Dila
Her şey yolunda gidiyordu, çok mutluyduk. Yine her zamanki gibi spora gitmiştik Berk ile. Spor yapmayı çok severim, kendimi savunmam ve sağlığımı korumam için gerekli oluyor. Berk'in arabası serviste olduğu için toplu taşıma kullandık. Her zaman olduğu gibi spor kıyafetlerime ters ters bakan bir teyze vardı, Berk'e çaktırmamak için sakin kalmaya çalıştım.
-Dila? Sorun mu var? Canın sıkıldı birden.
Berk'in durumu anlaması çok sürmedi, bana ters ters bakıp söylenen teyzeyi fark etmişti.
-Hayırdır teyzeciğim, spor yapmaya yasak mı geldi? Ne yapalım? Spor yapmayalım da hastalıklarla mı cebelleşelim?
Teyze susup önüne döndü ve bir daha ağzını açmadı. Bir süre sonra Berk bir şey fark etmiş gibi sırtıma odaklandı.
-Ne oldu Berk?
-Sırtında ne var güzelim?
-Omurga destekli korsemi mi soruyorsun? Onu kuzenim Asi yollamıştı. Sakatlandığım için kullanıyorum. Yoksa felç kalma ihtimalim var.
-Ne oldu da sakatlandın?
-Aslında var ya tamamen benim salaklığım, 1.60 boyla 1.90 kıza blok yapmaya kalktım basket oynarken. Nasıl bir cesaretse..
Berk
Dila anlatırken, onun hissettiği acıyı her bir zerremde hissediyordum. Bu çok kötü bir his olmalı. Kim bilir kaç sakatlığı vardı bilmediğim.. Durakta indiğimizde ona sarıldım, canını acıtmamak için ekstra çaba sarf ederek.
-Çok canın acıyor mu? Tedavilerini aksatmıyorsun değil mi?
-Merak etme, baya bi düzelme var zaten. Asma yüzünü, gerçekten iyiyim.
-Sevindim, bir şey olursa söylemekten çekinme olur mu?
-Söylerim merak etme. Seni korkutmak istemem. Bir telefon kadar yakınımdasın bitanem.
-Aynen öyle. Hadi rutinimize başlayalım, Zeyna hanım.
Birlikte salona gidip rutin antrenmanlarımıza başladık.
Asel
Emir ile ilişkimiz başladığından beri biraz temkinli gidiyorum. Emir ise oldukça sabırlı, Ailesi pek istekli değil ama Emir kararlı. Umarım benim yüzümden ailesiyle arası bozulmaz.
-Emir... Korkuyorum...
-Neden?
-Ailen beni sevmiyor, görmüyor musun? Yolumuza taş koyacaklar.
-Onlar benim mutluluğumu hiç düşünmedi ki... Varsa yoksa kariyerim, bak, futbol kariyerimden memnunum ama bütün hayatımı bunun üzerine kuramam, mutlu olmalıyım, Asel. Bir aile kurmak istiyorum, sevdiğim kadınla mutlu bir yuvam olsun istiyorum.
-Umarım pişman olmazsın.
-Pişman olacağımı hiç sanmıyorum, güzelim.
Bu cevap bir nebze içimi rahatlatmıştı. Umarım dediği gibi olurdu, ağır bir yenilgiyi daha kaldıracak durumda değilim.
-Nöbetim bitene kadar bekleyecek misin böyle? Antrenman yok mu?
-Antrenmanı bitirdim de geldim, yani nöbet bitene kadar bekleyebilirim.
Omuz silktim, inatçı keçi işte. Nöbet bitiminde beraber çıktık hastaneden, biraz gezdik, yakındaki bir tezgahtan gelen sıcak kestane kokusu, çok iştah açıcıydı.
-Canım kestane çekti ya.
Emir, tezgaha gidip elinde gazete kağıdından yapılmış iki külah dolusu kestaneyle yanıma geldi. Birlikte kestanelerimizi yiyerek yürümeye devam ettik.
-Teşekkür ederim Emir
-Lafı bile olmaz, sevgilim. Demek kestaneyi çok seviyorsun.
-Deli misin? Bayılırım. Küçükken bunun kabuğuna çizik atıp fırında ısıtır, öyle yerdik.
