iyi bakalım sen öğrencini bekletme hadi" dedi.
Odaya gidiyordum annem ne anlatmak istemişti anlamadım, odaya girdiğimde kılıç kitaplarıma bakıyordu şakasına söylenerek;
-Oğlum hadi derse. Dedim bana döndü güldü ve yerine geçti.
-Hocam konuyu anladım bence bu kadar yeterli. Dedi.
Biraz düşündükten sonra "Tamam o zaman eve gittiğinde bol bol tekrar et tamamı?" Dedim gülerek "Tamam hocam teşekkürler" bir kahkaha kopardım. "Ne demek oğlum biz hocalar size ders vermek için varız" dedim. Elini uzattı "Gerçekten teşekkür ederim Asena ".
Elini sıkmak la sıkmamak arasında kaldım sıkmasam ayıp olurdu sıksam nasıl olurdu, tereddüt etmeden elini sıktım "Rica ederim" dedim Elini sıktığımda beynimde bir kelime döndü BAŞLIYORUZ , neye başlıyorduk ne olacaktı ,bu hayatının bana oynadığı bir oyun mu? yoksa bu hayatın bana kurduğu bir kumpas mı?
Gözlerim gözlerine kenetlendi çok güzel bakıyordu sanki içimdeki bir ses "tamam burada kalıyoruz" diyordu. Elini bıraktım "Ben artık gideyim, hem evde daha bir çok ödevim var görüşürüz" dedi kapıya kadar uğurladım "görüşürüz kılıç" dedim ve kapıyı kapattım.
Annem mutfakta yemek yapıyordu "kızım, akşam ablangil gelecek hadi yemek yapalım"
Ablam mı o benim ablam mı? Abla dediğin kardeşine destek olan herkesten koruyan ve başına kötü bir iş gelmesini engelleyen bir koruma gibi birşey dir benim ablam ise yani yağmur Yıldırım ise tam bir şeytan başıma her işi açan beni öldürmeye çalışan bir iblis o benim ablam değil.
-Ablam mı hıh anne hala abla diyorsun o benim ablam değil o şeytan tamamı. Sinirlenmeye başlıyordum yine elim kaşınmaya başlıyordu.
Annem çaresiz gibi bana baktı.
-Kızım anlıyorum seni ama o senin yinede bir ablan kanından canından bir kardeşin nerdeyse.
-Anne yeter, yoruldum artık bu sefer gelişinde beni nasıl öldürecek he beni kaç kere öldürmeye çalıştı hatırlıyor musun küçükken bıçakladı hatırlıyorum ve o şerefsiz kendi bıçakladı diyordu yemeğime zehir kattı, üstüme arabayı sürdü eğer fark etmeseydim ben şuan burada yoktum anne, balkondan attı beni anne bacağım ve kolum kırılmıştı hatırlıyorsun dimi daha ne kadar anlatıyım ben ölmek istemiyorum ben yaşamak istiyorum yağmur beni neden öldürmeye çalışıyor he anne ve siz niye bir şey yapmıyorsunuz ancak hapiste 5 gün yattı.
Gözlerim dolmaya başladı sinirlerim tepeme çıkmıştı annem bu sefer bana bağırdı "Asena sakın sakın ağlama, kızım kendini toparla sakın ağlama"
"Anne neden her defasında ağlamamı engelliyorsun ağlamak istiyorum içimi dökmek istiyorum artık doldum doldum ramağa geldim küçüklüğümden beri ağlamamı istemiyorsun 'Asena ağlama, Asena ağlama ' neden anne neden, bıktım artık bende her insan gibi ağlamak istiyorum içimi dökmek istiyorum "
Odama gittim kapıyı kitledim ve yatağa oturdum artık takatim kalmadı kalmadı gücüm kalmadı bir anda miğdem bulandı sakinleşmeye çalıştım o şerefsiz yağmurun yüzünü hatırlayınca sinirlerim hopluyordu telefonu elime aldım telefon cazır cazır sesler çıkardı ve kapandı "zaten ne zaman sinirlensem bu mal icat hep mi bozulur" sakinleşmeye çalıştım nefes alışverişimi düzeltmeye çalıştım.
Kitaplığımdan rastgele bir kitap alıp balkona çıktım hava soğumuştu ama benim havaya ihtiyacım vardı. Çünkü oksijen sakinleşmemi sağlıyordu, koltuğuma oturdum kitabımı okumaya başladım yaklaşık yarım saat geçti yarım saat sonunda bir araba sesi geldi ve sonra korna sesi yağmur iblisi gelmişti bende keyfimi bozmadan okumaya devam ettim.
