Asi
Koca şehirde, bir adresi bulmanın ne kadar zor olduğunu unutmuşum. AGH! Hay aksi! Kızın tekine çarptım, iyi mi? Off kafaaam! Hatun da demir çelik mübarek! Aa! E bu benim kopyam!
-Afedersiniz, çok çok özür dilerim.
-Asi? Kuzen?
Kuzen? İkiz olmasın? Ben şok! Adımı nereden biliyor ya?
-Hatırlamaman normal, baya uzun zaman oldu, Dila ben.
Yok artık! Dila, kuzenim miydi? Ben çocukluğumun yarısından fazlasını bu kızla geçirmiştim. Belki de tonla anımız vardı bu kızla! Beş koca sene aynı okulda okuduk, ve bunca sene bu gerçeği fark etmedik, öyle mi? Sevinç ve şaşkınlıkla, kuzenime sarılıp, yılların özlemini dindireceğimiz sırada iğrenç bir ses bu anın içine etmişti.
-Ooo, Dila! Kim bu fıstık?
Ya mermiden hızlı koşuyor, ya canı dayak istiyor. Dibime dibime girdi, Dila ise öfkeden kuduruyordu. Kollarımı çözüp, dirseğimi gözünün astarına patlattım. Tabii, küfür kıyamet gırla!
-Taygun! uzak dur. Bak kaşınıyorsun, demedi deme!
Dila'nın uyarısını iplemedi tabii, kulaklarımı çınlatan küfür kıyametin ardından toparlanıp bileğime yapıştı ayı!
-Bana bak, kızım! Dila'nın borcunu sen ödeyeceksin! Ya güzellikle, ya zorla!
Efendim???? Tek kaşımı kaldırıp, ne oluyor dercesine Dila ya baktım. Cevap gelmeyince, sonra anlatır deyip, karşımdaki kalantor cenabete boştaki yumruğu çaktım. Tam isabet! Sonrasında, nefes almasına dahi imkan vermeden, ardı ardına tekme, yumruk, dirsek kombolarını yapıştırdım. Derken, oldukça gür bir ses duyuldu:
-DİLAAAAAA!
Sanırım, gelen benim müstakbel eniştemdi. Maşallah, öyle bir uçtu ki Taygun'un üstüne, herif iki seksen yengen! Sağlı sollu kroşeleri ardı ardına sıraladıktan sonra, herifi öylece bırakıp bize döndü. Dila ise, soğuk ve mesafeli bir şekilde ona teşekkür etti.
-İyi misiniz, hanımlar?
-İyiyiz Berk, sağol.
-Ehhem! Ne oluyor, bana da anlatacak mısınız?
Adının Berk olduğunu öğrendiğim çam yarması, müstakbel eniştem, araya girdi.
-Merhaba baldız, adım Berk Ertüzün . Şu inatçı küçük hanımın spor hocası oluyorum.
-Memnun oldum, ben de Asi, şu inatçı keçinin ikizi, ay pardon kuzeni oluyorum.
-Yandım desene.
-Bilmem artık.
Bir süre daha konuştuktan sonra Dila ile birlikte valizleri toparlayıp Dila'nın evine gittik. O kadar ısrar etmişti ki, onunla kalmam için, düşünün oda bile hazırlamıştı. O akşam, kız kıza konuşurken konu Berk'e geldi.
-Şeytan diyor, git indir dambılı kafasına!
-Sahi ya, sabah hesap soramamıştım anlat bakalım Dila hanım, o Taygun dümbüğü kim? Seni nereden tanıyor? Ne borcundan bahsediyor? Berk ile nasıl tanıştınız, ve sana ne yaptı da bu kadar kızgınsın?
Dila göz devirdi ve anlatmaya başladı.
-Taygun, üç senemi ziyan eden aşağılık herif. Bahsettiği borç da, benden elde edemediği şey, anlarsın ya.
Galiba bütün sinirlerim tepemde toplanıp, Kafkas dansı yapıyor!
-Kuzen sakin, bak gerekeni yaptın sen, sakin.
-Evet kuzen, ikinci sorumun cevabını bekliyorum.
-Berk'e gelince, spora yazılmıştım, derken daha ilk dakikadan ilgi gösterdi, düşün arkadaşları geldi, ona rağmen benim dibimden ayrılmadı. Görsen, ha bire burnumun dibinde, böyle bir değişik bakıyodu. Hayran kalmış gibi. Bir gün es kaza elimi tuttu, sonra da buluşmak istediğini ima etti. Kızgınlığıma gelince, kıskandım diyelim, kızın biriyle samimi bir şekilde konuşurken görünce, delirdim.
Kendimi tutamayıp, kahkahalarla gülmeye başladım. Dila ise ufo görmüş masum köylü gibi suratıma baktı.
-Kuzen ya, sen var ya alemsin. Helal kız!
-Herhalde, benim olana sahip çıkarım. Hem kıskanmak erkeklere mi mahsus bir tek, kız?
-Doğru diyorsun.
O akşam bir süre daha konuştuk. Derken kapı çaldı. Kapıyı açtığımda gördüğüm yüzle tabiri caizse suratına araba farı tutulmuş tavşan gibi bakakaldım.
-Asel? Rüya mı görüyorum yoksa gerçekten sen misin?