Ben bıkmadan bir şeyler anlatırken, Emir, ilgiyle beni dinliyordu. Konuşmaya kendimi o kadar kaptırmıştım ki eve geldiğimizi fark etmemiştim.
-Sevgilim, geldik.
-Ne çabuk! Nasıl bir konuşmuşsam, kusura bakma ya, dır dır dır kafanı şişirdim senin de.
-Yoo, ben hiç şikayetçi değilim. İstersen çenen ağrıyana kadar konuş, sıkılmam.
-Ne yani, susmamı istemez misin?
-Neden susmanı isteyeyim? Anlattığın her şey, bana masal gibi gelir.
Saçlarıma küçük bir öpücük kondurduğunda gülümsedim. Kapıyı açıp içeri girecekken öpücük yollayıp, el salladım. O da gülümseyerek el salladı, ardından içeri girdim.
Asi
Tuna ile birlikte çok güzel vakit geçiriyorduk; ilk başlarda tutuk davransam da zamanla alışmıştım, birlikte bazen lunaparka gidiyorduk, bazen sinemaya. Sabah yine ondan gelen bir mesajla uyandım.
Kimden: Aşk
"Günaydın denizkızım, kapındayım, haftasonunu beraber geçiririz diye düşünmüştüm."
Gülümseyerek cevap yazdım.
"Geliyorum, aşkım."
Hemen hazırlanıp, koşar adım dışarı çıktım. Tuna, her zaman bindiği siyah Nissan GT-R yerine, lacivert bir Vespa GTS ile kapıda bekliyordu.
-Şaka yapıyor olmalısın!
-Ne oldu denizkızım?
-Bu sefer bir Vespa ile gelmişsin! Her zaman bunlardan biriyle gezmek istemiştim!
Tuna, bu çocuksu tepkime güldü. Be vicdansız, böyle güzel gülme ya! Sonra tutup ısıracağım o yanaklarını o olacak!
-E atla o zaman, güzellik.
Bana bir kask çıkarttı, kaskı kafama taktıktan sonra Tuna'nın arkasındaki boş yere oturdum, ona sıkıca sarıldığımda gülümsedi ve yola çıktık.
-Nereye gidiyoruz?
-Apar topar çağırdığım için kesin kahvaltı yapmaya fırsatın olmamıştır. O yüzden önce kahvaltı yapacağız.
-Ama sonrasını söylemem diyorsun. E peki o zaman, gidelim.
Yol boyunca konuşmadık, ama ona böyle arkadan sarılmak tuhaf hissettiriyordu. Oldukça güzel dekore edildiği belli olan bir mekanın önünde durduk.
-Burası oldukça güzel görünüyor.
-Hadi içeri geçelim, denizkızım.
Birlikte güzel bir kahvaltı yaptık. Öte yandan, Tuna, sürekli hakkımda merak ettiklerini soruyordu.
-Bir şey sorabilir miyim denizkızım?
-Elbette.
-Canını sıkmak ya da üzmek istemiyorum, sadece merak ediyorum...
Neden bahsettiğini anlamıştım. Derin bir nefes aldım, anlatmazsam içimdeki yük giderek büyüyecekti.
-Eğer bahsettiğin, o günler boyunca onun bana zarar verip vermediği ise... Verdi. Ne zaman kardeşini korumaya kalksam...
Tuna yumruğunu sıktı, parmak boğumları bile neredeyse beyazlamıştı. Gözleri kan çanağıydı, dokunsam ağlayacak gibi...
-İnan bana, çok denedim...
-Şşş, biliyorum... Senin bir suçun yok... Hadi gidelim.
Hesabı ödedikten sonra, elimi tuttu ve oradan uzaklaştık. Kaskımızı takıp Vespa'ya bindik ve yollara düştük.
-Hiç akvaryuma gitmiş miydin, denizkızı?
-Hayır.
-Bir sonraki istikamet belli oldu o zaman.
-Akvaryuma mı gideceğiz?
-Evet. Sen mutlu olacaksan, her şeyi yapabilirim.
-Delisin sen.
-Yalnızca sana deliyim, denizkızım.