Üşümeye başlamıştım ama içeriye girmek istemiyordum soğuğu seviyordum insanı dinç tutuyordu, ve beynim çalışıyordu kitapta bir şiir gördüm;
Aklıma bile gelmiyorsun ,
O kadar kalbimdesin ki.
Cümleyi tekrar tekrar okudum kalbime işlemişti masamın üzerinde fosforlu kalem vardı alıp üstünü çizdim o sırada pişt diye bur ses geldi sağıma baktım kimse yoktu soluma baktım kılıç bana bakıyordu "Hayırdır haldır haldır ne okuyorsun" gülümsedim "kitap okuyorum sen ne yapıyorsun" koltuğumdan kalktım ve korkuluklara yaşlandım "bende benimle konuşan bir güzellikle konuşuyorum" yüzüne baktım biraz utanmıştım;
- Sen bu halde üşümüyor musun?
- Hayır aksine iyi geliyor bana soğuk, ben sıcak insanı değilim soğuğu severim.
-Bende sıcak insanıyım ama sana ufak bir hatırlatma unutma ki her sıcak bir soğuyu sıcağa çevirir.
Ne demek istemişti anlamadım, odamın kapısı çalmasıyla irkildim "bir dakika geliyorum" tam gidecekken "zaten benim işim var hadi görüşürüz".
Odama girdim ve kapıyı açtım hiç beklemediğim kişiyle karşılaştım,yağmur vardı " hadi gel yemek yiyelim" yine bana geliyorlardı yine bana bir sinir geliyordu yine elim kaşınıyordu "karnım aç değil" kapıyı kapatacakken eliyle durdurdu;
-Asena yemeğe gel dedim.
-Aç değilim siz yiyin yemeğinizi şimdi sen yine yemeğime zehir katmış sındır beni zehirlemeye çalışırsın.
-Ne diyon be gel yemeğe.
Sabrım kalmıyor bağıracaktım ,sabret Asena sabret "Babam çağırıyor ama" babam mı babam için her şey yaparım her şeyi, üstüme hırka alıp mutfağa geçtim annem, babam ve eniştem yemek yiyorlardı annem "kızım hadi yemek ye" dedi. İstemsizce masaya oturdum ve yemeye başladım yağmur konuşmaya başladı "Evet ,Asena ileride ne mesleği olmayı düşünüyorsun" sanane diye bağıracaktım ama annem ve babam var diye demedim;
-Makine mühendisliği. Dedim istemsizce.
Bu salakla konuşmak istemiyordum bırak konuşmayı yüzünü bile görmek istemiyorum.
-Bunun için matematiğin iyi olması gerek.
Yüzüne baktım
- Allah'a şükürler olsun tüm derslerim iyi yağmur.
Konuşmayı bölen babam oldu "kızım o senin ablan böyle konuşma" direkte konuşmaya başladım "o benim ablam değil o şeytanın da şeytanı bir iblis"
Eniştem denen varlık Burak konuştu " Eşim hakkında böyle konuşamazsın" şaşkın şaşkın ona baktım bunu o mu söylüyordu. "Sen niye her şeye maydonoz oluyorsun pardonda burada ailecek konuşuyoruz sense aileye sonradan dahil oldun o yüzden herşeye burnunu sokma zararlı olan sen olursun bay çok bilmiş, ya bir yemek yiyeyim dedim burnumdan getirdiniz".
Burak ise anneme babama "Anne baba hadi balkona çıkalım hava alalım " annem ve babam balkona çıktı ben ise sofrada hala oturuyordum ama yemiyordum elim kaşınıyordu kalktım ve banyoya gittim elimi yüzümü yıkadım yüzümü havlu ile kuruladıktan sonra arkamı döndüm yağmur vardı elini boğazıma dayayıp başımı duvara vurdu, vurdu,vurdu bedenimi yere bıraktı bilincin açıktı nefes almakta zorlanıyordum.
Kendimi zorladım kalkmaya çalıştım ama olmadı gözlerim kapanıyordu hayır bugün değil nolur bugün değil yağmur başımı tutup yüzüme baktı "Sen artık çok olmaya başladın" dedi ve başımı son kez fayanslara vurdu vurduğu gibi göğsümün aşağı uyuştu ve bilincim kapandı.