-Benim kuzuuu! Ee kapıda mı kalacağım böyle?
-Buyur gel, dur valizleri alayım önce.
Dila önce biraz şaşırsa da, sonradan Asel'i tanıyınca sevmişti. Onun da başından, on senelik zorlu bir ilişki geçmişti, ve o günden beri kalbini aşka kapatmıştı. Tabii, biz üç umutsuz vaka için, her şey değişmek üzereydi. Bir süre konuştuktan sonra, odalarımıza çıkıp uyuduk. Yarın bizi bambaşka bir gün bekliyordu.
(Ertesi sabah)
Asel
İlk iş günü, ve yepyeni bir başlangıç, hazırlanıp kızları uyandırdım, ve kahvaltıyı hazırlamaya giriştim. Dila, önce okula, sonra da spor salonuna gidecekti. Asi ise, öğretmenlik yapmaya başladığı okula gitmek için hazırlanmıştı. Şansa bakın ki ikisi de aynı okuldaydı, Dila, beden eğitimi öğretmeni, Asi ise, ingilizce öğretmeniydi. Ben de, bir hastanede hemşire olarak işe başlamıştım. Hepimiz iş için evden çıktık. Ben, hastaneye gitmek üzere, yola koyuldum. İlk gün için fazla yoğun bir tempoydu. Gün biterken, futbolcu olduğunu tahmin ettiğim biri, yaralı bir vaziyette geldi. Gerekli müdahaleyi yaptım. O sırada, durmaksızın bana bakıyordu. Nedenini anlamadım, ama bunu anlamam çok uzun sürmeyecekti.
O günden sonra sık sık gelmeye başladı. İlle de beni görmek istiyor, türlü bahaneler buluyordu. Çıldırmak üzereydim.
-Asel! Seninki geldi yine!
-Off! Geliyorum!
Yanına gittiğimde, muzip bir gülüşle beni bekliyordu. Yarasının pansumanını değiştirirken, dayanamayıp sordum.
-Başıma bela mısın, sen?
-Sadece seni tanımak istiyorum. Bir şans veremez misin, Asel?
Yok artık! Benim adımı da öğrenmiş! Kesin hastaneden biri ötmüş olmalı.
-İsmimi öğrenmişsin, yalnız, ben seni tanımıyorum.
-Emir Arslan, memnun oldum.
-Ben de öyle.
Yüzündeki o muzip gülümsemeyi eksik etmediği yetmezmiş gibi, bir de göz kırptı. Ben de öylece kalakaldım. Ne oluyor bana yahu? Kalbim vitesi çoktan beşe takmış, son sürat atıyor resmen!
Asi
Okulda kısa, ve klişe bir tanışıp kaynaşma faslına ek olarak, standart bir ders temposuyla başlangıç yapmıştım. Benim aksime, oldukça enerjik bir halde okuldan çıkan Dila, spor salonuna gitmişti, sanki bütün gün hareket ettiği yetmiyormuş gibi.
Ben de biraz nefes almak için deniz kenarına gittim. Havanın bulutlu olmasına aldırmadım tabii. O uçsuz bucaksız mavilerin tadını çıkardım. Tabii, ifşalandığımdan habersiz... Eve dönüp, üzerimi değiştim, ve bir sonraki günün konularını hazırladıktan sonra bilgisayarda biraz takılayım dedim. Hay demez olaydım.
Tnrdg: "Rüya mısın, gerçek mi?"
Bir yarım saat boyunca fotoğrafa baktım, belki rüyadır dedim, gözlerimi ovuştura ovuştura baktım, kendime çimdik attım, yok! Bu basbaya benim fotoğrafım!
-LAAAAAAAAAAAAAAAAANNNNNNNNNNNNNN!!!!!!!!!!!!
-Kuzen destur, sesin salondan duyuldu ne olu.... Oha!
-Oha tabii, şuna bakar mısınız?
-Asi, bu sensin değil mi, ben yanlış görmüyorum?
-Aynen öyle kızlar, ayrıca bu kişiyi daha tanımıyorum bile!
Dila ve Asel sinsice birbirlerine bakıp güldü ve aynı anda konuştular.
-ARAŞTIRALIM!
Saatler süren araştırmadan sonra, gelen bildirim yığınına baktım, ve koca bir OHA çektim. Küçük bir mesaj, üstüne bir de habersiz çekilmiş, ve etiketlenmiş olduğum video, bu da yetmezmiş gibi bir de post atmış! DM'ye girip yazdığı mesaja baktım, ve ufaktan ufaktan salça kıvamına gelmeye başladım.
"Yakalandın, denizkızı! İnkar etme, sen olduğunu biliyorum. Şunu sakın unutma ki, bundan sonra peşindeyim, bırakmam!"
Videoya baktım kısaydı, videoda oturduğum yerden kalkmış, ve gülerek dalgalarla dans etmeye başlamıştım. Bu gerçekten utanç verici ve çocukçaydı. Yalnız anlamadığım, açıklama kısmında yazanlardı. Bu çocukça tavrımdan etkilenmiş olamazdı değil mi?
" Diz çöktü kalbim, masum bir gülüş karşısında."
Şaşkın şaşkın ekrana bakmayı kesip, DM ye geri döndüm ve tek bir şey dedim:
"Sen kesinlikle delisin! "