İçeriğe geç

Açık Pencere

Bölüm 1 · 5 dk okuma

Açık Pencere

Bölüm 1

Geçmişten Bir Kesit

“Anne, bende seninle birlikte gelebilir miyim?” diye sordu, küçük Ember Angelice. Annesi Aless gülümsedi, “Olmaz tatlım, evde kalman daha güvenli olacaktır” dedi kızının saçlarını okşayarak.

Ember Angelice, annesinin pantolonunu çekiştirdi ve annesine yalvaran gözlerle baktı, Aless dizlerinin üzerine çökerek kızının boyuna geldi, onun sarı saçlarını okşadı ve onu öpüp kokladı, “Sana söz veriyorum, hemen geleceğim ve en sevdiğin çikolatayı da alacağım” dedi.

Ember Angelice küçük bir kahkaha attı, annesi kapıya yöneldi ve kızına son bir kez bakıp el salladı, kapıyı kapattı. Ember hemen koşarak salonun açık olan penceresine gitti, taburesini dikkatle taşıdı ve pencerenin önüne getirdi, üzerine çıkıp annesine baktı, “Anne!” diye bağırdı, Aless başını kaldırıp pencereye baktığında kızını gördü, ona el salladı ve gülümseyerek önüne döndü ve yürümeye devam etti.

Aless kimsenin olmadığı, ıssız bir sokağa girdi ve istemeden de olsa bir tedirginlik üzerine çöktü. Ember hala onu izliyordu, Aless kızının onu izlemeye devam ettiğini hissedince bir şey olmamış gibi davrandı, ama içi hiç de rahat değildi.

Adımlarını hafifçe hızlandırdı, Ember başını yana yatırdı ve gülümseyerek annesinin uzaklaştığını izledi ve tam o anda bir şey oldu ve aynı anda gelen bir çığlık…

Aless’in üzerine doğru bir adam koşarak geldi, elinde bıçak vardı. Adam, Aless’i yere yatırdı ve onun karnından beş altı defa bıçakladı, her darbede Aless’in çığlığı ıssız sokakta yankılanıyordu.

Ember bunu gördü, nefesi hızlandı ve gözleri korkuya kapıldı, gözlerinden gözyaşları dökülmeye başladı ve “Anne, anne!” diye bağırdı ama faydasız. Ember Angelice, tabureden indi ve hızlı adımlarla mutfağa geldi, babasının bacağına yapıştı ve ağlayarak “Baba, annem bağırıyor!” dedi. Ember’in babası Kane, kızının yalan söylediğini düşündü ama pencereye doğru gittiğinde, eşinin yerde yatan ve karnından kanlar akan bedenini gördü, korkuya kapıldı, kızını bırakıp hızla evin kapısına doğru koştu ama Ember de peşinden geldi ve onunla birlikte gelmek istediğini söyledi.

Kane önce durdu ve düşündü ama acele etmesi gerekiyordu, ne yapacağını bilemedi, en sonunda kızının yalvaran gözlerini görünce dayanamadı ve onun elini tutarak hızlıca binadan inmeye başladı. Ama bilmiyordu ki bu hayatının en büyük hatasıydı…

Binadan çıktıktan sonra Aless’in girdiği o ıssız sokağa girdiler ve Ember’in gözleri büyüdü, korkuyla bağırdı. Kane kızının gözlerini bir eliyle kapattı, diğer eli telefona gitti ve hızlıca ambulansı aradı.

Konuşmayı bitirdikten sonra kızına döndü, “Sakin ol Ember Angelice, annenin uykusu gelmiş o yüzden yerde uzanıyor.” dedi kızına, ama söylerken bile sesinin titremesini saklayamadı.

Kısa bir süre sonra ambulans ile birlikte polislerde geldi, Ember gözyaşları içinde babasının bacağını tuttu, “Baba, annem uyanacak mı?” diye sordu. Kane, gözlerini Aless’in bedenine dikti ve sertçe yutkundu, gözleri doldu ve “Annen ebedi uykuya daldı kızım.” dedi. Ember bunun ne demek olduğunu anlamadı, annesinin uyanacağını düşündü ama uyanmadı…

Sağlık görevlileri Aless’in karnını sardılar, kanamayı durdurmaya çalıştılar ve onu sedyeye alıp ambulans aracına bindirdiler. Sonra kapılar kapındı ve araç hızlı ve gürültülü bir şekilde uzaklaştı.

Polisler etrafı kimse girmesin diye şeritlerle ördü ve bir ekip yerde Aless’in kanlarını, o katilin izini araştırmaya başlamışlardı.

Bir polis, Kane’e yaklaştı ve sesini kısık tuttu, Küçük kızın duymasını istemiyordu. “Kane Patrick siz misiniz?” diye sordu, Kane hızlıca başını salladı ve nefesini tutuyordu, duyacaklarına hazır değildi. Polis sesini sakin tuttu ve derin bir nefes aldı ve konuşmasına devam etti, “Eşiniz olarak tahmin ettiğim kadın, bir cinayete kurban gitmiş olabilir, katili bulmamız neredeyse imkânsız, etrafta yeterli delil yok” dedi.

