İçeriğe geç

Açık Prangalar

Bölüm 2 · 4 dk okuma

Açık Prangalar

Bölüm 2

(2)

Adalet; içi boş bir kelime. Kelime olarak var ancak anlam olarak asla yok...

2 ay önce;

Eimdeki havluyla saçlarımı iyice kurularken yatağın üstündeki telefonumu alarak bildirimlere baktım.

Mine:Bıktım bu hayattannnnnn (18.43)

Mine:Hiç heyecan verici bir şey yok hayatımdaaa (18.44)

Mine:Bu akşam bir şeyler mi yapsakk (18.45)

Mine'nin mesajlarını okurken gülmeden edemedim. Bir şeyler yapmakdan kastı gece bara gidip kafayı bulmaktı... Ne zaman böyle dese gece onu evine bırakana kadar canım çıkıyordu. Mesaj yazmak yerine onu aradım. Telefon hep elinde olduğu için ilk çalışta açtı tabi... "Gece için plan yapmaya başladım bebeğim." diye coşkuyla bağırdığında telefonu kulağımdan bir anlık uzaklaştırdım. "Olmaz Mine hanım, bu akşam maalesef ki hiç gitmek istemediğim bir davete katılmak zorundayım." Dedim.

"Kızım gitmek istemiyorsan gitme, hem ne daveti on sekiz yaşında kariyer yapmış olamazsın ne işin var?" Dediğinde haklılık payı vardı "Abimi kıramadım Mine." Telefonu hoparlöre alarak bir yandanda hazırlanmaya başladım. "Ayy bak abin dedin Kaya bir gözümün önünde canlandı." Söylemine karşı gözlerimi devirdim. Abinim hastasıydı maalesef... "Mine başlama yine."

"Yalan mı kız! Taş gibi abin var, kıymetini bil." Dedi bu seferde Mine. "Bilirim Mine, bilirim." dedim ellerimle saçımı yaparken. "Gelemiyorsan tek gidiyorum bu gece?" Minanın değine hızla cevap verdim "Git ama fazla abartma Mine!!" Cevap olarak da yüzüme kapatmıştı hanımefendi. Umursamayarak boy aynasının karşısında durarak kendime baktım.

Omuzları düşük elbisem belime inene kadar beni bir deri gibi sarmıştı. Belden aşağıya doğru ise saten, zümrüt yeşili kumaş hafif bollaşarak ancak fazla değil, bileğimin bir karış yukarısında bitiyordu. Bu elbisede en sevdiğim detay ise her adım attığımda sol taraftaki derin yırtmacın aheste aheste görüntüsüydü.

Kızıl saçlarımı dalgalandırarak aralarına dağınık örğüler örmüştüm. Makyajımda önemli olarak yanaklarımdaki çilleri fondöten ile kapatmıştım. Vişne çürüğü bir ruj sürüp dudaklarıma iyice yedirmiştim. Son kez kendimi süzüp odadan çıkarak ev ahalisini görme umuduyla aşağı indim.

Keşke inmeseydim, çünkü burası tam bir kaos gibiydi.

Salonun ortasında ayaküstü defile yapan annem elbisesini babama gösteriyordu. "Baharım çok yakışmış, harika olmuşsun." Derken annem elbisesini anlatmaya devam etti. Sanırsam babamın övgüleri onu tatmin etmemişti. "Allah aşkına ne dememi bekliyorsun hayatım. Ne giysem yakışıyor sana!" Babamın kriz yönetimi bir harikaydı.

Abim ise şiddetli bir şekilde telefon görüşmeleri yapıyordu. Birini kapatıp diğer aramaya geçiyor, sonra onu kapatıp başka aramayı cevaplıyordu. Neyle uğraşıyorsa zor olduğu kesindi çünkü üzerine giyindiği takım normlade onu hiç terletmezken şu an boncuk boncuk terliyordu.