Kahkahalarla güldüm bu sözlerine, yaramaz bir çocuktan farkı yoktu. Birlikte akvaryuma vardığımızda, gördüğüm manzara, ağzımı açık bırakacak kadar güzeldi. Bir süre akvaryumda dolaşıp, o muazzam canlıları izledik. Daha doğrusu ben izlerken, Tuna, hayran hayran beni izliyordu. Adım gibi eminim.
-Çok merak ediyorum, şimdiye kadar kaç defa ifşalanmışımdır?
-Bilmem, saymayı bıraktım. Bunun için beni suçlama, çok güzel bir denizkızıyla sevgiliyim.
-Senin yüzünden tüm gün domates gibi kıpkırmızı gezeceğim.
Arkamdan sarılıp, boynuma küçük bir öpücük kondurdu. Harika! Kırmızı olduğum yetmiyor gibi bir de yüzüm yanıyor.
-Çok mu seviyorsun, beni utandırmayı?
-Ne yapabilirim? Utandığında çok tatlı oluyorsun, hem gerçekleri söylüyorum. Laf olsun diye iltifat eden biri değilim. Çok güzel bir denizkızısın.
Arkamı dönüp onun sarılışına karşılık verdim. Birlikte oradan ayrıldık, bir sonraki durağımızın ne olduğunu merak ediyorum.
-Şimdi nereye gidiyoruz?
-Nereye istersen, sen seç.
-Hmm, biraz düşüneyim. Aslında hayvan barınağına gidip bir hayvan sahiplenmek istiyorum. Hem, kızların da hoşuna gider ama bir sormam lazım.
-Tabii ki güzelim, barınağa gidince sorarız, şimdi hareket halinde konuşman tehlikeli olabilir.
-Haklısın.
Barınağa gittiğimizde, önce kızları aradım.
-Alo? Kuzen? Her şey yolunda mı?
-Yolunda kızlar, aslında size bir şey soracağım.
-Dinliyoruz.
-Tuna ile birlikte barınaktayız da, bir hayvan sahiplenelim diyorum. Siz ne diyorsunuz?
-Asel olur diyor, yanımda o da. Benim için de sıkıntı yok. Bize yoldaş olur hem. Bakımını da yaptırırız.
-Olur diyorsunuz yani?
-Aynen, hem çok güzel düşünmüşsün.
-Tamamdır o zaman, evde görüşürüz.
Telefonu kapattıktan sonra, Tuna ile barınağı gezmeye başladık.
-Kızlar ne diyor?
-Onayladılar, bize de yoldaş olur diye düşünüyorlar.
-Sevindim. Hangisini sahiplenmek istersin?
Düşündüm, daha sonra bir Alman çoban köpeği dikkatimi çekti, yanında iki yavru kedi duruyordu, onları koruyordu ve bize temkinli bakıyordu. Korktuğunu anlamıştım. Açıkçası birini almak istesem izin vermeyeceği belliydi. Fotoğrafı çekip kızlara sordum, onay verdiklerinde, kararımı verdim. Üçünü de sahiplenebilirdik.
-Tuna, düşündüm de bence şu üçünü sahiplenebiliriz. Kızlar da olur dedi.
-Olur, harika düşünmüşsün güzelim. Gerekli işlemleri halledelim gel.
İşlemleri hallettikten sonra, Tuna sahiplendiğimiz hayvanların bakımı için veteriner bir arkadaşıyla görüştü. Çok geçmeden, sahiplendiğimiz hayvanları alıp kliniğine götürmek için gelmişti, haber vereceğini söyleyerek uzaklaştı. Biz de oradan ayrılıp, eve doğru yola çıktık.
-Senin de hayvan sahipleneceğini tahmin etmemiştim.
-Senin hayvan sahiplenmek konusunda isteğin ve hayvanlar konusunda gösterdiğin hassasiyet beni de etkiledi.
-Bak sen, üzerinde bu kadar büyük bir etkim olduğunu bilmiyordum.
-Sen benim iyilik meleğimsin, benim üzerimdeki etkini bilsen şaşırırdın.
Kahkahalarla güldüm, beni eve bırakıp, yanağıma küçük bir öpücük kondurduktan sonra uzaklaştı.