Kane’nin gözleri doldu, ne diyeceğini bilemedi, polis konuşmaya devam etmeden önce elini Kane’nin omzuna koydu ve hafifçe sıvazladı “Sakin olun, elimizden geleni yapacağız” dedi ama Kane buna hiç de inanmadı.

Ember dolu gözlerle babasına baktı ve “Baba, annem geri dönecek mi?” diye sordu titreyen sesiyle. Kane bakışlarını kızına çevirdi, gözyaşlarını tutmakta zorlanıyordu, “Belki geri gelecek ya da gelemeyecek ama hep seni izleyecek kızım” dedi.

***

Kane ve Ember Angelice, bir mezarlığın önünde duruyordu. Doktorların tüm çabasına rağmen, Aless aşırı fazla kan kaybettiği için bir melek olmuştu…

“Baba, annem bu toprağın altında mı?” diye sordu Ember, Kane gözlerini mezar taşından ayırmadan konuştu “Evet, annen üşümesin diye toprağın altına girdi” dedi soğuk bir sesle.

Kane, mezar taşına dokundu ve sonra dudaklarını değdirdi, taşı uzunca öptü ve sonra kızını kucağına alarak oradan uzaklaştı… Ama artık her şey eskisi gibi değildi.

Zaman geçtikçe Kane kendini alkole vurdu, sigaraya başladı ve kumar masalarından kalkmadı. Gün geçtikçe karısının ölümünden Ember Angelice’i suçlamaya başladı. Kızını sürekli dövüyor ve “Senin yaptın, senin yüzünden öldü!” diye bağırıp kızını suçluyordu. Ember günler boyunca sürekli dayak yedi, babası ona zorla tecavüz etmeye başladı.

Ember bağıra çağıra ağladı ama bunu hiç durduramadı. Kane zamanla eve kadınlar atıyor, onlarla eğleniyor, sarhoş oluyordu ve o kadınların gözlerinin önünde kızını dövüyordu, kadınlar da bunu izledikçe eğleniyordu ve hiçbir şey de demiyorlardı.

Ember altı yaşına geldiğinde ilk doğum gününü annesiz kutladı, babasından gizli bir şekilde bir tane küçük bir kek satın almıştı ve karanlık odada mumunu yakmaya çalıştı, en sonunda başardı ve kekin üzerine koydu, yere oturdu ve ellerini birleştirdi, gözlerini kapattı. “Anne, babam dedi ki ‘Annen melek oldu’ ama sen beni hiç bırakmazsın değil mi?” dedi. Gözlerini açtı, gözlerinden gözyaşları düştü ve titrek bir sesle konuştu “Anne babam bana çok kötü davranıyor, beni kurtarır mısın?” dedi.

En sonunda dileğini diledi, “Annem tekrar saçlarımı okşasın” dedi ve mumu üfledi, gözleri gökyüzüne kaydı ve gülümsedi, çünkü annesinin orada olduğunu biliyordu.

Ember sekiz yaşına geldiğinde, Kane onun kolundan sert bir şekilde tutup kapıdan dışarı attı ve ona “Seni bir daha görmek istemiyorum, sen benim kızım değilsin!” dedi ve kapıyı kapattı.

Ember Angelice, ağlayarak kapıya vurdu ve babasına seslendi “Baba lütfen… Lütfen beni… İçeri al! Çok korkuyorum.” diye ağladı ama babası ona kapıyı açmadı.

Ember çaresizlikle sokağa çıktı, üzerinde eski, yıpranmış kıyafeti vardı ve evlerine yakın olan komşun evine gitti, kapıyı çaldı. Kapı açıldığında orta yaşlardı bir kadın açtı ve Ember Angelice’yi görünce hemen dizlerinin üzerine çöktü ve onun ellerini tuttu, endişeli bir şekilde sordu “Ember! Ne oldu tatlım, bu üstün başının hali ne?” diye sordu, Ember ise “Babam… Beni evden istemiyor” dedi titrek bir sesle.

Kadın onu kollarına aldı ve sıkıca sardı, kadın Aless’in öldürüldüğünü biliyordu o yüzden de Ember’i zorlamadı ve onu içeri aldı ve ona bakmaya karar verdi.

Günler su gibi akıp geçmeye başladı, Ember zaman geçtikçe büyüyordu ve içinde intikam ateşi körükleniyordu, her gece pencereden dışarı bakıyordu ve eskiden ailesiyle yaşadığı evini izliyordu. Her eve baktığında salonun penceresinin hiç kapanmadığını ve hep açık kaldığını fark ediyordu, içinden kendine söz verdi “Annemin intikamını alacağım” dedi.

Ve Ember Angelice Patrick’in hikâyesi başladı…

***

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.