Dalmış bir şekilde kaosu izlerken babam beni fark etti. Annemden kaçış yolu olarak beni bulan gözleri ışıldamıştı resmen. "Bal'ım ne güzel olmuşsun sen böyle... Babasının biriciği." İltifatıyla genişçe bir gülümseme belirdi yüzümde. "Tabiki de güzel olucak Fazıl, ben doğurdum onu." Annemin söylenmesine gülmeden edememiştim.

"Bal! Bu kadar harika olacağını bilseydim gelmen için ısrar etmezdim. Bu gece sana değen gözlere yazık olucak." Dedi abim. Telefon görüşmesini bitirmiş gözleri bendeydi. "Neden yazık olacakmış oğlum? Taş gibi kız doğurmuşum. Bakmayıp napıcaklar." Dedi annem.

Babam yalandan öksürdü annemin bu söylemine "Öyle demesek mi hayatım. Bende kızıma kimsenin bakmasını istemem. Tabi bakan olursa Kaya ile birlikte o gözleri oyabiliriz." Son cümlesinde babam bir de abime göz kırpmıştı. Annemle bu tabloyu sadece şaşkın bakışlarla izledik.

Tam ağzımı açıp abimle babamı gıcık edecektimki; "Hadi hanımlar artık çıkalım yoksa geç kalacağız." Diyen abim buna engel olmuştu. Evden çıktığımızda abim kendi arabasına yönelirken benim adımlarım babamın peşinden gidiyordu. Arka koltuğa kendimi attığımda annem ve babamda ön tarafda yerlerini almışlardı.

Abim arkada biz önde, araba yolcuğumuz sessiz ve sakin geçmişti. Yaklaşık yirmi dakika sonra araba hızını düşürerek durdu. Kendi kapımı açarak yavaşça arabadan indim. Gözlerim etrafda gezdiginde deniz kenarında oldukça şık bir restoranda geldiğimizi anladım. Herşey fazlası ile hoş ve fuluydu.

Abim yanıma geldiğinde bana kolunu uzatarak "Bu gece bana eşlik eder misiniz küçük hanım?" Dediğinde gülerek oyunana karşılık verdim "Tabikide eşlik ederim beyefendi." Diyip koluna girdim. Babam da anneme bu ince davranışı göstermişti tabi.

Restorandın teras katına çıktığımızda manzarayı en güzel gören masaya doğru ilerledik. Masada bizi bekeleyen ikisi erkek biri kadın olmak üzere üç kişi vardı. Abim benimle birlikte önden ilerlerken masaya varmamız ile kolumu kendime çektim, ve abim karşısındaki adam ile tokalaştığında dikkatle adama baktım.

Dağınık saçlarının bir kaç tutamı alnına düşüyordu. Dudakları bir kadını kıskandıracak kadar güzeldi. Burnu kemerli bir yapıya sahipti. Tanrı onu yaratırken yüzüne fazlamı özenmişti? Çünkü bu şekilde keskin çene kemiği ve hizalı çatık kaşlarının başka bir açıklaması olamazdı. Gözlerim gözlerine tırmandığında dondum kaldım.

Gözleri, bir ormana ev sahipliği yapıyordu. O ormanı sarmalayan kirpiklerine cabasıydı...

Gözlerim onun gözlerine değdiğinde şaşırdığım bir diğer şey ise irislerinin bende olmasıydı. Birini incelerken yakalandığım için suçluluk duyarak bakışlarımı kaçırdım. Göz ucuyla tekrar ona baktığımda dudağının bir köşesinin kıvrıldığını gördüm ancak hemen bunu yüzünden silerek bana elini uzatmıştı.

Gözlerini çekmeden "Pars Gümüşay." Dediğinde bana uzattığı eline bir kaç saniye bakarak bende elimi uzattım. Uzattığım elimi zarifçe kavrayarak tuttuğunda dudaklarımı araladım "Bal Halef."

Ancak bu yaptığımın hayatımda ki en büyük hatanın başlangıcı olduğunu bilmiyordum...

Bölüm sonu

1 yorum